bugün
- gocu22
- bu koyden olsam ne olacak18
- dinlerin yalan olması14
- 30 ağustos 2026 samsunspor fenerbahçe maçı19
- şu an hissedilen duygu7
- sarapci koala77
- kürtler olmasa türkler anadoluya giremezdi yalanı17
- çaylak yapın beni11
- sarı torba6
- soğan yiyen kız11
- gecenin şarkısı6
- ama ben bipolarım10
- rahatsız ettiğim herkesten özür dilerim9
- ilişkiler üzerine bir tavsiye bırak6
- 30 ağustos zafer bayramı19
- kötü hissedildiğinde rahatlamak için yapılan şey5
- aylık 777 bin lira iyi para mıdır sorunsalı6
- 29 ağustos 2026 galatasaray göztepe maçı28
- s'i l v'e r m'i s t8
- 15 temmuz yalanı5
- ezilenlerin iktidarını kuran büyük insan34
- fenerbahçe'nin tüm kulvarlarda favori olması6
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası8
- tai lung44
- ay kavga var galiba6
- morkstar4
- rafael leao34
- safiyenin kocası faik5
- bkono5
- incil vahiy9
- katatespizartmasi10
- sözlükte korunan bir yazar olmak5
- çocukluğunuz nasıl geçti3
- sözlük kızları adam mıdır5
- iq testi yaptırmış sözlük yazarları11
- yalnızlık4
- kavga eden yazarlar5
- enayimiknatisii4
- türk ten kürt'ü ayırırsan türk kalmaz6
- sözlüğü nezih bir ortama çevirmek4
- türkiye savaşa girecek5
- herkesin birbiriyle kavga ettiği sözlük4
- türklerin türkiye de asimile olması8
- sihirli annem izleyen erkek4
- uludağ sözlük ten faşizm'i söküp atacağız23
- anın görüntüsü21
- gs'ye yapılan torpillere söylenmek10
- motor yağı6
- kktc de 3 günlük yas ilan edilmesi4
- damdan düşer gibi3
hakkında bu kadar az şey yazıldığına hayret ettiğim film. uludağ sözlük yazarları nasıl gözden kaçırmış aklım almadı. tv sektörünü müthiş analiz edip, harika tespitlerle teşhislerle izleyiciye sıkmadan anlatan 76 tarihli bu film, bugün bile televizyonculuğu müthiş bir şekilde tanımlamaktadır.
sidney lumet'in yönettiği, hayvani senaryosu ve müthiş oyunculuklarıyla o sene en iyi film dahil 4 dalda oscar kazanmış, medyanın iğrenç dünyasını müthiş bir dille ayar manyağı yapan film.
paul thomas anderson'a göre tüm zamanların en iyi filmlerinden biri. 12 angry men, dog day afternoon gibi mükemmel işler yapmış yönetmen sidney lumet'in ustalığı bir yana, bu senaryoyu kim yazmış lan böyle denilip bakıldığında Paddy Chayefsky ismi ile karşılaşıyoruz ki 3 defa en iyi senaryo dalında oscar kazanmış, aşmış bir herif.
taxi driver'ın elinden o sene oscarı kapmasına hala üzgün olsam da, en azından bunu anlayabiliyorum.
paul thomas anderson'a göre tüm zamanların en iyi filmlerinden biri. 12 angry men, dog day afternoon gibi mükemmel işler yapmış yönetmen sidney lumet'in ustalığı bir yana, bu senaryoyu kim yazmış lan böyle denilip bakıldığında Paddy Chayefsky ismi ile karşılaşıyoruz ki 3 defa en iyi senaryo dalında oscar kazanmış, aşmış bir herif.
taxi driver'ın elinden o sene oscarı kapmasına hala üzgün olsam da, en azından bunu anlayabiliyorum.
gelmiş geçmiş en iyi medya tahlili yapan filmdir, an itibariyle ımdb top 250 de 215.dir.
televizyon denilen şeyin ilkel bir analizidir bu 1976 yapımı film. o günden bugüne çok şey değişse de, aslında özünde değişen bir şey olmadığını hatırlatmaktadır.
işten çıkarılacağı için bunalıma giren ve psikolojisi bozulup şaklaban haline dönüşen bir anchorman'in, bir gün itin götüne sokulurken, ertesi gün rating uğruna nasıl kahramanlaştırıldığını hatta peygamberleştirildiğini anlatır. televizyonun halkı nasıl uyuttuğunu yine televizyon ekranındaki şovunda anlatan bu "kızgın peygamber", kanalın sahibi olan şahısla başbaşa süren kısa bir görüşmenin ardından, programında önceden söylediklerinin tam tersini söylemeye başlayınca kanalın ileri gelenlerince ibir kalemde harcanır.
