bugün

/245
hayatın sokaklarda olduğu nadir şehirlerden.
hiç aklımda yokken bi anda yaşadığım şehir sorusuna vereceğim cevap olacak istanbul.
iç anadoluda sakin sessiz bi hayat sürerken o debdebenin içine ben de gireceğim.
sağolsun sağlık bakanlığı kadroyu açmış da açmış istanbula. geriye fazla seçenek kalmıyordu doğudan başka.
bi iki haftaya göreve başlayacağım.
meyil müddetimi kullanıyorum şu anda.
üst ihtisası istanbul da yapmak istiyordum ama şimdiden gitmeyi düşünmüyordum. ama böylesi daha iyi olacak beki de.
gidenin değişmesine sebep olan, güzelliğiyle etkileyen ve acı veren bir şehir.
sertap erener in kelimesi kelimesine doğru tanımladığı şehir.
[http://galeri.uludagsozluk.com/r/istanbul-135210/]
uzun bir aradan sonra o kadar güzel bir gün ile bize merhaba demiştir bu şehir. hava güneşli, pırıl pırıl, insanın içini kıpır kıpır eden cisnten. özlemiştik valla bu havalarını istanbul' un. doya doya yaşamak lazım bunu.
iş hayatına başlamak istediğim şehir.*
deliler gibi ozledigim arkadasim.
bizans başkenti.
kendine has vatandaşı vardır. gittiğiniz her yabancı yerde istanbulluyum demeniz size bir katkı sağlar. öyle izmir'liler gibi faşist falan da değildir.
özledim be,

soba dumanının kokusunu,

koşuşan insanlarını,

tedirgin sokak kedilerini,

vapurlarını, martılarını,

sokakta tek kale maç yapan çocuklarını izlemeyi,

boğazda balık yemeyi,

trafiğini bile...
istanbul...

göğsüme bir istanbul çiziyorum
başparmağımla, kelebek biçiminde
çocukmuşum gibi aynanın önünde
yüzümü saçlarımı okşuyorum

kadıköyden herhangi bir deniz
tenha bir tramvay şişliden
samatyadan belki sultanahmetten
incir ağaçları anmsıyorum

göğsüme bir istanbul çiziyorum
başparmağımla, kelebek biçiminde
biraz umutsuzum, biraz yorgun işte
en çok gözlerimi seviyorum
ataol behramoğlu
bir sevda.
her mevsim ayrı güzel, her adımı ayrı bir tat, bir zevk veren, her cins insanla dolu, herşeyin bambaşka bir gözle görüldüğü, acıyı, kederi, zevki, eğlenceyi dibine kadar yaşadığın, yaşadığını anladığın yer. paylaşılamayan şehir. tüm pisliğine rağmen sevdiğin kopamadığın, bağlandığın şehir.
uzaklaşmak için başka yere gittiğim, sonrasında "lan ne bok yedim" diyerek özlemini duyduğum şehrim.
tadılası değil tapılası bir şehirdir. her piçliğimin anasıdır.
güzel şehir.
adedi artık 3 olacak şey.
kalabalığını bile özlediğim, sadece sokaklarında yürümesi bile kendinizi yalnız hissettirmeyecek şehirdir. şu üniversiteden bir kurtulayım da evime döneyim dediğimdir.
her gün ayrı ayrı saydırıyorum ama yine de vazgeçemiyorum bağlandım mı ne..
(bkz: bağlanmayacaksın)
napolyon; "dünya tek bir ülke olsa, başkenti istanbul olurdu." demiştir. haklıdır. dünyanın insanı buradadır. bir yıl geçirdiğim, ama o bir yılımı üç yıla çeviren şehirdir. gerçekten de istanbul'da bir yıl, diğer herhangi bir yerdeki üçç yıla bedel olabilmektedir. bağımlısı olmadım henüz, ama itiraf etmek gerekirse, ondan uzak kaldığımda, sahaflar çarşısının çınarı hüseyin avni dede ile birer cümlelik atışmalarımızı, kenar köşe bir restoranında bir travestiyle karşılıklı yenen yemekleri, hiç tanımadığım bir adamın cüzdanı için arkadaşımla attığımız o deparda, karıştırırım korkusuyla dalamadığım -ki bir arkadaşım tehey ankaralardan gelmiştir, gezerken karıştırmışımdır- cağaloğlu sokaklarındaki hırsız kovalamacasında bize yardım eden esnafın elindeki tespihi, kadırga sahilinde "dükkan açmış", boncuk mermili tüfeği elime her alıp balonları nişanladığımda "sen atma" der gibi yüzüme bakan balon nişancısı çocuğu, mefisto kitabevinde yaşadığım sağ yayınevi sol yayınevi diyaloglarını, istiklalde yürümenin cidden de bir atardamarı diğer alyuvarlarla katetmek gibi tadını, otogara yetişmeye çalışırken "beni de götür" diye peşime takılan rita'nın koşuyu bir oyuna çevirişişini ve otobüsünü kaçırmasına rağmen beni otobüsüme bindirip ardımdan koşuşunu, sabah beşte zeytinburnunda tramvay bekleyişimi, olur olmaz yerlerde beliriveren dünyanın en entelektüel insanlarını, ve tabii en ilginç insanlarını, türkü söyleyen zenciyi.. özlüyorum. sonuç itibariyle, diğer herhangi bir yerde üç yılda yaşayamayacağınız kadar şeyi, bir yılınıza sığdırabildiğiniz muhteşem şehirdir. ütopyaların başkentidir.
2011 yılının ilk 4 ayında Türkiye'de en çok Ford marka araç satılırken istanbul'da ise Renault marka araç satılmıştır. Şirketlerin kiralık araç olarak kullanmasında da bu etki söz konusudur.
görsel
bugün bi değişiklik yaptı ve uzun zamandır yapmadığı şeyi yaptı, güneşi gösterdi. *
bir kadın bir de şehir terk ettim,
şehir dünyanın en güzel şehriydi
kadın dünyalara bedeldi
bir istanbul'luyu terk ettim hemde istanbul'u.
eskiden taşı toprağı altın olan şehir olarak bilinen, neresini kazsan tarih fışkırıyor denilen, şimdilerde ise daha cok taşı toprağı denizi mühimmat olan şehir olarak ünlenen hüzünlu yorgun şehir. tarih boyunca pek çok olaylara, garipliklere şahit oldu, halen de olmaya devam ediyor. çok yıprandı, hırpalandı, üzüldü, yağmalandı ama bir türlü dize getirilemedi...
© copyright 2005 - 2026