bugün
- sözlük erkeklerinin bicepsleri34
- fiziğiyle gündeme gelmek istemeyen yazar14
- 20 ekim 2026 fenerbahçe slavia prag maçı15
- memeleri ile gündeme oturan yazar7
- sözlük erkeklerinin adonisleri11
- kale'nin sözlük erkeklerine kötü örnek olması6
- mabel matiz şarkılarında geçen acımasız sözler4
- kası olmasığı halde aşkı arayan erkek6
- sergen yalçın'ın milli takım antrenörü olması13
- sevim koş fener'e koydular3
- fon vurgunu41
- yakışıklı olmayan ve kassız erkekler niye var4
- fiziği güzel sözlük kızları4
- kale'nin bicepleri altında güvende hissetmek6
- fenerbahahahahahçe6
- bicepsleriyle gündem olmak isteyen erkek yazar6
- nervio adlı yazara uyarı14
- çiçeklerle nervionun evinin önünde beklemek10
- izmirbeyfendisi5
- ulu sözlük camiasına duyuru4
- kaslı sözlük erkekleri3
- anın görüntüsü19
- kale3112 de olup true da olmayan ne var4
- fiziği kötü sözlük erkekleri3
- fiziği kötüyse yüreği güzeldir3
- sözlük yazarlarının tatlıları4
- from gold from dust10
- yemek yapmayı bilmeyen erkek5
- götü en güzel manifestci3
- nohut köftesi6
- bir kadının 5 dakika boyunca konuşmaması12
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası34
- kale'nin bicepsleri4
- uludağ sözlükte tek hesapla yazarlık yapmak19
- antipanik'in sözlüğe vedası19
- sergen yalçın9
- fatma betül sayan kaya10
- özelden gelen saçma mesajlar12
- kale kardeşimizin objeleştirilmesi3
- arkadaşlar3
- ismail kartal11
- birbirini tanıdıkça sevmemek10
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur13
- sol framenin azgınlarla dolu olması2
- slavia prag2
- clemence baptista16
- kale3112 ile kız tavlamak2
- abur cuburu tamamen bırakmak3
- kolye140
- arkadaşlar bu nedir sizce11
belirli durumlarda altında kalınıldığı idda edlinen kavram.
(bkz: zanlı)
(bkz: zan altında kalmak)
(bkz: gokhan zan)
'en kötü şeydir'. derdi ortaokulda din hocamız.
zira kötüdür,çünkü beşer şaşar ve zan üzerine hareket eder,edebilir ya da ...
zira kötüdür,çünkü beşer şaşar ve zan üzerine hareket eder,edebilir ya da ...
kuşku, şüphe.
sanmak, zannetmek..
Yüce furkan'da da belirtilmiştir ki; "zan" ın bir kısmı günahtır. Tevekkül gerek.
"böyle yapmasaydım şöyle olurdu" zan için en güzel örneklerden biridir belki de.
köyün birinde bir yaşlı adam varmış. çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?" demiş. bir sabah kalkmışlar ki, at yok. köylü ihtiyarın başına toplanmış: "seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demişler. ihtiyar: "karar vermek için acele etmeyin" demiş. "sadece at kayıp" deyin, "çünkü gerçek bu. ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. "babalık" demişler, "sen haklı çıktın. atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var." "karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "sadece atın geri döndüğünü söyleyin. bilinen gerçek sadece bu. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz." köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden "bu ihtiyar sahiden saf" diye geçirmişler. bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. köylüler gene gelmişler ihtiyara. "bir kez daha haklı çıktın" demişler. "bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başkası da yok. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. ihtiyar "siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "o kadar acele etmeyin. oğlum bacağını kırdı. gerçek bu. ötesi sizin verdiğiniz karar. ama acaba ne kadar doğru. hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz" birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. köyü matem sarmış. çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "oysa ne olacağını kimseler bilemez. bilinen bir tek gerçek var. benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece allah biliyor."
lao tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
"acele karar vermeyin. hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. karar; aklın durması halidir. karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. oysa gezi asla sona ermez. bir yol biterken yenisi başlar. bir kapı kapanırken, başkası açılır. bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." böyle olmasaydı şöyle olurdu demek yerine sınavı farkındalıkla karşılamak ve gerisini allah bilir diyebilmek ne güzel.
"böyle yapmasaydım şöyle olurdu" zan için en güzel örneklerden biridir belki de.
köyün birinde bir yaşlı adam varmış. çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?" demiş. bir sabah kalkmışlar ki, at yok. köylü ihtiyarın başına toplanmış: "seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demişler. ihtiyar: "karar vermek için acele etmeyin" demiş. "sadece at kayıp" deyin, "çünkü gerçek bu. ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. "babalık" demişler, "sen haklı çıktın. atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var." "karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "sadece atın geri döndüğünü söyleyin. bilinen gerçek sadece bu. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz." köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden "bu ihtiyar sahiden saf" diye geçirmişler. bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. köylüler gene gelmişler ihtiyara. "bir kez daha haklı çıktın" demişler. "bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başkası da yok. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. ihtiyar "siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "o kadar acele etmeyin. oğlum bacağını kırdı. gerçek bu. ötesi sizin verdiğiniz karar. ama acaba ne kadar doğru. hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz" birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. köyü matem sarmış. çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "oysa ne olacağını kimseler bilemez. bilinen bir tek gerçek var. benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece allah biliyor."
lao tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
"acele karar vermeyin. hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. karar; aklın durması halidir. karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. oysa gezi asla sona ermez. bir yol biterken yenisi başlar. bir kapı kapanırken, başkası açılır. bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." böyle olmasaydı şöyle olurdu demek yerine sınavı farkındalıkla karşılamak ve gerisini allah bilir diyebilmek ne güzel.
insanlar üzerinde, en yıkıcı parcalayici ve insanları birbirinden ebediyyen uzaklaştıran, yaklaşımdır kötü zan.
Zan altında kalmak.
Zan altında kalmak.
kötü zan, sözün en yalanıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar