bugün
- götümü de açsam bakmayacaksınız12
- uysaljakoben12
- kişinin en rahatsız olduğu sosyal davranış7
- sürekli cinsellikten bahseden erkek7
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması4
- ssk yemek servis dolgun maaş2
- sözlükteki ayaksever karşıtı blok10
- uludağın ekşi sözlük gibi populer olamaması16
- kitap okuma enayiliği2
- haluk levent'e para emanet etmek4
- 15 temmuz 2026 ingiltere arjantin maçı5
- el fetişisti olmak4
- kaliteli insanı belli eden detaylar8
- üstteki yazarı öv9
- muslettin amca9
- hızlı para kazanmanın yolları2
- hizmet sektöründe çalışanlara eziyet eden kişimsi4
- 12 temmuz 2026 norveç ingiltere maçı25
- hayaldeki erkek3
- colorado2
- kitap alıntıları2
- instagram'dan kız takip etmek2
- hafta içi izin yapmak vs haftasonu izin yapmak2
- geniş omuzlu kadınlar10
- askere gitmenin sanılanın aksine keyifli olması9
- pazar gününü sözlükte geçiren ezik insan9
- dinler tarihinin en önemli olayı7
- tanga giyen sözlük kızları4
- 12 temmuz 2026 arjantin isviçre maçı14
- birader ateşin var mı diyen kız3
- 12 temmuz 20262
- cemaat kurup çomar sövüşlemek4
- ekşi sözlükten başlık araklamak4
- boşanma sebepleri2
- erkeklerde testosteronun 50 azalması5
- biraderlere laf edenler8
- herkesin salonunda kamera ve mikrofon olması3
- ta ki seni görene kadar7
- iyi bir insanın acımasız bir insana dönüşmesi3
- lindsey graham5
- ayak fetişizmi6
- eski sevgiliyi başkasıyla görmek3
- dünya kupası neden 4 yılda bir defa5
- apartmanda tadilat yapan komşu terbiyesizliği6
- israil'in olası türkiye saldırısı2
- sözlükteki birader adı altındaki masonik yapılanma4
- kızını bıçaklayıp telefonunu gasbeden sanığın yeni3
- manifest grubu vs pkk3
- porno film replikleri4
- yalnız insanın karpuz yiyememesi sorunsalı4
kötü zan, sözün en yalanıdır.
insanlar üzerinde, en yıkıcı parcalayici ve insanları birbirinden ebediyyen uzaklaştıran, yaklaşımdır kötü zan.
Zan altında kalmak.
Zan altında kalmak.
Yüce furkan'da da belirtilmiştir ki; "zan" ın bir kısmı günahtır. Tevekkül gerek.
"böyle yapmasaydım şöyle olurdu" zan için en güzel örneklerden biridir belki de.
köyün birinde bir yaşlı adam varmış. çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?" demiş. bir sabah kalkmışlar ki, at yok. köylü ihtiyarın başına toplanmış: "seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demişler. ihtiyar: "karar vermek için acele etmeyin" demiş. "sadece at kayıp" deyin, "çünkü gerçek bu. ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. "babalık" demişler, "sen haklı çıktın. atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var." "karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "sadece atın geri döndüğünü söyleyin. bilinen gerçek sadece bu. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz." köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden "bu ihtiyar sahiden saf" diye geçirmişler. bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. köylüler gene gelmişler ihtiyara. "bir kez daha haklı çıktın" demişler. "bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başkası da yok. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. ihtiyar "siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "o kadar acele etmeyin. oğlum bacağını kırdı. gerçek bu. ötesi sizin verdiğiniz karar. ama acaba ne kadar doğru. hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz" birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. köyü matem sarmış. çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "oysa ne olacağını kimseler bilemez. bilinen bir tek gerçek var. benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece allah biliyor."
lao tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
"acele karar vermeyin. hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. karar; aklın durması halidir. karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. oysa gezi asla sona ermez. bir yol biterken yenisi başlar. bir kapı kapanırken, başkası açılır. bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." böyle olmasaydı şöyle olurdu demek yerine sınavı farkındalıkla karşılamak ve gerisini allah bilir diyebilmek ne güzel.
"böyle yapmasaydım şöyle olurdu" zan için en güzel örneklerden biridir belki de.
köyün birinde bir yaşlı adam varmış. çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?" demiş. bir sabah kalkmışlar ki, at yok. köylü ihtiyarın başına toplanmış: "seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demişler. ihtiyar: "karar vermek için acele etmeyin" demiş. "sadece at kayıp" deyin, "çünkü gerçek bu. ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. "babalık" demişler, "sen haklı çıktın. atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var." "karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "sadece atın geri döndüğünü söyleyin. bilinen gerçek sadece bu. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz." köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden "bu ihtiyar sahiden saf" diye geçirmişler. bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. köylüler gene gelmişler ihtiyara. "bir kez daha haklı çıktın" demişler. "bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başkası da yok. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. ihtiyar "siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "o kadar acele etmeyin. oğlum bacağını kırdı. gerçek bu. ötesi sizin verdiğiniz karar. ama acaba ne kadar doğru. hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz" birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. köyü matem sarmış. çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "oysa ne olacağını kimseler bilemez. bilinen bir tek gerçek var. benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece allah biliyor."
lao tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
"acele karar vermeyin. hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. karar; aklın durması halidir. karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. oysa gezi asla sona ermez. bir yol biterken yenisi başlar. bir kapı kapanırken, başkası açılır. bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." böyle olmasaydı şöyle olurdu demek yerine sınavı farkındalıkla karşılamak ve gerisini allah bilir diyebilmek ne güzel.
sanmak, zannetmek..
kuşku, şüphe.
'en kötü şeydir'. derdi ortaokulda din hocamız.
zira kötüdür,çünkü beşer şaşar ve zan üzerine hareket eder,edebilir ya da ...
zira kötüdür,çünkü beşer şaşar ve zan üzerine hareket eder,edebilir ya da ...
(bkz: gokhan zan)
(bkz: zan altında kalmak)
(bkz: zanlı)
belirli durumlarda altında kalınıldığı idda edlinen kavram.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar