bugün
- şapka takar mısınız11
- arkadaşlar ben de hesabımı siliyorum7
- hesabı siliyorum sözlük bir şey diyor musun19
- ulu sözlük telegram grubu4
- istanbul7
- bir erkeğe ilk adım nasıl atılır18
- sezen taş6
- friedrich hegel la bi cay icek6
- nick vermeden bir yazara seslen4
- yemek yedikten sonra kusmak9
- ölümlü dünya diyerek affedip heba olmak4
- sözlükte eleştiri kaldıramayan küçük krallık19
- berna laçin'in gözaltına alınması40
- bakıp bakıp adım atmayan erkek17
- arkadaşlar sizce neyimi düşüreyim14
- nervionun beni engellemesi10
- roman karakteri olsaydınız hangisi olurdunuz16
- tarihçi kimliğini kullanıp tarihçi olmayanlar3
- sözlük yazarlarının kullandıkları tarayıcılar3
- arkadaşlar buldum9
- ctrlx2
- ucan tekme atan hipopotam43
- kemalizmin çöküşü8
- üstad kadir mısıroğlu3
- popüler bir yazar olmanın zorlukları6
- karamelize soğanlı mantarlı makarna4
- moğolistan'ın çin'in kuzeyinde bulunması3
- şükürcülük9
- kremalı tavuklu makarna vs salçalı makarna7
- kafayı parayla bozmuş kadınlar5
- büyük oyunu görmek9
- kemalizm neden çöktü5
- boğaz ağrısına iyi gelecek şeyler8
- özgüveni olmayan erkek2
- arkadaşla ben vazgeçtim5
- biraz erkekleri kötüleyinsene7
- maltepe'deki çöken binanın kaçak katları13
- kpss mülakat sınavında adaylara sorulan sorular2
- maaşınızla nasıl yatırım yapıyorsunuz11
- sigaradan bile zevk alamamak2
- hayatın sırrını sözlükte aramak7
- karton toplarken köpek çetesine yem olmak3
- incel3
- cumadan bir gün önceki gün bugün perşembe8
- iremganın anısına3
- diş sıkmak5
- saçları permalı sözlük kızı10
- frank lucas'a bir mesaj bırak4
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak35
- dedemi astılar diye ağlamak4
başrolünde russel crowe'un oynadığı dram türünde film.
marion cotillard sen ne kadar güzelsin diye diye izlenesi film.
russell croweun yine fix oyunculuğunu yaptığı filmlerden biridir. böyle bir takoz hep iyi senaryolarda oynar nedendir anlamam. adam oyuncunun memur versiyonu, her filmde aynı oyunculuk. gözlerde bitmişlik ifadesi, kafa 40 derecelik bir açıyla sürekli eğik emrah modeli gibi. tüm filmlerde aynı saç modeli vs vs.
(bkz: beatutiful mind)
(bkz: köstebek)
(bkz: cindirella man)
(bkz: beatutiful mind)
(bkz: köstebek)
(bkz: cindirella man)
renklerin ve müziklerin çok güzel olduğu filmdir. ayrıca russell crowe un söylediği ''winning is not everything; it's the only thing'' sözü çok güzel oturmuştur sahneye.
teması olgunlaşma olan; mizahi uslubu, oyuncu kadrosu, ridley scott'ın dinamik anlatımı
ile iyi bir film. fazla ses getirmemesine rağmen bittiğinde insana hayat enerjisi veren
bir nevi 'feel good movie'. kişisel olarak örnek verecek olursam uzun zamandır üşengeçlikten aynı kıyafetleri giyen acizane dolabın altını üstüne getirip türlü türlü kıyafetler denemiş, güzel havanın tadını çıkarmak için kendini evden dışarı atmış, teşekkürler ridley baba monoloğuyla yoluna devam etmiştir.
ile iyi bir film. fazla ses getirmemesine rağmen bittiğinde insana hayat enerjisi veren
bir nevi 'feel good movie'. kişisel olarak örnek verecek olursam uzun zamandır üşengeçlikten aynı kıyafetleri giyen acizane dolabın altını üstüne getirip türlü türlü kıyafetler denemiş, güzel havanın tadını çıkarmak için kendini evden dışarı atmış, teşekkürler ridley baba monoloğuyla yoluna devam etmiştir.
gayet keyifle izlenilebilecek ridley scott filmi.. russel crowe yine ortalama bir performansla işi kurtarmıştır.. marion cotillard ise büyüler resmen..
öpüşürken söylenebilecek en güzel cümleleri duyabileceğiniz bir film.
--spoiler--
"Forgive my lips. They find joy in the most unusual places."
--spoiler--
Tabiki Fransızca olarak söylenince daha bir başka oluyor...*
--spoiler--
pardonnez à mes lèvres, car elles trouvent de la joie dans les lieux les plus les plus singuliers
--spoiler--
--spoiler--
"Forgive my lips. They find joy in the most unusual places."
--spoiler--
Tabiki Fransızca olarak söylenince daha bir başka oluyor...*
--spoiler--
pardonnez à mes lèvres, car elles trouvent de la joie dans les lieux les plus les plus singuliers
--spoiler--
teknik bilgilerle hiç uğrasamayacağım su an. sunu diyeyim iki saat oturun izleyin. ama öküzleme izlemeyin. siz de alın elinize bi kadeh sarap ve sevgilinizi, iki güzel saat geçirin...
ha ayrıca sunu da belirteyim.
böyle duygu yüklü filmlerin kısa olmasına dayanamıyorum. bu da öyle bir film. kardeşim niye kısa kesersin bu filmleri anlamam ki, uzatsana biraz. adamın londra ya dönünce aşktan efkarlanıp iki tek attığı bi sahne koy mesela ya da hatunun kapısının önünde ağladığı bi sahne koy...
arkadasım, uzatın su filmleri biraz böyle güzel filmler cok yapılmıyor zaten bi de kısa kesiyorsunuz. ayıp...
ha ayrıca sunu da belirteyim.
böyle duygu yüklü filmlerin kısa olmasına dayanamıyorum. bu da öyle bir film. kardeşim niye kısa kesersin bu filmleri anlamam ki, uzatsana biraz. adamın londra ya dönünce aşktan efkarlanıp iki tek attığı bi sahne koy mesela ya da hatunun kapısının önünde ağladığı bi sahne koy...
arkadasım, uzatın su filmleri biraz böyle güzel filmler cok yapılmıyor zaten bi de kısa kesiyorsunuz. ayıp...
(bkz: a good movie)
renklerin kullanımı özellikle çok başarılı olan ortalama bir film. lakin bu filmin bana sorgulattıkları, filmin kendisinden çok daha önemli geldi ki bu sebeple filmi tek satırla tanımladım ve geçtim. spoiler içerebilir, gerçi tam olarak filme dair değil ama sunduğu hayat tarzının algısına dair konuşacağım.
şimdi efendim, özetle bize sunulan fikir nedir? "şehir karmaşası, borsa, para, sahte dostluklar, toz, duman, büyükşehir trafiği gibi değerler insanın gözünü boyar ama esas olan sıcacık bir akdeniz ikliminde, esmer fransız hatun kucağındayken, şarap yaptığın çiftlik evinde oturmaktır. insana asıl mutluluğu veren budur." diyor bize film.
bu fikir doğrudur/yanlıştır ben onu tartışmıyorum. zira sade hayata düzülen onca övgüye rağmen hayatımızı karmaşıklaştırmak adına attığımız adımlara kadar konuyu sürüklersem hiç toparlayamam, öğlene kadar da yazarım burda. yani sunulan fikir çok da ters bir fikir değil, hatta çoğumuza göre(bana da) güzel bir fikir. "o zaman gül gibi filmin kafanda oluşturduklarına geçsene yarraaağam" dediğinizi duyar gibi oluyorum ve toparlıyorum.
bir nokta açık ki bu filmi izleyip gaza gelmek gayet mümkün. hele benim gibi izlediği her etkileyici filmin havasına girmeye müsait biriyseniz(taxi driver sonrası 6 ay yeşil mont giymiş bir anormallik insanıyım) bu filmi izleyerek de gaza gelmeniz mümkün. "gideyim baba bi kır evinde, süper bi esmer manita olsun, fransız şarabı içeyim. radyodan fransız müzüğü dinleyeyim...." diyorsunuz. ama bir süre sonra burda, filmde sizi cezbedenin "kır evi ve sade hayat" değil de "siyah saçlı, ince yüzlü fransız manita ve fransız kır hayatı" olduğunu farkediyorsunuz. siz öyle herhangi bir yerde değil, fransa'nın bir kır evinde "sade" bir hayat sürmek istiyorsunuz.
yani, benim gibi kaç tane büyükşehirde doğmuş büyümüş adamın, köy benzeri yerlere gittiklerinde, ister istemez, dışlanmış hissettiklerini biliyoruz. inkar etmeyin, kimse 1 aydan fazla kır ortamında yaşamayı istemez. neden? "şehir hayatını özler." diyeceksiniz, doğrudur. lakin esasen gittiği "kır hayatında" hayal kırıklığı yaşar ondan. gaza geldiğinde aklında "üzümleri sepetinden düşüren sakar yaşlı tonton amca sebastian" vardır(filmle ilgisiz söyledim bunu) oysa içinde bulunduğu kırda "kahvede okeye dönen, gayet asık suratlı ve sigarası sönmeyen bir süleyman dayı" vardır. ha bu cümleyi söylerken "fransızın köylüsü bile kültürlü abi, bizimkiler cahil" mi demek istiyorum? valla o manayı çıkarabilen varsa kır evimde gözleme ikram etmek isterim. demek istiyorum ki, "kır hayatı falan boş işler. bize sunulan şey film mutluluğuyla örülmüş bir hayal alemi". ha tabi yarın bigün güney fransa'dan bi ev kalır da süper bi hayatım olursa karışmam. gelir editler tükürdüğümü de yalarım. ama biliyorum ki fransız kır evinde de olsam "ulan içim dışım ot böcek oldu sikerim böyle aşkın ızdırabını" derim ben. biliyorum siz de dersiniz.
şimdi efendim, özetle bize sunulan fikir nedir? "şehir karmaşası, borsa, para, sahte dostluklar, toz, duman, büyükşehir trafiği gibi değerler insanın gözünü boyar ama esas olan sıcacık bir akdeniz ikliminde, esmer fransız hatun kucağındayken, şarap yaptığın çiftlik evinde oturmaktır. insana asıl mutluluğu veren budur." diyor bize film.
bu fikir doğrudur/yanlıştır ben onu tartışmıyorum. zira sade hayata düzülen onca övgüye rağmen hayatımızı karmaşıklaştırmak adına attığımız adımlara kadar konuyu sürüklersem hiç toparlayamam, öğlene kadar da yazarım burda. yani sunulan fikir çok da ters bir fikir değil, hatta çoğumuza göre(bana da) güzel bir fikir. "o zaman gül gibi filmin kafanda oluşturduklarına geçsene yarraaağam" dediğinizi duyar gibi oluyorum ve toparlıyorum.
bir nokta açık ki bu filmi izleyip gaza gelmek gayet mümkün. hele benim gibi izlediği her etkileyici filmin havasına girmeye müsait biriyseniz(taxi driver sonrası 6 ay yeşil mont giymiş bir anormallik insanıyım) bu filmi izleyerek de gaza gelmeniz mümkün. "gideyim baba bi kır evinde, süper bi esmer manita olsun, fransız şarabı içeyim. radyodan fransız müzüğü dinleyeyim...." diyorsunuz. ama bir süre sonra burda, filmde sizi cezbedenin "kır evi ve sade hayat" değil de "siyah saçlı, ince yüzlü fransız manita ve fransız kır hayatı" olduğunu farkediyorsunuz. siz öyle herhangi bir yerde değil, fransa'nın bir kır evinde "sade" bir hayat sürmek istiyorsunuz.
yani, benim gibi kaç tane büyükşehirde doğmuş büyümüş adamın, köy benzeri yerlere gittiklerinde, ister istemez, dışlanmış hissettiklerini biliyoruz. inkar etmeyin, kimse 1 aydan fazla kır ortamında yaşamayı istemez. neden? "şehir hayatını özler." diyeceksiniz, doğrudur. lakin esasen gittiği "kır hayatında" hayal kırıklığı yaşar ondan. gaza geldiğinde aklında "üzümleri sepetinden düşüren sakar yaşlı tonton amca sebastian" vardır(filmle ilgisiz söyledim bunu) oysa içinde bulunduğu kırda "kahvede okeye dönen, gayet asık suratlı ve sigarası sönmeyen bir süleyman dayı" vardır. ha bu cümleyi söylerken "fransızın köylüsü bile kültürlü abi, bizimkiler cahil" mi demek istiyorum? valla o manayı çıkarabilen varsa kır evimde gözleme ikram etmek isterim. demek istiyorum ki, "kır hayatı falan boş işler. bize sunulan şey film mutluluğuyla örülmüş bir hayal alemi". ha tabi yarın bigün güney fransa'dan bi ev kalır da süper bi hayatım olursa karışmam. gelir editler tükürdüğümü de yalarım. ama biliyorum ki fransız kır evinde de olsam "ulan içim dışım ot böcek oldu sikerim böyle aşkın ızdırabını" derim ben. biliyorum siz de dersiniz.
russell crowe un şahane oyunculuğuna şahit olduğumuz bir film, gözlere tanıdık gelen bir de veled var filmde; adı freddie highmore ve geleceğin popüler aktörlerinden biri olacağı kesin...
--spoiler--
bir de künyesinde yazmasa da; filmin bazı yerlerinde çalan bir müzik var; yamulmuyorsam yann tiersen e ait... kulaklarım beni yanıltıyor olamaz, evet evet; yann tiersen...
--spoiler--
--spoiler--
bir de künyesinde yazmasa da; filmin bazı yerlerinde çalan bir müzik var; yamulmuyorsam yann tiersen e ait... kulaklarım beni yanıltıyor olamaz, evet evet; yann tiersen...
--spoiler--
--spoiler--
Çocuk - Ne yani, bir de kazanamadığım için mutlu olmamı mı istiyorsun? Çok saçma.
Dede - Birgün kazanmanın insana hiçbir şey kazandırmadığını öğreneceksin. Ama kaybetmek insana büyük bir bilgelik kazandırabilir. Hiçbir şey öğrenmezsen kazanmanın ne kadar zevkli olduğunu öğrenirsin. Arada sırada kaybetmek kaçınılmazdır. işin hilesi bunu alışkanlık haline getirmemek...
--spoiler--
Çocuk - Ne yani, bir de kazanamadığım için mutlu olmamı mı istiyorsun? Çok saçma.
Dede - Birgün kazanmanın insana hiçbir şey kazandırmadığını öğreneceksin. Ama kaybetmek insana büyük bir bilgelik kazandırabilir. Hiçbir şey öğrenmezsen kazanmanın ne kadar zevkli olduğunu öğrenirsin. Arada sırada kaybetmek kaçınılmazdır. işin hilesi bunu alışkanlık haline getirmemek...
--spoiler--
lastik markası goodyear'a güzel bir slogan olacak cümle.
russel crowe nin üstün performans oyunculuğunun da katkısıyla, duygusal film klişelerine nazaran sürekli yüksek tempoda geçen ve bir an duran, o durduğu anlarda insanın kalbine bir iğne saplayan ve sonra tekrar temposuna kaldığı yerden devam eden, yine böyle ara ara duran bir film. bazı sebeplerden dolayı hissettiklerinizin tam tersiymiş gibi göründüğünüzde ve ya davrandığınızda hissettiğiniz duyguları hissediyorsunuz o durma anlarında. ağzınıza bir yudum şarap alıp, ağzınızda çalkalayarak hmm diye başlayan bir yorum yapmak istiyorsunuz bir de. ne güzel filmdi be diyorsunuz bir de bitince.
russel crowe'un la confidential'dan sonra gözüme hoş göründüğü ikinci filmidir. russel"ın oyunculuğunu iyidir fakat tipi sevdiğim türden değildir. nedense bu film tipi hakkındaki düşüncelerimi az da olsa değiştirdi.
russell crown ve marion cotiard un harika, leziz filmi.
russel wall street de sinir stres bir borsacidir.
fransa nin bir köyüne geldiğinde garson olan marrion ile büyük aşk yaşar. marion ona hayatın renklerini ve keyfini öğretecektir.
içinde olmak istenen filmler.
russel wall street de sinir stres bir borsacidir.
fransa nin bir köyüne geldiğinde garson olan marrion ile büyük aşk yaşar. marion ona hayatın renklerini ve keyfini öğretecektir.
içinde olmak istenen filmler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar