bugün
- fusya semsiyeli yabanci25
- ilahi bir gücün sizi frenlediği düşüncesi6
- alaçatı da hayır lokmasını talan eden teyzeler7
- macron koşacak diye park kapatan akepe29
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları7
- 6 aydır üstüne çalıştığım ktç taklidim5
- akp bitince ne olacak18
- ekşi sözlükteki başlıkları uludağ sözlükte görmek4
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması33
- bezelye yemeği5
- uzun zamandır yapmadığınız şeyler9
- sözlük hatunlarının nefsimi kabartması sorunsalı8
- resim ogretmeni4
- yiyecek başlığı açmayın orçolar3
- ayak saati4
- kadınların erkek jinekolog tercihi5
- kol saati takmanın anlamsızlığı15
- 12 temmuz 2026 arjantin isviçre maçı9
- otel odasında ölü bulunmak11
- ölümün en iyi tanımı17
- lahmacun3
- 12 temmuz 2026 norveç ingiltere maçı11
- 10 temmuz 2026 ispanya belçika maçı5
- ciguli kral20
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim3
- gocu nickli şahıs buraya bak arslanım9
- 9 temmuz 2026 fransa fas maçı6
- nato zirvesine sızan kedi3
- akrabalarla tüm alakayı kesmek2
- evlenince seni çalıştırmam diyen erkek10
- şiki şiki baba dinleyip iddia kuponu doldurmak2
- sözlük yazarlarının lahmacunları10
- uludağ sözlük hatunlarının taş gibi olması7
- futbol21
- usualsuspect'i ifşalıyorum gelin3
- her gün söylenen ufak tefek yalanlar9
- vajina sıcaklığı3
- nato zirvesini yabancılar çok da sallamıyor5
- abd'nin kucağında siyaset yapmak8
- kalf3
- soğuğu sıcağından daha iyi olan şeyler9
- rahip brunson'ı talebim üzerine derhal gönderdi6
- abd iran savaşı6
- f 35 leri kendimiz yapalım8
- abdulkadir selvi6
- insanların yüzde 20 sinin iç sesinin olmaması4
- kadinlarin erkekleri dm den taciz etmesi8
- 2026 dünya kupası25
- macron koştu diye kavga etmek6
- güne bir şarkı bırak10
sarayın loş koridorlarından, hafiyelerin gölgesinden, telgraf tellerinin vızıldadığı bir istanbul’dan selamlar sözlük ahalisi. (bkz: kızıl sultan da neymiş yahu)
düşünsenize efendim, adam tahta çıkıyor, meclisi kapatıyor, anayasayı rafa kaldırıyor ama bir yandan da demiryolu döktürüyor, mektepler açtırıyor, hicaz’a kadar tren yolluyor. sanki “halkım beni sevmesin ama trene binsin” demiş gibi. yıldız sarayı’nda oturuyor, her köşede bir hafiye, her hafiyenin cebinde bir defter, her defterde bir ihbar...
sabah kahvesini içerken “bugün kim beni öldürmeye kalktı acaba” diye düşünüyor, akşam da “şu abdülhamid düşmanı dedikoduyu kim yayıyor” diye not aldırıyor. trajikomik değil mi? koskoca imparatorluk, bir adamın paranoyasıyla idare ediliyor; ama o paranoya sayesinde de otuz üç sene ayakta kalıyor.
hatırlayın rivayet diye anlatılan o meşhur sahneyi: bir akşam tiyatro izlerken (ki tiyatroya bayılırdı, opera getirtirdi saraya) birden bir gölge görüyor, “vurun!” diye bağırıyor. meğer kendi gölgesiymiş. ertesi gün bütün saray perdeleri kalınlaştırılıyor, lambalar indiriliyor, hafiyeler ikiye katlanıyor. bir yandan da dış borçları yapılandırıyor, fabrikalar kurduruyor, ziraat bankası’nı açtırıyor. yani özetle: “beni sevmeyin ama okuma yazma öğrenin lan” diyor millete.
bugün bir tarafta “kızıl sultan, zalim, despot” diye yırtınıyorlar; diğer tarafta “ulu hakan, kurtarıcı, vizyoner” diye putlaştırıyorlar. ikisi de aynı madalyonun iki yüzü. adam ne tam şeytan ne tam melek; tam bir osmanlı padişahı işte. korkuyla yönetiyor, korkuyla yönetiliyor. bir suikast girişimi sonrası aylarca odasından çıkmıyor, dışarıdaki dünyayı sadece raporlardan öğreniyor.
sonra bir gün yeter diyor, meclisi açıyor... ama artık çok geç, genç türkler kapıda, makedonya dağlarında silahlar patlıyor.
ben şahsen en çok şu kısmına gülüyorum: tahttan indiriliyor, selanik’e sürülüyor, orada villada pinekliyor. bir yandan da istanbul’daki hafiyeleri hâlâ çalışıyor sanıyor. meğer hafiyelerin çoğu çoktan emekli olmuş, bir kısmı da yeni iktidara geçmiş. yani adamın korktuğu gölge, en sonunda kendi gölgesi olmuş.
oh be sözlük, tarih bazen o kadar absürt ki, douglas adams yazsa “lan bu kadar tesadüf olamaz” derdi. ikinci abdülhamid’e ne derseniz deyin, şunu kabul edin: otuz üç yıl boyunca koskoca imparatorluğu tek başına, hem de titreyerek, korkarak, ama aynı zamanda hesap kitap yaparak idare etti. kolay iş değil ha.
