bugün
- islam düşmanlarına bir soru8
- mehdiye inanıyor musunuz8
- biz olduğumuz sürece manifest çorum'a giremez21
- sözlük uygulamasında gizli hesapların görünmesi4
- nükleer santralin süper bir şey olduğu gerçeği18
- johnny sinsin mutfağına konuk olmak3
- bik bik'in mutfağına konuk olmak15
- yeni parti51
- uzun burunlu ince dudaklı kadın çekiciliği2
- kanlı gözlerle aynaya bakmak3
- japon arabaları iyi arabalar mıdır sorunsalı5
- liyakat nedir ve liyakatsızlık sonuçları nelerdir8
- borsa 10 000 lere gidebilir mi3
- mobile legends2
- içeri gidip tv izleyecek olmam2
- tbmm de yaşanan cinsel istismar skandalı2
- cennetten düşerken canın yandı mı4
- özgür özel den yeni parti bağış kampanyası2
- forlove19 sorunsalı4
- manifest grubu vs tarkan16
- ahmet davutoğlu2
- ismet gurbuz'u tek yumrukla bayıltmak10
- sözlüğün en yakışıklı yazarı olmak8
- masterchef şampiyonu eren kaşıkçı'nın ölümü2
- balerion4
- sözlük kızlarının kekleri11
- am ile pm yi karıştırmak5
- eren kaşıkçı3
- çorumda konser için müzik grubu öner7
- drone a ötv getirmek2
- huzur7
- eve girildiğinde ilk yapılan şeyler5
- the odyssey6
- hikayeyi devam ettir54
- tayyip'e oy vermeyenlerin mal mı olması3
- ekmeleddin ihsanoğluna oy vermiş olmak18
- kız düşürme teknikleri3
- yine çok fena burnum kanadı5
- aylık 403 bin lira iyi para mıdır sorunsalı3
- gammazlar neden hiç çaylak olmuyor11
- korkusuz korkak4
- opera tarayıcıya reklamsız vpnli gizli sörf yapmak3
- gocu8
- trump başkanlığı dahada zenginleşmek için mi3
- kale3112 nickli sözlük yazarı2
- renault modus2
- kıyafet alışverişi6
- bana onu sormayin5
- nissan skyline r342
- sözlük kızlarıyla tekne turuna çıkmak20
bilimin olmadığı yerde abdurrahman çelebi olan meslek erbabıdır.
sodaya limon sıkıp tuz atar bak churchill' e dönüştürdüm der.
sodaya limon sıkıp tuz atar bak churchill' e dönüştürdüm der.
ergenlik dönemimde okumuştum. o yıllar kitap bende tam bir vay be etkisi yaratmıştı. her cümlede bir işaret, her olayda kaderin cilvesi, her karakterde derin bir bilgelik var gibi geliyordu. santiago’nun koyunlarını bırakıp mısır’a gitme macerası, rüyalar, alametler, kişisel efsane kavramı… hepsi o yaşta insanın içindeki o belirsiz istekleri ateşliyordu. okuduktan sonra bir hafta boyunca “ben de kendi yolumu bulmalıyım” diye dolaşmıştım. o zamanlar kitabı gerçekten sevmiştim.
aradan yıllar geçti, yeniden elime aldım. bu sefer bitiremedim bile. sayfalar ilerledikçe içimden “ulan yine mi aynı laf” diye geçiyordu. kitap o kadar basit, o kadar tekrar eden bir formül üzerine kurulu ki, ikinci okunuşta bütün sihri uçup gidiyor. paulo coelho sanki bir tane güçlü fikir bulmuş (rüyalarının peşinden git), sonra bunu tüm sayfalar boyunca farklı şekillerde aynı cümleyle anlatmış.
karakterler de yok denecek kadar ince. santiago’nun dışında kimse gerçek bir insan gibi davranmıyor. hepsi ya bilge dede ya da kaderin kuklası. kadın karakterler ise… neyse, o konuya hiç girmeyeyim, zaten yeterince tartışıldı.
en sinir bozucu tarafı da “her şeyin bir anlamı var, evren sana yardım eder” mesajı. hayat gerçekten böyle işlemiyor ki kardeşim. omuz silkip “bu benim kişisel efsanem değilmiş” deyip geri dönen milyonlarca insan var. kitap bunu hiç kabul etmiyor. sanki başarısızlık diye bir şey yok, sadece “henüz alametleri doğru okumadın” var.
bu kadar kolaycı, bu kadar teselli edici bir yaklaşım ergenken motive edici geliyor ama yetişkinken sinir bozucu oluyor. “ya evren yardım etmezse?” sorusuna kitaptan cevap yok. sadece daha çok inan diyor.
neden bu kadar tutuldu peki? bence tam da bu basitliği yüzünden. insanlar karmaşık, acı veren, gri bir hayatta siyah-beyaz bir masal istiyor. kısa, akıcı, alıntılanabilir cümleler… sosyal medyada kişisel efsanen nedir? diye paylaşılacak hazır içerik. pazarlama da harikaydı, dünyanın en çok satan kitaplarından etiketi yapıştı bir kere, sonra kendi kendini besledi. ama işin aslı, kitap bir kez okunup rafa kalkmak için tasarlanmış gibi. ikinci kez açtığında bütün numaraları ortaya çıkıyor.
şimdi biri abi, simyacı hayatımı değiştirdi dese gülümsüyorum, iyi ki o yaşta okumuşsun diyorum içimden. çünkü gerçekten de ergenken güzel. ama bir daha okunacak, acaba kaçırdığım bir şey var mı dedirtecek derinlikte değil. ben okudum, bitirdim, anladım. ve anladığım şey şu: bu kitap, hayatın zorluğunu yaldızlı bir masalla örtbas eden, tatlı bir yalan. hoş bir yalan ama yalan işte.
o yüzden simyacı bana artık şöyle geliyor:
kişisel gelişim zırvalarının, mistik bir doğu masalı ambalajına sarılıp “edebiyat” diye servis edilmiş hâli.
aradan yıllar geçti, yeniden elime aldım. bu sefer bitiremedim bile. sayfalar ilerledikçe içimden “ulan yine mi aynı laf” diye geçiyordu. kitap o kadar basit, o kadar tekrar eden bir formül üzerine kurulu ki, ikinci okunuşta bütün sihri uçup gidiyor. paulo coelho sanki bir tane güçlü fikir bulmuş (rüyalarının peşinden git), sonra bunu tüm sayfalar boyunca farklı şekillerde aynı cümleyle anlatmış.
karakterler de yok denecek kadar ince. santiago’nun dışında kimse gerçek bir insan gibi davranmıyor. hepsi ya bilge dede ya da kaderin kuklası. kadın karakterler ise… neyse, o konuya hiç girmeyeyim, zaten yeterince tartışıldı.
en sinir bozucu tarafı da “her şeyin bir anlamı var, evren sana yardım eder” mesajı. hayat gerçekten böyle işlemiyor ki kardeşim. omuz silkip “bu benim kişisel efsanem değilmiş” deyip geri dönen milyonlarca insan var. kitap bunu hiç kabul etmiyor. sanki başarısızlık diye bir şey yok, sadece “henüz alametleri doğru okumadın” var.
bu kadar kolaycı, bu kadar teselli edici bir yaklaşım ergenken motive edici geliyor ama yetişkinken sinir bozucu oluyor. “ya evren yardım etmezse?” sorusuna kitaptan cevap yok. sadece daha çok inan diyor.
neden bu kadar tutuldu peki? bence tam da bu basitliği yüzünden. insanlar karmaşık, acı veren, gri bir hayatta siyah-beyaz bir masal istiyor. kısa, akıcı, alıntılanabilir cümleler… sosyal medyada kişisel efsanen nedir? diye paylaşılacak hazır içerik. pazarlama da harikaydı, dünyanın en çok satan kitaplarından etiketi yapıştı bir kere, sonra kendi kendini besledi. ama işin aslı, kitap bir kez okunup rafa kalkmak için tasarlanmış gibi. ikinci kez açtığında bütün numaraları ortaya çıkıyor.
şimdi biri abi, simyacı hayatımı değiştirdi dese gülümsüyorum, iyi ki o yaşta okumuşsun diyorum içimden. çünkü gerçekten de ergenken güzel. ama bir daha okunacak, acaba kaçırdığım bir şey var mı dedirtecek derinlikte değil. ben okudum, bitirdim, anladım. ve anladığım şey şu: bu kitap, hayatın zorluğunu yaldızlı bir masalla örtbas eden, tatlı bir yalan. hoş bir yalan ama yalan işte.
o yüzden simyacı bana artık şöyle geliyor:
kişisel gelişim zırvalarının, mistik bir doğu masalı ambalajına sarılıp “edebiyat” diye servis edilmiş hâli.
2 kere okuduğum ender kitaplardan.
Bugün süporda aklıma geldi keşke espanadan başlayıp santiagonun geçtiği güzergahtan ben de gitsem, nane çayı içsem.
tekrar okusam eski sihrini kaybeder mi diye korkuyorum...
vakit kaybı.
soluksuz okunan kitapların başını çeker.
Simyacı kişisel gelişim kitabı olarak nitelendirilemez.
Epey kişisel gelişim kitabı okumuşumdur. Bu kitap da bunların piri gibi anlatılır hep. Yıllarca okumayı erteledim. Bilmiyorum iten bir şeyler vardı sanki. Boşa değilmiş. Tek bir satır bile, kafamın içine giren bir şey olmadı. Neden böyle olmuş olabilir?
Kişisel menkibemi keşfedemedim.
Edit: birçok yerde kişisel gelişim tanımlamasını duydum, okudum. Böyle nitelendireni çok.
Kişisel menkibemi keşfedemedim.
Edit: birçok yerde kişisel gelişim tanımlamasını duydum, okudum. Böyle nitelendireni çok.
Az önce bitirdiğim Paulo Coelho kitabı.
Kısacık bir kitap olmasına rağmen başlamam ve bitirmem arası bir ay geçtiği için bir bütün olarak bir şey anladığım söylenemez.
Adamın kitabın sonuna doğru çevresiyle girdiği diyaloglar bana hafiften Küçük Prens'i andırdı.
Kitapta alıntılanacak bolca cümle var.
Selam ve Firavun inciri ile.
Kısacık bir kitap olmasına rağmen başlamam ve bitirmem arası bir ay geçtiği için bir bütün olarak bir şey anladığım söylenemez.
Adamın kitabın sonuna doğru çevresiyle girdiği diyaloglar bana hafiften Küçük Prens'i andırdı.
Kitapta alıntılanacak bolca cümle var.
Selam ve Firavun inciri ile.
bu kitabı iyi ki yıllar önce okumamışım. o zamanlar beni çok etkilerdi böyle mistik ağızlar.
bunlar tasavvufta da olan şeyler. zaten o zamanlar da bunu bildiğim için iyiden iyiye hoşuma giderdi. her şey bir ve aynı şeydir falan filan. kum tanelerinden evrenin sırrını çözmek, parça-bütün ilişkisi. bütün bunlar sadelik ve basitlik iddası ile aslında karmaşıklık yaratan, insanı yoran şeyler. anlamsızlığa anlam yüklemekten ibaret.
bilirsiniz ya tasavvufta, yûnus un dört kitabın manası bir elifte gizliymiş muhabbetlerini.
ben nihilizmden devam ya. evet.
bunlar tasavvufta da olan şeyler. zaten o zamanlar da bunu bildiğim için iyiden iyiye hoşuma giderdi. her şey bir ve aynı şeydir falan filan. kum tanelerinden evrenin sırrını çözmek, parça-bütün ilişkisi. bütün bunlar sadelik ve basitlik iddası ile aslında karmaşıklık yaratan, insanı yoran şeyler. anlamsızlığa anlam yüklemekten ibaret.
bilirsiniz ya tasavvufta, yûnus un dört kitabın manası bir elifte gizliymiş muhabbetlerini.
ben nihilizmden devam ya. evet.
Seyahat ederken tekrar okunması daha bir keyifli olan kitaptır.
== insanlar bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır.
Çünkü efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
Ne var ki, hiç kimse kendisini kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez. ==
== insanlar bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır.
Çünkü efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
Ne var ki, hiç kimse kendisini kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez. ==
bu edebiyata ayarım. yemin ediyorum bir bizim yenildik ama ezilmedik muhabbeti, bir de bu edebiyatçıların loserlığı övme muhabbeti beni bitiriyor.
neymiş hayalini gerçekleştirirse yaşamak için amacı kalmazmış, yapamıyorum demiyor da amına koyim bahane uyduruyor, bir de bahaneyi kes.
sen bi gerçekleştir de amk ölmeyi ondan sonra düşünürsün yarrrraaaam diyen kimsenin olmaması ise ilginç.
neymiş hayalini gerçekleştirirse yaşamak için amacı kalmazmış, yapamıyorum demiyor da amına koyim bahane uyduruyor, bir de bahaneyi kes.
sen bi gerçekleştir de amk ölmeyi ondan sonra düşünürsün yarrrraaaam diyen kimsenin olmaması ise ilginç.
Düşümü gerçektirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak.
çok uzun yıllar önce okuduğum ve bu hafta yeniden okumaya karar verdiğim harikulade kitap.
iyi kitaptır. ama şişirildiği kadar da iyi değildir.
- Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?
- Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o yine oradadır, göğsündendir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.
-Bir hain olsa da mı?
-ihanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini dinleyecek olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.
- Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o yine oradadır, göğsündendir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.
-Bir hain olsa da mı?
-ihanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini dinleyecek olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.
yarım saat evvel biten paulo coelho kitabı. uzun uzun özet yazmaya gerek yok. ya da var, anlatırım ama şimdi değil. şu an diyeceğim tek şey: bu adam yazmayı biliyor abi.
Paulo Coelho'nun islamiyet'e aşırı sempati duyduğunun kanıtı bir kitap adeta. Bir yandan da o kadar sade anlatımı var ki ben neden kitap yazmıyorum? Şeklinde düşüncelere itiyor insanı. Çocukken okumuş pek anlamamıştım bu kitabı. Şimdi yeniden okuyorum.
koca bir balon.
3 kez okuduğum kitap. Okuyunca böyle bir huzurlu hissediyordum.
En etkilendiğim kitaplardan biri. Küçükken okuyunca daha da büyüsüne kapılıyorsunuz.
80 milyon satış yapmış bir paulo coelho kitabı.
80 milyonu haketmiş midir? şahsımca hayır. maalesef.
80 milyonu haketmiş midir? şahsımca hayır. maalesef.
tekrar okursam bıraktığı o ilk tadı bozacakmışım korkusundan tekrar okumaktan çekindiğim kitaptır.
güzel bir paul kitabı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar