bugün

sevdiği entry'ler

apateizm

namık kemal ne demiş:

"Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imhâ-yı hürriyet?
Çalış, idrâki kaldır, muktedirsen âdemiyetten!"

8 ağustos 2018 yılmaz özdil yazısı

Üstat Yılmaz özdil'in ağır şekilde Çomar tokatladığı yazıdır.
Bunu okuyan çomarın biraz haysiyeti varsa gider bir köşede soda şişesinin üzerine oturur.

--spoiler--
Dolar henüz 3.5 liraydı.
Asrın liderimiz “dolarları bozdurun” çağrısı yaptı.
*
100 dolar bozdurup dekontunu getirene bedava ekmek dağıtan fırıncılarımız çıktı.
200 dolar bozdurup dekontunu gösterene bir kilo bedava hamsi veren balıkçılarımız oldu.
300 dolar bozdurana tencere hediye eden züccaciyecilerimiz, dolar bozdur dürümü götür kampanyası yapan büfecilerimiz, her sabah dolar bozdurana her öğlen üç kap yemek ısmarlayan lokantacılarımız vardı.
Ama en şahanesi berberlerdi.
300 dolar bozdurana ücretsiz saç sakal tıraşı yapıyorlardı.
*
O gün 300 dolar bozduran, karşılığında 1.050 lira alıyordu.
Bugün 300 dolar bozduran, karşılığında 1.590 lira alıyor.
*
Avanta zannettiğin tıraş 540 liraya geldi!
*
Bill Gates bile berbere bu parayı vermiyordur.
*
Çünkü…
*
insanın sınırları var.
Mesela, kulağımız 20 ila 20 bin hertz arasındaki sesleri duyabilir.
20'den azsa 20 binden çoksa, duyamayız.
Halbuki o sırada ses vardır.
Algılayamayız.
*
Gözümüz de kulağımız gibi sınırlıdır. Sadece 400 ila 700 nanometre arasındaki ışığı görebiliriz. Sınırlarımızın dışında kalan kızılötesini-morötesini göremeyiz. Uzaktan kumandanın düğmesine basarız, şak diye televizyon açılır, şak diye kanal değişir, o sırada ışık gidiyor aslında kumandadan televizyona, algıyamayız.
*
Para da böyle bi şeydir…
*
Akp hükümeti bugüne kadar iki trilyon dolar harcadı diyorsun, milletin 60 milyar dolarlık malını sattılar diyorsun, dışarıya olan borcumuz 450 milyar doları aştı diyorsun, sırf dışarıya 150 milyar dolardan fazla faiz ödediler diyorsun… Sayın ahalimize sanki Japonca konuşuyormuşsun gibi geliyor.
Bu boyuttaki rakamlar algı sınırlarının dışına taşıyor, algılayamıyor.
*
Çıkar kağıdı kalemi önüne koy, iki trilyon rakamında kaç sıfır olduğunu kaç kişi yazabilir?
iki trilyon doların Türk Lirası karşılığını cep telefonundaki hesap makinesinde çarpabilir misin?
*
Bangır bangır bağır…
Nafiledir.
Günde 10 saatten fazla çalıştırılıp, sanki lütufmuş gibi anca asgari ücret ödenen insana, milyar doların manasını tarif edemezsin.
*
(istisnaları elbette tenzih ederim.)
16 senedir boğaz tokluğuna yaşatılıp, bayram öncesinde avucuna sadaka gibi bin lira sıkıştırılan emekliye anlatmaya kalksan… 60 milyar dolarlık özelleştirme malının aslında kime ait olduğunu izah edebilir misin?
*
Evindeki boş vita tenekesini bile atmaz.
Telekom'u elaleme satarlar, umursamaz.
Aidiyet sınırlarının dışındadır.
*
Tarlasına inek girdi diye komşusuyla silahlı çatışmaya girer, elli sene kan davası olur.
Memleketin toprağını yabancıya satarlar, bana mısın demez.
Algı sınırı, kendi tarlasının sınırıdır.
*
işte bu yüzden, yastık altındaki 100 dolarını bozdurduğunda, ahaber'de söyledikleri gibi, doları mahvedeceğini zanneder.
*
Ama siz gene de Bill Gates'in aklına uymayın tabii, bildiğinizi yapın.
Hadi hayırlı tıraşlar.
--spoiler--

Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/...ilmaz-ozdil/tira-2562738/

ekşi sözlük

yazar alıyormuş gibi yapmak* suretiyle onbinlerce okur alarak kurnazlık yaptığını sanan, aslında su kurnazı olarak nitelendirilebilecek bir yönetime sahip oluşum.

neden mi?

açıklayayım.

şimdi ellibin-yüzbin insanı yazar yapcaz diye kandırarak okur yaptılar. göstermelik bir bölümünü de yazar yaptılar. yazar alınacağını duyarak koşup giden o kitle, muhtemelen, arada bir de olsa zaten o sözlüğe girip çıkan kişilerdi. yazar olmak umuduyla daha sık girip çıkacaklar sözlüğe muhtemelen. bu durum da sözlüğün reytingini tavan yaptıracak belki bir süre.

iyi de, sonra ne olacak?

fazla naz aşık usandıracak.

yazar olamayan, ya da yazar kalamayan o insanlar bir süre sonra "s.kerim ekşisini ya" diyerek internet aleminin dört bir yanında konuşlanmış "klon" tabiriyle aşağılanmaya çalışılan sözlüklere dağılacak. ve içlerinde yerleşecek olan deve kinini belki de hayat boyu muhafaza edecek, asla geri dönmeyecekler. okumak için bile...

izleyin ve görün...

Abraham Lincolnmahreçli olduğu rivayet olunan güzel bir sözle bitirelim yazıyı:
"Bazı insanları zaman zaman, bazı insanları her zaman kandırabilirsininiz. Ama herkesi her zaman kandıramazsınız"

akp nin fetö ile efsane mücadelesi

"hayırlı mücadeleler" diye başlayacağım söze, lakin herhangi bir mücadele olmadığı için saçma olacak...

sevgili arkadaşlar, milli istihbarat teşkilatımızın resmi adı ve kodu 16 nisan referandumuna kadar "başbakanlık f02" idi.
kurum resmi olarak başbakana bağlı bir kurumdu.

bakınız çok enteresan söz konusu kurumun 2004 yılında başbakanlığa ve mgk'ya sunduğu raporda türkiye'de tarikatlar ve cemaatlere mensup 15 milyon kişiden bahsediliyor.
ve bu tarikat ve cemaatler arasında en fazla üyesi olan, tüm cemaatlerin yüzde 61'ini oluşturan fethullah gülen cemaati olduğu belirtiliyor...

15 milyonun yüzde 61'i ne yapar?

yaklaşık 9 milyon...

şimdi, 17/25 aralık süreci öncesi bu 9 milyon kişi kime oy veriyordu?
akp'ye.

17/25 sonrası ve 15 temmuz darbe girişimi sonrası bu 9 milyon fethullahçı ne oldu?
buharlaştı mı?

fetö'den dolayı tutuklu/hükümlü olanların sayısı belli.
sayın adalet bakanımızın açıkladığına göre fetö'den dolayı tutuklu/hükümlü sayısı 38.470(otuz sekiz bin dörtyüz yetmiş kişi)
http://www.hurriyet.com.t...ayisi-38-bin-470-40737509

sayın adalet bakanımız bu açıklamayı şubat ayında yapmış.
şubat ayından bugüne dek kaç fetöcü tutuklandı?
imkansız ama hadi 10 bin diyelim.
sonra 10 bin ile 38 bini toplayalım, yuvarlak hesap 50 bin diyelim.

bir de ihraç edilenler var.
fetöden dolayı toplam 125 bin kişi de ihraç edilmiş.
https://www.aksam.com.tr/...ihrac-edildi/haber-752643

125.000 ihraç, 50.000 tutuklanan ve hükümlü toplayalım, hadi üzerine biz de koyalım yuvarlak hesap taş çatlasın 200 bin kişi eder...

peki be kardeşim.
9 milyon fetöcü devletin istihbarat kurumunun raporlarında geçerken, fetöden dolayı sadece 200 bin kişiye dokunulması nedir?

geri kalan 8 milyon 750 bin kişi nerede?
buhar mı oldular?
uçtular mı?

biz o milyonlarca fetöcünün nerede olduğunu çok iyi biliyoruz.
herkes biliyor.

o yüzden "mücadele ediyoruz" falan demeyin.
"temizliyoruz" da demeyin.

fetö hala olduğu yerde duruyor.
dünün fetöcüleri bugün diğer tarikatlarda, yine akp'nin içinde, yine ipler onların ellerinde.
hepsi de fetöye küfür ediyor.

bak reis...
gerçekten fetö'yü bitirmek istiyorsan, tüm tarikat ve cemaatleri bitirmelisin.
yani, ulu önder atatürk'ün yaptığını yapmalısın.

sen 81 milyonun cumhurbaşkanısın, sen yeter ki mücadelede kararlı ol.
3-5 milyon fetöcü pislik, 3-5 milyon tarikatçı pislik dışında solcusu, sağcısı, ülkücüsü, türkçüsü, kürdü, alevisi, zazası hepsi senin arkanda olacaktır.

sen yeter ki gerçekten mücadele etmek iste.
önce şu mit raporlarını okumaktan başla ama, kitapların özetlerini okuyorsun ya, bunların bir zahmet hepsini oku kurban olayım...

antidepresan

Cahil kesimin insanı mal ediyor. Tek yaptığı uyutmak sersemletmek dediği ilaçlardır.

inanmayın.

Zira beyinde bazı hormonlar vardır mutluluk gibi yada panik gibi.
Bunlar bazı etkenler sonucu şaşırabilir ve beynin yanlış sinyalleri yüzünden mani, panik atak, depresyon geçirebilirsiniz.

işte antidepresan burada devreye girer. Bu yanlış sinyalleri etkileyen hormanları düzene sokmak için.

Sevgilisinden ayrılıp antidepresan kullanan mallarda mevcuttur.

Ama hergün ölüm korkusu ve kalp çarpıntısı, uyuşma eşliğinde günde 10 kere ölümü yaşayan birine antidepresan kullanma kendinde bitiyor her şey demek saçmalıktır.

Gerektiğinde kullanılır. içtiğin anda etkisini beklemek biraz hayalperestliktir.
Zira hormonları etkilemesi 2-3 hafta içinde başlar. 3.ayda ilk zirveyi yaşatır. 6.ayda patlaması olur. Zira hormonları düzene sokmuştur.

2 yıla kadar kullanılır sonra azaltılarak bırakılır. Bağımlılık yapmaz psikolojik bağımlılığı vardır sadece.

Psikiyatri doktoru gözetiminde kullanılmalı ve onun gözetiminde yavaşça bırakılmalıdır.

antidepresan

şu yazıda anlatılan ilaç.

https://tr.instela.com/so...ek-istedikleri---16904387
--spoiler--
her şeyin temeli, beslenmedir.

tüm dünyada modern tıbbın kurucusu olarak kabul edilen, oxford üniversitesi'nde heykeli olan ibn-i sina da, modern tıp biliminin önemli isimlerinden hipokrat da, tıpta beslenmenin önemine dikkat çekerken, günümüzde modern tıbbın, beslenmeye yeterince önem vermemesi ve iyileştirmekten çok ilaç satma odaklı olması, artık günümüzde anlatılıyor. amerika'da bazı doktorlar, tıp eğitimini, ilaç firmalarının dizayn ettiğini ve bu yüzden tıp sisteminin iyileştirmekten çok ilaç satmaya yönelik olduğunu, iyileştirmeye değil; semptomlara odaklanarak palyatif tedavi yaptığını (yani hastalığı değil, belirtileri ortadan kaldırmaya yönelik bir tedavi yaptığını) söylüyor.

bir programdan dinlediğim konuşmaları, buraya yazdım. kendi sağlığını ve sevdiklerinin sağlığını düşünen herkesin, okumasını tavsiye ederim. (kopyala yapıştır değil; el emeğidir.)

işte o önemli konuşma:

"bugünkü modern tıbbın temel sorusu "hangi hastalığa hangi ilacı verebilirim?" üzerine kuruludur.

tıp eğitimi de, ilaç vermek üzerine kurulu. zaten tıp eğitimi programını yapanlar da ilaç firmaları. bunu da artık biliyoruz. bu, şehir efsanesi değil. kanıtlandı.

oysaki, tıp biliminde bizim temel sorumuz "hangi hastalığa hangi ilacı verebiliriz?" olmamalıdır.

tıp biliminin temel sorusu bu olmalıdır:

1- hastalıkları nasıl engelleyebilirz?
2- hastalanan insanı nasıl tedavi edebiliriz? ( hangi ilacı veririz değil)

bugünkü modern tıp ise, sadece semptomları bastırmaya yönelik olan palyatif denilen tedavi yöntemini uygulamaktadır. yani semptomlara yönelik tedavi verir.

+kardeşim senin neyin var?
-başım ağrıyor.
+al sana ağrı kesici.

+neyin var?
-diyabet
+al sana şeker düşürücü.

+neyin var?
-alerjim var.
+al sana antihistaminik

iyi de bu adamcağıza biz, bu ilaçları yazıyoruz yazıyoruz. ömrü boyunca dediğimiz her şeyi yapıyor. ama şekeri düşmüyor. hastalığı ilerliyor. alerjisi geçmiyor. komplikasyonlar meydana geliyor. tansiyonu geçmiyor.

niye iyileşmiyor bu hastalıklar? modern tıbbın umrunda değil. ilaç firmalarının, umrunda değil. çünkü ilaç firmaları, insanlar iyileşsin diye uğraşmaz. ilaç firmaları ister ki, hastalıklar devam etsin, ilaçlar satılmaya devam etsin. hastalıklar biterse ilaç satamaz.

geldiğim bu noktada, tip 2 diyabeti gerçekten tam şifa ile tedavi edebiliyorum ama herhangi bir mucizevi bitki ile değil. beslenmeyle tedavi edebiliyorum.

insan, bir bütündür. sadece 1 ilaç ile, sadece bir bitki ile tedavi edebilmek mümkün değildir.

peki, beslenme, bedenimizin işleyişini, ruh halimizi nasıl etkiler?

beslenme denildiği zaman, bugün modern tıp ekolü malesef olayı, sadece yağ protein karbonhidrat ve kalori seviyesine indirgiyor.

aslında beslenmenin, bunun çok ötesinde bir önemi var. fakat bunu anlatan, malesef modern tıp ekolünde yok. hatta bunu, o kadar çok yok sayıyorlar ki, modern tıp ekolünde doktorlara bile beslenme dersi okutulmuyor.

biz, tıp fakültelerinde okurken, halk sağlığı stajının içinde birkaç saat beslenmeden bahsediliyor ve üstünkörü geçiliyor. dolayısıyla doktorlar, beslenmenin önemini öğrenemeden, fonksiyonel beslenmeyi öğrenemeden mezun oluyor. öte yandan artık bugünkü ekolde "beslenme" dediğiniz zaman olay sadece bir kilo kontrolüne indirgenmiş durumda. "kilo aldım, kilo verdim." oysaki öyle değil.

en büyük 2. organımız bağırsaklarımız. peki, neden bu kadar büyük bu bağırsaklarımız? çünkü bağırsaklar, vücudun köküdür. vücudumuzda yer alan bağışıklık sistemi hücrelerinin %70'i bağırsaklarda bulunuyor. sizin bütün vücudunuzda %30 var. bunun 2 katından fazlası, bağısaklarda bulunuyor. bağışıklık sistemi hücrelerinin bu kadar büyük bir bölümü, bağırsaklarımızda.

ama modern tıp immunoloji kitaplarını açıp bakıyorsunuz; bağırsaklardan, probiyotiklerden bahsedilmiyor. bağırsaklarda 100 trilyon probiyotik bakteri var. bunlar, sizin adınıza k vtamini sentezliyor. bunlar, gümrük memuru vazifesi görüyor, sindirimi gerçekleştiriyor. bunlar olmadan bağşıklık sistemi baskılanıyor, bağışıklık sistemi doğru çalışamıyor, otoimmun reaksiyonlar meydana geliyor. hatta probiyotikler olmadan gen yapınız bozuluyor. çünkü gen aktivitesini bile etkiledikleri gösterilmiş probiyotiklerin. probiyotikler, size gen transferi yapıyor.

hani, depresyon deyince size bir hikaye anlatılıyor; beyin kimyası bozuluyor; serotonin azalıyor; depresyona giriyorsun. bugün hala doktorlara bile sorduğunuzda, bunu anlatıyorlar size. halbuki depresyon hastalarında beyin kimyasının bozulduğuna dair hiçbir yayın yok. ispatlanmış değil.

çok enteresan başka bir şey var. serotonin denilen maddenin %95'i nerede salgılanıyor biliyor musunuz? bağırsaklarda, probiyotikler tarafından yapılıyor. depresyonun, beslenmeye dayandığı gayet açık. e şimdi siz hastalarınıza antidepresan veriyorsunuz ama beslenme vermiyorsunuz.

hastalarınıza, antidepresan verirseniz "modern doktor" oluyorsunuz; bizim gibi "turşu ye, tereyağı ye" derseniz çağdışı oluyorsunuz. bize alternatif doktor diyorlar, kendilerine gerçek doktor diyorlar. kusura bakmasınlar, gerçek doktor biziz. asıl modern tıp, alternatiftir. dağdan gelip bağdakini kovuyor.

bizim söylediklerimizi, hipokrat söylüyor: "besininiz, ilacınız; ilacınız, besininiz olsun diyor."

ibn-i sina'nın yazdığı tıp kitabı, yıllardır oxford'da, dünyada okutuluyor. tüm dünyada modern tıbbın kurucusu olarak görülen, oxford'da heykeli olan ibni sina ne demiş bakın:

"ben tıbbın tümünü, 2 beyitte topladım. sözün güzeli, kısa olanıdır:

eğer yemek yersen erken kalk, çünkü şifa hazmetmektedir.
tıpta daha tehlikeli bir şey görmedim; acıkmadan önce yemek yemekten."

hipokrat da ibn-i sina da beslenmeden bahsediyor; ama bugünkü modern tıp, beslenme ile hiç ilgilenmiyor.

depresyon, bir bağırsak hastalığıdır. bağırsak; vücudun köküdür, bağışıklığın köküdür. önce beslenme ile başlayacaksınız; onun üzerine diğer her şeyi bina edeceksiniz.

voltaire: "tıp bir sanattır; kişiyi oyalar; o oyalama sırasında vücut, kendini toparlar."

beslenmenin önemine vurgu yapan ibn-i sina, modern tıbbın kurucusu olark görülüyor ve oxford'da heykeli var.

tıp bir bütündür. alternatif tıp diye bir şey olmaz. insan bir bütündür. insanda bir tek dolaşım sistemi vardır. kan her yere o dolaşım sisteminden ulaşır; beyne de göze de gırtlağa da bağırsaklara da karaciğere de... o dolaşım sistemindeki kanın içinde sağlıklı materyal varsa, vücut hastalanmaz. biz, bunu açıklamaya çalışıyoruz.

endüstrinin ortaya çıkması ile doğal olmayan besinler, insanlara veriliyor. bütün hastalıkların sebebi de bu.

genetikmiş genetikmiş. otizmin, alzheimer'ın, kanserin, son 30 yılda bu kadar artmış olmasını genetik ile açıklamak mümkün değil. bunun neden arttığını kimse sormuyor; ilaç verelim, sen ömür boyu hastasın, bu ilacı kullanacaksın deniliyor.

hücreleriniz sağlıklı değilse, doğru beslenmiyorsanız, hastalıklar ortaya çıkar.

artık, beslenme ile tedavinin mümkün olduğu ortaya çıktı. nutritional medicine, yani beslenme tıbbı diye bir şey çıktı. beslenmenin önemi anlaşıldı. antibiyotiklerin devrinin sona erdiği kabul ediliyor artık.

doğal beslendiğimiz zaman, hücreler düzeliyor, vücut toparlanıyor.

beslenme bu yüzden çok önemli. ana rahminden itibaren, beslenmemiz, sağlığımızı etkiliyor. hatta ingiltere'de, çocuk sahibi olmak isteyen anne-baba adayları, hamilelikten 3 ay önce beslenmesini iyileştirmeli, kendini toparlamalı diye makaleler yayınlandı.

hamile kalacak annelerin, önce kilo vermesi gerekiyor. obez annelerin çocuklarında, otizm vb. hastalıkların daha sık görüldüğü, gösterildi.

anne adaylarının, glutensiz beslenmesi, d vitaminlerini yükseltmesi, magnezyumlarını yükseltmesi, iyotlarına bakıp düşükse, iyot değerlerini yükseltmesi gerekir.

planlı bir hamilelikte, biz "6 aydan önce anne-baba kendine bakmalı" diyoruz. hamilelik süreci çok önemli.

ama modern tıpta bir şablonu, tüm hamilelere uyguluyorlar. bu, yanlış. 1 haftada bu yapılacak, 15 haftada bu yapılacak, 1 ayda bu yapılacak, bunu yaptırmak zorundasınız deniliyor. bu mu modern tıp? böyle modern tıp olmaz. modern tıp, kişiseldir, kişiye özeldir. her hastaya özel olarak muamele yapılması gerekir. bir şablonu tüm hamilelere uygulamak doğru değil.

malesef bazı doktorlar, kitaplarımızı okumadan hakkımızda yorum yapıyor. başımıza böyle bir olay geldi:

tv programlarındaki konuşmalarımızdan bölük pörçük cümlelerimizi almışlar. bizden görüş almadan hakkımızda, buğday ile ilgili iddialar ve gerçekler diye makale yapmışlar. bizden görüş almadan. bizden görüş almadan, tv programlarındaki sözlerimizden cımbızla çekmişler. biz iddiada bulunmuşuz, bilim adamlarına sormuşlar, onlar da o iddiadır; gerçek budur demiş. biz, kitaplarımızı referanslı yazıyoruz. okuyunca göreceksiniz, hepsinin bilimsel referansı var. her kitabımızda bilimsel referans var.

mutluluk ve ruh hali; beslenme ile doğrudan ilişkilidir. modern tıp, beslenme olayını sadece karbonhidrat, yağ, protein, kilo kontrolü, kalori boyutuna indirgediği için, modern tıp, beslenmeyi önemsemiyor. kanser hastaları doktora gidip "ne yemeliyim?" dediğinde, doktor: "ne yersen ye" diyor. bir mide, bağırsak hastalığında "ne yersen ye" denilebilir mi? bir mide-bağırsak kanseri beslenmeden bağımsız olabilir mi?

biz, depresyon için "turşu ye" deyince çağdışı oluyoruz; antidepresan yazınca modern mi olacağız? modern tıp, bu mu? turşu yesinler. çünkü probiyotik alacaklar. hamilelerdeki durum hakeza aynı. vücudunda probiyotik olmayan, d vitamini olmayan hamilenin, doğumu sağlıklı olabilir mi? gebelik diyabetinden korunabilir mi? çocuğu sağlıklı olabilir mi? ev sirkesini, ev yoğurdunu biz, bu yüzden öneriyoruz. bu yüzden çok önemli.

dünya engelliler gününde otizm ve farkındalık ile ilgili güzel bir toplantı yapıldı. çok güzel projelerden, rehabilitasyondan bahsediliyor.

ama kimse, otistik çocuklarda beslenmenin öneminden bahsetmiyor. bakın ne kadar önemli, otizme çare var diye, bu konuda kitap yazıldı. otizme çare var kitabını yazan rahmetli ahmet aydın hoca, çocuk metabolizma uzmanıdır.

otizme çare var. çünkü otistik çocukların, otistik olması, ana rahminde başlıyor. ve de iyi beslenme ile düzeliyor. bu, gösterildi.

otizm, 80 yılında yüz binde 1 görülürken, bugün 88 çocukta 1 görünüyor. binlerce kat artışı, genetik ile açıklamak mümkün mü?

otizmde beslenme tedavileri, dünyanın her yerinde çok yaygın uygulanan tedavilerdir. peki biz neden bu çocuklara rehabilitasyon veriyoruz da, neden anne-babalara beslenmenin, normal doğumun önemini anlatmıyoruz? biz bu çocuklara rehabilitasyon verelim; ama beslenmenin önemini ve normal doğumun önemini de anlatalım.

otizmi tetikleyen en önemli faktörlerden biri sezaryendir. çünkü tohum, doğum ile atılır.

önce normal doğum. niye? çünkü çocuk, probiyotiklerini, normal doğum esnasında, anneden alıyor. çocuk, doğmadan belli bir süre önce, annenin doğum kanalında, probiyotik yapısı değişmeye başlıyor. ve çocuk, normal doğum esnasında, doğum kanalından geçerken o probiyotikleri alıyor. vücudu, bir koruma kalkanı gibi o probiyotikler ile kaplanıyor. oradan geçerken, o probiyotikleri yutuyor. ilk gıdası probiyotikler oluyor. bronşlarına da probiyotikler gidiyor. ve çocuk, doğduğu zaman, probiyotikler ile doğmuş oluyor.

ama sezaryen ile doğan çocuk, probiyotikleri alamadan doğuyor.

1980'lerde sezareyen oranı %7'lerdeyken, bugün %80'lere kadar çıktı.

sezaryen doğum, otizmi tetikliyor. anne sütü vermemek, otizmi tetikliyor. karbonhidrat ağırlıklı beslenme, tetikliyor. bütün otistik çocuklarda ağır metal zehirlenmesi riski, gluten intoleransı riski, şekere karşı tahammülsüzlük, laktoza, süte karşı tahammülsüzlük vardır.

bu yüzden, bu çocuklara beslenme tedavileri verilmesi gerek. otizmli çocuklar, beslenme ile normal bir hayat sürebilir.

otistik çocukların tamamı, glutensiz beslenmeli. ev sirkesi, ev turşusu tüketmeli. probiyotik ve prebiyotik için bu gereklidir. bunun yanında süt ve süt ürünlerinden uzak durmalı. şekerden uzak durmalı. şeker bu çocuklarda son derece zararlıdır. çünkü, vücutlarında probiyotik olmadığı için, kandida mantarı gelişir. kadida mantarı, şekeri alkole yıkar. ve çocuklarda bir keyif hali oluşur.

dolayısıyla bu çocuklara rakı içirmek neyse, şeker yedirmek de odur. bu çocuklarda muhakkak d vitaminine bakılmalı, bağırsak duvarı bozulduğu için, bu çocuklarda d vitamini düşüktür. takviye edilmesi gerekir. d vitamini, bu çocuklarda 100'ün üzerine çıkarılmalıdır ve bu çocuklar, bol yağ ile beslenmelidir. zeytinyağı, hayvansal protein, paça çorbası, kemik suyu gibi değerli proteinlerle beslenmelidir. her türlü buğday, yulaf, arpa, çavdar hayatından çıkmalı bu çocukların.

bunların, doğal olanları da tüketilmemeli. internette, bizim adımıza sayfa açıp siyez buğdayı glutensizdir, yiyebilirsiniz dediğimizi yazmışlar. biz böyle bir şey demedik. siyez buğdayı da gluten içerir ve çölyaklara da otizmlilere de dokunur. kimseye buğday satışı ile ilgili yetki de vermedik. siyez buğdayında da gluten vardır; genetiği değiştirilmiş buğdayda da vardır.

gluten intoleransı nasıl anlaşılır? bunu testler ve tahliller ile anlamak mümkün değildir. gluten intoleransı, klinik tablo ile belirlenebilir.

otoimmun hastalıkların tamamı, otizmli çocukların tamamı, diyabetlilerin tamamı, gluten intoleransı olarak kabul edilmelidir.

bu hastaların tamamına glutensiz, tahılsız diyet verilmelidir. ama bu hastalara, tam tersine, tam tahıllı diyetler veriliyor ve tam tahıllı diyetlerle, bu hastaların hiçbiri iyileşmiyor. oysa tip 2 diyabet, glutensiz, tahılsız, şekersiz beslenme sayesinde, tam şifa ile iyileşebilen bir hastalık."
--spoiler--

anne marsupilami kahpedir

şimdi yüzyıllık sırrı açıklayacağım. hazır olun.

şu fotoğrafa bakalım:
görsel



iki tane marsupilami var. biri anne biri baba. ikisi de sarı. üç tane yavruları da var. biri sarı, öbürü sarı, diğeri... diğeri sarı değil?! niye değil? o lacivert.

şimdi şu fotoğrafa bakalım:
görsel

marsupilaminin dostu. bu da lacivert ve lacivert yavruyla birebir eşleşiyor. yani demem o ki anne marsupilami ile bu lacivertli, baba marsupilamiden gizlice işi pişirmiş ve lacivertli yavruyu dünyaya getirmiş. baba marsupilamiye de senin oğlun diye vermiş.

anne marsupilami bu yüzden kahpedir.

uludağ dedektifi sundu. sevgiler saygılar.

cipralex

Cipralex ilacın kullanmadan önce özel bir hastanenin 3 Mayıs 2016 tarihinde psikiyatri servisine muayene için başvurdum başvuru sebeplerim arasında bitmek bilmeyen bir umutsuzluk çaresizlik sürekli ve sürekli tekrarlayan Can sıkıntısı yeni uğraşlar bulamama kendimi değersiz hissetme oksijenli israfı arkadaşlarımın beni istemedigi düşüncesi ve üniversitenin getirdiği sıkıntı ve stres Ayrıca 2014 yılı YGS sınavından itibaren odaklanamama dikkat toplayamama problemi en üst seviyeye geldiğinde psikiyatri doktorunun ellerine kendimi bir anda atıverdim yaklaşık 30 dakika sonra elimde reçeteyle ilk girdiğim Eczaneden CiPRALEX ve RiXPER ilaçları ile çıktım eve gelip ilaçların prospektüsünü okuduğunda açıkçası biraz korkmuştum ve sonra Sabahları Cipralex Akşamları yatmadan önce uyku ilacı (Rixper) alıyordum cipralexi ilk olarak 5 miligram yarım doz ile almaya başladım ilk üç gün boğaz kuruluğunda Zirve yaptım ve boğazımın yırtilacağını düşünmüştüm Bu üç gün içerisinde yaklaşık olarak 15 litre su tükettim. Doktorun da söylediği gibi bacaklarımda kasılma yanma ve aşırı derece yırtılacak korkusu 7 gün civarı bacaklarımda bu etkiyi hissettim ve yürümekte bayağı zorlandım gene doktorunda söylediği gibi aşırı derece esneme isteğim oldu Kendimle beraber başkalarını da bu esneme ile etkili yordum. Ilk günden itibaren başlayan kaslarımın istemsizce hareket etmesi ellerimin Parkinson hastası gibi titremesi öğrenci olduğum için kağıtla kalemi tutamama ve yazı yazarken bu belirtinin ortaya çıkması sinirimi iyice bozmuştu Evet sinirim bozulmuştu bozulmasına ama hatlardan dolayı bu yan etkilere sadece gülüyordum.. 10 Mayıs 2016 da tam dozda geçtiğimde psikolojik olarak artık hiçbirşeyin sonuçlarının ne olacağını ( olumlu veya olumsuz sonuç) Düşünmemeye başlamıştım . Bu ilacın bir yan etkisi daha cesaretinizi aşırı derece artırması Nasıl yani Diyecek olursanız tam doza geçtikten 3 gün sonra Eski sevgilimi en yakın arkadaşına ona karşı duygular hissettiğimi söyledim ve kız masadan kalkarken ağır sözler söyleyip gitti Cipralex olmasaydı galiba O sözleri duyduktan sonra kalp krizi geçirip Hayata gözlerimi yumardim . O gün sabah almış olduğum 10 miligram cipralexin etkisi ile beraber kız masayı terk edip gittiğinde ve okuldaki sosyal yaşantımın bitip adimin i*ne olarak anılacağını bilmeme rağmen kalkıp Ankara havası oynayasım ve Halay çekesim geldi. ne kadar ironik bir olay değil mi Bense sadece gülmekle yetindim Evet bu ilaç sizin mutlu olmanızı serotonin hormonunun daha fazla emilmesini ve bir şekilde sıkıntıların üstüne örterek bir an olsun gerçek dünyadan uzaklaşmanızı sağlıyor Yani bir nevi kafanıza cam fanus geçirilmiş gibi( beyninizi kontrol ediyorsunuz fakat bunu sizden başkası bilmiyor biraz da beyniniz sizin davranmak istediği gibi değil hapın etkileri ile davranıyor) hissiyat veriyor . Hapı kullanacağımı ailem ve etrafındaki kişilere söylediğimde kullanmamam için aşırı şekilde tepkiler aldım Maalesef ki hapları kullanırken Aldığım bu tepkiler umrumda bile olmadı. Hapları kullanmayın diyen ve hiçbir işe yaramadığını söyleyen kişiler yüzde 90 ihtimalle bu hapı hiç kullanmadılar bile. Bu hap iştahınızı fark edilebilir derecede artırıyor. Hapın bir diğer ikisi ise susup konuşmama isteğiniz oluyor 14 Mayıs 2016 şimdilik cipralexin belirleyebildiğim ve bende bıraktığı etkiler Bunlar yaşım 20 kilom 50 boy 180 ilerleyen zamanlarda buradaki yazımı editleyip sizlere bilgilerimi aktaracağım

Edit: 05.06.2016

ilacı kullanmaya başlayalı bir ay oldu 10 mg dozla devam ediyorum kilomda bir artış var 5 kilo aldım ve şuan kilom 55. her sene ramazanda 5 kilo verirdim bu sene bakalım nasıl olucak. vurdumduymazlıkta zirve yapıyorum. libido zar zor kalkıyor. ilaç galiba bazı etkilerini kaybetmeye başlıyor. üzülme duygum gitti gibi bişey. neşet ertaş dinleyince üzülürdüm ama şimdi en fazla 5-10 saniyelik bir üzüntü duygusu geliyor ve birden yok oluveriyor. seratonin hormonunun geri emilimini artıran bu ilaç beyninizi mutluluk hormonuna alıştırmak için bi araç . şimdilik dertler geçmesede mutlu olduğun içi dertleri problemleri aklına getiremiyorsun getirsen bile aklından gidiyor. son olarak bu ilacı sadece araç olarak görmeniz gerekiyor bu ilaca umut bağlayıp kendinizi teslim ederseniz bağımlı olma ihtimaliniz artacaktır. araç olarak görürseniz tedavi süreniz bittiğinde bu küçük sempatik duran mutluluk hapına elveda demekte zorlanmazsınız.

Edit: 19.06.2016

ilacı kullanmaya başlayalı 47 gün oldu. Üzülme denen duygudan bünyemde 47 gündür en ufak bir eser yok. libido ara sıra uyanmaya başladı.ilacı kullanmaya başlama sebeplerim hala değişmedi hepsi aynı şekilde duruyor ama bu sebeplerin varlığı artık umrumda bile değil. ilaç unutkanlıkta çığır açacak galiba ilacı alıp almadığımı unutuyorum. yanlışlıkla fazla doz alıcam diye kendimden şüphe etmeye başladım. iştahım fark edilir derecede artmaya devam ediyor. suni bir mutlulukla herşeye olumlu bakar oldum. sinirlilik ve argo kelime kullanımlarım arttı birisine ters bi söz edeceğim diye kendimden şüphe ediyorum. 2014 ygs sınavından sonra başlayan odaklanamama sorunum biraz olsun gitmiş gibi beynim sanki o iş için tamamen yoğunlaşıyor. evet ilacın yan etkileri mevcut fakat şuan dünyamı değiştirdiği için bu yan etkileri göz ardı edip kullanmaya devam ediceğim. ne yaşadığınızın farkında olmuyorsunuz 10 dakika önceki anı hatırlamıyorsunuz. sözlükte bir arkadaş hayatınızdaki o dönemi hatırlamazsınız hayatınızdan bir dönem silmek istiyorsanız bu ilacı kullandığınız dönem hiç yaşamamış gibi geçecektir diye yazmıştı. arkadaş gerçekten doğru söylüyormuş. hem umrunuzda olmuyor hemde unutkanlığın verdiği destekle beraber hafızanızdan gidiveriyor.
Yaşım 20 evet belkide hayatımın baharı en güzel günlerim bu günler ama ileride tekrar aynı şeyleri yaşamamak için tedaviye devam edeceğim.

bir insanı unutmak için ne yapılır

Bir günde unutulmaz. Sevmişseniz üzüleceksiniz.
Geçirdiğiniz vakit, içtiğiniz kahve, oturduğunuz yol kenarı aklınıza gelecek.
Günlerce belki aylarca.

Bir gün sabah olacak ve ilk iş onu stalklamayı unutacaksınız. Daha geç daha aralıklarla aklınıza gelmeye başlayacak.
Tam o vakit salın gitsin. Dünyada ne acılar yaşanıyor amk malı, kendine gel deyip probis yerseniz; güvenip yarı yolda bırakılmalı başka acılara yelken açabilirsiniz.

hemosiyanin

Haima ve cyano kelimelerinin birleşimi ile oluşan ve Türkçe meali mavi-kan olan kelime.
Kandan ne olarak bahsettiğinize göre değişecek bir şekilde, bazı canlılarda vücut içi beslenme sıvısındaki mavi rengin sebebidir. Esasen bu sıvıda ilk amac olarak kanı maviye boyamak için yer almaz. Sadece bileşiğinden ötürü ortaya böyle bir sonuç çıkar.

Her neyse, şimdi gelelim diğer meseleye.
insanlarda mavi kan bulunur. Evet, bildiginiz akan, damarda dolasan mavi kan. Hatta deri üzerinden dahi bu mavilik belirginleşir ve ten gitgide ucuk tonlardan koyu Mora kadar dönebilir. Fakat başlıktaki hemosiyanin ile alakası yoktur. Sadece bir çeşit mutasyon altında kalmış bireylerin, resesif genler aracılığı ile gösterdikleri anomalidir.

Madison Cawein(Şair olan değil, hematolog olan) vaktinde mavi insanlar(bir aile) üzerinde yaptığı araştırmada mavi kan rengine rastlamıştır. Çalışma sonucunda bu rengin, sağlıklı hemoglobin‘nin aksine, kanında fazla miktarda varyant molekül bulunduran şahıslardaki Methemoglobin‘nin varlığından dolayı ortaya çıktığını keşfetmiştir. Bu varyant ise kırmızı rengin tersine, işlevsiz bir şekilde kana mavi renk vermektedir.
Tedavisi ise metilen mavisi ile yapılmaktadır. Bu kimyasalı kullanan mutant bireyler, normal hayatlarına devam edebilmektedir.

ek olarak;
(bkz: methemoglobinemi)
(bkz: lokal anestezikler)
(bkz: metabolik asidoz)

gecenin şiiri

yıldızları süpürürsün, farkında olmadan
güneş kucağındadır, bilemezsin
bir çocuk gözlerine bakar arkan dönüktür
ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın
koca bir sevdadır yaşamakta olduğun,
anlamazsın uçar gider, koşsan da tutamazsın.

william shakespeare.

gecenin şiiri

Bu dünyada Yaşamak sence,
Nefes almak mı sadece.
Yok mu ulaşmak istediğin,
Bir hedef, bir mertebe.
Kaldır kafanıda bir bak çevrene,
Sefalet diz boyu,
Her yerde zalimce haksızlık,
Hani nerde adalet.
Sence adalet nedir.
Her zaman adalet için,
Mahkemeye mi gidilir.
Satıp, hayalleri gerçek gibi,
Başkalarına hükümetmek için,
Sağı solu dolandırıp,
illa ki çalmak mı gerekir.
Dünyada ki en büyük haksızlık,
inanın insanın kendine ettiğidir.
. . ismail oral . . .

ikizler burcu kadını

3 tane kız arkadaşım ve birçok dostum oldu bu burç mensubu olan. Nasıl birer kadın olduklarını yaşadıklarımdan yola çıkarak özetleyeyim;

- zeki değil, çakaldırlar. Yani işlerine gelen ya da yarayan herşeyi hatırlarlar. Zekası yüksektir ama zeki olmak için değil, kendine yarar sağlayacak şeyler için kullanırlar. Hatta böyle davranan birinin, bazı şeyleri nasıl unuttuğunu, bazı yalanları nasıl yediğini anlayamazsınız. Dikkatini o an konuştuğunuz ya da söylediğiniz şeye vermiyosa, altından iç çamaşırını bile alırsınız. Anlarsa aynısını size yapar, hatta daha beterini.

- hayat felsefesi kısasa kısastır. bir hata yapıp canını acıtırsanız, aynısını yaşatır size. konu ne olursa olsun. bu felsefesinden dolayı da tartışmalar sırasında hatasını kabul etmez, hep 'sen, ya sen' diye cevap verir.

- inanılmaz ilgi beklerler. eğer ilgiyi keserseniz, aldatılma ihtimaliniz çok yüksektir. kesmeseniz de yüksektir, çünkü beğenilmeyi, flört etmeyi sever. aldatma tanımı size ne ifade ettiğine göre değişir tabi. eğer kız arkadaşım öyle çok tanımadığı bir erkekle muhabbete girmesin diyosanız, hele hele eski erkek arkadaşlarını aramasın, ilgilenmesin istiyosanız, kaçınız efenim.

- o kadar çok konuşurlar ki, illahlah dersiniz. 'sadece bu burç mu, her kadın öyle' diyen olur, valla bu çok fazla. tartışma sırasında sizi konuşmayla yorar. yanında uyursunuz, gece 4 de kalkar konuşur. sakın ondan önce yatmayın, zaten sorduğu sorularla uyuyamazsınız. bilgisayarda birşey okur ya da izler, kendine kendine konuşur hatta sizi dahil eder. siz hmm evet evet diye geçiştirmeye çalışsanız, ilgisizlikten bir girer, ağzınızdan burnunuzdan getirir.

- sevimlidirler, şefkatlidirler. iyi oldukları zaman sevgilerini bir gösterirler ki, dersiniz aşk budur. yani sizi uçlarda yaşatır. hem hayatınızdan bezdirir, hem de iyi zamanlarınız mükemmele yakın geçer.

- cinsel bakımdan inanılmazlardır. başım ağrıyo lafını onlardan değil, kendinizden duyabilirsiniz o derece.

- dost olarak çok iyilerdir, çünkü kaprislerini size asla yansıtmazlar. zaten kaprisi, aşırı ilgi isteği ve beğenilme arzusu çok olmasa, hayatın tadını 2 kat çıkarmanıza sebep olacak kadındır kendisi.

- hata yaparsa ve affederseniz yine aynı hatayı yapar. çünkü bu size göre hatadır ama kafasına koyduysa düşünmeden yapar. sonra ağlar, özür diler, sözler verir. bir anda hepsini unutur, aynı şeyi yapar.

- en ufak şeylerden bile zevk olmasını bilir. eline bir oyuncak verirsiniz, sıkılmadan onla saatlerce oynar. bebek gibi olurlar bu zamanlarda, öpe öpe bitiremezsiniz.

- kesinlikle şeytan tüyü vardır.

- eğer sevdiğinizi çok belli etmezseniz, sizden kopamazlar. ama aşığım sana, geberiyorum, yakarım buraları senin için derseniz, sizi sallamamaya başlar. çünkü o, arkadaşlarına her zaman anlatabileceği, havasını atabileceği bir erkek ister.

- etrafındakilerinin düşünceleri onun için çok önemlidir. kendini çok iyi tanıtmaya bayılır ve mümkün olduğunca bütün eksik yanlarını saklar. çok iyi yalan söyler, hayatta anlamazsınız.

- hayatına bir kere girdiniz mi çıkamazsınız. sizi ayrılsanız da unutmaz ve ne yapar eder sizle iletişime geçer bir şekilde.

- adet dönemlerinde aklınız varsa pakistan'a falan kaçın.

- genelde abur cuburu çok severler, düzgün yemek yemezler. bi de ne yerse yesin kilo fazla almazlar.

- inanılmaz değişken bir ruh haline sahiptirler. bi bakarsınız ağlarlar, 10 dakika sonra elde içki eller havaya tarzı eğleniyordur.

- yalanını ya da yalnışını yakalarsanız, inanılmaz kızgın olurlar sanki hata sizdeymiş gibi. ama asıl kızdıkları kendileridir nasıl yakalandım diye.

Genelleme yapmak yalnıştır tabi ama hayatıma giren insanlardan bunlar çıktı.

ikizler burcu kadını

bir dostun tavsiyesine göre; sevildiğini anladığı anda ızdırap vermeye başlayan kadınlarmış bunlar. Kontrollü olmalı, ağırdan almalı, ve duygularını belli etmemeliymişsin *

sosyal medya kullanmamak

benimdir tüketim toplumu furyasına katılmayı şiddetle reddediyorum insan en başta doğal olmalı halbuki bizler bizim için yaratılan sanal bir kimliğe bürünüyoruz sonrasındaysa yalnızlaşıyoruz çünkü hep en mükemmeli ve iyiyi istiyoruz ve devamında sürekli bir hayal kırıklığı

(bkz: insan pazarı)

sigma chi

abd üniversitelerinde 1855 yılında faaliyete başlamış bir kardeşlik örgütü.
sembolleri norman kalkanı üzerinde mavi zemin üzerine beyaz haç'tır.
görsel

türkiye'yi kemalizm dışına çıkaran, atatürk'ün tarih tezini ve eğitim politikasını tamamen değiştiren ve türkiye'yi imam hatip cenneti haline getiren fullbright antlaşması ve fullbright komisyonundaki abd'li üyelerin tamamı işte bu sigma chi örgütündendir.
© copyright 2005 - 2026