özellikle kanalın sahibi ile kızgın peygamber arasında geçen diyalog kapitalizme giriş dersi niteliğindedir. şöyle bir şeydir: *
--spoiler tehlikesi--
Arthur Jensen: You have meddled with the primal forces of nature, Mr. Beale, and I won't have it! Is that clear? You think you've merely stopped a business deal. That is not the case! The Arabs have taken billions of dollars out of this country, and now they must put it back! It is ebb and flow, tidal gravity! It is ecological balance! You are an old man who thinks in terms of nations and peoples. There are no nations. There are no peoples. There are no Russians. There are no Arabs. There are no third worlds. There is no West. There is only one holistic system of systems, one vast and immane, interwoven, interacting, multivariate, multinational dominion of dollars. Petro-dollars, electro-dollars, multi-dollars, reichmarks, rins, rubles, pounds, and shekels. It is the international system of currency which determines the totality of life on this planet. That is the natural order of things today. That is the atomic and subatomic and galactic structure of things today! And YOU have meddled with the primal forces of nature, and YOU...WILL...ATONE!
Am I getting through to you, Mr. Beale? You get up on your little twenty-one inch screen and howl about America and democracy. There is no America. There is no democracy. There is only IBM, and ITT, and AT&T, and DuPont, Dow, Union Carbide, and Exxon. Those *are* the nations of the world today. What do you think the Russians talk about in their councils of state, Karl Marx? They get out their linear programming charts, statistical decision theories, minimax solutions, and compute the price-cost probabilities of their transactions and investments, just like we do. We no longer live in a world of nations and ideologies, Mr. Beale. The world is a college of corporations, inexorably determined by the immutable bylaws of business. The world is a business, Mr. Beale. It has been since man crawled out of the slime. And our children will live, Mr. Beale, to see that . . . perfect world . . . in which there's no war or famine, oppression or brutality. One vast and ecumenical holding company, for whom all men will work to serve a common profit, in which all men will hold a share of stock. All necessities provided, all anxieties tranquilized, all boredom amused. And I have chosen you, Mr. Beale, to preach this evangel.
Howard Beale: Why me?
Arthur Jensen: Because you're on television, dummy. Sixty million people watch you every night of the week, Monday through Friday.
Howard Beale: I have seen the face of God.
Arthur Jensen: You just might be right, Mr. Beale.
--spoiler tehlikesi--
işten çıkarılacağı için bunalıma giren ve psikolojisi bozulup şaklaban haline dönüşen bir anchorman'in, bir gün itin götüne sokulurken, ertesi gün rating uğruna nasıl kahramanlaştırıldığını hatta peygamberleştirildiğini anlatır. televizyonun halkı nasıl uyuttuğunu yine televizyon ekranındaki şovunda anlatan bu "kızgın peygamber", kanalın sahibi olan şahısla başbaşa süren kısa bir görüşmenin ardından, programında önceden söylediklerinin tam tersini söylemeye başlayınca kanalın ileri gelenlerince ibir kalemde harcanır.
özellikle kanalın sahibi ile kızgın peygamber arasında geçen diyalog kapitalizme giriş dersi niteliğindedir. şöyle bir şeydir: *
--spoiler tehlikesi--
Arthur Jensen: You have meddled with the primal forces of nature, Mr. Beale, and I won't have it! Is that clear? You think you've merely stopped a business deal. That is not the case! The Arabs have taken billions of dollars out of this country, and now they must put it back! It is ebb and flow, tidal gravity! It is ecological balance! You are an old man who thinks in terms of nations and peoples. There are no nations. There are no peoples. There are no Russians. There are no Arabs. There are no third worlds. There is no West. There is only one holistic system of systems, one vast and immane, interwoven, interacting, multivariate, multinational dominion of dollars. Petro-dollars, electro-dollars, multi-dollars, reichmarks, rins, rubles, pounds, and shekels. It is the international system of currency which determines the totality of life on this planet. That is the natural order of things today. That is the atomic and subatomic and galactic structure of things today! And YOU have meddled with the primal forces of nature, and YOU...WILL...ATONE!
Am I getting through to you, Mr. Beale? You get up on your little twenty-one inch screen and howl about America and democracy. There is no America. There is no democracy. There is only IBM, and ITT, and AT&T, and DuPont, Dow, Union Carbide, and Exxon. Those *are* the nations of the world today. What do you think the Russians talk about in their councils of state, Karl Marx? They get out their linear programming charts, statistical decision theories, minimax solutions, and compute the price-cost probabilities of their transactions and investments, just like we do. We no longer live in a world of nations and ideologies, Mr. Beale. The world is a college of corporations, inexorably determined by the immutable bylaws of business. The world is a business, Mr. Beale. It has been since man crawled out of the slime. And our children will live, Mr. Beale, to see that . . . perfect world . . . in which there's no war or famine, oppression or brutality. One vast and ecumenical holding company, for whom all men will work to serve a common profit, in which all men will hold a share of stock. All necessities provided, all anxieties tranquilized, all boredom amused. And I have chosen you, Mr. Beale, to preach this evangel.
Howard Beale: Why me?
Arthur Jensen: Because you're on television, dummy. Sixty million people watch you every night of the week, Monday through Friday.
Howard Beale: I have seen the face of God.
Arthur Jensen: You just might be right, Mr. Beale.
--spoiler tehlikesi--
''I Am Mad As Hell and I Am Not Going To Take it Anymore'' sözünü bizlere kazandırmış filmdir.
tv sevmiyor ve etrafınızdakilerin de bu sevdadan vazgeçmelerini istiyorsanız işte bu film doğru film! *
iş ağı da denebilir ama bildiğin torpil işte aq.
(bkz: network vs torpil)
(bkz: network vs torpil)
iletişim protokollerinin genel adıdır. Genel olarak bilgisayarların iletişim sistemidir.
türk giyim/tekstil firması.
basının kirli yüzünü ortaya koyan 1976 tarihli klasik film. faye dunaway ve peter finch bu filmle oscar aldılar.
bugun reha muhtar'ı anlamanızı sağlayacak en iyi filmdir. senaryosuna özellikle dikkat edilmelidir.
1976'da yapılmış olması, amerikan medyası ile aramızdaki farkı tasavvur etmemiz için güzel bir örnektir. 2000li yıllarda karşılaştığımız durumu 1976 anlattıklarına göre varın siz düşünün gerisini.
ayrıca faye dunaway, her zaman ki gibi seksapelliğini göstermektedir.
1976'da yapılmış olması, amerikan medyası ile aramızdaki farkı tasavvur etmemiz için güzel bir örnektir. 2000li yıllarda karşılaştığımız durumu 1976 anlattıklarına göre varın siz düşünün gerisini.
ayrıca faye dunaway, her zaman ki gibi seksapelliğini göstermektedir.
içinde ip adresi olan her şeyin genel adı.
kurgu ile gerçekliğin birbirine en yakın olduğu filmlerin başında yer almaktadır. durumu kavrayabilmeniz veya hatırlayabilmeniz açısından filmin kırılma noktasının diyalogları tekrarları kesilmiş haliyle Howard Beale den geliyor;
--spoiler--
Size işlerin kötü olduğunu söylememe gerek yok. Bunu herkes biliyor. Bu bir çöküş. Herkesin işe ihtiyacı var. işten atılmaktan öyle korkuyorlar ki. Bir dolar bir nikel değerinde. Bankalar batıyor. Dükkân sahipleri tezgâh altında silah saklıyorlar. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Ve bunun bir sonu yok. Soluduğumuz havanın yararı yok, yediğimiz yiyeceklerin de. Oturmuş televizyonu seyrederken bugün on beş cinayetin ve altmış üç suçun işlendiği söyleniyor. Sanki çok normalmiş gibi! işlerin kötü gittiğini biliyoruz. Kötüden de beter. Herkes delirmiş! Her yerde, her şeyde öyle bir delilik var ki, artık dışarı çıkamıyoruz. Evimizde oturuyor ve giderek daha küçük dünyalar yaratıyoruz. Ve diyoruz ki: "Lütfen, hiç olmazsa beni oturma odamda rahat bırakın. Televizyonum, tost makinem, başka bir şey istemiyorum. Ve hiçbir şey de söylemeyeceğim. Sadece bizi yalnız bırakın." Ama ben sizi yalnız bırakmayacağım. Sizin delirmenizi istiyorum! Protesto etmenizi, isyan etmenizi kongre üyelerine yazmanızı istemiyorum, çünkü size ne yazmanızı söyleyeceğim, bilmiyorum. Çöküş ile, enflasyon ile, Ruslar ve sokakta işlenen suçlar hakkında ne yapacağımı bilmiyorum! Tek bildiğim, ilk önce kızmalısınız! "Ben bir insanım. Hayatımın değeri var." demelisiniz! Şimdi, sizden ayağa kalkmanızı istiyorum. Hepiniz sandalyelerinizden kalkın. Şimdi ayağa kalkıp, pencereye doğru yürümenizi istiyorum. Pencereyi açın,kafanızı dışarı çıkarın ve bağırın. "Çok kızgınım ve buna daha fazla dayanamayacağım." Bir şeylerin değişmesi lâzım." Çok kızgınım ve buna daha fazla dayanmayacağım!" diye bağırmalısınız. Ondan sonra; enflasyon hakkında, buhran hakkında, petrol krizi hakkında ne yapacağımıza bakarız.
--spoiler--
not: aynısı bu ortama da yazayım ki ortaya şurdan çalıntı entry havalarına girmesin. gece gece bulunduğum ortamlara kopyalamayı ilke edindiğim diyalogtur. dünü anlattığı gibi bugünü de hatta geleceği de anlatır. sonuçta düzen denilen uyuşturucunun itaat mekanizması budur.
--spoiler--
Size işlerin kötü olduğunu söylememe gerek yok. Bunu herkes biliyor. Bu bir çöküş. Herkesin işe ihtiyacı var. işten atılmaktan öyle korkuyorlar ki. Bir dolar bir nikel değerinde. Bankalar batıyor. Dükkân sahipleri tezgâh altında silah saklıyorlar. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Ve bunun bir sonu yok. Soluduğumuz havanın yararı yok, yediğimiz yiyeceklerin de. Oturmuş televizyonu seyrederken bugün on beş cinayetin ve altmış üç suçun işlendiği söyleniyor. Sanki çok normalmiş gibi! işlerin kötü gittiğini biliyoruz. Kötüden de beter. Herkes delirmiş! Her yerde, her şeyde öyle bir delilik var ki, artık dışarı çıkamıyoruz. Evimizde oturuyor ve giderek daha küçük dünyalar yaratıyoruz. Ve diyoruz ki: "Lütfen, hiç olmazsa beni oturma odamda rahat bırakın. Televizyonum, tost makinem, başka bir şey istemiyorum. Ve hiçbir şey de söylemeyeceğim. Sadece bizi yalnız bırakın." Ama ben sizi yalnız bırakmayacağım. Sizin delirmenizi istiyorum! Protesto etmenizi, isyan etmenizi kongre üyelerine yazmanızı istemiyorum, çünkü size ne yazmanızı söyleyeceğim, bilmiyorum. Çöküş ile, enflasyon ile, Ruslar ve sokakta işlenen suçlar hakkında ne yapacağımı bilmiyorum! Tek bildiğim, ilk önce kızmalısınız! "Ben bir insanım. Hayatımın değeri var." demelisiniz! Şimdi, sizden ayağa kalkmanızı istiyorum. Hepiniz sandalyelerinizden kalkın. Şimdi ayağa kalkıp, pencereye doğru yürümenizi istiyorum. Pencereyi açın,kafanızı dışarı çıkarın ve bağırın. "Çok kızgınım ve buna daha fazla dayanamayacağım." Bir şeylerin değişmesi lâzım." Çok kızgınım ve buna daha fazla dayanmayacağım!" diye bağırmalısınız. Ondan sonra; enflasyon hakkında, buhran hakkında, petrol krizi hakkında ne yapacağımıza bakarız.
--spoiler--
not: aynısı bu ortama da yazayım ki ortaya şurdan çalıntı entry havalarına girmesin. gece gece bulunduğum ortamlara kopyalamayı ilke edindiğim diyalogtur. dünü anlattığı gibi bugünü de hatta geleceği de anlatır. sonuçta düzen denilen uyuşturucunun itaat mekanizması budur.
ağ, şebeke anlamlarını taşıyan, birden çok bilgisayarın aynı grubun içerisinde bulunmasını ifade eden teknik terim. internet, intranet, polnet gibi iç ağları veya küresel ortak ağları da aynı tanımlamayla ifade edebilmekteyiz.
tüm dünyayı sarabilen iletişim ağı
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar