bugün
- iremga32
- gammaz arkadaşlar acil baksın8
- anne ile seks yapmak6
- velvet7
- sibel can'ın uludağ sözlük nicki6
- tem şubenin sözlükte kavga etmesi4
- sigarayı bırakmak4
- sözlük erkeklerinin memeleri8
- sözlükte çok az hamferdi olması6
- uludağdaki gambaz zulmüne uğrayan yazarlar9
- modluk seçimleri4
- sakatat4
- kavga eden iki yazarı da artılamak3
- sözlüğe bir erkek meme mi attı sorunsalı5
- dava ile tehdit eden yazar3
- arkadaşlar çabuk buraya bakın4
- sibel can'a benzeyen yuzır5
- migros'ta şarap seçen yalnız ve hüzünlü kadınlar4
- tenis oynayan kız çekiciliği4
- nick vermeden bir yazara seslen11
- canımın buz gibi yeşil üzüm çekmesi4
- sözlük erkeklerinin göğüsleri19
- sözlükte meme ayrımcılığı5
- aykolik'in her gün mastürbasyon yapması29
- çocukluğu hatırlatan şeyler3
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği6
- sözlüğün aptal kaynaması3
- evde yemek yapmak3
- tavuk olmasa bu kadar insan ne yiyecekti4
- hafız vücutlu2
- insomnia2
- ormanda sevişmek3
- uludağ sözlükte yazan ünlüler2
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması26
- gammazların çok kötü insanlar olması4
- dayanamayıp kitap almak7
- kızlar acilen konuşmamız gerek19
- anın görüntüsü23
- sözlükte kavga oluyor hissi6
- sözlüğe efsane filmler bırak7
- sözlüğe meme atan erkek yolludur2
- haftanın gammazları listesi25
- kocu7
- gregor samsa'ya benzeyen yuzır2
- sevdiğiniz yazarlara sürekli artı basmak6
- iki zenciyle aynı odada uyumak9
- hindistan'a atom bombası atmak7
- memesi dizlerine sarkmış sözlük erkeği3
- sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta2
- beşiktaş2
Bir yazı nedir ki aslında...
iki piyango bileti boyunda bir köşe yazısının ne ağırlığı olabilir ki?
Bir çeyrek bilet peşinde çaresizce umut kovalayan milyonların karşısına dikilip "Durun bir de beni dinleyin. Ben de hayatınızı değiştirebilirim" diyebilir mi yazı?
Onlara bir çeyrek biletten göz kırpan serveti vaat edebilir mi?
Yoksulluğun acı nefesiyle uzandıkları bir yastıktan, servete boğulmuş olarak uyanma hayalinin yerine geçebilir mi?
Hayatı değiştirebilir mi?
Her yazı, bu iddiayı değilse bile, bu umudu barındırır satır aralarında...
* * *
Her bilete vuran bir ikramiyedir yazı...
Harflerle ilmeklenmiş uçan halısına bindiğinizde, birkaç dakikalık yolculuk boyunca, umudun başka adreslerini de gösterebilir sizlere -ki o da az zenginlik- değildir.
Kelimeler öyle bir araya toplaşır ki bazen, rüzgarlar doğuran bir ormana dönüşür yazı...
kramp olup saplanır yüreğinize...
Karanlık bir gecenin ardından, sabahla kapınızı çalan sessiz bir dosttur; kendinizi en yalnız sandığınız anda beklenmedik bir köşeden gülümseyen, sizi sizden iyi bilen ya da sizi size şikayet eden..
bir dildir, dilinizdekini yazan; bir tutam saç, omzunuza yaslanan...
Gözbebeklerinize tutunup, beyninize sızar, kalbinize işler; "işte ben de tam bunları hissediyordum" dedirtir size bazen; gözyaşlarınızla tuzlanır.
Silkeler ruhunuzun tozlarını, en derine gömdüğünüz yaralarınızı kanatır, tutup kelimelerle kabuklarından...
Kesip asarsınız duvarınıza; buruşup bekler orada, benzi solgun bir tercümanı gibi söyleyemediklerinizin...
Yazan eli tutacak kadar yakınlaşırsınız okudukça;
o el bazen bir tokattır, sözcük sözcük kırbaçlaşan; bazen şevkatli bir dokunuş, saçınızı okşayan...
* * *
Yazan açısından ise nadiren bir cennettir yazı; çoğu zaman cehhenem...
bir iç dökme seansıdır, konuşma özürlülerin...
Satırlar uzadıkça siz yazıyı yazmazsınız artık, yazı sizi yazar.
Mürekkepten bir banyoda şefaflaşır cildiniz. Ruhunuz her sözcükte biraz daha soyunur. Her cümle, yeni bir düğümünü çözer yüreğinizin...
ve yazı, ele verir yazarını...
Bazen de bir silah olur öfke kusan; doğrar satırlarla zulmün askerlerini...
ustasının elinde öyle yaman bir kılıç ki, bin söze değişmem.
idam fermanıdır yazarının; celladı, darağacı...
Kah yangına dökülen bir tas benzindir, kah yaraya basılan bir tutam tütün...
Bazen yazdıkça bilenirsiniz: kalemin sivri ucu, biley taşında alev alev keskinleşen bir bıçağa döner; sürtündükçe kağıda...
lakin zamanla, yazdıkça ucu kütleşen sivri uçlu bir kalem gibi törpülenir yazarın da sivirilikleri, kalemle birlikte olgunlaşır sahibi de...
* * *
Bu yıl tam 20. yılı yazıyla flörtümün...
Yeni yetme bir üniversite öğrencisi olarak Yankı Dergisi'nin kapısından girip ilk ustam Mehmet Ali Kışlalı'nın ellerine teslim edildiğimde 1979'du sene...
20 yıl boyunca, ben yazılarımı yazdım, yazılarım beni...
Kah yazının güvenli omzuna dayadım başımı, kah omuz vermeye çalıştım, başını dayayacak yazı arayanlara..
Şimdi eskiyen bir yüzyılın sonunda, bir yeni yılın sabahında sizinle buluşup harflerle ilmeklenmiş bir uçan halıyla yolculuğa çıkıyorum yeniden...
milyonların bir çeyrek bilette aradığı umudun başka adreslerini keşfedebilmek için...
"Bir yazı bunu yapabilir mi?"
Yapabilir; çünkü her yazı, bir hayattır.
(bkz: can dündar)
iki piyango bileti boyunda bir köşe yazısının ne ağırlığı olabilir ki?
Bir çeyrek bilet peşinde çaresizce umut kovalayan milyonların karşısına dikilip "Durun bir de beni dinleyin. Ben de hayatınızı değiştirebilirim" diyebilir mi yazı?
Onlara bir çeyrek biletten göz kırpan serveti vaat edebilir mi?
Yoksulluğun acı nefesiyle uzandıkları bir yastıktan, servete boğulmuş olarak uyanma hayalinin yerine geçebilir mi?
Hayatı değiştirebilir mi?
Her yazı, bu iddiayı değilse bile, bu umudu barındırır satır aralarında...
* * *
Her bilete vuran bir ikramiyedir yazı...
Harflerle ilmeklenmiş uçan halısına bindiğinizde, birkaç dakikalık yolculuk boyunca, umudun başka adreslerini de gösterebilir sizlere -ki o da az zenginlik- değildir.
Kelimeler öyle bir araya toplaşır ki bazen, rüzgarlar doğuran bir ormana dönüşür yazı...
kramp olup saplanır yüreğinize...
Karanlık bir gecenin ardından, sabahla kapınızı çalan sessiz bir dosttur; kendinizi en yalnız sandığınız anda beklenmedik bir köşeden gülümseyen, sizi sizden iyi bilen ya da sizi size şikayet eden..
bir dildir, dilinizdekini yazan; bir tutam saç, omzunuza yaslanan...
Gözbebeklerinize tutunup, beyninize sızar, kalbinize işler; "işte ben de tam bunları hissediyordum" dedirtir size bazen; gözyaşlarınızla tuzlanır.
Silkeler ruhunuzun tozlarını, en derine gömdüğünüz yaralarınızı kanatır, tutup kelimelerle kabuklarından...
Kesip asarsınız duvarınıza; buruşup bekler orada, benzi solgun bir tercümanı gibi söyleyemediklerinizin...
Yazan eli tutacak kadar yakınlaşırsınız okudukça;
o el bazen bir tokattır, sözcük sözcük kırbaçlaşan; bazen şevkatli bir dokunuş, saçınızı okşayan...
* * *
Yazan açısından ise nadiren bir cennettir yazı; çoğu zaman cehhenem...
bir iç dökme seansıdır, konuşma özürlülerin...
Satırlar uzadıkça siz yazıyı yazmazsınız artık, yazı sizi yazar.
Mürekkepten bir banyoda şefaflaşır cildiniz. Ruhunuz her sözcükte biraz daha soyunur. Her cümle, yeni bir düğümünü çözer yüreğinizin...
ve yazı, ele verir yazarını...
Bazen de bir silah olur öfke kusan; doğrar satırlarla zulmün askerlerini...
ustasının elinde öyle yaman bir kılıç ki, bin söze değişmem.
idam fermanıdır yazarının; celladı, darağacı...
Kah yangına dökülen bir tas benzindir, kah yaraya basılan bir tutam tütün...
Bazen yazdıkça bilenirsiniz: kalemin sivri ucu, biley taşında alev alev keskinleşen bir bıçağa döner; sürtündükçe kağıda...
lakin zamanla, yazdıkça ucu kütleşen sivri uçlu bir kalem gibi törpülenir yazarın da sivirilikleri, kalemle birlikte olgunlaşır sahibi de...
* * *
Bu yıl tam 20. yılı yazıyla flörtümün...
Yeni yetme bir üniversite öğrencisi olarak Yankı Dergisi'nin kapısından girip ilk ustam Mehmet Ali Kışlalı'nın ellerine teslim edildiğimde 1979'du sene...
20 yıl boyunca, ben yazılarımı yazdım, yazılarım beni...
Kah yazının güvenli omzuna dayadım başımı, kah omuz vermeye çalıştım, başını dayayacak yazı arayanlara..
Şimdi eskiyen bir yüzyılın sonunda, bir yeni yılın sabahında sizinle buluşup harflerle ilmeklenmiş bir uçan halıyla yolculuğa çıkıyorum yeniden...
milyonların bir çeyrek bilette aradığı umudun başka adreslerini keşfedebilmek için...
"Bir yazı bunu yapabilir mi?"
Yapabilir; çünkü her yazı, bir hayattır.
(bkz: can dündar)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar