bugün
- romanya52
- karton toplayan çocuk16
- sözlüğün meme platformuna dönmesi4
- almanya25
- sözlük kızlarının ojeleri17
- vietnam da gençleştirme ameliyatı olan adam9
- otel odası8
- sözlükteki ayakçılar9
- fatma betül sayan kaya39
- türkiye23
- avrupanın en ucuz mazotunu kullanıyoruz21
- nick vermeden bir yazara seslen14
- kadınların sapık olması10
- 2 gecede 40 bin iranlıyı katleden molla rejimi13
- bir zirve yapsak kim kimin yanında oturur33
- dünya61
- sözlüğün tek ve mutlak hakimi2
- nikola tesla'nın kürt olması10
- hiçbir şeyin sarmaması10
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir17
- yunanistan12
- açılı nude5
- güzel memelerin öpülmeye değer olması4
- gilded ile yağan yağmuru izlemek4
- pencere açık uyumak3
- meme yalarken düşünülen şeyler3
- meksika açmazı macerası12
- başka ülkelre vatandşlk başvrsu yapn milltvekilri12
- usualsuspect'i tedavi ettirmek8
- tüm dünyada faşizmin yükselmesi5
- 8 dakikadır entry girilmiyor2
- anın görüntüsü31
- mehdinin en sevdiği balık7
- mal mısın sorusuna verilebilecek alternatifler3
- fon soruşturmasında tedbirlerin kaldırılması3
- hentbol5
- amerika birleşik devletleri31
- iran dışişleri bakanı arakçi'nin açıklaması2
- 27 eylül 2026 almanya yunanistan maçı7
- 2 hesap kullanan sözlük yazarları2
- 27 eylül 2026 anadolu efes beşiktaş maçı4
- çok uykum var3
- butlancıların birbirine girmesi5
- sözlüğün en iyi gammazı3
- 4 büyükler bu transferleri nasıl yapıyor3
- offf çok sıkıldım sözlük4
- güne bir nostaljik şarkı bırak ulen9
- ermeni rum soykırımını inkar etmek16
- yarın iş var5
- ne yapsam iyi olur9
(bkz: toprağam)
''29 Kasım 1963
Sevgili Kardeşim Zürfettin,
Galatasaray-Zürih maçını basın tribününden seyrettim (...) Zürihli topçulara baktım, maşallah hepsi de besili oğlanlar.. Bizimkiler onların yanında dövüşken ispenç horozları gibi kalıyor. Zürihliler niye böyle yapılı, kalıplı diye düşündüm ; nedenini de buldum. Coğrafya dersinden de bilirsin ya, dünyanın en uygar ülkesi denilen isviçre'nin inekleri pek ünlüdür. Bol süt verirler ve sütleri de besleyicidir. Dediklerine göre 300 kiloluk inekten yılda 3000 kilo süt sağarlarmış, sen şu uygarlığa bak ! Hoş, bizde de 300 lira aylıklı memurdan yılda 3000 lira vergi sağarlar ya..
Derler ki isviçre'nin zenginliği önce ineklerden, sonra turistlerden gelirmiş ; çünkü ikisi de sağılır. Ama bir meraklı istatistikçi üşenmeyip hesaplamış ; o küçücük isviçre'de "eşref-i mahlukat" denilen insanlar ve "cem-i cümle mahlukat" hep birden inek kesilip kırk çeşme yalağı gibi şakır şakır süt verseler, yine o isviçre bugünkü kadar zengin olamazmış. Bu yargının sonucu şöyleymiş : isviçre, bankalarına kaçırılan yabancı paralarla zengin olmuş. Ama bunu açıklamaya utandıklarından, suçu zavallı ineklerin üstüne atıyorlarmış. Demek ki isviçre'nin asıl zenginliği iç ineklerden değil dış ineklerden sağlanıyor.
Affedersin, bizim ineklere gelince.. Yerli ineklerimiz 20 okka saman yer, 200 gram süt verir, onu da arka ayağıyla devirir, derler..''
(AZiZ NESiN, 29 Kasım 1963, "Akşam" gazetesi)
Sevgili Kardeşim Zürfettin,
Galatasaray-Zürih maçını basın tribününden seyrettim (...) Zürihli topçulara baktım, maşallah hepsi de besili oğlanlar.. Bizimkiler onların yanında dövüşken ispenç horozları gibi kalıyor. Zürihliler niye böyle yapılı, kalıplı diye düşündüm ; nedenini de buldum. Coğrafya dersinden de bilirsin ya, dünyanın en uygar ülkesi denilen isviçre'nin inekleri pek ünlüdür. Bol süt verirler ve sütleri de besleyicidir. Dediklerine göre 300 kiloluk inekten yılda 3000 kilo süt sağarlarmış, sen şu uygarlığa bak ! Hoş, bizde de 300 lira aylıklı memurdan yılda 3000 lira vergi sağarlar ya..
Derler ki isviçre'nin zenginliği önce ineklerden, sonra turistlerden gelirmiş ; çünkü ikisi de sağılır. Ama bir meraklı istatistikçi üşenmeyip hesaplamış ; o küçücük isviçre'de "eşref-i mahlukat" denilen insanlar ve "cem-i cümle mahlukat" hep birden inek kesilip kırk çeşme yalağı gibi şakır şakır süt verseler, yine o isviçre bugünkü kadar zengin olamazmış. Bu yargının sonucu şöyleymiş : isviçre, bankalarına kaçırılan yabancı paralarla zengin olmuş. Ama bunu açıklamaya utandıklarından, suçu zavallı ineklerin üstüne atıyorlarmış. Demek ki isviçre'nin asıl zenginliği iç ineklerden değil dış ineklerden sağlanıyor.
Affedersin, bizim ineklere gelince.. Yerli ineklerimiz 20 okka saman yer, 200 gram süt verir, onu da arka ayağıyla devirir, derler..''
(AZiZ NESiN, 29 Kasım 1963, "Akşam" gazetesi)
bırakın yahu artık şu jargonu.
yok yüzde 60 ı salakmış. o 60 ın içinde sende varsın senin ailende var. ha herkes 40 lık kısmı istiyor o ayrı bir mevzu. Bunu yazınca siz 40 lık kısma girmiyorsunuz. Lütfen yeter artık yani. adamın arkasından ya işte çok haklıydı falan diye güzelleme yapmanın anlamı yok. Şimdi çıkıp birisi 70 i aptaldır alkışlayacak mısınız ? eminim bunu elinde rakı bardağı ve üzerinde smokini olan birisi yaparsa alkışlarsınız. Sırf ateist kimliğini bildiğiniz için bu güzellemeler. diyanet işleri çıkıp böyle bir şey söylese.... katli vacip değil mi ?
buyrun size 60 lık aptallık ile baş başa bırakıyorum.
yok yüzde 60 ı salakmış. o 60 ın içinde sende varsın senin ailende var. ha herkes 40 lık kısmı istiyor o ayrı bir mevzu. Bunu yazınca siz 40 lık kısma girmiyorsunuz. Lütfen yeter artık yani. adamın arkasından ya işte çok haklıydı falan diye güzelleme yapmanın anlamı yok. Şimdi çıkıp birisi 70 i aptaldır alkışlayacak mısınız ? eminim bunu elinde rakı bardağı ve üzerinde smokini olan birisi yaparsa alkışlarsınız. Sırf ateist kimliğini bildiğiniz için bu güzellemeler. diyanet işleri çıkıp böyle bir şey söylese.... katli vacip değil mi ?
buyrun size 60 lık aptallık ile baş başa bırakıyorum.
Aziz Nesin'in 1994 yılında;
❝Türkiye'nin %60'ı aptaldır.❞
demesinin ardından kendisine açılan davada;
❝Aman yapmayın etmeyin, ben kaybedersem cezamı çeker çıkarım ama siz kaybederseniz aptallığınız tescillenir❞
dese de dinletememiş ve mahkemeyi kazanmıştır.
❝Türkiye'nin %60'ı aptaldır.❞
demesinin ardından kendisine açılan davada;
❝Aman yapmayın etmeyin, ben kaybedersem cezamı çeker çıkarım ama siz kaybederseniz aptallığınız tescillenir❞
dese de dinletememiş ve mahkemeyi kazanmıştır.
aynı zamanda, bir müslüman kemalist olamaz , olursa ya cahildir ya da takiye yapıyordur demiştir.
apocu biri.
görsel
Güzel bir Aziz Nesin fotoğrafı.
1933 yılında, henüz Kuleli Askerî Lisesi öğrencisiyken çekilmiş. Soldan üçüncü genç kendisi.
Güzel bir Aziz Nesin fotoğrafı.
1933 yılında, henüz Kuleli Askerî Lisesi öğrencisiyken çekilmiş. Soldan üçüncü genç kendisi.
Gerçegimizi yüzümüze vuran ve tam isabet tespit yapan türk edebiyatının büyük yazarlarindan.
“Ölülerin sesini diriler duymaz; tıpkı dünyada gerçekten yaşayanların, kendilerini yaşıyor sananların seslerini duymadıkları gibi...”
“Bu soğuk morgta, uzun kirpikleri kar tutmuş, saçları buzlanmış, güzel bir kız var.
- Sen neden öldün? diye sordum.
- Benim hayatım bir romandır, diye başlayıp serüvenini anlattı.
ilginç olmadığı için yazmıyorum. Hergün gazetelerimizde hava raporu ya da altın fiyatları gibi yazılan normal cinayetlerden birine kurban gitmiş. “
Aziz nesin - ölmüş eşek
“Bu soğuk morgta, uzun kirpikleri kar tutmuş, saçları buzlanmış, güzel bir kız var.
- Sen neden öldün? diye sordum.
- Benim hayatım bir romandır, diye başlayıp serüvenini anlattı.
ilginç olmadığı için yazmıyorum. Hergün gazetelerimizde hava raporu ya da altın fiyatları gibi yazılan normal cinayetlerden birine kurban gitmiş. “
Aziz nesin - ölmüş eşek
aziz whatareyou.
inancı sebebiyle Türkiye in sevmediği çok değerli yazarımız. Adamın söylediği herşey harfi harfine çıktı. Bir cümlesi var Türk halkının yüzde 60ı aptaldır diye gerçekten çok haklı.
türk milletine aptal diyen...
(video artık mevcut değil)
Hemşerimdir.
Türk halkı hakkında söylemlerine doğruluk payı verilebilecek bir insandı kendisi. Erken kaybettik.
Dincilerin aksine para pula tapmayip ,servetini çocuklar için kurduğu vakfa bağışlamıştır.iki senede mezunu olduğum Darüşşafaka lisesinde okumuştur.
Bir soru cümlesi.
Aziz nesin?
Aziz nesin?
görsel
Aziz Nesin gürültü çıkaran komşusuna nasıl bir mektup yazmıştır?
“Sevgili Kazım Bey’ciğim,
Hiç grev yapmadan, Pazar günleri bile çalışan, apartmanın ikinci katındaki fabrikanızdan dolayı sizi candan kutlarım. Büyük bir icat üzerinde çalıştığınızı tahmin ettiğimden, bu saate kadar kıyıp da fabrikanızın çalışmasını engellemek istemedim. Ama böyle giderse, her zaman faal olan fabrikanızın altında çalışıp para kazanamayacağımdan, bizim aileyi de geçindirmek size düşecek. Çok uzun zamandan beri fabrikanız çalıştığına göre, bir büyük gemiyi parça parça yapmakta olduğunuzu tahmin ediyorum. Herhalde parçaları birleştirip gemiyi yapınca hepimizi şaşırtacaksınız. Artık bugün akşam olmak üzere. Acaba fabrikanızı bir iki saat paydos edip, biraz da benim çalışmama müsaade eder misiniz? Bu iyiliği bir yazardan esirgemeyeceğinizi düşünerek, size hürmet olarak imzalı bir kitabımı gönderiyorum. En iyi komşuluk duygularımla."
AZiZ NESiN ...
https://www.facebook.com/...5/posts/3225289157596795/
Aziz Nesin gürültü çıkaran komşusuna nasıl bir mektup yazmıştır?
“Sevgili Kazım Bey’ciğim,
Hiç grev yapmadan, Pazar günleri bile çalışan, apartmanın ikinci katındaki fabrikanızdan dolayı sizi candan kutlarım. Büyük bir icat üzerinde çalıştığınızı tahmin ettiğimden, bu saate kadar kıyıp da fabrikanızın çalışmasını engellemek istemedim. Ama böyle giderse, her zaman faal olan fabrikanızın altında çalışıp para kazanamayacağımdan, bizim aileyi de geçindirmek size düşecek. Çok uzun zamandan beri fabrikanız çalıştığına göre, bir büyük gemiyi parça parça yapmakta olduğunuzu tahmin ediyorum. Herhalde parçaları birleştirip gemiyi yapınca hepimizi şaşırtacaksınız. Artık bugün akşam olmak üzere. Acaba fabrikanızı bir iki saat paydos edip, biraz da benim çalışmama müsaade eder misiniz? Bu iyiliği bir yazardan esirgemeyeceğinizi düşünerek, size hürmet olarak imzalı bir kitabımı gönderiyorum. En iyi komşuluk duygularımla."
AZiZ NESiN ...
https://www.facebook.com/...5/posts/3225289157596795/
görsel
Bursa’da tanıştığım başka bir kitapçıya gittim.
-“ingilizce ders verilir.” diye bir kağıda yazsam da, sizin dükkanın camına kağıdı yapıştırsam, nasıl olur?
-iş çıkmaz! dedi.
-Neden?
-Şimdi herkes ingilizce ders veriyor. Manav dükkanlarından, berber dükkanlarına kadar bak, hepsinin camında “ingilizce ders verilir” diye kağıtlar asılı… Ağaçlara, duvarlara bile kağıt asmışlar. ingilizce dersi bu hızla giderse, ders verenler dersi alanlardan fazla olacak. O zaman, Türkçe ders verenlere iş çıkacak. En iyisi, siz Türkçe dersi verin.
Güldüm.
-Şaka değil, dedi, şuraya “Eski Türkçe dersi verilir” diye bir kağıt asalım, bak kaç kişi gelecek.
Dediğini yaptık. Bir hafta sonra dört öğrencim oldu. Bunlar, dokuzla on üç yaş arasında çocuklardı. Eski kitapları okumak isteyen gençlerden gelir sanmıştım, oysa çocuklar geldi.
Önce bir baba geldi.
-Kuran dersi verir misin? dedi.
Bu, hiç hesapta yoktu.
-Veririm… dedim.
Adam, çocuğunu göndermeden önce, beni Kuran’dan bir sınava çekti. Vaktiyle hafız olmanın bir zaman gelip yararını göreceğimi hiç ummamıştım. Kuran öğrencileri birken iki, ikiyken üç oldu.
Her sabah Ulucami’ye gidiyoruz. Öğrencilerime Kuran dersini camide veriyorum. Öğrenciler sekize çıkınca, başıma bir iş gelecek diye korkmaya başladım. Çocuklarının iyi yetiştiğine memnun babalar birbirlerine haber veriyorlar. Çocuklardan birinin babası, bigün,
-Maaşallah, çok çabuk öğretiyorsunuz, dedi. Bizim oğlana bir hoca ders veriyordu. Oğlan bir yılda “Amme”ye gelemedi.
Durum iyi. Hani içimden, “Sürgünden sonra da Bursa’da kalsam, bu Kuran dersi hiç de kötü iş değilmiş…” diye geçiriyorum.
Bir sabah yine Ulucami’de bekledim. Öğrencilerimden hiçbiri gelmedi. Ertesi gün de gelmediler. Camide tanış olduğum, müezzin ya da kayyum gibi biri vardı, ona nedenini sordum. Kem küm ediyor, ağzından baklayı çıkarmıyor.
-Hastalanmışlardır, diyor.
-Salgın hastalığına tutulmadılar ya bunlar… Hiçbiri gelmiyor.
Bir daha öğrencilerim gelmedi. Sonradan öğrendim.
Öğrencilerimden birinin babasına,
-Oğlunuza kim Kuran okutuyor? Biliyor musunuz? diye sormuşlar.
-Hafız Aziz! Demiş.
-Hafız mı? Ne hafızı? Tam hafızı bulmuşsunuz maaşallah…
Ne olduğumuzu anlatmışlar.
Bunu bana bigün, kahvede ahbap olduğum, ama kim olduğumu bilmeyen bir adam anlattı.
-Ah kardeşim ah, dedi, istanbul’dan buraya sürgün ediyorlarmış, burada hafızız diye ortaya çıkıyorlarmış. Bu heriflerin girmediği kılıf yok… Az kaldı ben de çocuğumu gönderecektim. Öyle de güzel, çabuk öğretiyormuş ki… Az kaldı çocuğu zehirletecektik… Böyle bir adamın Ulucami’de hafızlık edeceği kimin aklına gelir?
[Bir Sürgünün Anıları | Aziz Nesin]
https://m.facebook.com/st...574674&id=81948184673
Bursa’da tanıştığım başka bir kitapçıya gittim.
-“ingilizce ders verilir.” diye bir kağıda yazsam da, sizin dükkanın camına kağıdı yapıştırsam, nasıl olur?
-iş çıkmaz! dedi.
-Neden?
-Şimdi herkes ingilizce ders veriyor. Manav dükkanlarından, berber dükkanlarına kadar bak, hepsinin camında “ingilizce ders verilir” diye kağıtlar asılı… Ağaçlara, duvarlara bile kağıt asmışlar. ingilizce dersi bu hızla giderse, ders verenler dersi alanlardan fazla olacak. O zaman, Türkçe ders verenlere iş çıkacak. En iyisi, siz Türkçe dersi verin.
Güldüm.
-Şaka değil, dedi, şuraya “Eski Türkçe dersi verilir” diye bir kağıt asalım, bak kaç kişi gelecek.
Dediğini yaptık. Bir hafta sonra dört öğrencim oldu. Bunlar, dokuzla on üç yaş arasında çocuklardı. Eski kitapları okumak isteyen gençlerden gelir sanmıştım, oysa çocuklar geldi.
Önce bir baba geldi.
-Kuran dersi verir misin? dedi.
Bu, hiç hesapta yoktu.
-Veririm… dedim.
Adam, çocuğunu göndermeden önce, beni Kuran’dan bir sınava çekti. Vaktiyle hafız olmanın bir zaman gelip yararını göreceğimi hiç ummamıştım. Kuran öğrencileri birken iki, ikiyken üç oldu.
Her sabah Ulucami’ye gidiyoruz. Öğrencilerime Kuran dersini camide veriyorum. Öğrenciler sekize çıkınca, başıma bir iş gelecek diye korkmaya başladım. Çocuklarının iyi yetiştiğine memnun babalar birbirlerine haber veriyorlar. Çocuklardan birinin babası, bigün,
-Maaşallah, çok çabuk öğretiyorsunuz, dedi. Bizim oğlana bir hoca ders veriyordu. Oğlan bir yılda “Amme”ye gelemedi.
Durum iyi. Hani içimden, “Sürgünden sonra da Bursa’da kalsam, bu Kuran dersi hiç de kötü iş değilmiş…” diye geçiriyorum.
Bir sabah yine Ulucami’de bekledim. Öğrencilerimden hiçbiri gelmedi. Ertesi gün de gelmediler. Camide tanış olduğum, müezzin ya da kayyum gibi biri vardı, ona nedenini sordum. Kem küm ediyor, ağzından baklayı çıkarmıyor.
-Hastalanmışlardır, diyor.
-Salgın hastalığına tutulmadılar ya bunlar… Hiçbiri gelmiyor.
Bir daha öğrencilerim gelmedi. Sonradan öğrendim.
Öğrencilerimden birinin babasına,
-Oğlunuza kim Kuran okutuyor? Biliyor musunuz? diye sormuşlar.
-Hafız Aziz! Demiş.
-Hafız mı? Ne hafızı? Tam hafızı bulmuşsunuz maaşallah…
Ne olduğumuzu anlatmışlar.
Bunu bana bigün, kahvede ahbap olduğum, ama kim olduğumu bilmeyen bir adam anlattı.
-Ah kardeşim ah, dedi, istanbul’dan buraya sürgün ediyorlarmış, burada hafızız diye ortaya çıkıyorlarmış. Bu heriflerin girmediği kılıf yok… Az kaldı ben de çocuğumu gönderecektim. Öyle de güzel, çabuk öğretiyormuş ki… Az kaldı çocuğu zehirletecektik… Böyle bir adamın Ulucami’de hafızlık edeceği kimin aklına gelir?
[Bir Sürgünün Anıları | Aziz Nesin]
https://m.facebook.com/st...574674&id=81948184673
sivasta bi şenlikte ortalığı karıştırmıştır.
Halkımızın %60'ına aptal diyen sevmediğim kişi.
Not: ölmüştür.
Not: ölmüştür.
çok dobra ve dürüst birisiydi. ''müslüman birisi atatürk'ü sevemez'' demiştir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar