bugün
- laikliğin halka sorulmadan getirilmesi25
- kadınların aradığı erkek modeli10
- bu ülkede pezevenkler kemalisttir18
- kendi değerini başkalarının gözünden ölçen insan8
- özel'in talebiyle zeyrek'e 950 bin euro verdim15
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle31
- mokv geldi mi4
- üniversite hayatı8
- gül gibi kız olma kriterleri8
- otomatik vites araba kullanan erkek3
- kürtlerin vatan haini olmakla haklı olması4
- penis deliğinden içeri giren kene10
- bütün davranışların şaklabanlık olması2
- tatile çıkılmayacak arkadaş tipleri4
- haça gerilmek2
- en gey özelliğiniz10
- sevgilinin en yakın arkadaşı ile yatmak5
- nivea caring beauty3
- memurların asgari ücret alması5
- mesai bittiği gibi çıkmanın ayıp sayılması8
- yakışıklı olmanın zararları5
- ali cabbar5
- admin de insan3
- bir hatunu kıvama getirip yatağa atmak7
- ilişkilerin flörte dönüşememe sebebi3
- her gün mastürbasyon yapmak hastalıklı mıdır6
- ilk buluşmada sakso çekmeye yeltenen kız7
- anın görüntüsü27
- göt deliği yalatmak11
- 50 bin dolara götünü açarak çarşıda koşar mısın4
- sokakta kedi görünce akla nervio'nun gelmesi3
- altın bozdurup araba alınır mı2
- tinder'dan hatun düşürmek4
- günü gününe uymamak5
- randevu yerine date diyen adam7
- gocu ve ktç'yi üst üste koymak4
- bu dünyaya çocuk getirmek17
- kürdistan kurulursa huzurun geleceği gerçeği3
- 5 haziran 20264
- evlilik masrafları14
- chp'nin en kötü genel başkanı6
- gelmiş geçmiş en iyi stoper7
- türk tarihçilerin genellikle milliyetçi olması4
- yıllar sonra ulaşan arkadaş3
- fırtınalı ve yağmurlu havada balkonda sigara içmek3
- iran'ın sessiz zaferi3
- ormanda ayin yapan kızlar2
- nervionun kedisi6
- ktç nerede lan5
- yazarları şu an heyecanlandıran şeyler4
belirli durumlarda altında kalınıldığı idda edlinen kavram.
(bkz: zanlı)
(bkz: zan altında kalmak)
(bkz: gokhan zan)
'en kötü şeydir'. derdi ortaokulda din hocamız.
zira kötüdür,çünkü beşer şaşar ve zan üzerine hareket eder,edebilir ya da ...
zira kötüdür,çünkü beşer şaşar ve zan üzerine hareket eder,edebilir ya da ...
kuşku, şüphe.
sanmak, zannetmek..
Yüce furkan'da da belirtilmiştir ki; "zan" ın bir kısmı günahtır. Tevekkül gerek.
"böyle yapmasaydım şöyle olurdu" zan için en güzel örneklerden biridir belki de.
köyün birinde bir yaşlı adam varmış. çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?" demiş. bir sabah kalkmışlar ki, at yok. köylü ihtiyarın başına toplanmış: "seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demişler. ihtiyar: "karar vermek için acele etmeyin" demiş. "sadece at kayıp" deyin, "çünkü gerçek bu. ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. "babalık" demişler, "sen haklı çıktın. atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var." "karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "sadece atın geri döndüğünü söyleyin. bilinen gerçek sadece bu. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz." köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden "bu ihtiyar sahiden saf" diye geçirmişler. bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. köylüler gene gelmişler ihtiyara. "bir kez daha haklı çıktın" demişler. "bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başkası da yok. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. ihtiyar "siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "o kadar acele etmeyin. oğlum bacağını kırdı. gerçek bu. ötesi sizin verdiğiniz karar. ama acaba ne kadar doğru. hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz" birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. köyü matem sarmış. çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "oysa ne olacağını kimseler bilemez. bilinen bir tek gerçek var. benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece allah biliyor."
lao tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
"acele karar vermeyin. hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. karar; aklın durması halidir. karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. oysa gezi asla sona ermez. bir yol biterken yenisi başlar. bir kapı kapanırken, başkası açılır. bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." böyle olmasaydı şöyle olurdu demek yerine sınavı farkındalıkla karşılamak ve gerisini allah bilir diyebilmek ne güzel.
"böyle yapmasaydım şöyle olurdu" zan için en güzel örneklerden biridir belki de.
köyün birinde bir yaşlı adam varmış. çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?" demiş. bir sabah kalkmışlar ki, at yok. köylü ihtiyarın başına toplanmış: "seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demişler. ihtiyar: "karar vermek için acele etmeyin" demiş. "sadece at kayıp" deyin, "çünkü gerçek bu. ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. "babalık" demişler, "sen haklı çıktın. atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var." "karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "sadece atın geri döndüğünü söyleyin. bilinen gerçek sadece bu. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz." köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden "bu ihtiyar sahiden saf" diye geçirmişler. bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. köylüler gene gelmişler ihtiyara. "bir kez daha haklı çıktın" demişler. "bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başkası da yok. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. ihtiyar "siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "o kadar acele etmeyin. oğlum bacağını kırdı. gerçek bu. ötesi sizin verdiğiniz karar. ama acaba ne kadar doğru. hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz" birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. köyü matem sarmış. çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "oysa ne olacağını kimseler bilemez. bilinen bir tek gerçek var. benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece allah biliyor."
lao tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
"acele karar vermeyin. hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. karar; aklın durması halidir. karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. oysa gezi asla sona ermez. bir yol biterken yenisi başlar. bir kapı kapanırken, başkası açılır. bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." böyle olmasaydı şöyle olurdu demek yerine sınavı farkındalıkla karşılamak ve gerisini allah bilir diyebilmek ne güzel.
insanlar üzerinde, en yıkıcı parcalayici ve insanları birbirinden ebediyyen uzaklaştıran, yaklaşımdır kötü zan.
Zan altında kalmak.
Zan altında kalmak.
kötü zan, sözün en yalanıdır.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
