bugün
- aleksey batrakov16
- yagmurcu çık açıkla10
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir8
- queen ravennanın aşırı güzel olması11
- sözlük dedeleri6
- tanımadığı kadına tokat atan adam14
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- atatürk düşmanı4
- takımınızın maçını izlemek istediğiniz yazarlar3
- dedenize sahip çıkar mısınız3
- cevheri güven3
- arap götü9
- nükleer bomba2
- susualsuspects4
- birazdan maç var3
- otistik bir insanla sohbet etmek4
- kadınlar3
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı10
- ismeti çekemeyen yazar2
- ismet gürbüz'ün adam gibi adam olması2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı23
- iskilipli atıf hoca20
- yazarların akşama dair planları7
- kale3112 tarzı entry girmek8
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- kablosuz mouse12
- savcı esra2
- doların 50 tl olması7
- camgöz balık ekmek4
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- 99 lu sevgiliye güz gülleri kaseti hediye etmek4
- valla en güzeli hangisi bilmem2
- tren4
- yalikazigi2
- favlayan yazarın asıl amacı12
- topla topla topla3
- gina caranonun iyi bir insan olması2
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- kırıkkaleli olmak istemek4
- günün sözü5
- sözlük kürdü55
- ese dezze'nin ayşe teyze olması2
- 57 puanla devlet hastanesine atanan gerontolog2
- prof dr üstad kadir mısıroğlu2
- true niye hala çaylak5
- tiktok hesabı olan yazar2
- erecto bruder2
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- yagmurcu3
- futbol13
29 - el ankebût
rahmân ve rahîm (olan) allah'ın adıyla.
1. elif. lâm. mîm.
2. insanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "iman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
3. andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. elbette allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.
4. yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!
5. kim allah'a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki allah'ın tayin ettiği o vakit elbet gelecektir. o, her şeyi işiten ve bilendir.
6. cihad eden, ancak kendisi için cihad etmiş olur. şüphesiz allah, âlemlerden müstağnîdir. (o'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).
7. iman edip iyi işler yapanların (geçmiş) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.
8. biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. dönüşünüz ancak banadır. o zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.
9. iman edip iyi işler yapanları, muhakkak sâlihler içine katarız.
10. insanlardan kimi vardır ki: "allah'a inandık" der; fakat allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini allah'ın azabı gibi tutar. halbuki rabbinden bir nusret gelecek olsa, mutlaka, "doğrusu biz de sizinle beraberdik" derler. iyi de, allah, herkesin kalbindekileri en iyi bilen değil midir?
11. allah, elbette (o'na gönülden) iman edenleri de bilir, iki yüzlüleri de bilir (ortaya çıkaracaktır).
12. kâfirler, iman edenlere: bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim, derler. halbuki onların hiçbir günahını yüklenecek değillerdir. gerçekte onlar, kesinlikle yalan söylemektedirler.
13. (fakat gerçek şu ki) elbette kendi yüklerini (veballerini), kendi yükleriyle birlikte nice yükleri taşıyacaklar ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir.
14. andolsun ki biz nuh'u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
15. fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.
16. ibrahim'i de gönderdik. o kavmine şöyle demişti: allah'a kulluk edin. o'na karşı gelmekten sakının. eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır.
17. siz allah'ı bırakıp birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. bilmelisiniz ki, allah'ı bırakıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. o halde rızkı allah katında arayın. o'na kulluk edin ve o'na şükredin. ancak o na döndürüleceksiniz.
18. eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de (kendilerine tebliğ edileni) yalan saymışlardır. peygamber'e düşen, yalnız açık bir tebliğdir.
19. allah'ın, yaratılanı ilk baştan nasıl yarattığını, (ölümden) sonra bunu(nasıl) tekrarladığını görmediler mi? şüphesiz bu, allah'a göre kolaydır.
20. de ki: yeryüzünde gezip dolaşın da, allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. işte allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır. gerçekten allah her şeye kadirdir.
21. o, dilediğine azabeder, dilediğini esirger. ancak o na döndürüleceksiniz.
22. siz ne yeryüzünde ne de gökte (allah'ı) âciz bırakamazsınız. allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.
23. allah'ın âyetlerini ve o'na kavuşmayı inkâr edenler -işte onlar- benim rahmetimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlar için acıklı bir azap vardır.
24. kavminin (ibrahim'e) cevabı ise: "onu öldürün yahut yakın!" demelerinden ibaret oldu. ama allah onu ateşten kurtardı. doğrusu bunda, iman eden bir kavim için ibretler vardır.
25. (ibrahim onlara) dedi ki: siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. sonra kıyamet günü (gelip çattığında ise) birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lânet okuyacaksınız. varacağınız yer cehennemdir ve hiç yardımcınız da yoktur.
26. bunun üzerine lût ona iman etti ve (ibrahim): doğrusu ben rabbim'e(emrettiği yere) hicret ediyorum. şüphesiz o, mutlak güç ve hikmet sahibidir, dedi.
27. ona ishak ve yakub'u bağışladık. peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. ona dünyada mükâfatını verdik. şüphesiz o, ahirette de sâlihler (zümresin) dendir.
28. lût'u da (gönderdik). o, kavmine demişti ki: gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz!
29. (bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlikler yapacak mısınız! kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: (yaptıklarımızın kötülüğü ve azaba uğrayacağımız konusunda) doğru söyleyenlerden isen, allah'ın azabını getir bize!
30. (lût:) şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle rabbim! dedi.
31. elçilerimiz ibrahim'e (iki oğul ihsan edeceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: biz bu memleket halkını helâk edeceğiz. çünkü oranın halkı zalim kimselerdir.
32. (ibrahim) dedi ki: ama orada lût var! şöyle cevap verdiler: biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. onu ve ailesini elbette kurtaracağız. yalnız karısı müstesna; o, (azapta) kalacaklar arasındadır.
33. elçilerimiz lût'a gelince, lût onlar hakkında tasalandı ve (onları korumak için) ne yapacağını bilemedi. ona: korkma, tasalanma! çünkü biz seni de aileni de kurtaracağız. yalnız, (azapta) kalacaklar arasında bulunan karın müstesna, dediler.
34. "biz, şüphesiz, bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık gökten (feci) bir azap indireceğiz."
35. andolsun ki, biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişânesi bırakmışızdır.
36. medyen'e de kardeşleri şuayb'ı gönderdik ve şuayb: ey kavmim! allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın! dedi.
37. fakat onu yalancılıkla itham ettiler. derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
38. âd ve semûd'u da (helâk ettik). sizin için, (onların başına nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.
39. karun'u, firavun'u ve hâmân'ı da (helâk ettik). andolsun ki, musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. halbuki (azabımızı aşıp) geçebilecek değillerdi.
40. nitekim, onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırdık. kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine zulmediyorlardı.
rahmân ve rahîm (olan) allah'ın adıyla.
1. elif. lâm. mîm.
2. insanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "iman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
3. andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. elbette allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.
4. yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!
5. kim allah'a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki allah'ın tayin ettiği o vakit elbet gelecektir. o, her şeyi işiten ve bilendir.
6. cihad eden, ancak kendisi için cihad etmiş olur. şüphesiz allah, âlemlerden müstağnîdir. (o'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).
7. iman edip iyi işler yapanların (geçmiş) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.
8. biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. dönüşünüz ancak banadır. o zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.
9. iman edip iyi işler yapanları, muhakkak sâlihler içine katarız.
10. insanlardan kimi vardır ki: "allah'a inandık" der; fakat allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini allah'ın azabı gibi tutar. halbuki rabbinden bir nusret gelecek olsa, mutlaka, "doğrusu biz de sizinle beraberdik" derler. iyi de, allah, herkesin kalbindekileri en iyi bilen değil midir?
11. allah, elbette (o'na gönülden) iman edenleri de bilir, iki yüzlüleri de bilir (ortaya çıkaracaktır).
12. kâfirler, iman edenlere: bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim, derler. halbuki onların hiçbir günahını yüklenecek değillerdir. gerçekte onlar, kesinlikle yalan söylemektedirler.
13. (fakat gerçek şu ki) elbette kendi yüklerini (veballerini), kendi yükleriyle birlikte nice yükleri taşıyacaklar ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir.
14. andolsun ki biz nuh'u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
15. fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.
16. ibrahim'i de gönderdik. o kavmine şöyle demişti: allah'a kulluk edin. o'na karşı gelmekten sakının. eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır.
17. siz allah'ı bırakıp birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. bilmelisiniz ki, allah'ı bırakıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. o halde rızkı allah katında arayın. o'na kulluk edin ve o'na şükredin. ancak o na döndürüleceksiniz.
18. eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de (kendilerine tebliğ edileni) yalan saymışlardır. peygamber'e düşen, yalnız açık bir tebliğdir.
19. allah'ın, yaratılanı ilk baştan nasıl yarattığını, (ölümden) sonra bunu(nasıl) tekrarladığını görmediler mi? şüphesiz bu, allah'a göre kolaydır.
20. de ki: yeryüzünde gezip dolaşın da, allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. işte allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır. gerçekten allah her şeye kadirdir.
21. o, dilediğine azabeder, dilediğini esirger. ancak o na döndürüleceksiniz.
22. siz ne yeryüzünde ne de gökte (allah'ı) âciz bırakamazsınız. allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.
23. allah'ın âyetlerini ve o'na kavuşmayı inkâr edenler -işte onlar- benim rahmetimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlar için acıklı bir azap vardır.
24. kavminin (ibrahim'e) cevabı ise: "onu öldürün yahut yakın!" demelerinden ibaret oldu. ama allah onu ateşten kurtardı. doğrusu bunda, iman eden bir kavim için ibretler vardır.
25. (ibrahim onlara) dedi ki: siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. sonra kıyamet günü (gelip çattığında ise) birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lânet okuyacaksınız. varacağınız yer cehennemdir ve hiç yardımcınız da yoktur.
26. bunun üzerine lût ona iman etti ve (ibrahim): doğrusu ben rabbim'e(emrettiği yere) hicret ediyorum. şüphesiz o, mutlak güç ve hikmet sahibidir, dedi.
27. ona ishak ve yakub'u bağışladık. peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. ona dünyada mükâfatını verdik. şüphesiz o, ahirette de sâlihler (zümresin) dendir.
28. lût'u da (gönderdik). o, kavmine demişti ki: gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz!
29. (bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlikler yapacak mısınız! kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: (yaptıklarımızın kötülüğü ve azaba uğrayacağımız konusunda) doğru söyleyenlerden isen, allah'ın azabını getir bize!
30. (lût:) şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle rabbim! dedi.
31. elçilerimiz ibrahim'e (iki oğul ihsan edeceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: biz bu memleket halkını helâk edeceğiz. çünkü oranın halkı zalim kimselerdir.
32. (ibrahim) dedi ki: ama orada lût var! şöyle cevap verdiler: biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. onu ve ailesini elbette kurtaracağız. yalnız karısı müstesna; o, (azapta) kalacaklar arasındadır.
33. elçilerimiz lût'a gelince, lût onlar hakkında tasalandı ve (onları korumak için) ne yapacağını bilemedi. ona: korkma, tasalanma! çünkü biz seni de aileni de kurtaracağız. yalnız, (azapta) kalacaklar arasında bulunan karın müstesna, dediler.
34. "biz, şüphesiz, bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık gökten (feci) bir azap indireceğiz."
35. andolsun ki, biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişânesi bırakmışızdır.
36. medyen'e de kardeşleri şuayb'ı gönderdik ve şuayb: ey kavmim! allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın! dedi.
37. fakat onu yalancılıkla itham ettiler. derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
38. âd ve semûd'u da (helâk ettik). sizin için, (onların başına nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.
39. karun'u, firavun'u ve hâmân'ı da (helâk ettik). andolsun ki, musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. halbuki (azabımızı aşıp) geçebilecek değillerdi.
40. nitekim, onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırdık. kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar