bugün
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı61
- bugün tüm fenerbahçeli yazarların hasta olması4
- ismail kartal6
- ulaştırma ve altyapı bakanlığı'nın işi nedir6
- istanbul mahvoldu5
- ayrıldık31
- fenerbahçenin yarım düzine gol yemesi4
- sigara içmek kör olma riskini artırır3
- gibson'a sarılıp teselli etmek3
- istanbul sel felaketinin sözlükte yer almaması5
- pıttık fırlatma akımı10
- tarihin en iyi aston villası3
- smart2
- sigara3
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı86
- bahçeli'nin arabistan'a askeri destek çağrısı3
- ev boş gelsene diyen kızın amacı13
- refah düzeyi yüksek ülkelerin ortak noktası3
- yahudi cesaret madalyası alan bop eşbaşkanı2
- sözlükte yasak aşk yaşadığına inandığımız yazarlar20
- kalbi kırılmış bir adamın gidebileceği yer2
- kurtlar vadisi yakışıklı2
- fenerbahçeli yazarlar14
- arkadaşlar size bi soru sorucam56
- sözlükte takılan evli barklı yazarların amacı28
- ilkokul bebesine türbanı savunmak33
- 4 ekim 2026 konohafest saldırısı2
- enayimiknatisii26
- queen ravenna'ya açık teklif12
- elektrik akımına kapılan 14 yaşındaki çocuk2
- yağmur yağınca direkt nescafe yapan kezban kız13
- 14 ekim 2026 istanbul yağmuru11
- sözlük profiline vesikalık fotoğraf koymak4
- akrabaların içindeki en zengin insan16
- 14 ekim 2026 halk tv polis baskını27
- erkeği karizmatik gösteren şeyler28
- seks neden ayıptır14
- uludağ sözlük acil ilgi hattı15
- arkadaşlar çok sıkıcısınız8
- arkadaşlar acıktım8
- aston villa 6 fenerbahçe 07
- evde çiçek yetiştiren erkek7
- ithal kürtler10
- 17 yaşına dönseydin ne yapardın2
- from gold from dust5
- kurt cobain2
- fenerbahçe6
- aston villa fc6
- dem terör partisi22
- bedevi arap vahşiliği6
1949 tarihli bir film-noir klasiği.carol reed'in yönettiği filmde joseph cotten, orson welles ve alida valli döktürürler.hintli müzisyen anton karas'ın müzikleri de şahanedir.
ışık-gölge oyunları, alan derinliği, çarpık açılar ve filmin tamamına sinmiş bir melankoli.mutlaka izlenmeli...
ışık-gölge oyunları, alan derinliği, çarpık açılar ve filmin tamamına sinmiş bir melankoli.mutlaka izlenmeli...
(bkz: üçüncü adam)
kullanılan müziğin ilginç bir hikayeye sahip olduğu film. film ekibi bir akşam gittikleri barda hintli müzisyen anton karas'ın sitarıyla çaldığı şarkıdan çok etkilenirler ve onunla hemen orada bir anlaşma yaparlar. o efsane müzik de bu şekilde filme katılmış olur.
ne yazık ki filmin sürprizini bildiğimden başından sonuna kadar yaylanarak izledim. benim için sadece son dönemde ilgi duyduğum bir türün* bir örneği gibi geldi. hatta, bazı klasik ögelerin** bulunmayışı beklentilerimi yıkmıştı. sonra bu yılgınlıkla görüntülere odaklanayım dedim ve hayatımda gördüğüm en güzel görüntü yönetmenliğine şahit oldum. (sonradan öğrendim ki oscar almış zaten görüntü yönetmeni)
derken filmin sonuna geldik. dilerseniz bir spoiler vereyim.
--spoiler--
filmin sonunda "esas oğlan" ve "eski dost esas kötü adam"* karşılaşır. komiserin sesini duyarız "onu gördüğün yerde hakla martins!". orson abimiz tam mazgallara tutunmuş dışarı çıkmaya çabalamaktadır.
sonra bir el silah sesi duyarız ve görüntü kararır.
şimdi tahmin yürütmeye başlarız, klişeleşmiş mutlu sona o kadar alışmışızdır ki benim aklımdan ilk geçen son: "eski arkadaşı olduğu için kötü adamı öldüremez, silahı boşa sıkar. ve kötü adamın eski manitasına sarılarak mutlu yarınlara koşar" oldu. sonra mezarlık sahnesi belirince "allah allah kendini mi vurdu lan bu adam" dedim. farkındaysanız en olası olanı düşünmek dahi istemiyorum. çünkü yıllardır izlediğim tüm filmlerde filmin sonunda bi egzantiriklik olur bi şekilde kimsenin kalbi kırılmadan adam kıza kavuşur diye bellemişim. oysa film en olası olanı yaptı.
--spoiler--
derken filmin sonuna geldik. dilerseniz bir spoiler vereyim.
--spoiler--
filmin sonunda "esas oğlan" ve "eski dost esas kötü adam"* karşılaşır. komiserin sesini duyarız "onu gördüğün yerde hakla martins!". orson abimiz tam mazgallara tutunmuş dışarı çıkmaya çabalamaktadır.
sonra bir el silah sesi duyarız ve görüntü kararır.
şimdi tahmin yürütmeye başlarız, klişeleşmiş mutlu sona o kadar alışmışızdır ki benim aklımdan ilk geçen son: "eski arkadaşı olduğu için kötü adamı öldüremez, silahı boşa sıkar. ve kötü adamın eski manitasına sarılarak mutlu yarınlara koşar" oldu. sonra mezarlık sahnesi belirince "allah allah kendini mi vurdu lan bu adam" dedim. farkındaysanız en olası olanı düşünmek dahi istemiyorum. çünkü yıllardır izlediğim tüm filmlerde filmin sonunda bi egzantiriklik olur bi şekilde kimsenin kalbi kırılmadan adam kıza kavuşur diye bellemişim. oysa film en olası olanı yaptı.
--spoiler--
graham greene ' in bir kitabı. Kitabın kahramanı Holly adında western romanları yazarak hayatını kazanan alkolik bir adam . Bu adama eski bir arkadaşı olan Harry bir iş teklifi ile geliyor fakat geldiği gün öldürülüyor . Bunu haber alan Holly araştırmaları neticesinde tehlikeli bir dünyanın kapısını aralıyor ve olaylar başlıyor...
(bkz: atilla ilhan)
(bkz: üçüncü şahsın şiiri)
gözlerin gözlerime değince, felaketim olurdu, ağlardım...
(bkz: üçüncü şahsın şiiri)
gözlerin gözlerime değince, felaketim olurdu, ağlardım...
(bkz: third wheel)
ikinci adamdan sonra gelen adamdır.
yamulmuyorsam bülent ecevit'i anlatan bu isimde bir kitap vardı.
gün itibarıyla imdb top 250' de 62. sıradadır. imdb puanı 8.4/10.
Tadında bir film noir. Ancak senaryosu o kadar etkili kullanılamamış. Çok fazla açıklar var, hemen yakalayabiliyorsunuz. Sürükleyici birşey ortaya çıkmamış. Bir sonra ki sahneyi seyirci çok rahat kafasında oynatabilir. Hal böyle olunca bu durum benim canımı biraz da olsa sıktı. Biraz zorlayıcı ve ufkumun genişleyebileceği bir senaryo bekliyordum. Bunların aksine filmin avantajları çok fazla. En büyük avantajı ışık ve kamera kullanımı. Adeta şehirle iç içe geçiyorsunuz. Bu da büyük bir avantaj teşkil ediyor tabii.
Özellikle dönme dolap sahnesi çok yaratıcı. Orada geçen diyaloglarla içinde bulundukları ortamla alakalı. Filmin sonuna doğru olan sahnelerde tam bir doğa harikasıydı bana göre. Kapalı bir mekan ancak bu şekilde harika kullanılabilirdi.
Son birşey daha var. Karakterler nedense bana çok silik geldi. Hiçbirinden almak istediğimi tam olarak olamadım. Filmi izlemelisiniz.. Cezbedici bir film noir örneğidir.
Özellikle dönme dolap sahnesi çok yaratıcı. Orada geçen diyaloglarla içinde bulundukları ortamla alakalı. Filmin sonuna doğru olan sahnelerde tam bir doğa harikasıydı bana göre. Kapalı bir mekan ancak bu şekilde harika kullanılabilirdi.
Son birşey daha var. Karakterler nedense bana çok silik geldi. Hiçbirinden almak istediğimi tam olarak olamadım. Filmi izlemelisiniz.. Cezbedici bir film noir örneğidir.
bu filmin başrol oyuncusu Joseph Cottendir. lakin Orson Welles çok az görünmesine rağmen daha ön plana çıkar. işte öyle bir adamdır .
ilk başta biraz karışık gibi gözükse de, atmosferi ve gerilimiyle sizi içine çekiyor. Özellikle o kara film havası ve siyah beyaz çekimler, tam anlamıyla nostaljik bir deneyim sunuyor. Orson Welles'in harika performansı, filmin en unutulmaz anlarını yaratıyor. Zaten o meşhur trambolin sahnesi, bir klasik haline gelmiş durumda. Film ilerledikçe, karakterlerin derinliklerine indikçe ve gizemli üçüncü adamın kim olduğunu öğrendikçe, olaylar bir kat daha ilginçleşiyor. Filmi izlerken bir yanda büyüleniyor, bir yanda da bu tarzda bir gerilim filminden ne kadar keyif alabileceğinizi fark ediyorsunuz. Gerçekten sinemanın altın çağının en önemli örneklerinden biri.
--spoiler--
italya'da otuz yıl boyunca Borgialar döneminde savaş, terör, cinayet ve kan döküldü, ama Michelangelo, Leonardo da Vinci ve Rönesans'ı ürettiler. isviçre'de kardeşlik, beş yüz yıl demokrasi ve barış vardı, peki ne ürettiler? Kuyruğu saati.
--spoiler--
--spoiler--
italya'da otuz yıl boyunca Borgialar döneminde savaş, terör, cinayet ve kan döküldü, ama Michelangelo, Leonardo da Vinci ve Rönesans'ı ürettiler. isviçre'de kardeşlik, beş yüz yıl demokrasi ve barış vardı, peki ne ürettiler? Kuyruğu saati.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar