bugün
- habire1218
- okumak yerine erken yaşta çalışmanın faydası10
- türkiye islamcı kemalist kavgasıyla vakit kaybetti5
- galatasaray ne zaman transfer yapacak10
- özgür özel'in chp de veda konuşması6
- her şeyin üst üste gelmesi8
- kabataş olayı görüntüleri27
- hangi manifest kızısın12
- ocak çakmağıyla sigara yakmak3
- kürtler5
- diyetteyken zihin yorucu aktivite yapmak3
- kemalistlerle solcuların ayrılması gerekliliği4
- lahmacun yiyecek kadar düşmek8
- istanbul un çok pahalı olması27
- başını alıp gitmek isteyen insan5
- kartlı işlem yapmayan esnaf3
- ispanya'nın amerika'ya kafa tutması7
- safran7
- küçük prens'in aslında bir distopya olması3
- vaatlerinin tam tersi olduğu halde iktidarda olmak6
- meyveli lahmacun7
- çalışan kadın tercih etme sebepleri3
- şimdi herkes su içsin5
- en sevilmeyen ev işleri14
- mehdiyete dair hayalleriniz7
- annesi dışarı çıkmasına izin vermeyen çocuk4
- arkadaşlar ne oldu size böyle7
- volkswagen beetle5
- mel mel bakan gibson ve 0 0 710
- başbiraderin kahve biraderleri4
- gönül almaya çalışan erkek11
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj5
- sanayi tipi kavurmalı tost5
- eti çikolatalı gofret3
- 30 kasım 2007 ısparta uçak kazası2
- mehdi 29 yaşında mı başa geçmeli 40 mı6
- şaka maka true'nun 60 ında da kaldıracak olması3
- gocu25
- fatih sultan mehmet'in alkol kullanması3
- cemal süreya'nın evli kadın aşkı3
- kıvameddin efendi4
- türkiye cumhuriyeti ortak paydası4
- ne kadar geri zekalı varsa hepsi uludağ sözlük te4
- kara sevdaya tutulan kalmaması7
- cumhuriyet halk partisi2
- ciguli kral5
- dünya kaç renklidir4
- marc cucurella9
- haluk levent son açıklaması7
- ciddiye alınmamak4
esen rüzgar bazen salt bedenini soğutmaz da ruhunu titretir aynı zamanda. o vakit anlarsın sıradan bir esinti olmadığını. geldiği yönün tersine koşarsın sonra, nedeni bulmak için... oraya vardığında tokat gibi çarpar yüzüne gerçek. her seferinde daha da güçlenirsin, iç sıkıntının sahiden bir nedeni olduğunu gördükçe daha çok emin olursun kendinden. lanetin olur sonra. çoğunlukla haklı çıkıyor oluşun yalnızlığa iter seni ve çekinmezsin karşı tarafın yüzüne vurmaktan.
"omzumdan öpsene" diye kulağıma fısıldadığında film başlayalı yarım saat, sinemada birini öpmeyi bırakalı 10 yıl olmuştu. yanlış mı anladım acaba diye dönüp yüzüne baktım. omzunu hafifçe yukarı kaldırıp gözlerini kıstı. alt dudağını hafifçe öne doğru çıkardı. masum bir bebek olmuştu. bu yüz ifadesini biliyordum, çok tanıdıktı, ancak omuz bu tabloda sırıtan yabancı bir kavramdı. çok tatlı göründüğünü düşünüyor olmalıydı. oysa benim midem bulanıyordu. isteğini yerine getirmezsem bir yerimin eksilmeyeceğini düşündüm. usulca kazağının üzerinden bir öpücük kondurdum. ağzıma bulaşan tüyleri silerken birden başımdan aşağı kaynar sular döküldü. tüm vücuduma sanki yüzlerce raptiye batıyordu. bedenimde karıncalar geziyordu. neydi beni huzursuz eden? neden omzundan öpmemi istemişti özellikle? neden yüzünün herhangi bir noktasından ya da elinden değil de omzundan? neden özellikle ordan, durduk yere aklıma gelme ihtimali olmayan ve henüz ilişkimizin başındayken ve onu hiç öpmemişken?
gözlerimi kapattım. sanki bir yerde uzanıyordum. arkadaşlarımın yüzleri belirdi, tepeden bakıyorlardı. boğuk boğuk sesleniyorlardı "takma bu kadar, her şeyi düşünme böyle manyak mısın?"... sakin olmalıydım, belli etmeden sakince günün sonunu getirdim.
ilk sevişmemizde sonra... bluzunu çıkarır çıkmaz. o yağmurlu günde, ettiğimiz ilk büyük kavganın ardından, barışınca... ikinci sevişmemizde... bir daha sinemada...
artık emindim. çünkü benzer şeyleri çok görmüştüm. bu tipler, eski ilişkilerinin devamlarını bir başkasında yaşarlardı. o çok aşık olduğu çocukla ilgili unutamadığı ne varsa, sende bulmak isterlerdi. ona ait küçük ama unutulmaz detayları göze batmayacak şekilde alışkanlık haline getirmen için oyunlara başvururlardı.
sordum sonra. eski sevgilin mi öperdi omzundan? diye. paranoyak, ruh hastası, arıza gibi bir yerden sonra dinlemediğim yakıştırmalarda bulundu. sonra onu ne zannediyordum ki ben? bir başkasını unutamamış olsa neden benimle olsundu ki? sahi ne kadar saçmaydı, ben neden takıyordum ki bu kadar? eğer güvenmiyorsam... artık bu klişelerden midem bulanmıştı. bir daha konuyu açmamak üzere kapattığımı söyledim, özür diledim ve sinsice köşeme çekildim.
nasıl çözeceğimi biliyordum. uykusunda konuşuyordu. ne sorarsan dürüstçe cevap veriyordu. en kötüsü de telefonda dahi olsak, 30 saniye içinde uykuya dalabiliyordu. birkaç gün bekledim. olay soğuduktan sonra bir gece geç saatlerde, yine daldı gitti.
- uyudun mu?
+ ıhhmm
- seni çok özlüyorum.
+ ben de.
- az kaldı ama gelmeme, napacaksın beni görünce?
+ boynuna atlayacam.
(kıvama gelmişti, bitirici vuruşu yapmak için hazırdım.)
- ahmetle uyur muydunuz birlikte?
+ hıhı.
- omzundan öper miydi?
+ evet
- ilk defa o mu öptü?
+ hıhı
- çok anlamlıydı değil mi senin için ordan öpmesi?
+ hıhı.
- hıhı nın da senin de mına koyim.
şüphe benim lanetim. salak yerine konulmaktan, sahte sevgilerin ve yapmacık tavırların esiri olmaktansa yalnızlığa iten belki de yegane sebep.
"omzumdan öpsene" diye kulağıma fısıldadığında film başlayalı yarım saat, sinemada birini öpmeyi bırakalı 10 yıl olmuştu. yanlış mı anladım acaba diye dönüp yüzüne baktım. omzunu hafifçe yukarı kaldırıp gözlerini kıstı. alt dudağını hafifçe öne doğru çıkardı. masum bir bebek olmuştu. bu yüz ifadesini biliyordum, çok tanıdıktı, ancak omuz bu tabloda sırıtan yabancı bir kavramdı. çok tatlı göründüğünü düşünüyor olmalıydı. oysa benim midem bulanıyordu. isteğini yerine getirmezsem bir yerimin eksilmeyeceğini düşündüm. usulca kazağının üzerinden bir öpücük kondurdum. ağzıma bulaşan tüyleri silerken birden başımdan aşağı kaynar sular döküldü. tüm vücuduma sanki yüzlerce raptiye batıyordu. bedenimde karıncalar geziyordu. neydi beni huzursuz eden? neden omzundan öpmemi istemişti özellikle? neden yüzünün herhangi bir noktasından ya da elinden değil de omzundan? neden özellikle ordan, durduk yere aklıma gelme ihtimali olmayan ve henüz ilişkimizin başındayken ve onu hiç öpmemişken?
gözlerimi kapattım. sanki bir yerde uzanıyordum. arkadaşlarımın yüzleri belirdi, tepeden bakıyorlardı. boğuk boğuk sesleniyorlardı "takma bu kadar, her şeyi düşünme böyle manyak mısın?"... sakin olmalıydım, belli etmeden sakince günün sonunu getirdim.
ilk sevişmemizde sonra... bluzunu çıkarır çıkmaz. o yağmurlu günde, ettiğimiz ilk büyük kavganın ardından, barışınca... ikinci sevişmemizde... bir daha sinemada...
artık emindim. çünkü benzer şeyleri çok görmüştüm. bu tipler, eski ilişkilerinin devamlarını bir başkasında yaşarlardı. o çok aşık olduğu çocukla ilgili unutamadığı ne varsa, sende bulmak isterlerdi. ona ait küçük ama unutulmaz detayları göze batmayacak şekilde alışkanlık haline getirmen için oyunlara başvururlardı.
sordum sonra. eski sevgilin mi öperdi omzundan? diye. paranoyak, ruh hastası, arıza gibi bir yerden sonra dinlemediğim yakıştırmalarda bulundu. sonra onu ne zannediyordum ki ben? bir başkasını unutamamış olsa neden benimle olsundu ki? sahi ne kadar saçmaydı, ben neden takıyordum ki bu kadar? eğer güvenmiyorsam... artık bu klişelerden midem bulanmıştı. bir daha konuyu açmamak üzere kapattığımı söyledim, özür diledim ve sinsice köşeme çekildim.
nasıl çözeceğimi biliyordum. uykusunda konuşuyordu. ne sorarsan dürüstçe cevap veriyordu. en kötüsü de telefonda dahi olsak, 30 saniye içinde uykuya dalabiliyordu. birkaç gün bekledim. olay soğuduktan sonra bir gece geç saatlerde, yine daldı gitti.
- uyudun mu?
+ ıhhmm
- seni çok özlüyorum.
+ ben de.
- az kaldı ama gelmeme, napacaksın beni görünce?
+ boynuna atlayacam.
(kıvama gelmişti, bitirici vuruşu yapmak için hazırdım.)
- ahmetle uyur muydunuz birlikte?
+ hıhı.
- omzundan öper miydi?
+ evet
- ilk defa o mu öptü?
+ hıhı
- çok anlamlıydı değil mi senin için ordan öpmesi?
+ hıhı.
- hıhı nın da senin de mına koyim.
şüphe benim lanetim. salak yerine konulmaktan, sahte sevgilerin ve yapmacık tavırların esiri olmaktansa yalnızlığa iten belki de yegane sebep.
yapılmaması gereken bir insana karşı duyulursa, bedeli onu kaybetmek olur. geçmiş olsundur.
"dalından şüphe ettiğin ağacın, gölgesinde soluklanmayacaksın!"
paulo coelho
"dalından şüphe ettiğin ağacın, gölgesinde soluklanmayacaksın!"
paulo coelho
her zaman az miktar olması gerekendir. ipin ucunu kaçırmadan elbette yoksa gerçeklik algınız bozulur depersonalizasyona uğrarsınız kimse sizi kurtaramaz.
beynin içinde gezen örümcek.
bir kez tohumlandı mı hızlı bir şekilde büyüyen düşünce şeysi.
fikir zehir gibidir düşüncelerin arasında acımasızca yayılır.
" Şüphe çok tehlikeli bir zehir. Allah biliyor ya benim damarlarımda da dolaşıyor. Atmak istiyorum, atamıyorum. Aşkın olduğu her yerde şüphede var, isteseniz de istemeseniz de...
Şüphe sizi bir ele geçirdi mi hayat zor. Ben O'ndan hiçbir zaman şüphelenmek istemiyorum. Ama O'nu o kadar çok seviyorum ki beceremiyorum. Kafam sorularla doluyor. Seviyor mu sevmiyor mu? Şu anda beni mi düşünüyor başkasını mı? Bir gün benim aşkımın yerine geçecek birşey bulacak mı? Hangi aşk sonsuza dek sürmüş ki bizimki sürecek diyorum kendime. Kimlerin aşkı yokolup gitti gözlerimizin önünde...
Ben böyle zıvıttığım zamanlar O'nun gözlerine bakarım. Parlak, iri, umutLu gözlerine. içimde ne korku kalır, ne şüphe. Mutlu olurum. Çok mutlu olurum... "
şeklinde düşündüren, unutamadığım bir aşk yakar repliği.
Şüphe sizi bir ele geçirdi mi hayat zor. Ben O'ndan hiçbir zaman şüphelenmek istemiyorum. Ama O'nu o kadar çok seviyorum ki beceremiyorum. Kafam sorularla doluyor. Seviyor mu sevmiyor mu? Şu anda beni mi düşünüyor başkasını mı? Bir gün benim aşkımın yerine geçecek birşey bulacak mı? Hangi aşk sonsuza dek sürmüş ki bizimki sürecek diyorum kendime. Kimlerin aşkı yokolup gitti gözlerimizin önünde...
Ben böyle zıvıttığım zamanlar O'nun gözlerine bakarım. Parlak, iri, umutLu gözlerine. içimde ne korku kalır, ne şüphe. Mutlu olurum. Çok mutlu olurum... "
şeklinde düşündüren, unutamadığım bir aşk yakar repliği.
selin demiratarlı bir kadroyla sürebileceği kadar sürmüştür. 6 bölüm.
Eğer bir insan bir işe kesin olarak, "ben biliyorum" iddiası ile başlarsa, şüphe ile son bulur. Fakat eğer o şüphe ile başlamaya razı olursa, sonunda gerçeği bulacaktır. - Francis Bacon
insanın içini kemiren, durduk yere insanı hasta edebilecek bir duygu.
Herkesin damarlarında dolaşan bi sinsi.
kanal d nin çerez tadında olan ve 6 bölüm sürmüş dizidir.
dozunu kaçırırsan insanı için için yer, beynini kemirir, uyutmaz ve yarattığı korkulardan dolayı hiç bir şeye sarılamazsın hayatta kendini yalnız bulursun sonunda. illet bir hastalık.
Temelini güvensizliğin atmış olduğu düşünceler.
finali ile dönüşümüz muhteşem olacak izlenimi bırakmış dizidir. bittiğine inanasım gelmiyor.
selin demiratar rezaletine bir örnek daha. bu kadar pasif silik bir oyunculuktan mıdır, kişinin kendisinden midir sorusunu bana sorduran kişi. kaldı ki büyük olasılıkla albenisi olmayışındandır. çok iyi bir çevresi olduğu muhakkak. kiminin yeteneği vardır çevresi yoktur, kimisi kel alakadır ama çevresi boldur.
muhteşem yüzyıl karşısında ezilerek yayından (bugün itibariyle) kaldırılan/kibarca final yapan dizi.
sadece ona buna şuna değil.kendinden bile emin olmadığın anlarda kendine beslediğin his.acaba insanlar mı tuhaf?Yoksa ben mi uzaydan geldim.Şu an bile var. Ben ne yazdım şimdi ne demek istiyorum ben.aaaaa. Fazla mı abarttım ne?Sanırım burda kesmeliyim.
final bölümüymüş. isabet olmuş.
serkan altunorak'a yazık olmuş dizidir. sadece onun için izliyodum ... ınıf dizisinde de böyle olmuştu.
diziyi hiç izlemeyip, linkteki 'dizinin son bölümünde' yazısını okuyan yazara hoş anlar yasatabilecek dizidir. ben üşenmedim okudum; herkes birbirinin peşinde, adamın teki çocuk yapmak için doktor muayenesine gidip estetik cerraha mı uğruyor da herkesin dikkatini çeken değişiklikler meydana geliyor, dizide ring mi var niye havlu atılıyor.
bu kadar soruya rağmen merakıma nail olup izlenmeyecek dizidir.
http://www.hurriyet.com.t...zyon/16968996.asp?gid=380
bu kadar soruya rağmen merakıma nail olup izlenmeyecek dizidir.
http://www.hurriyet.com.t...zyon/16968996.asp?gid=380
şüphe ağaçtaki arı kovanıyla oynamaya benzer ne kadar çok oynarsan o kadar çok arıları rahatsız edersin ve belli bir zamandan sonra arılar sana saldırmaya başlar ve belli sayıdaki arının sokması üzerine ölürsün.yani arı kovasıyla oynadan önce önlem almasın.şüphe intihara götürür.sonuç:ölüm.
insanı yiyip bitiren,hayatını yaşanmaz hale getiren şey. denge sağlanmadıkça.. bi bakmışsınız mal mal etrafa bakınıyor ağzınızdan çıkan cümlelere bile inanmıyor olmuşsunuz.mazallah..
5.bölüm bitişiyle biraz sıçırtmıştır beni gece vakti.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar