bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    Stalinizm, Josef Stalin tarafından geliştirilen ve Sovyetler Birliği'nde ve Doğu Bloku ülkelerinde uygulanan siyasi görüşler.
    Stalinizm terimini ilk olarak Troçkistler ortaya attı. Bu terimi Stalin'in görüşlerini, doğru kabul ettikleri Marksizm yorumundan ayırmak için kullandılar. Sovyetler ve Stalin'in politikalarını beğenenler Stalinizm terimini fazla kullanmadı.
    Stalinizm, kendi başına bir ideoloji olmaktan ziyade, bir devlet idaresi yorumudur. Stalin, kuramcı olmaktan ziyade pratik bir siyasetçiydi. Marksist teoriye çok fazla katkısı olmadı.
    Stalinizmin en önemli teorik katkısı tek ülkede sosyalizm görüşüdür. Lenin'in 1924'teki ölümünden sonra Sovyet idaresi bir ikilemle karşı karşıya kaldı: Troçki yanlıları, devrimin tüm dünyaya yayılması için özellikle sanayileşmiş batı toplumlarında teşvik edilmesi gerektiğini savunuyor, bunu siyasetlerinin önceliği olarak görüyorlardı. Aksi halde, SSCB'nin sosyalist bir devlet olarak var olamayacağını, kapitalist devletlerin baskısı karşısında yıkılacağını ileri sürüyorlardı.
    Bu görüşe karşı, Stalin ve yandaşları sosyalizmin önce sadece SSCB'de sağlam bir şekilde kurulmasının mümkün ve gerektiğini savunuyorlardı. Tek ülkede sosyalizmin kurulması için, SSCB'nin gelişmiş ülkelerin rejimlerine karşı bir tehdit olmadığını, onlarla birlikte var olabileceğini göstermek gerekliydi. Troçkistler, Stalin'in bu politikasını dünya çapında devrim fırsatını kaçıran büyük bir hata ve Marksizme ihanet olarak yorumladılar.
    Stalin'in tek ülkede sosyalizm politikası, elbette bir dünya devrimini desteklemekten daha az riskliydi. Böylece konumunu pekiştiren Sovyet yönetimi, ülkenin sanayileşmesi ve askeri olarak güçlenmesi için gerekli adımları attı. Bu siyasetler sonucunda SSCB, dünyanın en önemli güçlerinden biri haline geldi.
    Troçkistler, tahminlerinin aksine SSCB'nin tek başına kendi rejimiyle var olabilmesini, bu rejimin gerçek bir sosyalist rejim değil, bürokratik yozlaşmaya uğramış bir işçi devleti olduğunu söyleyerek açıkladılar. (bkz: Troçkizm)
    Stalin'in ikinci önemli katkısı, sosyalizmin gelişmesi sonucu sınıf savaşının şiddetlenmesi görüşüdür. Stalin, bir ülke sosyalizm yolunda ilerledikçe, geçmişteki sömürücü sınıflarının kalıntılarının daha şiddetli bir mücadeleye gireceğini iddia eder. Stalin'e göre işçi sınıfının düşmanları komünist partisine bile sızabilir.
    Stalin, bu görüşünü ülke içindeki muhalefeti yok etmek için giriştiği büyük tasfiye hareketinde kullandı. Parti içindeki muhalefete müsamaha gösterenleri çürük liberallikle suçladı. Mao da Çin'de yürüttüğü kendi tasfiye ve siyasi baskı politikaları için bu fikirlerden yararlandı.
    Troçkistler, bu görüşe de katılmaz, SSCB'de geçmişteki sömürücü sınıfların kalıntılarının bulunduğunu reddederler.
    Stalinizmin iki unsuru (tek ülkede sosyalizm ve sosyalizmin gelişmesi sonucu sınıf savaşının şiddetlenmesi) Stalin'in siyasi alanda karşısına çıkan sorunları aşmak için kullandığı pratik araçlar oldu.
    Stalin'in Leninizme sadık olduğunu söyleyenler (Stalin taraftarları, Lenin karşıtları ve bazı tarihçiler), bu konuda yeterli tarihsel kanıt gösterebilmektedir. Örneğin, Lenin, 1921'de Komünist Parti içindeki muhalefeti yasaklamış ve bir tek parti rejimi kurmuştu. Stalin de kendi muhaliflerini yok etmek ve baskı rejimi kurmak için aynı siyaseti kullandı. Lenin de aynı Stalin gibi Parti'den muhalifleri temizlemek için tasfiye hareketlerine girişmişti.
    Lenin, muhalefeti susturmak için bir dehşet siyaseti gütmüştü. Çeka (Sovyet gizli servisi), daha 1917'de Lenin döneminde kurulmuştu. Çeka başkanı Feliks Derzinski, gururla 'organize terör yaratmak için varız, bunu açıkça söylemek lazım' demişti. Batılı tarihçiler, Lenin'in 1924'teki ölümüne kadar 250.000'den fazla kişinin öldürüldüğünü tahmin etmektedir. Toplama kamplarının sayısı 1919'da 80 iken 1923'te 315'e çıktı.
    Lenin'in, Stalin'i Komünist Partisi Genel Sekreterliği makamına getirmesi de iki lider arasındaki devamlılığın bir kanıtı olarak gösterilir. Bu makam, Stalin'e gelecekte girişeceği tasfiye hareketleri için uygun bir başlangıç sağladı.
    Bazı tarihçilere göre, Lenin'in katı hiyerarşik devleti, demokratik ülkelerdeki kontrol mekanizmalarını içermiyordu. Bu sistem, Stalin gibi zalim bir diktatörün iktidarı ele geçirmesine imkan tanıdı. Bu görüşe göre, Lenin'in ölümü siyasi bir boşluk yarattı. Bu boşluğu halefler arasında en zalim ve fırsatçı olanın doldurması doğaldı.
    Sonuç olarak, devamlılık teorisini savunanlar, Lenin'in totaliter bir rejim kurduğunu, Stalin'in ise bu rejimi daha uç bir noktaya vardırdığını ileri sürerler. Bu iki liderin görüşleri uyumludur.
    Kesinti teorisine göre, Lenin'in siyaseti ölümünden sonra kesintiye uğramış, Stalin farklı bir siyaset gütmüştür. Bu görüşü savunan tarihçiler ve Troçkistler, Leninizm ve Stalinizm'in karşıt ideolojiler olduğunu savunurlar. Bu görüşe göre, Lenin devrimci bir proletarya diktatörlüğünün lideridir, Stalin ise totaliter bir rejim kurmuştur. Lenin devlet etkisini kısıtlamak istedi, hatta Marksist teori uyarınca devletin mümkün olduğunca çabuk yok olmasını istiyordu. Stalin ise devletin etkisini hayatın her alanına ulaşacak kadar yaygınlaştırdı.
    Bu görüşü savunanlar, ayrıca Lenin'in demokratik bir devrimci olduğunu söylerler. Lenin'in partisi pek çok hizip ve görüşten oluşuyordu. Stalin ise partiyi homojen bir kurum haline getirdi. Lenin hizipleri ve muhalif partileri yasaklama politikasını sadece bir tedbir olarak düşünürken, Stalin bu politikayı rakiplerini yok etmek için istismar etti.
    Ancak bu görüşler başka tarihçilerce oldukça şüpheli bulunmaktadır. Lenin'in "gerçekten inanmadan", "bir önlem olarak" güttüğü siyasetler, Stalin'in siyasetleriyle görünüşte aynıydı. Bunların arasındaki tek farkın liderlerin görünürdeki niyeti olması, aslında arada gerçek bir fark olmadığını iddia eden devamlılık teorisyenlerinin görüşünü güçlendirmektedir.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Stalinizm
    6 -3 ... mulayim
  2. 2.
    çeyrek asır boyunca insanlık için ölümün tek adı.

    (bkz: animal farm)
    4 -5 ... ensemble
  3. 3.
    troçki yandaşları tarafından ortaya atılan bir akımdır ki tarihte böyle bir akım yoktur. marksizm vardır çünkü ortaya atılan teoriler bilimsel temellere dayandırılımışdır, leninizm vardır bilimsel marksizmin tahlili yapılıp bu tahliller pratik gerçeklere uygulanmıştır ayırca leninin ülkesinin koşullarına göre yaptığı tespitlerde onun sonunda ...izm eki alması için gerek yeter koşuldur. ancak stalin leninden devreldağı yönetimi yaşamış bir insan olup kendine ait bir teorisi bilimsel bir duruşu yoktur. dolayısıyla stalizm gibi bir kavram yoktur.
    4 -4 ... kolibandı
  4. 4.
    karşı devrim.
    4 -2 ... endustriyel siyah
  5. 5.
    sosyalizmin "bürokratik bir yozlaşması", faşizme eşit bir totalitarizm, sovyet sisteminin siyasal düzenleme aracı, leninizmin doğal uzantısı, basit bir "kişiye tapma", iktisadi bakımdan marksizmden sapma gibi, değişik biçimlerde değerlendirilmiştir.

    josef stalin, marksizmi tamamlanmış bir tür süper bilime, bilimlerin gelişmesinden bağımsız bir dogmatizme dönüştürmüştür. bu bakış açısı içinde, bilimsel yenilikler dışlanmıştır.

    mihail gorbachov, devrimin 70. yıldönümü nedeniyle verdiği söylevde, josef stalin'in sosyalizmin gelişmelerine katkılarının yadsınamayacağını, ancak onun suçlarının da bağışlanamayacak kadar ağır olduğunu, yarattığı kişi kültünün sosyalizmin temel ilkeleriyle çeliştiğini ileri sürmüştür.
    5 ... vernon sullivan
  6. 6.
    Stalinizmin en önemli teorik katkısı tek ülkede sosyalizm görüşüdür.
    Stalin'in ikinci önemli katkısı, sosyalizmin gelişmesi sonucu sınıf savaşının şiddetlenmesi görüşüdür. Stalin, bir ülke sosyalizm yolunda ilerledikçe, geçmişteki sömürücü sınıflarının kalıntılarının daha şiddetli bir mücadeleye gireceğini iddia eder. Stalin'e göre işçi sınıfının düşmanları komünist partisine bile sızabilir.
    2 -1 ... vakatanka
  7. 7.
    troçkizm'e ayıp etmiş izm'dir.
    2 ... cemsbg
  8. 8.
    --spoiler--
    Burjuvazi, sosyalizm düşüncesi ortaya çıktığından bu yana sosyalizme saldırıyor. Bu saldırı çoğu kez sosyalist önderler üzerinden yapılmıştır. Marks "acımasız", Lenin "diktatör"dür. Fakat ideolojik, propagandif saldırı esas olarak 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında "soğuk savaş" adı verilen dönemde yoğunlaşmıştır. Sosyalist sistemin yıkılmasının ardından iddialardan biri de "soğuk savaş"ın sona erdiğiydi. Hayır, "soğuk savaş" sona ermemiştir; çünkü emperyalizmin ideolojik, propagandif saldırıları, tüm hızıyla sürmektedir. Bugün gelmiş geçmiş ve halen süren sosyalist rejimlerin tümünü "insanlık suçu işleyen" rejimler olarak ilan etmek için yapılan girişimler, aynen "soğuk savaş" döneminin söylem ve argümanlarıyla sürdürülmektedir.

    12 Eylül sonrası, Avrupa komünizmi savunculuğundan başlayan ideolojik savrulma, anti-Stalinizmle, Gramsci hayranlığıyla devam etmiş, kimileri felsefi idealizme yönelmiş, örgütlülüğe, örgüt disiplinine karşı birey özgürlüğü kutsanmıştır.

    Sosyalist rejimler, "totaliter rejim"lermiş. Hitler diktatörlüğüyle, "Stalin diktatörlüğü" arasında hiçbir fark yokmuş.

    Marksist-Leninistler, teorik ve ideolojik açıdan bunu tartışmaya bile değer bulmazlar. Çünkü, proletarya diktatörlüğü, ezilen çoğunluğun demokratik iktidarı olduğu için, en gelişmiş burjuva demokrasisinden daha demokratiktir.

    Emperyalizmin sosyalizme karşı sürdürdüğü "soğuk savaş"ın temel söylemleri "hür dünya" ve "demir perde/komünist diktatörlük" demagojileridir.

    2. Paylaşım Savaşı sonrasında, Naziler'in yaptıkları vahşetler, uyguladığı faşist diktatörlük, tüm canlılığıyla hala halkların gözü önündedir. Faşizme nefret, dünyayı faşizm belasından kurtaran sosyalizme sempatiye dönüşmektedir. Emperyalizm işte bu gelişmenin önünü kesmek için, halkların faşizme karşı nefretini, sosyalistlerin üzerine yöneltmeyi denemiş ve bunun için de "faşist ve komünist diktatörlükler", "Hitler ve Stalin gibi diktatörler" söylemini propagandasının odağına yerleştirmiştir.

    Stalin hedeftir; çünkü, sosyalist politika Stalin şahsında somutlanmıştır; Stalin önderliğinde Sovyetler'de sosyalizm gelişiyor, sosyalist gelişme kapitalizmin yüzünü açığa çıkarıyor, dünya çapında ulusal ve sosyal kurtuluş savaşları yaygınlaşıyordu.

    Saldırı sosyalizmeydi, Stalin'in hedef seçilmesinde belirleyici neden, sosyalizmin onun kişiliğinde somutlanması olduğu kadar, bir etken daha vardı. O da dünya solu içinde "Stalin karşıtı" bir muhalefetin varlığıydı. Böyle bir muhalefetin varlığı, emperyalizme büyük bir avantaj sağlıyordu.

    Stalin'e ister sağdan, ister emperyalizm cephesinden yöneltilen saldırılara bakın; önce Stalin hedeflenir ama hemen arkasından Lenin'e saldırılır, arkasından Marks'a ve bizzat sosyalizmin kendisine. Burjuvazinin sosyalizme saldırılarıyla, "anti-Stalincilik'in" saldırıları, aynı noktalara yönelmiştir hep. Bunların başında "proletarya diktatörlüğü" gelir.
    Böyle olduğu için, anti-Marksist/Leninist sapmaların, Stalin düşmanlığı ve proletarya diktatörlüğü reddiyesi, burjuvazinin saldırılarıyla çakışmıştır. Öyle ki çoğu zaman burjuvazi saldırı malzemesini bu kesimlerden toplamıştır. Çakışma noktasının adı da çoğunlukla Troçkizm'dir.

    Anti-Stalinizm, 1925'lerden itibaren, uluslararası sosyalist harekette Troçkizm denen (ama aslında bir çerçevesi de olmayan) sapma içinde varlığını sürdürmüştür. Ancak anti-Stalinizm, aslında Troçkizm'in anti-Marksist, anti-Leninist ve anti-Bolşevik tutumunun o günkü maskesidir. Doğrudan Marks'a veya Bolşevizm'e yönelmeyi pragmatik bulmayan Troçkizm, Stalin'e yönelmiştir. 1925'e kadar yürüttüğü anti-Marksist, anti-Leninist, anti-Bolşevik muhalefetini anti-Stalinist bir maskeyle sürdürmeye başlamıştır.

    Ne var ki, Troçkizm'in bu pragmatik hesabı tutmamıştır. Tam tersine, gerek Stalin önderliğinde sosyalizmin inşasının devasa mesafeler katetmesi, gerekse de faşizme karşı mücadelede Stalin önderliğinde büyük zaferler kazanılması nedeniyle, "anti-Stalincilik" Troçkizm'e fazla bir yarar sağlamamış, sadece çeşitli ülkelerde anti-Stalinistlikleri'nin karşılığında emperyalizmin, burjuvazinin icazetini kazanmışlardır.

    Bu nedenle Troçkizm, onyıllarca, dünyada sesi soluğu kesilmiş, hiçbir gelişme kaydedemeyen bir halde, sosyalist hareket içinde de ciddiye alınmayan bir akım durumunda kalmıştır. (Ülkemizde de bir varlıkları olmamıştır.)
    Troçkizm'i yeniden gündeme taşıyan iki dönüm noktası vardır; birincisi, emperyalizmin 2. Paylaşım Savaşı'ndan sonraki "soğuk savaşı", ikincisi, sosyalist sistemin yıkılmasından sonraki ideolojik saldırısı. Emperyalist saldırının yarattığı ortam, ideolojik kaos, Troçkizm'e doğrudan ve dolaylı gelişme imkanı sağlamıştır. Birçok yerde Troçkizm, burjuvazinin devrimci gelişmeyi engellemek için himaye ettiği, alan açtığı bir güç haline gelmiştir.

    Avrupa Parlamentosu'na verilen son öneride olduğu gibi, emperyalistlerin doğrudan sosyalizme, komünizme yönelik saldırıları karşısında Troçkistler'in ve gıdasını Troçkizm'inden alan sol kesimlerin hiçbir tepki göstermeyişi, çarpıcı ve anlamlıdır.
    Troçkizm uzun dönemler boyunca kendisi bir güç olamamıştır ama, her türlü yılgınlık, düzeniçileşme, ideolojik gıdasını Troçkizm'den almıştır.

    Stalin'e yönelik saldırılar, ülkemiz solunda da daha 12 Eylül öncesinde yansımasını bulmuştur. Stalin'e yönelik saldırıların ülkemizdeki bayraktarlığını yapanların başında Birikim, Aybar'ın güleryüzlü sosyalizmcileri ve az sayıdaki Troçkist vardır. Bunların içinde etki alanı en geniş olanı amacı güya "Marksist birikim sağlamak" olan Birikim'dir. Başta Devrimci Yol olmak üzere, çeşitli hareketleri etkilemiştir. DY'nin 12 Eylül öncesi savunmaya başladığı, Sovyetler Birliği'ne ilişkin "nüfuz alanları teorisi, revizyonist diktatörlük" gibi görüşleri Birikimciler ve Troçkistler'in görüşleridir.

    Fakat anti-Stalincilik yine de 12 Eylül öncesinde pek popülerleşemedi. Ülkemizde anti-Stalincilik'in revaçta hale geldiği süreç, 12 Eylül sonrasının yenilgi ve bozgun sürecidir.

    ideolojik olarak teslim olanlar, anti-Stalincilik'i keşfettiler. Tabii bunun ardından proletarya diktatörlüğünün reddedilmesi, Leninist örgütlenme modelinin reddedilmesi, "özgürlükçü sosyalizm" gibi tanımlar birbiri ardına sökün etti. Hep olduğu gibi, Stalin'le başlayan eleştiriler, devrimin, sosyalizmin, Marksizm-Leninizm'in külliyen inkarına vardı.

    12 Eylül öncesinin tescilli reformist ve revizyonistlerinin kullandığı "hürriyetçi ve güler yüzlü sosyalizm", "demokratik sosyalizm" deyişleri, ÖDP'lilerin ağzında "özgürlükçü sosyalizm" olarak yeniden üretildi. Özgürlükçü sosyalizm, anti-Stalincilik'in söylemidir. Ve aynı zamanda burjuvazinin empoze ettiği bir söylemdir. Özgürlükçü sosyalizm deyimi, sosyalist rejimleri "totaliter rejim" olarak ilan etmenin başka bir biçimidir. Ve işte bu noktada "sol"dan emperyalizmin 70 küsür yıldır sosyalizme karşı sürdürdüğü saldırıya yedeklenilmektedir.

    Bu yedeklenme de "kendiliğinden" değil, aslında siyasi tercihlerin, başka deyişle düzeniçileşmenin sonucudur. Bu tercihle birlikte 70 yıllık Troçkist tezler, sanki sosyalizme dair çok yeni şeyler söyleniyormuş gibi, keşfedildi. Daha o zamanlar şunu söyledik: "Bütün anti-Stalinistler bir noktada birleşirler: Hepsinin görüşlerinin temelinde 'devrim' diye bir sorunlarının olmaması yatar."

    Bugün soldan "anti-Stalinizm" korosuna katılanlara bakın; hepsinin devrim diye bir sorunlarının olmadığını göreceksiniz. Proletarya diktatörlüğünün reddedildiği, Leninist örgütün reddedildiği yerde, devrim ve sosyalizm de reddedilmiştir zaten.

    Yuruyus.com
    --spoiler--
    7 -2 ... lock
  9. 9.
    (bkz: gulag)
    ... dragonhead
  10. 10.
    http://uncyclopedia.wikia.com/wiki/Stalin
    ... elsanin mecnunu