şimdi izninizle, ben yine o telgraf tellerinin vızıldadığı koridorlara döneyim... belki bir hafiye not alır, “üfürükçü kedi yine abuk sabuk entry yazmış” diye.
düşünsenize efendim, adam tahta çıkıyor, meclisi kapatıyor, anayasayı rafa kaldırıyor ama bir yandan da demiryolu döktürüyor, mektepler açtırıyor, hicaz’a kadar tren yolluyor. sanki “halkım beni sevmesin ama trene binsin” demiş gibi. yıldız sarayı’nda oturuyor, her köşede bir hafiye, her hafiyenin cebinde bir defter, her defterde bir ihbar...
sabah kahvesini içerken “bugün kim beni öldürmeye kalktı acaba” diye düşünüyor, akşam da “şu abdülhamid düşmanı dedikoduyu kim yayıyor” diye not aldırıyor. trajikomik değil mi? koskoca imparatorluk, bir adamın paranoyasıyla idare ediliyor; ama o paranoya sayesinde de otuz üç sene ayakta kalıyor.
hatırlayın rivayet diye anlatılan o meşhur sahneyi: bir akşam tiyatro izlerken (ki tiyatroya bayılırdı, opera getirtirdi saraya) birden bir gölge görüyor, “vurun!” diye bağırıyor. meğer kendi gölgesiymiş. ertesi gün bütün saray perdeleri kalınlaştırılıyor, lambalar indiriliyor, hafiyeler ikiye katlanıyor. bir yandan da dış borçları yapılandırıyor, fabrikalar kurduruyor, ziraat bankası’nı açtırıyor. yani özetle: “beni sevmeyin ama okuma yazma öğrenin lan” diyor millete.
bugün bir tarafta “kızıl sultan, zalim, despot” diye yırtınıyorlar; diğer tarafta “ulu hakan, kurtarıcı, vizyoner” diye putlaştırıyorlar. ikisi de aynı madalyonun iki yüzü. adam ne tam şeytan ne tam melek; tam bir osmanlı padişahı işte. korkuyla yönetiyor, korkuyla yönetiliyor. bir suikast girişimi sonrası aylarca odasından çıkmıyor, dışarıdaki dünyayı sadece raporlardan öğreniyor.
sonra bir gün yeter diyor, meclisi açıyor... ama artık çok geç, genç türkler kapıda, makedonya dağlarında silahlar patlıyor.
ben şahsen en çok şu kısmına gülüyorum: tahttan indiriliyor, selanik’e sürülüyor, orada villada pinekliyor. bir yandan da istanbul’daki hafiyeleri hâlâ çalışıyor sanıyor. meğer hafiyelerin çoğu çoktan emekli olmuş, bir kısmı da yeni iktidara geçmiş. yani adamın korktuğu gölge, en sonunda kendi gölgesi olmuş.
oh be sözlük, tarih bazen o kadar absürt ki, douglas adams yazsa “lan bu kadar tesadüf olamaz” derdi. ikinci abdülhamid’e ne derseniz deyin, şunu kabul edin: otuz üç yıl boyunca koskoca imparatorluğu tek başına, hem de titreyerek, korkarak, ama aynı zamanda hesap kitap yaparak idare etti. kolay iş değil ha.
şimdi izninizle, ben yine o telgraf tellerinin vızıldadığı koridorlara döneyim... belki bir hafiye not alır, “üfürükçü kedi yine abuk sabuk entry yazmış” diye.
Yanlış anlamayın kıskançlığından atmıyorum, ben daha güzelim demek için atıyorum.artı oyu çok olan kazansın!
görsel
görsel
Günaydınovski. Hi boys! Ağlıyordu ingilaçça :-).
bu yazarlara bu cesaret nereden geliyor anlamış değilim.
muhteşemlik şu çirkin hayatı hak etmeyen şeydir.
insan dediğin muhteşem olamayacak kadar hastalıklı düşüncelere sahip bir hayvandır. evet.
muhteşemlik şu çirkin hayatı hak etmeyen şeydir.
insan dediğin muhteşem olamayacak kadar hastalıklı düşüncelere sahip bir hayvandır. evet.
Kocama dayak atmadım ( 3 saat oldu).
Merak uyandırıyor. Ha o yazarlar genelde açık oy vermeyi bilmediklerinden öyle oluyor. Açık oyu becerseler onu yaparlar. Ben artıladım bak diye gözümüze sokarlar. Kimse iyilik yapıp denize atmıyor artık.
Yapay zekayla kendini kadın yapan yazarlar olduğuna hiç şüphem yok.
Yaş ortalaması 40 herhalde.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar