bugün
- hesabı siliyorum sözlük bir şey diyor musun14
- arkadaşlar sizce neyimi düşüreyim14
- kemalizmin çöküşü7
- bakıp bakıp adım atmayan erkek17
- sözlükte eleştiri kaldıramayan küçük krallık19
- bir erkeğe ilk adım nasıl atılır11
- roman karakteri olsaydınız hangisi olurdunuz15
- boğaz ağrısına iyi gelecek şeyler8
- berna laçin'in gözaltına alınması40
- hayatın sırrını sözlükte aramak7
- biraz erkekleri kötüleyinsene5
- izmir6
- ucan tekme atan hipopotam43
- cumadan bir gün önceki gün bugün perşembe8
- büyük oyunu görmek7
- şükürcülük7
- kadere inanıyor musunuz4
- maaşınızla nasıl yatırım yapıyorsunuz11
- arkadaşlar buldum5
- maltepe'deki çöken binanın kaçak katları13
- persona değişikliği4
- diş sıkmak4
- bodrum daki kırolar4
- kibarhergele2
- dijital modern meyhane vs yeni nesil meyhane3
- dedemi astılar diye ağlamak2
- kremalı tavuklu makarna vs salçalı makarna3
- tuvalet aynası karşısında fotoğraf çeken nesil3
- dedesi itlaf edilmiş kesim2
- 2026 ekim ayı nasıl geçiyor4
- kemalistlerdeki iflah olmaz islam düşmanlığı2
- profil fotoğrafı olmayan az takipçili erkek4
- pernado bey birader beydir2
- bütün mal varlığını sözlük kızlarına bağışlamak7
- saçları permalı sözlük kızı10
- akp seçmeni19
- iki aylık hesapların şüphe uyandırması4
- nervionun beni engellemesi5
- instax2
- fal bakmayı bilen hipopotamlar4
- ben küfür etmedim adı altında küfür etmek10
- sevilmeyen yazarı evlenme vaadiyle kandırmak3
- yeni dökülen asfalta dil atmak3
- feyk hesabın gerçeğinden daha popüler olması2
- dara düştüm nerdesin3
- oy kullanım hakkı 20 yaş ile 55 yaş arası olsa5
- 10 ekim 2026 samsunspor trabzonspor maçı5
- çalıştığınız yerde ibnemsi insanlar var mı4
- emevilerin cuma namazı taktiği5
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak35
renklerin kullanımı özellikle çok başarılı olan ortalama bir film. lakin bu filmin bana sorgulattıkları, filmin kendisinden çok daha önemli geldi ki bu sebeple filmi tek satırla tanımladım ve geçtim. spoiler içerebilir, gerçi tam olarak filme dair değil ama sunduğu hayat tarzının algısına dair konuşacağım.
şimdi efendim, özetle bize sunulan fikir nedir? "şehir karmaşası, borsa, para, sahte dostluklar, toz, duman, büyükşehir trafiği gibi değerler insanın gözünü boyar ama esas olan sıcacık bir akdeniz ikliminde, esmer fransız hatun kucağındayken, şarap yaptığın çiftlik evinde oturmaktır. insana asıl mutluluğu veren budur." diyor bize film.
bu fikir doğrudur/yanlıştır ben onu tartışmıyorum. zira sade hayata düzülen onca övgüye rağmen hayatımızı karmaşıklaştırmak adına attığımız adımlara kadar konuyu sürüklersem hiç toparlayamam, öğlene kadar da yazarım burda. yani sunulan fikir çok da ters bir fikir değil, hatta çoğumuza göre(bana da) güzel bir fikir. "o zaman gül gibi filmin kafanda oluşturduklarına geçsene yarraaağam" dediğinizi duyar gibi oluyorum ve toparlıyorum.
bir nokta açık ki bu filmi izleyip gaza gelmek gayet mümkün. hele benim gibi izlediği her etkileyici filmin havasına girmeye müsait biriyseniz(taxi driver sonrası 6 ay yeşil mont giymiş bir anormallik insanıyım) bu filmi izleyerek de gaza gelmeniz mümkün. "gideyim baba bi kır evinde, süper bi esmer manita olsun, fransız şarabı içeyim. radyodan fransız müzüğü dinleyeyim...." diyorsunuz. ama bir süre sonra burda, filmde sizi cezbedenin "kır evi ve sade hayat" değil de "siyah saçlı, ince yüzlü fransız manita ve fransız kır hayatı" olduğunu farkediyorsunuz. siz öyle herhangi bir yerde değil, fransa'nın bir kır evinde "sade" bir hayat sürmek istiyorsunuz.
yani, benim gibi kaç tane büyükşehirde doğmuş büyümüş adamın, köy benzeri yerlere gittiklerinde, ister istemez, dışlanmış hissettiklerini biliyoruz. inkar etmeyin, kimse 1 aydan fazla kır ortamında yaşamayı istemez. neden? "şehir hayatını özler." diyeceksiniz, doğrudur. lakin esasen gittiği "kır hayatında" hayal kırıklığı yaşar ondan. gaza geldiğinde aklında "üzümleri sepetinden düşüren sakar yaşlı tonton amca sebastian" vardır(filmle ilgisiz söyledim bunu) oysa içinde bulunduğu kırda "kahvede okeye dönen, gayet asık suratlı ve sigarası sönmeyen bir süleyman dayı" vardır. ha bu cümleyi söylerken "fransızın köylüsü bile kültürlü abi, bizimkiler cahil" mi demek istiyorum? valla o manayı çıkarabilen varsa kır evimde gözleme ikram etmek isterim. demek istiyorum ki, "kır hayatı falan boş işler. bize sunulan şey film mutluluğuyla örülmüş bir hayal alemi". ha tabi yarın bigün güney fransa'dan bi ev kalır da süper bi hayatım olursa karışmam. gelir editler tükürdüğümü de yalarım. ama biliyorum ki fransız kır evinde de olsam "ulan içim dışım ot böcek oldu sikerim böyle aşkın ızdırabını" derim ben. biliyorum siz de dersiniz.
şimdi efendim, özetle bize sunulan fikir nedir? "şehir karmaşası, borsa, para, sahte dostluklar, toz, duman, büyükşehir trafiği gibi değerler insanın gözünü boyar ama esas olan sıcacık bir akdeniz ikliminde, esmer fransız hatun kucağındayken, şarap yaptığın çiftlik evinde oturmaktır. insana asıl mutluluğu veren budur." diyor bize film.
bu fikir doğrudur/yanlıştır ben onu tartışmıyorum. zira sade hayata düzülen onca övgüye rağmen hayatımızı karmaşıklaştırmak adına attığımız adımlara kadar konuyu sürüklersem hiç toparlayamam, öğlene kadar da yazarım burda. yani sunulan fikir çok da ters bir fikir değil, hatta çoğumuza göre(bana da) güzel bir fikir. "o zaman gül gibi filmin kafanda oluşturduklarına geçsene yarraaağam" dediğinizi duyar gibi oluyorum ve toparlıyorum.
bir nokta açık ki bu filmi izleyip gaza gelmek gayet mümkün. hele benim gibi izlediği her etkileyici filmin havasına girmeye müsait biriyseniz(taxi driver sonrası 6 ay yeşil mont giymiş bir anormallik insanıyım) bu filmi izleyerek de gaza gelmeniz mümkün. "gideyim baba bi kır evinde, süper bi esmer manita olsun, fransız şarabı içeyim. radyodan fransız müzüğü dinleyeyim...." diyorsunuz. ama bir süre sonra burda, filmde sizi cezbedenin "kır evi ve sade hayat" değil de "siyah saçlı, ince yüzlü fransız manita ve fransız kır hayatı" olduğunu farkediyorsunuz. siz öyle herhangi bir yerde değil, fransa'nın bir kır evinde "sade" bir hayat sürmek istiyorsunuz.
yani, benim gibi kaç tane büyükşehirde doğmuş büyümüş adamın, köy benzeri yerlere gittiklerinde, ister istemez, dışlanmış hissettiklerini biliyoruz. inkar etmeyin, kimse 1 aydan fazla kır ortamında yaşamayı istemez. neden? "şehir hayatını özler." diyeceksiniz, doğrudur. lakin esasen gittiği "kır hayatında" hayal kırıklığı yaşar ondan. gaza geldiğinde aklında "üzümleri sepetinden düşüren sakar yaşlı tonton amca sebastian" vardır(filmle ilgisiz söyledim bunu) oysa içinde bulunduğu kırda "kahvede okeye dönen, gayet asık suratlı ve sigarası sönmeyen bir süleyman dayı" vardır. ha bu cümleyi söylerken "fransızın köylüsü bile kültürlü abi, bizimkiler cahil" mi demek istiyorum? valla o manayı çıkarabilen varsa kır evimde gözleme ikram etmek isterim. demek istiyorum ki, "kır hayatı falan boş işler. bize sunulan şey film mutluluğuyla örülmüş bir hayal alemi". ha tabi yarın bigün güney fransa'dan bi ev kalır da süper bi hayatım olursa karışmam. gelir editler tükürdüğümü de yalarım. ama biliyorum ki fransız kır evinde de olsam "ulan içim dışım ot böcek oldu sikerim böyle aşkın ızdırabını" derim ben. biliyorum siz de dersiniz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar