bugün
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle19
- iş kadını yazarlar6
- kadın motorcunun yol kesip sürücüye saldırması4
- meloş nerede sorunsalı4
- artık ulu sözlüğümüze fotoğraf atılabilmesi4
- uludağ sözlük'ün instagram'a dönmesi5
- beyaz otomobil satın almak9
- ege waw2
- yetersizim diyerek istifa etmek2
- ideal sevgilinin en önemli özelliği6
- düşün ki o bunu okuyor4
- çok tanrılı dinlerde somut delil yokluğu6
- pazar günü aktiviteleri4
- sevgiliye en güzel hitap şekli4
- hoşgeldin pazartesi7
- nervio'nun memleketi3
- ilişkilerde yapılan en büyük hatalar6
- eğilirken eliyle göğüs dekoltesini kapatan kız12
- ibrahim hacıosmanoğlu5
- paris te son tango5
- ilk buluşmada sevgilisine mangal yakan erkek4
- park etmek sanatı4
- 2026 dünya kupasında tutulan takım5
- amy adams2
- sol tarafın inzal olması3
- haksızsam haksızsın deyin2
- bugün de meme atan olmaması8
- 2026 dünya kupası17
- idolün ünlünün bokunu yer misin4
- göğsüne dilan polat yazdıran başörtülü bacı8
- ulan orospu seni rüyamda bile görmedim3
- 22 haziran 2026 uruguay yeşil burun adaları maçı5
- kulak arkasını keselemek3
- babalar günü hediyesi2
- entelektüelin teorisiyle pratiğinin çelişmesi2
- neredesin2
- yedi bela hüsnü'deki cemal2
- yer çekimine küsmek3
- kız ismet2
- senle sevişmedi diye birine küsmek3
- engellediğim yuzır başlığıma yazmasın2
- ayağında terlikle ülke yönetmek2
- ev kredisi çeken asgari ücretli2
- özel okul öğretmenleri açlık grevinde4
- aylık 294 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- lahmacunu elle yiyen kız18
- netflix yasaklanmalıdır4
- delilik ve daha delilik arasındaki ince çizgi2
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı47
- karaağaç ev fiyatları2
madeni paranın tura olmayan yüzü..
(bkz: tura)
yazınsal olarak kendini ifade edebilmek, yazma işini gerçekleştirmek.
Bir yazı nedir ki aslında...
iki piyango bileti boyunda bir köşe yazısının ne ağırlığı olabilir ki?
Bir çeyrek bilet peşinde çaresizce umut kovalayan milyonların karşısına dikilip "Durun bir de beni dinleyin. Ben de hayatınızı değiştirebilirim" diyebilir mi yazı?
Onlara bir çeyrek biletten göz kırpan serveti vaat edebilir mi?
Yoksulluğun acı nefesiyle uzandıkları bir yastıktan, servete boğulmuş olarak uyanma hayalinin yerine geçebilir mi?
Hayatı değiştirebilir mi?
Her yazı, bu iddiayı değilse bile, bu umudu barındırır satır aralarında...
* * *
Her bilete vuran bir ikramiyedir yazı...
Harflerle ilmeklenmiş uçan halısına bindiğinizde, birkaç dakikalık yolculuk boyunca, umudun başka adreslerini de gösterebilir sizlere -ki o da az zenginlik- değildir.
Kelimeler öyle bir araya toplaşır ki bazen, rüzgarlar doğuran bir ormana dönüşür yazı...
kramp olup saplanır yüreğinize...
Karanlık bir gecenin ardından, sabahla kapınızı çalan sessiz bir dosttur; kendinizi en yalnız sandığınız anda beklenmedik bir köşeden gülümseyen, sizi sizden iyi bilen ya da sizi size şikayet eden..
bir dildir, dilinizdekini yazan; bir tutam saç, omzunuza yaslanan...
Gözbebeklerinize tutunup, beyninize sızar, kalbinize işler; "işte ben de tam bunları hissediyordum" dedirtir size bazen; gözyaşlarınızla tuzlanır.
Silkeler ruhunuzun tozlarını, en derine gömdüğünüz yaralarınızı kanatır, tutup kelimelerle kabuklarından...
Kesip asarsınız duvarınıza; buruşup bekler orada, benzi solgun bir tercümanı gibi söyleyemediklerinizin...
Yazan eli tutacak kadar yakınlaşırsınız okudukça;
o el bazen bir tokattır, sözcük sözcük kırbaçlaşan; bazen şevkatli bir dokunuş, saçınızı okşayan...
* * *
Yazan açısından ise nadiren bir cennettir yazı; çoğu zaman cehhenem...
bir iç dökme seansıdır, konuşma özürlülerin...
Satırlar uzadıkça siz yazıyı yazmazsınız artık, yazı sizi yazar.
Mürekkepten bir banyoda şefaflaşır cildiniz. Ruhunuz her sözcükte biraz daha soyunur. Her cümle, yeni bir düğümünü çözer yüreğinizin...
ve yazı, ele verir yazarını...
Bazen de bir silah olur öfke kusan; doğrar satırlarla zulmün askerlerini...
ustasının elinde öyle yaman bir kılıç ki, bin söze değişmem.
idam fermanıdır yazarının; celladı, darağacı...
Kah yangına dökülen bir tas benzindir, kah yaraya basılan bir tutam tütün...
Bazen yazdıkça bilenirsiniz: kalemin sivri ucu, biley taşında alev alev keskinleşen bir bıçağa döner; sürtündükçe kağıda...
lakin zamanla, yazdıkça ucu kütleşen sivri uçlu bir kalem gibi törpülenir yazarın da sivirilikleri, kalemle birlikte olgunlaşır sahibi de...
* * *
Bu yıl tam 20. yılı yazıyla flörtümün...
Yeni yetme bir üniversite öğrencisi olarak Yankı Dergisi'nin kapısından girip ilk ustam Mehmet Ali Kışlalı'nın ellerine teslim edildiğimde 1979'du sene...
20 yıl boyunca, ben yazılarımı yazdım, yazılarım beni...
Kah yazının güvenli omzuna dayadım başımı, kah omuz vermeye çalıştım, başını dayayacak yazı arayanlara..
Şimdi eskiyen bir yüzyılın sonunda, bir yeni yılın sabahında sizinle buluşup harflerle ilmeklenmiş bir uçan halıyla yolculuğa çıkıyorum yeniden...
milyonların bir çeyrek bilette aradığı umudun başka adreslerini keşfedebilmek için...
"Bir yazı bunu yapabilir mi?"
Yapabilir; çünkü her yazı, bir hayattır.
(bkz: can dündar)
iki piyango bileti boyunda bir köşe yazısının ne ağırlığı olabilir ki?
Bir çeyrek bilet peşinde çaresizce umut kovalayan milyonların karşısına dikilip "Durun bir de beni dinleyin. Ben de hayatınızı değiştirebilirim" diyebilir mi yazı?
Onlara bir çeyrek biletten göz kırpan serveti vaat edebilir mi?
Yoksulluğun acı nefesiyle uzandıkları bir yastıktan, servete boğulmuş olarak uyanma hayalinin yerine geçebilir mi?
Hayatı değiştirebilir mi?
Her yazı, bu iddiayı değilse bile, bu umudu barındırır satır aralarında...
* * *
Her bilete vuran bir ikramiyedir yazı...
Harflerle ilmeklenmiş uçan halısına bindiğinizde, birkaç dakikalık yolculuk boyunca, umudun başka adreslerini de gösterebilir sizlere -ki o da az zenginlik- değildir.
Kelimeler öyle bir araya toplaşır ki bazen, rüzgarlar doğuran bir ormana dönüşür yazı...
kramp olup saplanır yüreğinize...
Karanlık bir gecenin ardından, sabahla kapınızı çalan sessiz bir dosttur; kendinizi en yalnız sandığınız anda beklenmedik bir köşeden gülümseyen, sizi sizden iyi bilen ya da sizi size şikayet eden..
bir dildir, dilinizdekini yazan; bir tutam saç, omzunuza yaslanan...
Gözbebeklerinize tutunup, beyninize sızar, kalbinize işler; "işte ben de tam bunları hissediyordum" dedirtir size bazen; gözyaşlarınızla tuzlanır.
Silkeler ruhunuzun tozlarını, en derine gömdüğünüz yaralarınızı kanatır, tutup kelimelerle kabuklarından...
Kesip asarsınız duvarınıza; buruşup bekler orada, benzi solgun bir tercümanı gibi söyleyemediklerinizin...
Yazan eli tutacak kadar yakınlaşırsınız okudukça;
o el bazen bir tokattır, sözcük sözcük kırbaçlaşan; bazen şevkatli bir dokunuş, saçınızı okşayan...
* * *
Yazan açısından ise nadiren bir cennettir yazı; çoğu zaman cehhenem...
bir iç dökme seansıdır, konuşma özürlülerin...
Satırlar uzadıkça siz yazıyı yazmazsınız artık, yazı sizi yazar.
Mürekkepten bir banyoda şefaflaşır cildiniz. Ruhunuz her sözcükte biraz daha soyunur. Her cümle, yeni bir düğümünü çözer yüreğinizin...
ve yazı, ele verir yazarını...
Bazen de bir silah olur öfke kusan; doğrar satırlarla zulmün askerlerini...
ustasının elinde öyle yaman bir kılıç ki, bin söze değişmem.
idam fermanıdır yazarının; celladı, darağacı...
Kah yangına dökülen bir tas benzindir, kah yaraya basılan bir tutam tütün...
Bazen yazdıkça bilenirsiniz: kalemin sivri ucu, biley taşında alev alev keskinleşen bir bıçağa döner; sürtündükçe kağıda...
lakin zamanla, yazdıkça ucu kütleşen sivri uçlu bir kalem gibi törpülenir yazarın da sivirilikleri, kalemle birlikte olgunlaşır sahibi de...
* * *
Bu yıl tam 20. yılı yazıyla flörtümün...
Yeni yetme bir üniversite öğrencisi olarak Yankı Dergisi'nin kapısından girip ilk ustam Mehmet Ali Kışlalı'nın ellerine teslim edildiğimde 1979'du sene...
20 yıl boyunca, ben yazılarımı yazdım, yazılarım beni...
Kah yazının güvenli omzuna dayadım başımı, kah omuz vermeye çalıştım, başını dayayacak yazı arayanlara..
Şimdi eskiyen bir yüzyılın sonunda, bir yeni yılın sabahında sizinle buluşup harflerle ilmeklenmiş bir uçan halıyla yolculuğa çıkıyorum yeniden...
milyonların bir çeyrek bilette aradığı umudun başka adreslerini keşfedebilmek için...
"Bir yazı bunu yapabilir mi?"
Yapabilir; çünkü her yazı, bir hayattır.
(bkz: can dündar)
Anadolu'ya Orta Tunç devrinde Asurlu kolonizatörlertarafından getirilmiştir.Bu döneme 'Asur Koloniler Çağı' da denir ve bu dönemde yazılar kilden tabletlere çivi yazısıyla yazılmıştır.
Madeni parayı havaya atmak sureti ile bahse girişebilmek kaygısının doğurduğu keşif. Yazı bulunamasa idi kargaşa kaçınılmaz bir son olacaktı. Turamı turamı diye bahse girmek saçma...
yazi
Yazının icadı dahi ekonomi ve din çatışması halini alabilmektedir. Evrimci ya da Marxçı zihniyet yazının iktisadi bir ihtiyaçla ortaya çıktığını savunurken; yaratılışçı ekol, yazının, insanların peygamberler aracağılığıyla gelen ilahi bilgiyi muhafaza edebilmek, unutmamak, kaybetmemek için keşfettiklerini belirtirler. Çoktanrılı din anlayışına sahip olan Sümerlerin dini bir ihtiyaçla yazıyı keşfettiklerini söyleyemeyiz, ki bu dini bir zaruret dahi olsa 'hak'din anlayışları olmadığı için bizim belirttiğimizle örtüşmeyecektir.
yazı'yı yazmak ya da yazıyla yazı'yı yazmak, işte bütün problem yazgı'yı asla yazamamak....
yazı'nın kısa tarihi: Bilindiği gibi yazıyı Güney (Aşağı) Mezopotamyada yaşayan Sümerler icat etmiştir. ilk yazı benzeri işaretler için i.Ö. 8000 yıllarına kadar iniliyorsa da, yazının icadında i.Ö. 3500 yılları genel olarak kabul gören tezdir. Yazının icadı ile insanların belli merkezlere yerleşerek ilk şehir-devlet, daha sonra da krallıkları kurmaları arasında eşzamanlılık bir rastlantı değildir. Arkeolog Denise Schmandt-Bessaratın Louvrelu Pierre Amietin hipotezi üzerine geliştirdiği teorisine göre, yazının ilk işlevi muhasebe-defter tutma'dır.
yazı'nın daha kısa tarihi
Alleme bil Kalem (O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. 96:4)
Kalem ile yazan ilk peygamber idristir, diye bir hadis de var. [Hakim-i Tirmizi] ...
Yazının icadı dahi ekonomi ve din çatışması halini alabilmektedir. Evrimci ya da Marxçı zihniyet yazının iktisadi bir ihtiyaçla ortaya çıktığını savunurken; yaratılışçı ekol, yazının, insanların peygamberler aracağılığıyla gelen ilahi bilgiyi muhafaza edebilmek, unutmamak, kaybetmemek için keşfettiklerini belirtirler. Çoktanrılı din anlayışına sahip olan Sümerlerin dini bir ihtiyaçla yazıyı keşfettiklerini söyleyemeyiz, ki bu dini bir zaruret dahi olsa 'hak'din anlayışları olmadığı için bizim belirttiğimizle örtüşmeyecektir.
yazı'yı yazmak ya da yazıyla yazı'yı yazmak, işte bütün problem yazgı'yı asla yazamamak....
yazı'nın kısa tarihi: Bilindiği gibi yazıyı Güney (Aşağı) Mezopotamyada yaşayan Sümerler icat etmiştir. ilk yazı benzeri işaretler için i.Ö. 8000 yıllarına kadar iniliyorsa da, yazının icadında i.Ö. 3500 yılları genel olarak kabul gören tezdir. Yazının icadı ile insanların belli merkezlere yerleşerek ilk şehir-devlet, daha sonra da krallıkları kurmaları arasında eşzamanlılık bir rastlantı değildir. Arkeolog Denise Schmandt-Bessaratın Louvrelu Pierre Amietin hipotezi üzerine geliştirdiği teorisine göre, yazının ilk işlevi muhasebe-defter tutma'dır.
yazı'nın daha kısa tarihi
Alleme bil Kalem (O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. 96:4)
Kalem ile yazan ilk peygamber idristir, diye bir hadis de var. [Hakim-i Tirmizi] ...
yazı hakkında; hiçliğe düşülen not, ya da mürekkeple sağlanan ölümsüzlük gibi romantik tanımlardan daha çok bağlandığım bir tanım var bu aralar kafamda, o da ihtiyaç.
evet yanlış duymadınız yazı büyük bir ihtiyaçtır. üstelik yazarak ya da konuşarak düşünen manyaklar için nasıl fiziki sağlıkta su gerekliyse psikolojik sağlıkta da yazı gerekliymiş.
okumak da güzel tabi, ama yıllardan beri bu güzelliğin 'tıpkı benim gibi' yazan birini takip etmeye dayandığını bulmaya çalışıyordum.
bu buluşu da ne yazık ki wittgenstein in dil üzerine can sıkmacalarını okurken değil, bir rahatsızlık sonucu sağ elimi bir süreliğine kullanamamayışım esnasında gerçekleştirdim.
lise1 de öğrendiğimiz buluş yapmak için ihtiyaç olmalıdır şablonu doğruymuş demek ki.
ne kadar çok ihtiyaç dedim. neyse.
yazının fonksiynu nedir? biraz bundan bahsedeyim.
Yazının fonksiyonu, kişinin 'ulan bu dünyada benim dışımdaki her şey hayal ürünü, yanılsama galiba' düşüncesini yok etmektir. bir, karşıdakinin zihnini ruhunu okuma çabasıdır. yazan kişi, cesurca kendi mahremiyetini serer önümüze. bilerek ya da bilmeyerek.
her edebi metin eleştirisi, bir magazin olayıdır.
her metafor bir itiraftır yazıda.
Yazının fonksiyonu, tıpkı kendi gibi 'insan' olanları fark ettirmektir faniye.
Aşık olduğunun ruhunu göstermektir, mektubunu okuyana.
sol elle savaş açmaktır yalnızlığa, hasta için.
herşeyden önce yazının fonksiyonu ya da daha doğru tabirle yazının misyonu fark ettirmeden haceti karşılamaktır.
zihin denen sonsuz boyutlu kavramın, bir kuş bakışı çizimidir bir deneme. bir savunmadır tüm güçsüzlüğüyle oğul alexander dumas için. dostoyevski için sancılı günah çıkarma seanslarıdır. Charles Dickens için kadere ve tanrıya inanmakken, nietzsche için öğretmenlik hevesidir. gogol içinse sadece hayallerini unutma aracıdır yazı.
benim içinse iki çift laf etmektir, ama dürüstçe.
evet yanlış duymadınız yazı büyük bir ihtiyaçtır. üstelik yazarak ya da konuşarak düşünen manyaklar için nasıl fiziki sağlıkta su gerekliyse psikolojik sağlıkta da yazı gerekliymiş.
okumak da güzel tabi, ama yıllardan beri bu güzelliğin 'tıpkı benim gibi' yazan birini takip etmeye dayandığını bulmaya çalışıyordum.
bu buluşu da ne yazık ki wittgenstein in dil üzerine can sıkmacalarını okurken değil, bir rahatsızlık sonucu sağ elimi bir süreliğine kullanamamayışım esnasında gerçekleştirdim.
lise1 de öğrendiğimiz buluş yapmak için ihtiyaç olmalıdır şablonu doğruymuş demek ki.
ne kadar çok ihtiyaç dedim. neyse.
yazının fonksiynu nedir? biraz bundan bahsedeyim.
Yazının fonksiyonu, kişinin 'ulan bu dünyada benim dışımdaki her şey hayal ürünü, yanılsama galiba' düşüncesini yok etmektir. bir, karşıdakinin zihnini ruhunu okuma çabasıdır. yazan kişi, cesurca kendi mahremiyetini serer önümüze. bilerek ya da bilmeyerek.
her edebi metin eleştirisi, bir magazin olayıdır.
her metafor bir itiraftır yazıda.
Yazının fonksiyonu, tıpkı kendi gibi 'insan' olanları fark ettirmektir faniye.
Aşık olduğunun ruhunu göstermektir, mektubunu okuyana.
sol elle savaş açmaktır yalnızlığa, hasta için.
herşeyden önce yazının fonksiyonu ya da daha doğru tabirle yazının misyonu fark ettirmeden haceti karşılamaktır.
zihin denen sonsuz boyutlu kavramın, bir kuş bakışı çizimidir bir deneme. bir savunmadır tüm güçsüzlüğüyle oğul alexander dumas için. dostoyevski için sancılı günah çıkarma seanslarıdır. Charles Dickens için kadere ve tanrıya inanmakken, nietzsche için öğretmenlik hevesidir. gogol içinse sadece hayallerini unutma aracıdır yazı.
benim içinse iki çift laf etmektir, ama dürüstçe.
kişinin kendini ifade etme biçimlerinden biri.
yazıyı, tarihinin en büyük buluşu saymak yanlıştır. yazıdan önce insanlık, tarımı ve hayvanların evcilleştirilmesini bulmuştu ki, bunları yazıdan çok daha önemli saymakta bütün bilim adamları ortaktırlar. okumanın kolaylaşması, kağıdın ve kitabın ortaya çıkmasından sonradır. sümer'in, tuğlalar üzerindeki çivi yazısını okumanın güçlüğünü unutmayalım. yüzyıllar sonra çivi yazısı ile karşılaşan bilim adamlarının çoğu, bu yazıyı süsleme sanmışlardı. gene bu bilim adamları, çivi yazısını soldan sağa mı, sağdan sola mı, yoksa yukardan aşağı mı okumak gerektiğinde bir süre ikircimli kalmışlardır. bilindiği gibi, hitit çivi yazısı ve hiyeroglifi soldan sağa başlar, sonra sağdan sola, daha sonra soldan sağa... sürer, ki buna 'öküz yolu' adı takılmıştır, öküzün toprak sürerken izlediği yol. kısacası, bu yazıyı öküz esinlemiştir insanlara, ama kendisi öğrenmeğe kalkmamıştır.
mısırlılar yazı için papirüs özü levhalar kullanmışlardı. keçi, koyun, buzağı derisinden yapılma parşömen, eski bir batı anadolu buluşudur. kağıdı birinci yüzyılda çinliler buldular ve onun üzerine kendi resim yazılarını yazdılar. bu yazının, güçlüğü yanında büyük bir kolaylığı da vardır; çünkü fonetik değildir, sese dayanmaz, bu bakımdan da anadille ayrılmaz bir bütün oluşturmaz. öyle ise çin yazısı uluslararası bir yazı olmaya en elverişli yazıdır. Bilim adamları, bu konuda da birliktirler.
mısırlılar yazı için papirüs özü levhalar kullanmışlardı. keçi, koyun, buzağı derisinden yapılma parşömen, eski bir batı anadolu buluşudur. kağıdı birinci yüzyılda çinliler buldular ve onun üzerine kendi resim yazılarını yazdılar. bu yazının, güçlüğü yanında büyük bir kolaylığı da vardır; çünkü fonetik değildir, sese dayanmaz, bu bakımdan da anadille ayrılmaz bir bütün oluşturmaz. öyle ise çin yazısı uluslararası bir yazı olmaya en elverişli yazıdır. Bilim adamları, bu konuda da birliktirler.
çoğu yazı okunmak umuduyla yazılır. unutulmasın hatırlansın ister. yazmak rahatlatır, yazmak düşünmektir , yazmak düşlemektir.
bir kurallar silsilesidir.
kime, ne için yazdığın değil, ne yazdığın önemliymiş. dikkat edilmesi gereken bir şeymiş yani bu.
ben bile okumuorum aylardır, ne diye okursunuz siz mq sizin gerizekalılar ahah.
ben bile okumuorum aylardır, ne diye okursunuz siz mq sizin gerizekalılar ahah.
"bakış açısını değiştirmektir." *
Gözlerin sesidir. Hattatlarda bir nevi şarkıcıdırlar.
yazılır.
Sumerler tarafından bulunduğu rivayet edilen bir nevi seslerin çizilmiş halidir.
Pervasızca akustik gitarın tellerine vurmaktı özgürlük.
Gözlerinde gördüğün senin yüzyıllar öncesinde dilediklerindi.
Hikayesi olan yaşamının aklından hiç çıkmayan kendine sayıkladıklarındı.
Sandalye masa taşıyordun, beyaz gömlek siyah kumaş pantalon giyiyordun.
Yemeklerini bekleyen masada oturan müşterilere tabaklarını taşıyıp kendin için bir gün her şeyin güzel olacağını söylüyordun.
Amaçların ve hayallerin vardı.
Bir zamanlar sende gençtin.
Bir zamanlar kendine bile inanıyordun.
Yazdıklarını kimse okumuyordu.
Okuduklarında kimse hiç bir şey anlamıyordu.
Pervasızca akustik gitarın tellerine vuran masal kahramanı geldi .
Seni ve anlattığın hikayeleri gerçek yaptı.
Gözlerinde gördüğün senin yüzyıllar öncesinde dilediklerindi.
Hikayesi olan yaşamının aklından hiç çıkmayan kendine sayıkladıklarındı.
Sandalye masa taşıyordun, beyaz gömlek siyah kumaş pantalon giyiyordun.
Yemeklerini bekleyen masada oturan müşterilere tabaklarını taşıyıp kendin için bir gün her şeyin güzel olacağını söylüyordun.
Amaçların ve hayallerin vardı.
Bir zamanlar sende gençtin.
Bir zamanlar kendine bile inanıyordun.
Yazdıklarını kimse okumuyordu.
Okuduklarında kimse hiç bir şey anlamıyordu.
Pervasızca akustik gitarın tellerine vuran masal kahramanı geldi .
Seni ve anlattığın hikayeleri gerçek yaptı.
Yazıyı ilk kullanan kim olduğu konusu tartışmalıdır. ahbar ilk yazı yazan kişi hz. Adem as olduğunu söyler ve sözlerini şöyle sürdürür: "hz. Adem as vefatından 300 sene önce, o dönemde yazı konusu olan her şeyi çamura yazdı ve bu yazıları pişirerek kalıcı olmasını sağladı. Nuh tufanı dahi bu yazıları yok edemedi. Böylece tufandan sonra her topluluk kendi yazısını buldu.
harflerle kağıtta veya dokunmatik ekranda yazılmış olan şey.
insanın kendini ifade etme biçimi olarak yazıyı tercih etmesi çok uzun zamanlardır var. Medeniyetin başlangıcı yazıyla aynı hizada hatta.
Peki nedir medeniyet?
Medeniyet et’in(ceset/beden) mana kazandığı ayrıksı bir bütünlük bence.
Yani?
insanın daha fazla anlama susamasıyla başlayan bir şey bu yazı.
insan zihniyle dili arasındaki kısa mesafede ulaştı bu susuzluğa.
Çabukluk, yetersiz anlamla sonuçlanıyordu.
Hayaller evrenini gerçekler evrenine yeterli düzeyde bağlayamıyordu.
Bu nedenle insan, şekillerin başka alemlere dair arayüz olduğunu hissetti.
Alemot(dünyalar)hissedildi.
Kalpteki nokta belirdi.
Şekiller dans etmeye başladı.
Dil kurban edildi: Dil’e.
Peki nedir medeniyet?
Medeniyet et’in(ceset/beden) mana kazandığı ayrıksı bir bütünlük bence.
Yani?
insanın daha fazla anlama susamasıyla başlayan bir şey bu yazı.
insan zihniyle dili arasındaki kısa mesafede ulaştı bu susuzluğa.
Çabukluk, yetersiz anlamla sonuçlanıyordu.
Hayaller evrenini gerçekler evrenine yeterli düzeyde bağlayamıyordu.
Bu nedenle insan, şekillerin başka alemlere dair arayüz olduğunu hissetti.
Alemot(dünyalar)hissedildi.
Kalpteki nokta belirdi.
Şekiller dans etmeye başladı.
Dil kurban edildi: Dil’e.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar