bugün
- dünya39
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı35
- amerika birleşik devletleri29
- 25 eylül 2026 aym önünde intihar eden emekli11
- ecevit denince akla gelen şeyler29
- sarılmak istediğiniz sözlük yazarları8
- sözlüğün en güzel kadını15
- 80 bin entry girecek kadar işsiz olmak10
- pis hissettiren şeyler3
- israil10
- yahudilere hınç besleyip cinnet geçirmek7
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması30
- ali şekeroğlu2
- en medeni ortadoğulular6
- öğrencilerin bu ne işimize yarayacak sorusu3
- norveç9
- yazılımcıların flört edememesi8
- sözlük kızları nerede sorunsalı6
- taş gibi kalçası olan kadın8
- telegram5
- mustafa kemal atatürk10
- evanjelist9
- ahmet cem ersever2
- ismail yüksek4
- fransa6
- ali tarakcı hakkında soruşturma başlatılması2
- türk rock grupları8
- sosyal medya ve internetin ardında deccal var3
- george washington2
- sözlükte yeni yeni bıdıkların ortaya çıkması4
- kırk yaş üstünü sözlükten göndermek3
- isveç5
- hewal ebo12
- cuma akşam evde kalan yazarlar5
- balgam atar gibi konuşmak3
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin35
- avrupa5
- ateizmin dinlere balyoz etkisi yapması5
- orospu çocuğu abdullah öcalan7
- simko314
- akaretler3
- almanya4
- 25 eylül 2026 macaristan ukrayna maçı3
- 25 eylül 2026 italya belçika maçı4
- şuan dinlediğin şarkı4
- sözlük yazarlarının infak biçimi2
- nihilist hedonist şehvetperest insan5
- türkiye'nin fransa'yı yeneceğini düşünmek5
- dikili bir ağacının olmaması6
- suriyede bi milyon arabın ölümü2
Film öncelikle çok iyi bir açılış sahnesiyle geliyor. Orada içim bir ferahladı, huzuru bedenimde hissettim adeta. Ancak sonrasında beklemediğim bir gerçeklikle umduğumu bulamadım. Filmin anlatmak istedikleri çok yalın, sade, gösterişsiz bir dille anlatılmış. Ancak bana göre gerçekçi kalıbına oturtmak yanlış. Çünkü gerçekçilik çerçevesinden baktığımızda oradan bana pek el sallamadı. Bir iki sahne dışında tabii. Scarlett ve Bill'in oyunculuğuna da şapka çıkarmayanı dövüyoruz.
Japonya'da çekilme sebebi de zaten yalnız olan insanların hallerine daha da yalnızlık katmak. Evli olduğunuz insana da derdinizi anlatamayınca hal içler acısı oluyor. Bob ve Charlotte arasındaki ilişkide hep bir doruk noktası, ateşli bir birliktelik bekleniyor. Ama olmuyor, izleyici açısından beklenen patlama bir türlü yaşanmıyor. Çünkü izleyiciler hayatta yaşanmamış bir durum arıyorlar filmde. O noktada buluşamayınca sıkılma veya filmde kendini kaybetme hissi oluşuyor. Evet çoğu izleyicide böyle. Gerçekçiliğini vurgulayacağı ve beğendiğim kısımda bu. Aslında tek kısım bu bölümleri içermekte. Çünkü bazı bölümlere bakıldığında hiç de o sandığınız gerçekçiliği bulamazsınız. Ondan eser yoktur. Sürükleyici ya da akıcı bir anlatım da gerçekleşmezse o zaman sıkıntılı süreç başlıyor 'yapım' için. Benim için başlamaz, kapatır başka film izlerim. Filmin gerçekçi olduğunu söyleyenler genelde filmde kendilerini kaybettiklerini söylüyorlar. Zaten ulaşamadığınız bir gerçeklik var orada. Sizin arzulayıp da elde edemeyeceğiniz bir gerçeklik. Bu da gerçek olma çizgisinden kendini oldukça uzaklaştırıyor. O kadar yaş farkı olmasına rağmen Charlotte karakterinin yaşadıkları gerçek olabilir mi? Belki, bazı insanlar için. Peki Bob karakterinin yerinde olsaydınız bir öpücük ile olayı bitirirmiydiniz? Belki, yine bazıları için. Yani bu sapmalar ve ayrımlar gerçekçi olmanın hedefini bakış açısıyla yönlendiriyor. O yüzden bu filmi gerçekçi değil diye nitelendirip, beğenmeyenlere de çamur atmayınız. Özgün senaryo olayı çok farklı. Woody Allen'ın Midnight in Paris'i de özgün bir senaryo.. Anlattığı şeyi de akıcı olarak anlatıyor. Geçmişe bağlanma kaygısının ne kadar gereksiz olduğu masalsı bir dille anlatılıyor. O film daha gerçekçidir orası ayrı.
Sonuç olarak bu filmi izlediğiniz anda sade ve gerçekçi bir film olduğu için sevebilirsiniz. Ancak gerçekçi olan hayatlarımız da bile her zaman bir doruk noktası ve tempo olmuştur. Buna tabii ki anlatım tarzı da katılmalı. Film bana göre fazlasıyla sıradan. Coppola'ya sevgilerle.
Japonya'da çekilme sebebi de zaten yalnız olan insanların hallerine daha da yalnızlık katmak. Evli olduğunuz insana da derdinizi anlatamayınca hal içler acısı oluyor. Bob ve Charlotte arasındaki ilişkide hep bir doruk noktası, ateşli bir birliktelik bekleniyor. Ama olmuyor, izleyici açısından beklenen patlama bir türlü yaşanmıyor. Çünkü izleyiciler hayatta yaşanmamış bir durum arıyorlar filmde. O noktada buluşamayınca sıkılma veya filmde kendini kaybetme hissi oluşuyor. Evet çoğu izleyicide böyle. Gerçekçiliğini vurgulayacağı ve beğendiğim kısımda bu. Aslında tek kısım bu bölümleri içermekte. Çünkü bazı bölümlere bakıldığında hiç de o sandığınız gerçekçiliği bulamazsınız. Ondan eser yoktur. Sürükleyici ya da akıcı bir anlatım da gerçekleşmezse o zaman sıkıntılı süreç başlıyor 'yapım' için. Benim için başlamaz, kapatır başka film izlerim. Filmin gerçekçi olduğunu söyleyenler genelde filmde kendilerini kaybettiklerini söylüyorlar. Zaten ulaşamadığınız bir gerçeklik var orada. Sizin arzulayıp da elde edemeyeceğiniz bir gerçeklik. Bu da gerçek olma çizgisinden kendini oldukça uzaklaştırıyor. O kadar yaş farkı olmasına rağmen Charlotte karakterinin yaşadıkları gerçek olabilir mi? Belki, bazı insanlar için. Peki Bob karakterinin yerinde olsaydınız bir öpücük ile olayı bitirirmiydiniz? Belki, yine bazıları için. Yani bu sapmalar ve ayrımlar gerçekçi olmanın hedefini bakış açısıyla yönlendiriyor. O yüzden bu filmi gerçekçi değil diye nitelendirip, beğenmeyenlere de çamur atmayınız. Özgün senaryo olayı çok farklı. Woody Allen'ın Midnight in Paris'i de özgün bir senaryo.. Anlattığı şeyi de akıcı olarak anlatıyor. Geçmişe bağlanma kaygısının ne kadar gereksiz olduğu masalsı bir dille anlatılıyor. O film daha gerçekçidir orası ayrı.
Sonuç olarak bu filmi izlediğiniz anda sade ve gerçekçi bir film olduğu için sevebilirsiniz. Ancak gerçekçi olan hayatlarımız da bile her zaman bir doruk noktası ve tempo olmuştur. Buna tabii ki anlatım tarzı da katılmalı. Film bana göre fazlasıyla sıradan. Coppola'ya sevgilerle.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar