bugün
- erdal beşikçioğlu13
- taşaklardan birinin kayıp olması9
- aklınıza gelen şarkı sözü10
- çay içen kız13
- yazıp yazıp silmek2
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek6
- arıların biraz mallaşmış olması2
- iş hayatı3
- 03 ağustos 2026 abd iran müzakereleri3
- en tehlikeli insan tipleri3
- ali vefa9
- isana2
- bir şeyler söyle5
- doruklara sevdalanmak2
- galatasaray9
- bennu gerede'nin boynunda taktığı vibratörlü kolye4
- 45 defa kürtaj oldum bebek öldürmeyi seviyorum3
- sözlükler arası savaş çıksa11
- ütü13
- anın fotoğrafı14
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu7
- uludağ sözlük çeteleri9
- atatürk düşmanlarının ortak özellikleri3
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- dönmek istenilen yıl2
- duyulan en ilginç isim5
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- oralet içen erkek5
- çaya şeker atan erkek5
- en boktan on yıl7
- evde yapılabilecek aktiviteler4
- yediği restoranda kirlileri mutfağa götüren kişi2
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- arkadaşlar ne yapıyorsunuz9
- kalem4
- red flag erkek listesi9
- menemen9
- mutsuz olmak3
- yunanistan29
- mcdonalds nasıl okunur sorunsalı9
- hırvatistan14
- yıkık yazarlar4
- latte içen erkek4
- gocu bak bi5
- patates kızartması4
- bik bik'in mutfağına konuk olmak29
- ona bir şey söyle13
- borç ve kira olupta iyi olan para7
- ayrılık8
- galatasaray 3 rennes 33
film çekerken tuttuğu kısa notlarını "sinematograf üzerine notlar" isimli bir kitaba çevirmiş ve 14 uzun metraj filmi olan yazar-yönetmen. filmlerinin çoğunun senaryosu kendisine aittir. sinamatografın özelliklerini filmlerinde çok iyi kullanır.
-sesler müziğe dönüşmeli
-çekim. beklenmedik şeylerin hepsini sen gizlice bekliyor olmalısın
-sen olmasan belkide asla görülemeyecek olan şeyi ortaya çıkar
sözleriyle bana yön vermiştir. pickpocket filmi izlenmelidir.
-sesler müziğe dönüşmeli
-çekim. beklenmedik şeylerin hepsini sen gizlice bekliyor olmalısın
-sen olmasan belkide asla görülemeyecek olan şeyi ortaya çıkar
sözleriyle bana yön vermiştir. pickpocket filmi izlenmelidir.
1999 yılında hayata veda eden, sinema anlayışı günümüzde birçok yönetmene ilham veren minimalist sinemacı.
gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerden biri. aynı zamanda türkiyede vcd si dvd bulunmayan da biri.
bir çok büyük fransız yönetmeni gibi-başta renoir olmak üzere- tiyatro temelli bir yönetmendir. katolisizmden tutun filmlerindeki alışılmadık kurguları ile oldukça dikkate değer bir bakış açısı vardır. lakin türkiye'de "Festival seyircilerinin tanıyageldiği bir yönetmen" olmaktan kurtulamamıştır.
(bkz: au hasard balthazar)
(bkz: oksuzler)*
(bkz: Au Hasard Fıstık) * * * *
(bkz: au hasard balthazar)
(bkz: oksuzler)*
(bkz: Au Hasard Fıstık) * * * *
Erdem, masumiyet ve suç, ölüm- özellikle intihar -, tinsel açıdan yeniden yaradılış ve çürüyüş temalarını beyaz perdeye tertemiz bir fotoğraf karesi şeklinde aktarmış fransız sinemasının idol yönetmenlerinden.
pickpocket (yankesici) filmini suç teması üzerine kurmuştur.filimde paris metrosunu karış karış gezip usta tekniklerle yankesicilik yapan bir adamın öyküsü anlatılır:metroda okuduğu gazetenin altından yolcuların kol saatlerini çalacak usta bir yankesicinin öyküsü.sonra bir kadın girer hayatına, kaçınılmaz dramatik son...tam robert bresson luk bir senaryo.
belli başlı uzun metrajlı filimleri:
(bkz: pickpocket)
(bkz: au hasard balthazar)
(bkz: l argent)
(bkz: lancelot du lac)
(bkz: mouchette)
(bkz: une femme douce)
(bkz: Journal d un curé de campagne)
(bkz: Les dames du Bois de Boulogne)
(bkz: Les Anges du péché)
(bkz: Les affaires publiques)
pickpocket (yankesici) filmini suç teması üzerine kurmuştur.filimde paris metrosunu karış karış gezip usta tekniklerle yankesicilik yapan bir adamın öyküsü anlatılır:metroda okuduğu gazetenin altından yolcuların kol saatlerini çalacak usta bir yankesicinin öyküsü.sonra bir kadın girer hayatına, kaçınılmaz dramatik son...tam robert bresson luk bir senaryo.
belli başlı uzun metrajlı filimleri:
(bkz: pickpocket)
(bkz: au hasard balthazar)
(bkz: l argent)
(bkz: lancelot du lac)
(bkz: mouchette)
(bkz: une femme douce)
(bkz: Journal d un curé de campagne)
(bkz: Les dames du Bois de Boulogne)
(bkz: Les Anges du péché)
(bkz: Les affaires publiques)
sinematograf üzerine notlar adlı farklı zamanlarda aldığı notlarını içeren bir kitabı vardır.
'seyirci ne istediğini bilmez,kendi isteklerini zevklerini kabul ettir ona.'
'seyirci ne istediğini bilmez,kendi isteklerini zevklerini kabul ettir ona.'
bir noktada oyuncunu klişesini kırmış yönetmendir. onu parçalılığı tahmin edilemez. bu hem dini anlamda hem de cinematographic analmda kendisini gelmiş geçmiş en heretik yönetmen kılar. mouchette'i hala çözmeye çalışabilirsiniz, pickpocket'i de öyle. [hapishane metaforu ve tersyüz edilmiş özgürlük metaforu olarak görebiliriz pickpocket de kahramanın özgürlüğü hapiste bulmasını. bu yeterince sorunlu ve heretik kılmıyor mu bresson'u?] kendisi dünyanın en karamsar tahmin edilemezidir, minimalizmi öldürmektedir.
"iki tür film vardır: Tiyatronun öğelerini kullananlar (aktörler, mizansen vs) ve sinematografinin olanaklarına başvurup, kamerayı sadece yaratmak amacıyla kullananlar"
yıldızlı 10.
yıldızlı 10.
tarkovsky'nin en beğendiği yönetmen.
25 Eylül 1901'de Fransa'da, Auvergne'de doğdu. Aslında ressam ve fotoğrafçı olan yönetmen, 30'lu yıllarda film alanında bazı deneyimler kazandı. ilk konulu film denemesini 1943 yılında gerçekleştirdi. Kendi özgün üslubunu, o gün bu yana çevirdiği çoğu edebiyat uyarlaması filmlerle oluşturdu. Erdem, masumiyet ve suç, ölüm - özellikle intihar -, tinsel açıdan yeniden yaradılış ve çürüyüş temalarında tutkulu ısrarı, pek çok ödüle sahip bu sinema ustasını, saygı duyulan, ancak popüler olmayan bir yönetmen konumuna getirdi.18 Aralık 1999' da öldü.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Robert_Bresson
http://tr.wikipedia.org/wiki/Robert_Bresson
filmlerini izlerken uzun iç çekişler,bekleyişler ve aynı anda huzur hissettiğim minimalist yönetmen.Reha Erdemin en çok etkilendiği yönetmenlerden biri ayrıca.Mouchette filminin derin etkilerini hayat var filminde görebilirsiniz.
“Her sanatta, aksine hareket ederek o sanatı yıkmaya çalışan şeytani bir ilke vardır" sözüyle tanınan.
(bkz: Le diable probablement) ile tanıdığım yönetmen.
Belki kendimle kurduğum bazı benzerliklerden dolayı, olağanüstü gerçekçi gelmişti bu film bana.
Hatta belgesel izliyor gibi izlemiştim.
Diğer filmleri de öyle bir his bırakır gerçi zaman zaman. Ama bence en iyi filmi budur.
Belki kendimle kurduğum bazı benzerliklerden dolayı, olağanüstü gerçekçi gelmişti bu film bana.
Hatta belgesel izliyor gibi izlemiştim.
Diğer filmleri de öyle bir his bırakır gerçi zaman zaman. Ama bence en iyi filmi budur.
Sinematograf kitabından birkaç dipnot...
"Ellerimizle, başımızla, omuzlarımızla ne çok şey anlatabiliriz! Böylece, gereksiz yere söylenen, ortalığı dolduran ne çok söz ortadan kalkar! Ne büyük iktisat!"
"Sahicisi olmayınca seyirci sahtesine sarılır. Dreyer'in filminde Bayan Falconetti'nin exprestyonist tarzda gözlerini göğe çevirmesi herkesin göz yaşlarına boğulmasına neden oluyordu."
"iki tür Hakikat olduğu söylenebilir: Biri, en azından onu yalanla renklenledirenlerin gözünde yavan, tatsız, tuzsuz, sıkıcı olan, öteki ise..."
"Proust, özellikle Dostoyevski'nin kurgusunun ilginç olduğunu söyler. Olağanüstü derecede karmaşık, sık örülmüş, Proust'ta da görülen, denizdeki akıntılara benzer karşıt akımlar barındıran, tamamen kendi içine dönük bir bütün ki bunun bir benzeri filme de uygun düşer."
"Eski bir film hatırlıyorum:TOKYO ÜZERiNDE 30 SANiYE. Hiçbir şeyin olmadığı bu harikulade 30 saniye içinde yaşam havada asılı kalıyordu. Sinematograf, görüntülerle hiçbir şeyi temsil etmeme sanatı."
"Ellerimizle, başımızla, omuzlarımızla ne çok şey anlatabiliriz! Böylece, gereksiz yere söylenen, ortalığı dolduran ne çok söz ortadan kalkar! Ne büyük iktisat!"
"Sahicisi olmayınca seyirci sahtesine sarılır. Dreyer'in filminde Bayan Falconetti'nin exprestyonist tarzda gözlerini göğe çevirmesi herkesin göz yaşlarına boğulmasına neden oluyordu."
"iki tür Hakikat olduğu söylenebilir: Biri, en azından onu yalanla renklenledirenlerin gözünde yavan, tatsız, tuzsuz, sıkıcı olan, öteki ise..."
"Proust, özellikle Dostoyevski'nin kurgusunun ilginç olduğunu söyler. Olağanüstü derecede karmaşık, sık örülmüş, Proust'ta da görülen, denizdeki akıntılara benzer karşıt akımlar barındıran, tamamen kendi içine dönük bir bütün ki bunun bir benzeri filme de uygun düşer."
"Eski bir film hatırlıyorum:TOKYO ÜZERiNDE 30 SANiYE. Hiçbir şeyin olmadığı bu harikulade 30 saniye içinde yaşam havada asılı kalıyordu. Sinematograf, görüntülerle hiçbir şeyi temsil etmeme sanatı."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar