bugün
- romanya52
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis4
- karton toplayan çocuk16
- almanya25
- sözlüğün tek ve mutlak hakimi4
- sözlük kızlarının ojeleri17
- tokayev den askeri reform talimatı2
- haber sitelerinde reklamlardan haber okunmuyor2
- fatma betül sayan kaya39
- vietnam da gençleştirme ameliyatı olan adam9
- sedat peker2
- sözlüğün meme platformuna dönmesi4
- otel odası8
- sözlükteki ayakçılar9
- türkiye23
- avrupanın en ucuz mazotunu kullanıyoruz21
- dünya61
- bir zirve yapsak kim kimin yanında oturur33
- 2 gecede 40 bin iranlıyı katleden molla rejimi13
- kadınların sapık olması10
- nick vermeden bir yazara seslen14
- nikola tesla'nın kürt olması10
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir17
- bir şey söyle9
- hiçbir şeyin sarmaması10
- yunanistan12
- açılı nude5
- güzel memelerin öpülmeye değer olması4
- başka ülkelre vatandşlk başvrsu yapn milltvekilri12
- gilded ile yağan yağmuru izlemek4
- anın görüntüsü31
- ona bir şey söyle3
- meksika açmazı macerası12
- usualsuspect'i tedavi ettirmek8
- pencere açık uyumak3
- amerika birleşik devletleri31
- tüm dünyada faşizmin yükselmesi5
- meme yalarken düşünülen şeyler3
- mehdinin en sevdiği balık7
- hentbol5
- 27 eylül 2026 almanya yunanistan maçı7
- mal mısın sorusuna verilebilecek alternatifler3
- güne bir nostaljik şarkı bırak ulen9
- fon soruşturmasında tedbirlerin kaldırılması3
- ermeni rum soykırımını inkar etmek16
- 8 dakikadır entry girilmiyor2
- butlancıların birbirine girmesi5
- 27 eylül 2026 anadolu efes beşiktaş maçı4
- ne yapsam iyi olur9
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı36
görsel
Bursa’da tanıştığım başka bir kitapçıya gittim.
-“ingilizce ders verilir.” diye bir kağıda yazsam da, sizin dükkanın camına kağıdı yapıştırsam, nasıl olur?
-iş çıkmaz! dedi.
-Neden?
-Şimdi herkes ingilizce ders veriyor. Manav dükkanlarından, berber dükkanlarına kadar bak, hepsinin camında “ingilizce ders verilir” diye kağıtlar asılı… Ağaçlara, duvarlara bile kağıt asmışlar. ingilizce dersi bu hızla giderse, ders verenler dersi alanlardan fazla olacak. O zaman, Türkçe ders verenlere iş çıkacak. En iyisi, siz Türkçe dersi verin.
Güldüm.
-Şaka değil, dedi, şuraya “Eski Türkçe dersi verilir” diye bir kağıt asalım, bak kaç kişi gelecek.
Dediğini yaptık. Bir hafta sonra dört öğrencim oldu. Bunlar, dokuzla on üç yaş arasında çocuklardı. Eski kitapları okumak isteyen gençlerden gelir sanmıştım, oysa çocuklar geldi.
Önce bir baba geldi.
-Kuran dersi verir misin? dedi.
Bu, hiç hesapta yoktu.
-Veririm… dedim.
Adam, çocuğunu göndermeden önce, beni Kuran’dan bir sınava çekti. Vaktiyle hafız olmanın bir zaman gelip yararını göreceğimi hiç ummamıştım. Kuran öğrencileri birken iki, ikiyken üç oldu.
Her sabah Ulucami’ye gidiyoruz. Öğrencilerime Kuran dersini camide veriyorum. Öğrenciler sekize çıkınca, başıma bir iş gelecek diye korkmaya başladım. Çocuklarının iyi yetiştiğine memnun babalar birbirlerine haber veriyorlar. Çocuklardan birinin babası, bigün,
-Maaşallah, çok çabuk öğretiyorsunuz, dedi. Bizim oğlana bir hoca ders veriyordu. Oğlan bir yılda “Amme”ye gelemedi.
Durum iyi. Hani içimden, “Sürgünden sonra da Bursa’da kalsam, bu Kuran dersi hiç de kötü iş değilmiş…” diye geçiriyorum.
Bir sabah yine Ulucami’de bekledim. Öğrencilerimden hiçbiri gelmedi. Ertesi gün de gelmediler. Camide tanış olduğum, müezzin ya da kayyum gibi biri vardı, ona nedenini sordum. Kem küm ediyor, ağzından baklayı çıkarmıyor.
-Hastalanmışlardır, diyor.
-Salgın hastalığına tutulmadılar ya bunlar… Hiçbiri gelmiyor.
Bir daha öğrencilerim gelmedi. Sonradan öğrendim.
Öğrencilerimden birinin babasına,
-Oğlunuza kim Kuran okutuyor? Biliyor musunuz? diye sormuşlar.
-Hafız Aziz! Demiş.
-Hafız mı? Ne hafızı? Tam hafızı bulmuşsunuz maaşallah…
Ne olduğumuzu anlatmışlar.
Bunu bana bigün, kahvede ahbap olduğum, ama kim olduğumu bilmeyen bir adam anlattı.
-Ah kardeşim ah, dedi, istanbul’dan buraya sürgün ediyorlarmış, burada hafızız diye ortaya çıkıyorlarmış. Bu heriflerin girmediği kılıf yok… Az kaldı ben de çocuğumu gönderecektim. Öyle de güzel, çabuk öğretiyormuş ki… Az kaldı çocuğu zehirletecektik… Böyle bir adamın Ulucami’de hafızlık edeceği kimin aklına gelir?
[Bir Sürgünün Anıları | Aziz Nesin]
https://m.facebook.com/st...574674&id=81948184673
Bursa’da tanıştığım başka bir kitapçıya gittim.
-“ingilizce ders verilir.” diye bir kağıda yazsam da, sizin dükkanın camına kağıdı yapıştırsam, nasıl olur?
-iş çıkmaz! dedi.
-Neden?
-Şimdi herkes ingilizce ders veriyor. Manav dükkanlarından, berber dükkanlarına kadar bak, hepsinin camında “ingilizce ders verilir” diye kağıtlar asılı… Ağaçlara, duvarlara bile kağıt asmışlar. ingilizce dersi bu hızla giderse, ders verenler dersi alanlardan fazla olacak. O zaman, Türkçe ders verenlere iş çıkacak. En iyisi, siz Türkçe dersi verin.
Güldüm.
-Şaka değil, dedi, şuraya “Eski Türkçe dersi verilir” diye bir kağıt asalım, bak kaç kişi gelecek.
Dediğini yaptık. Bir hafta sonra dört öğrencim oldu. Bunlar, dokuzla on üç yaş arasında çocuklardı. Eski kitapları okumak isteyen gençlerden gelir sanmıştım, oysa çocuklar geldi.
Önce bir baba geldi.
-Kuran dersi verir misin? dedi.
Bu, hiç hesapta yoktu.
-Veririm… dedim.
Adam, çocuğunu göndermeden önce, beni Kuran’dan bir sınava çekti. Vaktiyle hafız olmanın bir zaman gelip yararını göreceğimi hiç ummamıştım. Kuran öğrencileri birken iki, ikiyken üç oldu.
Her sabah Ulucami’ye gidiyoruz. Öğrencilerime Kuran dersini camide veriyorum. Öğrenciler sekize çıkınca, başıma bir iş gelecek diye korkmaya başladım. Çocuklarının iyi yetiştiğine memnun babalar birbirlerine haber veriyorlar. Çocuklardan birinin babası, bigün,
-Maaşallah, çok çabuk öğretiyorsunuz, dedi. Bizim oğlana bir hoca ders veriyordu. Oğlan bir yılda “Amme”ye gelemedi.
Durum iyi. Hani içimden, “Sürgünden sonra da Bursa’da kalsam, bu Kuran dersi hiç de kötü iş değilmiş…” diye geçiriyorum.
Bir sabah yine Ulucami’de bekledim. Öğrencilerimden hiçbiri gelmedi. Ertesi gün de gelmediler. Camide tanış olduğum, müezzin ya da kayyum gibi biri vardı, ona nedenini sordum. Kem küm ediyor, ağzından baklayı çıkarmıyor.
-Hastalanmışlardır, diyor.
-Salgın hastalığına tutulmadılar ya bunlar… Hiçbiri gelmiyor.
Bir daha öğrencilerim gelmedi. Sonradan öğrendim.
Öğrencilerimden birinin babasına,
-Oğlunuza kim Kuran okutuyor? Biliyor musunuz? diye sormuşlar.
-Hafız Aziz! Demiş.
-Hafız mı? Ne hafızı? Tam hafızı bulmuşsunuz maaşallah…
Ne olduğumuzu anlatmışlar.
Bunu bana bigün, kahvede ahbap olduğum, ama kim olduğumu bilmeyen bir adam anlattı.
-Ah kardeşim ah, dedi, istanbul’dan buraya sürgün ediyorlarmış, burada hafızız diye ortaya çıkıyorlarmış. Bu heriflerin girmediği kılıf yok… Az kaldı ben de çocuğumu gönderecektim. Öyle de güzel, çabuk öğretiyormuş ki… Az kaldı çocuğu zehirletecektik… Böyle bir adamın Ulucami’de hafızlık edeceği kimin aklına gelir?
[Bir Sürgünün Anıları | Aziz Nesin]
https://m.facebook.com/st...574674&id=81948184673
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar