bugün

/401
uzun yıllar yaşarsınız, o yıllar içerisinde size bir çok şey verir.

ama hepsini tek hamlede geri alır.

sonrasında ise bir daha ne gitmek, ne de sokaklarında yürümek istersiniz.

dımdızlak kalırsınız.
üniversite gençliĞi memleketlerine doğru yola çıktığı için, cıvıl cıvıl olmasından eser kalmamış olan şehir. şu tatillerde ankara kalınacak şehir değil aslında. tüm güzeller kaçışıyor bozkırdan.
konya'dan kalitelidir ancak konya'dan daha bunaltıcıdır.

ayrıca konya'ya göre daha sıcaktır.

sırf bu sebepten ötürü istanbul yazdım.
merhaba ankara ben geldim, arkama bakmadan kaçtığım gibi kuyruğumu sıkıp geri geldim sana.

ne hayallerle kaçmıştım ordan değil mi, yanımda deli gibi sevdiğim adam, elele gidiyorum sanırken, beni omzumdan tutup karanlığa sürükleyen adamla.

hayatımda gerçekten ama gerçekten çaresiz olduğumu kızılayda, o içimizin gittiği nine west mağazasının önünde hissettim ben. kokoş kadınlar elbise ayakkabı bakarken, ben , şimdi napıcam lan göte geldik diyordum, gerçekten kimsesiz olduğumu hissettim ne annemi arayabildim ne babamı ne de bencil abimi. seni aradım, gel beni al burdan diye, ne kaldığım yere dönecek halim vardı ne de otobüse atlayıp yanına gelecek halim. hastalıktan, su kaybından, bitmek bilmeyen o mide ağrılarımdan, açlıktan bayılıp kalacaktım o kızılay meydanında.

hani hep derler ya gel dediğinde hiç durmadan, sormadan gelecek biri lazım bize diye. sana gel dediğimde o oluşan sessizlik hala nine west'teki kalabalığın gürültüsünden sıyrılıp kulaklarımda uğulduyor. içimde korku, ya gelmezse, ya gelmez de gururumdan bu ilişkiyi bitirmek zorunda kalırsam? ve müsait değilim diyip kapanan telefon. ağlayamam ya ben, oturup ağlayamadım orda. midem ağrıdı yine, sustum, bekledim, insanları izledim, slim bir sigara içen orta yaşlı bayanı inceledim, köpeği inceledim, salaklığımı inceledim. ve tekrar aradım.

açılmayan telefonlar.
iş arkadaşının açtığı telefonlar.
sonunda senin açman.

o durumda bir insan düşünüyor ben olsam ne yapardım diye, koşa koşa giderdim diyorsun. karşındakı ise kem küm edince lanet ediyorsun. patrona sormam lazım dedin ve kapattın. kızılaydan gidebileceğim en uzak mesafe o an için bahçeliydi.3.caddede bir arkadaşımın evine gittim, ve onun gelmesi için dua ederken uyuyakalmışım. uyandığımda çıkış saatin geçmiş ve gelmeyeceğini bilerek yine de aramıştım seni. geleceğini söyledin, sen terminalden bindim diyene kadar inanamadım.

geldin, beni aldın, kurtarmaya değil beni daha da kötülüklere gark etmeye geldin ve götürdün. aşti'den bindiğimiz zamanı hatırlıyorum, son bir kere bakmıştım, belki hiç gelmicektim, belki seninle dönecektim, belki de geldiğim gibi yalnız. o zaman hiç bir şeyi kestirememiştim ama geleceği görmeliymişim. o upuzun giden bozkıra baktığımı hatırlıyorum, yanımdaki yabancıya baktım, deli gibi sevdiğim yabancıya, üstad geldi aklıma,

yalnızlık bir ovanın düz oluşu gibi bir şey..
en güzel yeri beşevler ve bahçelievlerdir.
Yurume, bekleme ve gezinme sehridir.
uzun zamandır iyi yönetilemeyen artık iyi yönetilmesi gereken başkentimiz. evet.
Ankaradan nefret eden arkadaşlarıma inat çok sevdiğim şehir.
Memur şehri en zengin mekani çankayadir ama yarısida köydür, ama candırya..
soğuktan donduran şehir.
denizi yoktur,ararsınız bulamazsınız.
acı çekersiniz,aşktan ölürsünüz,soğuktan donarsınız,karında üşür,yağmurunda ağlarsınız.
kaçmak ,gitmek gitmek istersiniz.
kısacık gidişlerde, o küçük bozkırı özlersiniz,her yerde ararsınız,girdiğiniz her yeri ona benzetir,yürüdüğünüz her yolu ordaymışcasına yürürsünüz.
yalnız kalırsınız fazla yalnız kalırsınız.
çok mutlu olursunuz,çok mutsuz olursunuz.
çok fazla ağlarsınız.
çok çok gülersiniz.
ama arkanıza dönüp baktığınızda ,çekip gidemeyeceğinizi anlarsınız.

3 yıl sonra: çekip gidemedim.. bir hayat kurmaya karar verdim.tuğlalar,duvarlar ördüm.Kaldım ben de.Gidemedim. Bırakıverdim kendimi Ankara'da..
cankaya ve yeni mahalle dir.
Trafiğinde kuş çeşitleri araçları ile gezen magandalarına dikkat edilmesi gereken şehirdir. Aman diyeyim. Tartışmaya girmeyin yoksa şiveli konuşan iç Anadolu magandaları ile muhattap olmak zorunda kalabilirsiniz. Bırakın ne halleri varsa görsünler.
bizim büyük çaresizliğimiz filmiyle içli dışlı, gri, sevimsiz, yaşadıkça güzelleşip gereksiz bağımlılık yapan şehrimiz.
Bu aralar bombos olan sehirdir.

Boyle daha guzel, gidenler gelmesin lutfen.
çok garip yer lan. içindeyken gideyim diyorsun gidince de özlüyorsun.
hastayım ben bu şehre; behzat ç. , anıtkabir..
Bir insan niye burayı eğitim ya da iş amaçlı arzular anlamam. Konumları ankara diye o kadar havalı ki okullar yüksek lisans yapmanız çok zor neredeyse beden kitle endeksinizi bile soracaklar o derece yani. iş diyeceğim ama yokki sınav yapılıyor ama hepsinin çalışma yeri istanbul. Bi senedir çeşitli sınavlara girdim henüz bi tanesinde çalışma yeri olarak Ankara'yı görmedim.
Sonra da bize trafik yok problememizi köprülü kavşaklarla hallettik deniliyor. Yahu ne kavşağı ne trafiği iş güç mü var burada insanlar yaşşyabilsin çil yavrusu gibi dağılıyoruz bi yerlere işte.
Başkent diye aldanıp gelmesin kimse kamu kurumları burada felan diye hepsi gidiyor buradan. E mecbur bizde gidiyoruz buradan. Ailem ve arkaaşlarım dışında hiç bi haltını da özlemem soğuk taş binalarla dolu bi şehir.
ne zaman bir yerlere gitsem, dönüşte bana hep küçük sürprizler yapan şehirdir. Şuan hafif hafif yağmur yağıyor, yerim bu şehri.
ankara=cebeci.
(bkz: ankara oluşumlu müzik gruplarının mükemmelliyetleri)
Özlem kokar, memlekettir.
yaşamak için bu ülkede en iyi şehir. istanbuldan daha ucuz diğer şehirlerden daha dolu, sakin.
Yağmurun çok yakıştığı şehir. Birazdan göl olacak buralar o ayrı konu. Aşık olduğum şehirdir ayrıca. Hem kendisine hem de içinden birisine.
acayip bir soğuğu olan güzel şehir. ben böyle bir soğuk hissetmedim hiç. ne soğuğu zenofobik daha kış mı geldi diyenler olabilir. geçenlerde hani bi hava bozdu ya heh işte o zaman okula giderken kışın ortasıymış gibi geldi hep. dedim eyvah eyvah kışın ne bok yicen zenocum.

18 sene bolu'da yaşadım, 3 sene istanbul'da. ikisinin soğuğu bir ankara soğuğu etmez.
orada geçen 5 yıldan sonra hele hele geri döndükten sonra özlenendir.
ankara uzaktayken kıymeti daha çok bilinendir.
özlersin ankara'yı o çok sövdüğün ayazını, asfalt sıcağını...
özlersin ankara'nın kendine has tavrını.
ankara görüp görebileceğin en net karakterli şehirdir...

ankara özlenir.
ankara sevgidir, ankara anne şefkatidir.
ankara düşünce bir tekme daha atan değil, ankara kaldırıp üstünüzü başınızı çırpan "iyi misin la?" diyendir.

ankara gri şehir...ankara soğuk...ankara ayazı...
siktir edin bütün ankara klişelerini.

ankara ve yaşadıklarını düşün;

kar yağarken götün dona dona kuğulu'dan geçip her hangi bi yerde kahve-çay içmeye gittin mi?
alkolle boğuştuğun bi gecenin sonunda görüp görebileceğin en iyi müşteri kapma yarışı içerisinde 1.5 ssk söyledin mi?
ankara da hiç aşık oldun mu?
hiç terk edildin mi?
ankara da hiç kavga ettin mi?
pavyona gittin mi?
osman abi de 2 duble rakı içtin mi?
takımına olan uzaklık hissini maç izlediği caddeyi stada çeviren adamları gördün mü?
orman çiftliğinde kokoreç yedin mi gece yarısı?
sevgiline sarılıp yürüdün mü ankara'da?
ankara simiti biraz peynir ve çayla güzel bi kahvaltı yaptın mı?
ankara simiti yersen anlarsın başka hiç bir yerde yediğin simit sana tat vermez...
ankara' da bir eylül akşamı ağaçların yere bıraktığı sarı yapraklara basarak hafiften üşüyerek yürüdün mü?
sevgili ile soğuk bir ankara gecesinde battaniyenin altında şehrin ışıklarını seyrederek bir şeyler içtin mi?

ya da bunları siktir edin hepsini unutun.
ankara'yı sevmeyen biri için bunu anlatmak zordur.

evet deniz yok ankara' da.
gri.
memur kenti.
takılacak mekan yok.
en iyi yanı istanbul'a dönüşü.

hadi o zaman

"kalk siktr la bebe"

ben mevzuyu kapatmadan yılmaz erdoğan şiiri kapatsın
"şimdi ve sonra
ne zaman ankara'ya kar yağsa
elim gönlüm,
çocukluğum buz tutar"
© copyright 2005 - 2026