bugün
- bir bela geliyor29
- fusya semsiyeli yabanci20
- izmirbeyefendisi'nin şemsiyeli olması6
- ktç'nin şemsiyeli olması6
- karı diyen öküzleri gırtlaklama isteği4
- gocu'nun şemsiyeli olması5
- nervio için nasihat yazısı4
- 5 bin lira kredi çekip karton karton sigara almak3
- arkadaşlar çok kırıcısınız6
- habire12'nin kesinlikle yüzde yüz şemsiyeli olması3
- yahudiler vs çinliler3
- 195 kaslı pilot15
- uludağ sözlük evreni6
- hasan atilla uğur14
- kendin hakkında bir entry bırak9
- borsa istanbul daki fon krizi4
- yunanista'nın çıkarma tatbikatı fiyaskosu2
- apo'nun villası11
- rtük ün evlendirme programlarını yasaklaması6
- mesih inananları kurtarmaya gelecek5
- mazotun yarım litresi 50 tl24
- nervio'nun şemsiyeli olması2
- hepimiz şemsiyeliyiz2
- tamam tamam şemsiyeli sarı teker2
- donald trump'un türk askerini övmesi10
- treni beklemek yerine ilk trene binmek3
- 20 sene önce türkiye2
- simko32
- erkekler neden evlenmek ister15
- gocu37
- gecenin geç saatlerinde entry girmek4
- kore savaşı4
- 0 0 7 için nasihat yazısı4
- sinek as'a parfüm önerileri5
- benim babamın siki kutu kola gibidir2
- hoşgeldin kocacığım7
- diablo 56
- para yok huzur var11
- tom barrack7
- gagavuzları çok seviyorum ne yapmalıyım5
- küs kalamayan insanlar2
- kürdü sevin21
- hangi sözlük kızısın10
- date'e çıkmak isteyen burnunu yaptırmış kız3
- arwen4
- insan olmaya ceyrek kala9
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya12
- gs sarısı ile gs kırmızısını karıştırmak3
- ikinci selim2
- sözlük yazarlarının gerçek adları41
Yüce furkan'da da belirtilmiştir ki; "zan" ın bir kısmı günahtır. Tevekkül gerek.
"böyle yapmasaydım şöyle olurdu" zan için en güzel örneklerden biridir belki de.
köyün birinde bir yaşlı adam varmış. çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?" demiş. bir sabah kalkmışlar ki, at yok. köylü ihtiyarın başına toplanmış: "seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demişler. ihtiyar: "karar vermek için acele etmeyin" demiş. "sadece at kayıp" deyin, "çünkü gerçek bu. ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. "babalık" demişler, "sen haklı çıktın. atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var." "karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "sadece atın geri döndüğünü söyleyin. bilinen gerçek sadece bu. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz." köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden "bu ihtiyar sahiden saf" diye geçirmişler. bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. köylüler gene gelmişler ihtiyara. "bir kez daha haklı çıktın" demişler. "bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başkası da yok. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. ihtiyar "siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "o kadar acele etmeyin. oğlum bacağını kırdı. gerçek bu. ötesi sizin verdiğiniz karar. ama acaba ne kadar doğru. hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz" birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. köyü matem sarmış. çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "oysa ne olacağını kimseler bilemez. bilinen bir tek gerçek var. benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece allah biliyor."
lao tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
"acele karar vermeyin. hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. karar; aklın durması halidir. karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. oysa gezi asla sona ermez. bir yol biterken yenisi başlar. bir kapı kapanırken, başkası açılır. bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." böyle olmasaydı şöyle olurdu demek yerine sınavı farkındalıkla karşılamak ve gerisini allah bilir diyebilmek ne güzel.
"böyle yapmasaydım şöyle olurdu" zan için en güzel örneklerden biridir belki de.
köyün birinde bir yaşlı adam varmış. çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?" demiş. bir sabah kalkmışlar ki, at yok. köylü ihtiyarın başına toplanmış: "seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demişler. ihtiyar: "karar vermek için acele etmeyin" demiş. "sadece at kayıp" deyin, "çünkü gerçek bu. ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. "babalık" demişler, "sen haklı çıktın. atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var." "karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "sadece atın geri döndüğünü söyleyin. bilinen gerçek sadece bu. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz." köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden "bu ihtiyar sahiden saf" diye geçirmişler. bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. köylüler gene gelmişler ihtiyara. "bir kez daha haklı çıktın" demişler. "bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başkası da yok. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. ihtiyar "siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "o kadar acele etmeyin. oğlum bacağını kırdı. gerçek bu. ötesi sizin verdiğiniz karar. ama acaba ne kadar doğru. hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz" birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. köyü matem sarmış. çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "oysa ne olacağını kimseler bilemez. bilinen bir tek gerçek var. benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece allah biliyor."
lao tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
"acele karar vermeyin. hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. karar; aklın durması halidir. karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. oysa gezi asla sona ermez. bir yol biterken yenisi başlar. bir kapı kapanırken, başkası açılır. bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." böyle olmasaydı şöyle olurdu demek yerine sınavı farkındalıkla karşılamak ve gerisini allah bilir diyebilmek ne güzel.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar