bugün
- dinsize inanır mısın13
- üzücü bir aşk filmi izlemek5
- chatgptye penis fotoğrafını atmak18
- joker haksızdır3
- şekeri bırakınca çayın tadını alacaksın yalanı10
- alkol alıp hoşlanılan kıza açılmak5
- yaz günü çay içme saçmalığı8
- elmas bey birader bay biraderdir2
- az önce sözlükten silinen çıplak yazar fotoğrafı2
- zall buraya bak aslanım2
- diyetteyken bira içmek3
- haluk levent24
- devletten başkasına güvenilmez11
- kalori hesaplama deliliği2
- 18 temmuz 2026 taytlı valinin görevden alınması5
- m kemal'in 1922 de suikast sonucu öldüğü iddiası2
- anın görüntüsü16
- haluk levent olayından çıkarılacak ders8
- hoşlanılan kıza true'nun foto atmış olması16
- oğlak burcu kadını18
- 18 temmuz 2026 malatya depremi4
- elalemin derdi true olmuş3
- izmirliyken iş yerinden aranmak2
- sinema salonlarının yoğun bakımda olması2
- kuran da neden namaz yok2
- futbol4
- saç boyama perileri4
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları29
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak3
- hindistan başbakanı modi'nin temizlik açıklaması2
- slavko vincic3
- japonya'da 10.000 kürdün karakol basması27
- yapay zekanın öğretmenliği yok edecek olması3
- sinema bileti2
- aykolikle site havuzuna girmek4
- en çok sevdiğiniz yazar19
- ulupuanlar ahirette geçerli mi sorunsalı5
- opel türkiye ve neskar bursa rezaleti7
- zenginlere 1 den fazla eş verilmesi gerektiği2
- chatgpt ile sohbet etmek9
- muhafazakar kız için dine dönmek3
- telegram kullanan erkek3
- aptalları hipnotize etmek6
- tango dersi alan urfalı teyze3
- leopar olan sözlük yazarları2
- hayatın güzel olması10
- sadece arkadaşlarından mesaj alıyor4
- m kemal'in manda ve himaye istediği iddiası3
- atatürkçü sanatçı azlığı12
- sözlüğün tanrıçası olmak20
tüm insanoğlunun ihtiyacına cevap veren, evrensel ve insana her bakımdan huzurlu bir yaşam vaad eden dindir. bu din insanı huzura götüren kapıdır.
hristiyan ve yahudilerce az ve yanlış tanınması kendileri açısından kötü bir durumdur.
hristiyan ve yahudilerce az ve yanlış tanınması kendileri açısından kötü bir durumdur.
insanlara yanlış anlatılan daha doğrusu öyle anlatılmak istenen din. şimdi çoğu insana sorsanız islam hakkında kısıtlayıcı da şöylede böylede bir din der. Atatürk bile demiştir " bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, sâf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir." bu tür kişiler yüzünden islam yanlış anlaşılmaktadır, insanlara yanlış gösterilmektedir. islam' ın amacının Allah' ın varlığını kabul etmeyen insanları yada bir çok tanrı olduğunu sanan kişileri sadece bir yaratıcı olduğunu anlatmaya çalıştığını düşünüyorum. aslında yahudilik ve hıristiyanlıkta bunu amaçlamaktadır. günümüz de Allah' ın varlığını bilip ama şeytana tapıp Allah' a meydan okuyanlar mevcuttur bu kişilerde dünya' yı yönetir zaten ve bu olayı insanlara iyi göstermeye çalışırlar buda satanistliktir. bunun en iyi yolu da insanların aklına girmekten geçer bununda en iyi yolu sosyal medyayı kullanarak daha genç yaştan ileri ki yaşlara kadar insanın aklını yalan yanlış bilgilerle doldurmaktır.
dindir. hz muhammed ile değil, hz adem ile başlamıştır. zamanla defalarca tahrif edilmiş, yeni peygamberler gönderilmesine neden olmuştur. sonuncusu bizimkidir ve son yakındır!
cahiliyede putperestler ibrahim dininin bozulmuş bir modeline inanıyorlardı şekerim. belki ondan dolayı içinde islam'dan izler buluyorsundur?
(bkz: subliminal mesajlar falan)
(bkz: subliminal mesajlar falan)
paçalarından cahillik akanların saçma sapan bilgilerle karalamaya çalıştığı dindir. kendisinin dahi inanmadığı ama ezberlediği kalıplarla saçmalayanlar ancak kendilerini rezil ederler.
arapların modern putperestliğidir...
islam öncesi putperest araplar, kabe'nin içinde helvadan yaptıkları hatta taptıktan sonra yedikleri putlarla birlikte arap coğrafyasında çok fazla bulunan kum ve kilden yaptıkları 360 adet puta taparlardı. Bunda mutlaka hemfikiriz. Bu putların en büyüğü ise, ilahların en büyüğü olan ay ilahı ismi bugünkü allah kelimesinin de özü olan ibranice elohim den gelen al ilah yani bir diğer adıyla hubal dır.
British museum 'da babil kısmında al ilah 'a tapan arap şu şekilde tasvir edilmektedir.
+ resim 1
Al ilah 'ın 3 adet kızı vardır.
Bu üç adet ilahenin isimleri de,
al-lat, al-uzat ve al-manat tır. Bu üç ilahe arap mitolojisinde 3 hilal şekilde gösterilmektedir. Arapların Osmanlılar halifeliği Türk topraklarına getirene kadar kullandığı, daha sonra halifelikle birlikte osmanlı'nın simgesi olan ve bugünün arapçı milliyetçilerinin yok aslında asya avrupa ve afrika'ya hükmettiğimiz için kullanıyoduk biz diye savunmaya kalktığı bu simgenin kökü arap ay ilahı al ilah'ın kızlarıdır.
+ resim 2
islam'ın sembolü olan ve bugün her islami kavramın başına konan, minarelerin tepesinde alem ismiyle kendine yer bulan ayın bir şekli olan hilal ise arap putperestlerinin en büyük ilahlarına saygılarını sunmak için her yere çizdiği bir semboldür...
+ resim 3
+ resim 4
+ resim 5
+ resim 6
+ resim 7
+ resim 8.
Bugün ise bu putperestliği mekke 'de bulunan kabe'ye, muhammed'e vahiylerin geldiğine inandıkları mağaraya, muhammed'in saçına, sakalına, ayak izine, su kabına, hırkasına kutsallıklar yükleyerek devam ettirmektedirler.
http://www.angelfire.com/...arun/kutsalemanetler.html
Bir kara taşı öpmekte, bir su pınarına kutsallık yükleyip kendi felsefelerine ters düşerek bu pınardan çıkan suyu millete serpmekte, şeytan diye bir boşluğu taşlamaktadırlar.
islam ile Türkler sürekli savaşmakta sürekli birbirlerini kesmektedir. Ta ki karahanlılar toplu olarak zorla müslüman yapılana kadar. Çünkü putperest bedevi arapların yağma hareketi gazve müslümanlıkla birlikte gaz'a ya dönüşmüş, paranın kokusunu alan vahşi bedeviler müslüman maskesi takmış gittiği her yere katliamlar ve tecavüz götürerek bunu kutsal savaş anlamındaki gaza adı altında resmileştirmiştir.
Sonuç itibariyle daha aklıma gelmeyen ama sürekli düşündüğüm binlerce argümandan dolayı söylemekten çekinmediğim bir şekilde islam arapların modern putperestliğinden başka bir şey değildir.
islam öncesi putperest araplar, kabe'nin içinde helvadan yaptıkları hatta taptıktan sonra yedikleri putlarla birlikte arap coğrafyasında çok fazla bulunan kum ve kilden yaptıkları 360 adet puta taparlardı. Bunda mutlaka hemfikiriz. Bu putların en büyüğü ise, ilahların en büyüğü olan ay ilahı ismi bugünkü allah kelimesinin de özü olan ibranice elohim den gelen al ilah yani bir diğer adıyla hubal dır.
British museum 'da babil kısmında al ilah 'a tapan arap şu şekilde tasvir edilmektedir.
+ resim 1
Al ilah 'ın 3 adet kızı vardır.
Bu üç adet ilahenin isimleri de,
al-lat, al-uzat ve al-manat tır. Bu üç ilahe arap mitolojisinde 3 hilal şekilde gösterilmektedir. Arapların Osmanlılar halifeliği Türk topraklarına getirene kadar kullandığı, daha sonra halifelikle birlikte osmanlı'nın simgesi olan ve bugünün arapçı milliyetçilerinin yok aslında asya avrupa ve afrika'ya hükmettiğimiz için kullanıyoduk biz diye savunmaya kalktığı bu simgenin kökü arap ay ilahı al ilah'ın kızlarıdır.
+ resim 2
islam'ın sembolü olan ve bugün her islami kavramın başına konan, minarelerin tepesinde alem ismiyle kendine yer bulan ayın bir şekli olan hilal ise arap putperestlerinin en büyük ilahlarına saygılarını sunmak için her yere çizdiği bir semboldür...
+ resim 3
+ resim 4
+ resim 5
+ resim 6
+ resim 7
+ resim 8.
Bugün ise bu putperestliği mekke 'de bulunan kabe'ye, muhammed'e vahiylerin geldiğine inandıkları mağaraya, muhammed'in saçına, sakalına, ayak izine, su kabına, hırkasına kutsallıklar yükleyerek devam ettirmektedirler.
http://www.angelfire.com/...arun/kutsalemanetler.html
Bir kara taşı öpmekte, bir su pınarına kutsallık yükleyip kendi felsefelerine ters düşerek bu pınardan çıkan suyu millete serpmekte, şeytan diye bir boşluğu taşlamaktadırlar.
islam ile Türkler sürekli savaşmakta sürekli birbirlerini kesmektedir. Ta ki karahanlılar toplu olarak zorla müslüman yapılana kadar. Çünkü putperest bedevi arapların yağma hareketi gazve müslümanlıkla birlikte gaz'a ya dönüşmüş, paranın kokusunu alan vahşi bedeviler müslüman maskesi takmış gittiği her yere katliamlar ve tecavüz götürerek bunu kutsal savaş anlamındaki gaza adı altında resmileştirmiştir.
Sonuç itibariyle daha aklıma gelmeyen ama sürekli düşündüğüm binlerce argümandan dolayı söylemekten çekinmediğim bir şekilde islam arapların modern putperestliğinden başka bir şey değildir.
hz. peygamberin kavmine, (türkler müslüman olmadan önce) "siz türklerle savaşacaksınız" diyerek doğru bir bilgi vermesinde fesatlık arayanların, bu bilgiden bile fitne çıkarmaya çalışanların anlayamadığı dindir. hz. peygamberin ağzından doğru olmayan tek bir kelime dahi çıkmayacağı için onu söyleyedi, susamazdı. nihayetinde araplar önce türklerle çarpıştı ve ardından da türkler müslüman olarak islama en çok hizmet eden millet oldular.
"istanbul elbet fethedilecektir; onu fetheden asker ne güzel askerdir (türk askeri), onu fetheden komutan ne güzel komutandır (fatih sultan mehmed)..." hadis-i şerif
"istanbul elbet fethedilecektir; onu fetheden asker ne güzel askerdir (türk askeri), onu fetheden komutan ne güzel komutandır (fatih sultan mehmed)..." hadis-i şerif
allah indinde tek din.
müslümanların arasına sokulmuş şer ittifakı ve hadislere inanmayan tayfasınca her gün saldırılan din.
en büyükleri de amerika'da, henüz açık açık itiraf edemiyor.
en büyükleri de amerika'da, henüz açık açık itiraf edemiyor.
görsel
"Kıtalu't-Türk". Anlamı: "Türklerle öldürüşmek(savaş)". Buhari'de, Ebu Davud'da ve Tirmizi'de bölümün adı bu. ibn Mace'de "Babu't-Türk", yani "Türkler Bölümü". Müslim'deyse, "Kıyamet alametleri" arasında yer alıyor.
Muhammed, "Peygamberliğinin bir kanıtı" olarak, gelecekten haber verirken, "Kıyametin bir alameti" olarak "Türklerle nasıl çarpışılacağını, "müslüman"ların, "Türkleri nasıl öldürecekleri"ni de anlatıyor. Hem "Türk" diye ad vererek, hem de "tarif" ederek, yüzlerinin, gözlerinin, burunlarının, derilerinin, renklerinin nasıl olduğunu anlatarak. Anlaşılan o ki, Türkler konusunda kendisine bir takım bilgiler verilmiş. Muhammed'in anlatmasına göre, "Türklerle öldürüşme", taa "Kıyamet"e dek söz konusu. Kıyametin bir alameti" olarak da "müslümanlar", yeryüzündeki "Türkleri öldürüp temizleyecekler". Yoksa "kıyamet kopmayacak".
işte hadislerden bir kesim:
- Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş(kalın) derili olan bu toplumla.... kıl giyerler."(Bkz. Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/62-65), hadis no:2912;
(bkz: Ebu Davud Sünen Kitabu l-Melahim/9)
(bkz: Babun fi Kıtali t Türk), hadis no: 4303;
(bkz: Nesei Sünen Kitabu l-Cihad/Babu Gazveti t-Türk)
-"Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır."
(bkz: Buhari e s-SAhih Kitabu l-Cihad/96);
(bkz: Müslim e s-Sahih kitabu l-Fiten/62) hadis no: 2912;
(bkz: Ebu DAvud Sünen), hadis no: 4304;
(bkz: Tirmizi), h. no: 2251;
(bkz: ibn Mace), h. no: 4096-4099
görsel
"Şu da kıyamet alametlerinden: Kıldan(keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz. Geniş yüzlü, yüzleri kalkan gibi, üst üste derili toplula vuruşmanız-öldürüşmeniz kıyamet alametlerindendir. Siz(müslümanlar), küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle öldürüşmedikçe kıyamet kopmaz."
(Bkz: Buhari, e's-Sahih, kitabu'l-Cihad)/95;
(bkz: Müslüm e s-Sahih Kitabu l-Fiten)/66, hadis no: 2912;
(bkz: ibn Mace), h.no: 4097-4098).
- "Sizinle(siz müslümanlarla), küçük(çekik) gözlü toplum, Türkler savaşacaktır. Siz onları, üç kez önünüze katıp süreceksiniz. Sonunda Arap Yarımadası'nda karşılaşacaksınız. Birincide, onlardan kaçan kurtulur. ikincide kimi kurtulur, kimi yok edilir. Üçüncüdeyse onların tümü kırılacaktır."
(bkz: Ebu DAvud sünen), hadis no: 4305.)
yüzleri kalkanlar gibi kat kat, gözleri keçi pisliği gibi boncuk boncuk, ayakları kıldan çarıklı kırmızı derili, yec'üc ve mec'üc artıklarıdır.
(bkz: islamın arapların modern putperestliği olması)
(bkz: müslümanların türk katliamları)
(bkz: talkan katliamı)
(bkz: curcan katliamı)
(bkz: aleppo katliamı)
(bkz: kızılbaş türkler)
Bazılarının hala ve hala at gözlüğüyle savunmaya çalıştığı arapların modern putperestliğidir.
"Kıtalu't-Türk". Anlamı: "Türklerle öldürüşmek(savaş)". Buhari'de, Ebu Davud'da ve Tirmizi'de bölümün adı bu. ibn Mace'de "Babu't-Türk", yani "Türkler Bölümü". Müslim'deyse, "Kıyamet alametleri" arasında yer alıyor.
Muhammed, "Peygamberliğinin bir kanıtı" olarak, gelecekten haber verirken, "Kıyametin bir alameti" olarak "Türklerle nasıl çarpışılacağını, "müslüman"ların, "Türkleri nasıl öldürecekleri"ni de anlatıyor. Hem "Türk" diye ad vererek, hem de "tarif" ederek, yüzlerinin, gözlerinin, burunlarının, derilerinin, renklerinin nasıl olduğunu anlatarak. Anlaşılan o ki, Türkler konusunda kendisine bir takım bilgiler verilmiş. Muhammed'in anlatmasına göre, "Türklerle öldürüşme", taa "Kıyamet"e dek söz konusu. Kıyametin bir alameti" olarak da "müslümanlar", yeryüzündeki "Türkleri öldürüp temizleyecekler". Yoksa "kıyamet kopmayacak".
işte hadislerden bir kesim:
- Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş(kalın) derili olan bu toplumla.... kıl giyerler."(Bkz. Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/62-65), hadis no:2912;
(bkz: Ebu Davud Sünen Kitabu l-Melahim/9)
(bkz: Babun fi Kıtali t Türk), hadis no: 4303;
(bkz: Nesei Sünen Kitabu l-Cihad/Babu Gazveti t-Türk)
-"Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır."
(bkz: Buhari e s-SAhih Kitabu l-Cihad/96);
(bkz: Müslim e s-Sahih kitabu l-Fiten/62) hadis no: 2912;
(bkz: Ebu DAvud Sünen), hadis no: 4304;
(bkz: Tirmizi), h. no: 2251;
(bkz: ibn Mace), h. no: 4096-4099
görsel
"Şu da kıyamet alametlerinden: Kıldan(keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz. Geniş yüzlü, yüzleri kalkan gibi, üst üste derili toplula vuruşmanız-öldürüşmeniz kıyamet alametlerindendir. Siz(müslümanlar), küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle öldürüşmedikçe kıyamet kopmaz."
(Bkz: Buhari, e's-Sahih, kitabu'l-Cihad)/95;
(bkz: Müslüm e s-Sahih Kitabu l-Fiten)/66, hadis no: 2912;
(bkz: ibn Mace), h.no: 4097-4098).
- "Sizinle(siz müslümanlarla), küçük(çekik) gözlü toplum, Türkler savaşacaktır. Siz onları, üç kez önünüze katıp süreceksiniz. Sonunda Arap Yarımadası'nda karşılaşacaksınız. Birincide, onlardan kaçan kurtulur. ikincide kimi kurtulur, kimi yok edilir. Üçüncüdeyse onların tümü kırılacaktır."
(bkz: Ebu DAvud sünen), hadis no: 4305.)
yüzleri kalkanlar gibi kat kat, gözleri keçi pisliği gibi boncuk boncuk, ayakları kıldan çarıklı kırmızı derili, yec'üc ve mec'üc artıklarıdır.
(bkz: islamın arapların modern putperestliği olması)
(bkz: müslümanların türk katliamları)
(bkz: talkan katliamı)
(bkz: curcan katliamı)
(bkz: aleppo katliamı)
(bkz: kızılbaş türkler)
Bazılarının hala ve hala at gözlüğüyle savunmaya çalıştığı arapların modern putperestliğidir.
türklerin en büyük hizmeti yaptığı dindir. hadislere inanmayanların uydurma hadislere hiç inanmamaları lazım.
türkler'in asla müslüman olmayacağını iddia eden din.
böyle bir an umutlanıyorum lan adalet varmış diye sonra yine umutlarım sönüyor. somaliye yardım kampanyası vardı tamam aç aç yaşıyorlar biz de burada akşama kadar aç kalıp akşam ise etleri, pilavları her şeyi yiyoruz. tamam bu noktada adalet yok, tamam anladım onlar aç aç yaşadıklarından ölünce cennete gidecekler. biz de ise para var diye, ibadet etmedik diye cehenneme gidicez. adalet böyle sağlanacak. iyi de böyle olacağını bilsem ben şu an somali'deki aç olan çocuk olmak isterdim. cennetde her şey yok muydu sayın şakirtler? öyleyse siktir et buradaki hayatı. ki zaten herkes mutlu da değil. yani ben somalide doğup 2 yaşında ölüp cennete gitmek isterdim. bu nasıl adalet oluyor? oradaki çocuk hiçbir şey yapmasın ama aç ve hiçbir şeyi olmadığından cennete gitsin ama ben burada mutsuz yaşayayım param olsun ama cehenneme gideyim. yok öyle iş ya. bize adaletsizlik bu sefer. her türlü adaletsizlik var arkadaş. sikerler zaten inanmıyorum.
islamda Dört Kadınla Evlilik Konusunda Bilinmesi Gerekenler...
Öncelikle belirtmemiz gerekir ki dini emirleri, geldikleri dönem ve şartları dikkate almadan değerlendirmek yanlış olur. Her şeyden önce dört eş bir emir değil, bir sınırdır.
Bu hüküm geldiğinde gerek dünyada, gerekse Arap yarımadasında poligami evliliği yaygındı. Yani gerek erkekler, gerekse kadınlar çok sayıda kişi ile evlilik yapabiliyorlardı. Bu konuda sınır yoktu. Bir erkeğin sekiz on karısı olabildiği gibi, bir kadın da sekiz on erkekle evli olabiliyordu. [1]
Çok eşlilik, islam öncesi toplumlarda ve diğer dinlerde de yaygın olan ve sayısal sınırı da olmayan bir uygulama iken Kur an öncelikle bir sınırlama getirmiştir. [2]
Her yerde olduğu gibi Arabistan yarımadasında da cahiliye adetleri hüküm sürüyordu. islamiyet bunlardan bazılarını (kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi gibi) tamamen kaldırıyor, bazılarını değiştirerek düzene koyuyordu. Bunlardan birisi de cahiliye dönemindeki sınırsız eşle evlenme meselesidir. islamiyet gelmeden önce hem erkeklerin hem de kadınların sayı önemi olmaksızın istedikleri kadar eşle evlenebilmeleri normal karşılanıyordu. Buna göre birden fazla evliliği Kur'an tesis etmedi. Sadece daha önce sınırsız olan adedi sınırlandırdı.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer mesele ise: islam ın birbirine karışmış olan nesilleri düzene koymak için kadınları çok eşlilikten alıkoymuş olmasıdır. Nesillerin karışmaması için bir çocuğun anne ve babasının belli olması gerekiyor. Bir kadın birden fazla erkekle evlenirse, doğan çocuğun babasının kim olduğu belli olamaz. Hamilelik annelere mahsus olduğu için bir çocuğun annesinin karışması gibi bir durum söz konusu değildir. Fakat birden çok erkek olursa hangisinin gerçek baba olduğu bilinemez. (dna testi olmayan asırlardan bahsediyoruz) Ebeveynlerin ikisinin de kesin olarak bilinmediği toplumlarda nesiller karman çorman olmuştur. Çocukların babasının belli olmadığı bir toplumun ne kadar abes olduğunu düşünün. Bir çocuğun annesini bilip babasının kim olduğunu bilemediğini (hatta kardeşiyle aynı babadan mı değil mi? bilinmediğini) düşünün. Böyle bir topumda nesillerin korunmasından söz edilebilir mi? Aile kavramından söz edilebilir mi??
Erkeklerin eş sayısını sınırlayan Âyetin nuzulünden sonra Resulullah'ın emriyle 4'den fazla hanımı olanlar, fazlalarını boşadılar. [3] Şayet islam sınırı dört değil de bir olarak belirleseydi. Yani erkeklere dörtten fazla olan eşlerini boşamaları yerine, birden fazla olan eşlerinin hepsini boşamaları emredilseydi. O zaman ne kadar fazla kadının birden ortada kalacağını düşünün. Sosyal bir dengesizlik oluşacaktı. Ayrıca yerine getirilmesi mümkün olmayan bir emir söz konusu olsaydı birçok toplum çok kısa bir sürede islamiyet i kabul ederler miydi?
Kur an-ı Kerim in geldiği tarihten itibaren bütün dönemleri kapsadığını unutmayalım. Günümüzde Türkiye de kadın ile erkek sayısı birbirine çok yakındır. (erkekler kadınlardan birazcık daha fazla) [4] Fakat Peygamber efendimiz döneminde kadın sayısı erkeklerden çok daha fazladır. [5]
Hak bir dinde fıtrata ayrı ve abes bir iş olmaz. islamiyet in nasıl bir ortamda doğduğunu ve o dönemdeki şartları iyi analiz edersek çok daha sağlıklı olur. Kadınların sayısal olarak çok fazla olduğu ve çok eşliliğin normal karşılandığı bir dönemden bahsediyoruz. Çokeşlilik, toplumun alışkanlıkları ve yaşanmışlıklarının bir sonucu olarak islamiyet le ilişkilendirilmiştir. [6] Ayrıca Kur an-ı Kerim bütün insanlığa geldiği için, çok eşliliğe alışkın toplumlardan tutun, tek eşliliğin daha çok görüldüğü toplumlara kadar bütün insanlığı kapsayıcıdır. Geldiği tarihten itibaren kıyamete kadar olan süreçteki yaşamış ve yaşayacak olan bütün toplumlarla da alakadardır.
islam çok evliliği ne emretmiş ne de tavsiye etmiştir. Sadece bazı zaruri hallerde müsaade etmiştir. Mesela savaş sonrası erkeklerin azalması sebebiyle bu konuya dair tarihte pek çok örnek yaşanmıştır.
(Almanya nın ikinci Dünya Savaşı sonundaki durumunda olduğu gibi şayet bir topluma bir erkeğe karşı üç kadın bulunsa, problemin halledilmesi için üç durum söz konusu olur:
1- Her erkek bir kadınla evlenecek ve her üç kadından ikisi aile hayatını, çocuk sevgisini, annelik şefkatini tadamayacaktır.
2- Her erkek bir kadınla evlenecek ve diğer kadınlarla gayr-ı meşru münasebetler kuracak; kadın bu durumda yine aile hayatını, annelik şefkatini ve çocuk sevgisini tadamayacaktır
3- Bir erkek birkaç kadınla evlenecek, meşru daire dâhilinde aralarında adalet prensiplerine riayet ederek haysiyet ve şereflerini koruyacak, vicdani rahatsızlıktan kurtaracaktır) [7] Tarihte çokça yaşanan bu gibi özel hallede insanlar hem olumsuz şartlardan etkilenmemek, hem de gayr-i meşru birlikteliklerin önüne geçmek için (Almanlar gibi) üçüncü şıkkı kabul etmişlerdir.
Âyet-i kerimede Allah (cc) eşlerin birden fazla olması halinde kadınların her hususta haklarının gözetilmesini emrederken bu konuda kendisine güvenemeyen ve adaletsizlik yapmaktan korkanlar için tek eşin en uygun olacağını söylemiştir.
Eğer, (himayenizde bulunan) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın. Veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygunudur. [8]
Araplarda içinde olmak üzere birçok cahiliye toplumlarında çok eşliliğin ve cariyelerin geçmişteki alışkanlıkların bir neticesi olarak normal karşılandığını söylemiştik. Böyle bir dönemde anne babası olmayan yetim kızlar bazı aileler tarafından sahipleniliyordu. Yukarıdaki âyette Cenab-ı Hak diyor ki: o himayenizde bulunan yetim kızları nikahlayıp adaletsiz olabilecekseniz (demek ki nikahlıyıp adaletsizlik yapabiliyorlardı ki bu âyet indi) o zaman yetim kızları değil de size helal olan kadınlardan (olgun, hür kadın) iki üç dört tane nikahlayabilirsiniz.
Fakat Allah (cc) gene aynı âyetinde buyuruyor ki: Adaletli olamayacağınızı düşünüyorsanız bir tanesini nikahlamanız adaletten ayrılmamanız açısından en uygunudur.
Adaletin sağlanmasıyla anlatılmak istenen: Eşler arasında barındırma, yedirme, içirme, giydirme, kocalık vazifesi ve sevgide gösterilen eşitliktir. Yalnız şu var ki, insanın sevgi hususunda tam bir eşitlik gösterebilmesi aşırı derece zordur. Erkek maddi olanaklar açısından büyük bir dikkat gösterse bile sevgi konusunda tam adaletli olmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Her kadının farklı fiziksel ve ruhsal özellikleri olduğundan bunlara karşı tam bir adaletle muamele edebilmek için erkeğin olağan üstü ince düşünme yeteneğine sahip olması gerekir. Eşitlik konusunda her ne kadar çaba harcanırsa harcansın bunu başarmanın imkansıza yakın olduğunu Cenab-ı Hak bir başka âyetinde şöyle belirtiyor:
Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. [9]
Cenab-ı Hak bir ayette adaleti emrederken, diğer ayette de insanların hanımları arasında adaleti gerçek manada gerçekleştiremeyeceklerini açıklaması, birden fazla kadınla zaruret olmaksızın evlenmemeye işaret içindir. [10]
insan fıtratı açısından da, hayatın seyri açısından da islamiyet te de normal olan tekeşliliktir. Çokeşlilik tarihte değişik kültürlerde gözlemlenen özel bir durumdur. islam da çok olağanüstü durumlarda çokeşlilik cevaz verilmiştir. [11]
Kur an bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekiz-dokuzdan dörde indirmiştir. Bâhusus birden fazla olmada öyle şartlar koymuştur ki, ona müraat etmekle hiçbir mazarrata müeddî olmaz. [12]
Çok eşliliği bir yaşam biçimi haline getirmiş cahiliye toplumlarında islamiyet in ilk önce eş sayısını dörtle sınırlayarak, dörtten fazla eşi olanlara boşanmalarını emretmesi.. daha sonra bu dört eş arasındaki adaletin tam bir eşitlikle sağlaması için şartlar getirmesi.. akabinden tek eşin en uygunu olduğunu belirtmesi.. ve en son olarakta kadınlar arası adaleti sağlamanın neredeyse imkansız olduğunu anlatan Nisa Sûresi 129. âyetinin Peygamber efendimizin vefatından sadece 3 sene önce gelmiş olması [13] Kur an-ı Kerim in, çok eşliliğin azalması konusunda adeta bir geçiş dönemi rolü üstlendiğini açıkça gösteriyor. Dikkatli bir analiz yapıldığında bu hükümler sayesinde islam öncesi cahiliye toplumlarından günümüze kadar ki yaşanan süreçte çok eşliliğin kademeli olarak azaldığı görülmektedir.
Peygamber Efendimiz (sav) döneminden bir nakil yapacak olursak: Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma, kocası Hz. Ali'nin şayet ikinci bir kadını eş olarak isterse buna karşı çıkacağını söylemiştir. Bu olay başlı başına kadının rızasının ne kadar önemli olduğu konusunda önemi bir delildir. Çünkü Efendimizin terbiyesinde büyüyen Hz. Fatıma'nın kocasının, olur da ikinci bir evlilik yapma olasılığına karşı çıkıyor olması [14] (kadın sayısının çok fazla olduğu, 14 asır önce dâhi) ilk hanımının rızasını almadaki önemi gösteren büyük bir delildir.
Peygamberimiz döneminde kadınlar o kadar fazlaydı ki, oransal olarak bir erkeğe bir sürü kadın düşüyordu. Çok evliliğin normal ve yaygın olduğu bir dönemde evet, Efendimizde (sav) birden fazla kadınla evlenmiştir. Ama bütün sahabelerin Peygamberimizi örnek aldıklarını, hatta en küçük ve basit görünen şeylerde dahi büyük bir dikkatle taklit ettiklerini düşündüğümüzde: şayet bir kadınla evlenseydi, bütün sahabeler mevcut eşlerini boşayacak (teki hariç) ve bir sürü kadın ortada kalacaktı. Belki hayatının sonuna kadar evlenemeyeceğini düşünen eski cahiliye döneminin cehaletiyle nefsine yenik düşenler olabilecekti. Şayet bu sorunun önüne geçmek için Hazreti Peygamber sahabelere 4 e kadar olan eşleriyle yaşamalarını söylerken kendisi tek eş ile evlenseydi bu seferde sahabelerin eşleri Efendimizin tek eşli evlilik hayatını kıskanarak diğer kadınlarla ve eşleriyle huzursuzluk yaşacaklardı. Kısacası Hazreti Peygamberin yaşantısında en ufak bir mesele yoktur ki, içinde muhakkak bir hayır olmasın. Efendimiz (sav) kendini insanlardan soyutlamamış, herkes nasıl yaşıyorsa o da öyle yaşamıştır. Sahabelerin ailevi yaşantılarında çıkan anlaşmazlıklarda ise, gerek örnek yaşantısıyla gerekse hak ve adaletten ayrılmadan verdiği hükümlerle öylesine zor bir asırda dahi huzuru temin etmeyi başarmıştır.
Evet bu konuların hiçbirini bilmeyen, araştırma gereği de duymadan dinimize saldıranların hayatlarına bir bakın. Flört ve metres gibi nikahsız beraberlikleri Birbirini sevenler için nikâh kadar güzel bir şey görülmemiştir [15] hadisine muhalif olarak meşru ve doğal bir durummuş gibi savunuyorlar. Kısa zamanda bir sürü sevgili değiştirmek, hele ki onlardan birinde küçük bir anlaşmazlık çıktığında kıskandırmak için karşı cinsten başkalarına yakınlaşmak hangi ahlakla açıklanabilir? Kızların yabancı erkeklere karşı (neredeyse kocası gibi) aşırı derece samimi olmalarını, erkeklerinde aynı şekilde (güya) arkadaş olarak (sayısı alabildiğine) kızlarla (evli gibi) gezip tozmalarını normal karşılayacak kadar geniş yaşayanlar, dünya tarihinde çok eşliliğin azalmasını sağlamış hak bir dine laf atacaklarına dönüpte kendi mide bulandırıcı hayatlarına baksınlar!.. Unutmayalım: Bir mü'min herhangi bir günahı işlemeye devam ederse şüphe yok ki o günaha alışacaktır, zamanla yaptığı şeyin günah olduğunu dahi aklına getirmemeye başlayacak, çok tehlikeli olmasına rağmen normal görmeye başlayacaktır. [16] Adını sevgi koydukları şeyin, ((gayr-ı meşru dairede olduğu için)) cinsel hevesattan başka bir şey olmadığını anladıklarında ise Yerinde sarf olunmayan bir muhabbet-i gayr-ı meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir. [17] kaidesiyle yaşadıkları o günahlı günlerin bir vebalini ahrete kalmadan da çekiyorlar.
Şimdi de (üzülerek) işin istismar boyutuna girelim. Maalesef doğudaki (bazı) toprak ağaları çok eşlilik konusunu kötüye kullanıyor. Peygamberimiz (sav) Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. [18] dediği halde kadınların haklarına zerre kadar dikkat etmeden (sözde) müslüman kimlikleriyle yaptıkları evlilikler ve boşamalar islam'ı her fırsatta eleştirenlerinde işine geliyor.
Dinimizce nikahı duyurmak ilan etmek meşruiyeti açısından fevkalade önemlidir. Eskiden resmi görevli nikah memurları olmadığı için (hem de geleneksel olarak) nikahı asırlar boyu imamlar kıyıyorlardı. Önemli olan dini ya da resmi olması değil, herkese duyurulmuş olmasıdır. Bir başka deyişle resmi nikah kıyıldığında zaten (konu şahitler huzurunda evliliğin gerçekleşmesi olduğundan) imam nikahı yerinede geçer. Fakat gizli kapaklı yapılan bir imam nikahı (ilân edilmediğinden) resmi ve makbul olmaz. Kişi istediği kadar kendisini kandırsın, herkesten saklanan bir nikah Allah katında kabul olmaz. Hem nefis ve hevesine tabi olup (varsa eşinden, çocuklarından utanmadan) böyle bir birlikteliğe soyunan erkeğin yaptığı beraberlik ciddi günahlara gebedir.
Çokeşlilik konusu istismar ediliyor. insanlar imam nikâhı adı altında gayrimeşru yaşıyor. islam'da gizli nikâh olmaz, tek evliliğe izin verilir. Çok önemli bir toplumsal olayda, erkekler ölüyorsa, kadınlar çocuklarıyla dul kalıyorsa ikinci evlilik gerçekleşebilir. [19]
Sadece evlilik konusunda da değil mesela bu tür hataların çokça yapıldığı yerlerde: Zinayı kadın yapınca namussuzluk oluyor. Erkek yapınca o erkektir yapar deniliyor.. yada olay örtbas ediliyor. Aynı şekilde, erkek arkadaşıyla uygunsuz yakalanan kızın gördüğü gerek fiziksel gerek psikolojik muamele ile, erkeğin gördüğü (pardon görmediği!) muamele arasında çok derin uçurum var.. Herkes bilir zina büyük günahlardandır. Hatta en büyük yedi kebâirden birisidir. Ama bir bakın, işin günah boyutunda ve kişinin ebedi hayatına vereceği zararda Allahu Teala kadın erkek ayrımı yapıyor mu!?.. Allah (cc) Nisâ Sûresi'nin 16. âyetinde şöyle buyuruyor: (Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.) Âyetteki incitip kınamak kişinin tevbe etmemesine ve ıslah olmaması (yaptığı yanlışı normal görüp, inatla savunması gibi) şartına bağlanmış. Zaten âyetin sonunda yazanda gayet açık olduğu halde bazı toplumlarda kadın ile erkek arasında büyük adaletsizlik yapılıyor.
Bu adaletsizliklerin sebebi babadan gördüğü her şeyi islam da var zanneden, kaynaksız ve tamamen yanlış bir din algısı. Artık cahillik mi dersiniz, işine geldiği gibi yorumlama mı dersiniz ne derseniz deyin.. Böyle yanlışlar maalesef ülkemizde ve bazı islam ülkelerinde yapılıyor. Kişisel yanlışlıkları ve hatalı uygulamaları islam dinine mal etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur, olamaz.
Sonuç olarak islami meselelerde bilmeden, araştırmadan eleştirmek insanın îmanına ve âhretine ciddi şekilde zarar verir. Bir mesele hakkında değerlendirme yaparken, dar bir çerçeveden bakarak peşin peşin karşı çıkmak basit insanlara mahsustur. Gerçekten öğrenmek isteyen, işin hakikatini merak edenler o konu ile alakalı bütün her şeyi değerlendirip analizini geniş daireden yapar. Allah akıl vermiş, boşuna vermemiş. Araştır, öğren cahiliye döneminin cehaletinden çık artık diye vermiştir.
Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. [20]
KAYNAKLAR:
1-) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Fazıl Üçer
2-) Sözcü Gazetesi Yazarı Ayşe Sucu 30.05.2011 Tarihli Köşe Yazısı
3-) Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kur an Dili tefsiri
4-) Türkiye istatistik Kurumu 2011 Verileri
5-) islam Tarihi, Asım Köksal
6-) Din işleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Saim Yeprem
7-) http://www.ilmedavet.com
8-) Nisâ Sûresi 3
9-) Nisâ Sûresi 129
10-) Mehmed Paksu, Çağın Getirdiği Sorular
11-) Marmara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Prof. Dr. ilyas Çelebi
12-) Bediüzzaman Said Nursi, Münazarat
13-) Diyanetin Bastığı islam Tarihi Ansiklopedisi
14-) http://www.sorularlaislamiyet.com
15-) Hadis-i Şerif Abbas Radıyallahu Anh. dan Rivayet
16-) http://www.facebook.com/IslamdaTesettur
17-) Risale-i Nur Külliyatı, Sözler
18-) Peygamberimizin Veda Hutbesi
19-) ilahiyatçı Yazar ismail Nacar
20-) Hadis-i Şerif (Tirmizî, Radâ', 11; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.)
Ahmet Zübeyr Yüce Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi 4. Sınıf Öğrencisi
Öncelikle belirtmemiz gerekir ki dini emirleri, geldikleri dönem ve şartları dikkate almadan değerlendirmek yanlış olur. Her şeyden önce dört eş bir emir değil, bir sınırdır.
Bu hüküm geldiğinde gerek dünyada, gerekse Arap yarımadasında poligami evliliği yaygındı. Yani gerek erkekler, gerekse kadınlar çok sayıda kişi ile evlilik yapabiliyorlardı. Bu konuda sınır yoktu. Bir erkeğin sekiz on karısı olabildiği gibi, bir kadın da sekiz on erkekle evli olabiliyordu. [1]
Çok eşlilik, islam öncesi toplumlarda ve diğer dinlerde de yaygın olan ve sayısal sınırı da olmayan bir uygulama iken Kur an öncelikle bir sınırlama getirmiştir. [2]
Her yerde olduğu gibi Arabistan yarımadasında da cahiliye adetleri hüküm sürüyordu. islamiyet bunlardan bazılarını (kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi gibi) tamamen kaldırıyor, bazılarını değiştirerek düzene koyuyordu. Bunlardan birisi de cahiliye dönemindeki sınırsız eşle evlenme meselesidir. islamiyet gelmeden önce hem erkeklerin hem de kadınların sayı önemi olmaksızın istedikleri kadar eşle evlenebilmeleri normal karşılanıyordu. Buna göre birden fazla evliliği Kur'an tesis etmedi. Sadece daha önce sınırsız olan adedi sınırlandırdı.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer mesele ise: islam ın birbirine karışmış olan nesilleri düzene koymak için kadınları çok eşlilikten alıkoymuş olmasıdır. Nesillerin karışmaması için bir çocuğun anne ve babasının belli olması gerekiyor. Bir kadın birden fazla erkekle evlenirse, doğan çocuğun babasının kim olduğu belli olamaz. Hamilelik annelere mahsus olduğu için bir çocuğun annesinin karışması gibi bir durum söz konusu değildir. Fakat birden çok erkek olursa hangisinin gerçek baba olduğu bilinemez. (dna testi olmayan asırlardan bahsediyoruz) Ebeveynlerin ikisinin de kesin olarak bilinmediği toplumlarda nesiller karman çorman olmuştur. Çocukların babasının belli olmadığı bir toplumun ne kadar abes olduğunu düşünün. Bir çocuğun annesini bilip babasının kim olduğunu bilemediğini (hatta kardeşiyle aynı babadan mı değil mi? bilinmediğini) düşünün. Böyle bir topumda nesillerin korunmasından söz edilebilir mi? Aile kavramından söz edilebilir mi??
Erkeklerin eş sayısını sınırlayan Âyetin nuzulünden sonra Resulullah'ın emriyle 4'den fazla hanımı olanlar, fazlalarını boşadılar. [3] Şayet islam sınırı dört değil de bir olarak belirleseydi. Yani erkeklere dörtten fazla olan eşlerini boşamaları yerine, birden fazla olan eşlerinin hepsini boşamaları emredilseydi. O zaman ne kadar fazla kadının birden ortada kalacağını düşünün. Sosyal bir dengesizlik oluşacaktı. Ayrıca yerine getirilmesi mümkün olmayan bir emir söz konusu olsaydı birçok toplum çok kısa bir sürede islamiyet i kabul ederler miydi?
Kur an-ı Kerim in geldiği tarihten itibaren bütün dönemleri kapsadığını unutmayalım. Günümüzde Türkiye de kadın ile erkek sayısı birbirine çok yakındır. (erkekler kadınlardan birazcık daha fazla) [4] Fakat Peygamber efendimiz döneminde kadın sayısı erkeklerden çok daha fazladır. [5]
Hak bir dinde fıtrata ayrı ve abes bir iş olmaz. islamiyet in nasıl bir ortamda doğduğunu ve o dönemdeki şartları iyi analiz edersek çok daha sağlıklı olur. Kadınların sayısal olarak çok fazla olduğu ve çok eşliliğin normal karşılandığı bir dönemden bahsediyoruz. Çokeşlilik, toplumun alışkanlıkları ve yaşanmışlıklarının bir sonucu olarak islamiyet le ilişkilendirilmiştir. [6] Ayrıca Kur an-ı Kerim bütün insanlığa geldiği için, çok eşliliğe alışkın toplumlardan tutun, tek eşliliğin daha çok görüldüğü toplumlara kadar bütün insanlığı kapsayıcıdır. Geldiği tarihten itibaren kıyamete kadar olan süreçteki yaşamış ve yaşayacak olan bütün toplumlarla da alakadardır.
islam çok evliliği ne emretmiş ne de tavsiye etmiştir. Sadece bazı zaruri hallerde müsaade etmiştir. Mesela savaş sonrası erkeklerin azalması sebebiyle bu konuya dair tarihte pek çok örnek yaşanmıştır.
(Almanya nın ikinci Dünya Savaşı sonundaki durumunda olduğu gibi şayet bir topluma bir erkeğe karşı üç kadın bulunsa, problemin halledilmesi için üç durum söz konusu olur:
1- Her erkek bir kadınla evlenecek ve her üç kadından ikisi aile hayatını, çocuk sevgisini, annelik şefkatini tadamayacaktır.
2- Her erkek bir kadınla evlenecek ve diğer kadınlarla gayr-ı meşru münasebetler kuracak; kadın bu durumda yine aile hayatını, annelik şefkatini ve çocuk sevgisini tadamayacaktır
3- Bir erkek birkaç kadınla evlenecek, meşru daire dâhilinde aralarında adalet prensiplerine riayet ederek haysiyet ve şereflerini koruyacak, vicdani rahatsızlıktan kurtaracaktır) [7] Tarihte çokça yaşanan bu gibi özel hallede insanlar hem olumsuz şartlardan etkilenmemek, hem de gayr-i meşru birlikteliklerin önüne geçmek için (Almanlar gibi) üçüncü şıkkı kabul etmişlerdir.
Âyet-i kerimede Allah (cc) eşlerin birden fazla olması halinde kadınların her hususta haklarının gözetilmesini emrederken bu konuda kendisine güvenemeyen ve adaletsizlik yapmaktan korkanlar için tek eşin en uygun olacağını söylemiştir.
Eğer, (himayenizde bulunan) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın. Veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygunudur. [8]
Araplarda içinde olmak üzere birçok cahiliye toplumlarında çok eşliliğin ve cariyelerin geçmişteki alışkanlıkların bir neticesi olarak normal karşılandığını söylemiştik. Böyle bir dönemde anne babası olmayan yetim kızlar bazı aileler tarafından sahipleniliyordu. Yukarıdaki âyette Cenab-ı Hak diyor ki: o himayenizde bulunan yetim kızları nikahlayıp adaletsiz olabilecekseniz (demek ki nikahlıyıp adaletsizlik yapabiliyorlardı ki bu âyet indi) o zaman yetim kızları değil de size helal olan kadınlardan (olgun, hür kadın) iki üç dört tane nikahlayabilirsiniz.
Fakat Allah (cc) gene aynı âyetinde buyuruyor ki: Adaletli olamayacağınızı düşünüyorsanız bir tanesini nikahlamanız adaletten ayrılmamanız açısından en uygunudur.
Adaletin sağlanmasıyla anlatılmak istenen: Eşler arasında barındırma, yedirme, içirme, giydirme, kocalık vazifesi ve sevgide gösterilen eşitliktir. Yalnız şu var ki, insanın sevgi hususunda tam bir eşitlik gösterebilmesi aşırı derece zordur. Erkek maddi olanaklar açısından büyük bir dikkat gösterse bile sevgi konusunda tam adaletli olmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Her kadının farklı fiziksel ve ruhsal özellikleri olduğundan bunlara karşı tam bir adaletle muamele edebilmek için erkeğin olağan üstü ince düşünme yeteneğine sahip olması gerekir. Eşitlik konusunda her ne kadar çaba harcanırsa harcansın bunu başarmanın imkansıza yakın olduğunu Cenab-ı Hak bir başka âyetinde şöyle belirtiyor:
Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. [9]
Cenab-ı Hak bir ayette adaleti emrederken, diğer ayette de insanların hanımları arasında adaleti gerçek manada gerçekleştiremeyeceklerini açıklaması, birden fazla kadınla zaruret olmaksızın evlenmemeye işaret içindir. [10]
insan fıtratı açısından da, hayatın seyri açısından da islamiyet te de normal olan tekeşliliktir. Çokeşlilik tarihte değişik kültürlerde gözlemlenen özel bir durumdur. islam da çok olağanüstü durumlarda çokeşlilik cevaz verilmiştir. [11]
Kur an bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekiz-dokuzdan dörde indirmiştir. Bâhusus birden fazla olmada öyle şartlar koymuştur ki, ona müraat etmekle hiçbir mazarrata müeddî olmaz. [12]
Çok eşliliği bir yaşam biçimi haline getirmiş cahiliye toplumlarında islamiyet in ilk önce eş sayısını dörtle sınırlayarak, dörtten fazla eşi olanlara boşanmalarını emretmesi.. daha sonra bu dört eş arasındaki adaletin tam bir eşitlikle sağlaması için şartlar getirmesi.. akabinden tek eşin en uygunu olduğunu belirtmesi.. ve en son olarakta kadınlar arası adaleti sağlamanın neredeyse imkansız olduğunu anlatan Nisa Sûresi 129. âyetinin Peygamber efendimizin vefatından sadece 3 sene önce gelmiş olması [13] Kur an-ı Kerim in, çok eşliliğin azalması konusunda adeta bir geçiş dönemi rolü üstlendiğini açıkça gösteriyor. Dikkatli bir analiz yapıldığında bu hükümler sayesinde islam öncesi cahiliye toplumlarından günümüze kadar ki yaşanan süreçte çok eşliliğin kademeli olarak azaldığı görülmektedir.
Peygamber Efendimiz (sav) döneminden bir nakil yapacak olursak: Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma, kocası Hz. Ali'nin şayet ikinci bir kadını eş olarak isterse buna karşı çıkacağını söylemiştir. Bu olay başlı başına kadının rızasının ne kadar önemli olduğu konusunda önemi bir delildir. Çünkü Efendimizin terbiyesinde büyüyen Hz. Fatıma'nın kocasının, olur da ikinci bir evlilik yapma olasılığına karşı çıkıyor olması [14] (kadın sayısının çok fazla olduğu, 14 asır önce dâhi) ilk hanımının rızasını almadaki önemi gösteren büyük bir delildir.
Peygamberimiz döneminde kadınlar o kadar fazlaydı ki, oransal olarak bir erkeğe bir sürü kadın düşüyordu. Çok evliliğin normal ve yaygın olduğu bir dönemde evet, Efendimizde (sav) birden fazla kadınla evlenmiştir. Ama bütün sahabelerin Peygamberimizi örnek aldıklarını, hatta en küçük ve basit görünen şeylerde dahi büyük bir dikkatle taklit ettiklerini düşündüğümüzde: şayet bir kadınla evlenseydi, bütün sahabeler mevcut eşlerini boşayacak (teki hariç) ve bir sürü kadın ortada kalacaktı. Belki hayatının sonuna kadar evlenemeyeceğini düşünen eski cahiliye döneminin cehaletiyle nefsine yenik düşenler olabilecekti. Şayet bu sorunun önüne geçmek için Hazreti Peygamber sahabelere 4 e kadar olan eşleriyle yaşamalarını söylerken kendisi tek eş ile evlenseydi bu seferde sahabelerin eşleri Efendimizin tek eşli evlilik hayatını kıskanarak diğer kadınlarla ve eşleriyle huzursuzluk yaşacaklardı. Kısacası Hazreti Peygamberin yaşantısında en ufak bir mesele yoktur ki, içinde muhakkak bir hayır olmasın. Efendimiz (sav) kendini insanlardan soyutlamamış, herkes nasıl yaşıyorsa o da öyle yaşamıştır. Sahabelerin ailevi yaşantılarında çıkan anlaşmazlıklarda ise, gerek örnek yaşantısıyla gerekse hak ve adaletten ayrılmadan verdiği hükümlerle öylesine zor bir asırda dahi huzuru temin etmeyi başarmıştır.
Evet bu konuların hiçbirini bilmeyen, araştırma gereği de duymadan dinimize saldıranların hayatlarına bir bakın. Flört ve metres gibi nikahsız beraberlikleri Birbirini sevenler için nikâh kadar güzel bir şey görülmemiştir [15] hadisine muhalif olarak meşru ve doğal bir durummuş gibi savunuyorlar. Kısa zamanda bir sürü sevgili değiştirmek, hele ki onlardan birinde küçük bir anlaşmazlık çıktığında kıskandırmak için karşı cinsten başkalarına yakınlaşmak hangi ahlakla açıklanabilir? Kızların yabancı erkeklere karşı (neredeyse kocası gibi) aşırı derece samimi olmalarını, erkeklerinde aynı şekilde (güya) arkadaş olarak (sayısı alabildiğine) kızlarla (evli gibi) gezip tozmalarını normal karşılayacak kadar geniş yaşayanlar, dünya tarihinde çok eşliliğin azalmasını sağlamış hak bir dine laf atacaklarına dönüpte kendi mide bulandırıcı hayatlarına baksınlar!.. Unutmayalım: Bir mü'min herhangi bir günahı işlemeye devam ederse şüphe yok ki o günaha alışacaktır, zamanla yaptığı şeyin günah olduğunu dahi aklına getirmemeye başlayacak, çok tehlikeli olmasına rağmen normal görmeye başlayacaktır. [16] Adını sevgi koydukları şeyin, ((gayr-ı meşru dairede olduğu için)) cinsel hevesattan başka bir şey olmadığını anladıklarında ise Yerinde sarf olunmayan bir muhabbet-i gayr-ı meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir. [17] kaidesiyle yaşadıkları o günahlı günlerin bir vebalini ahrete kalmadan da çekiyorlar.
Şimdi de (üzülerek) işin istismar boyutuna girelim. Maalesef doğudaki (bazı) toprak ağaları çok eşlilik konusunu kötüye kullanıyor. Peygamberimiz (sav) Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. [18] dediği halde kadınların haklarına zerre kadar dikkat etmeden (sözde) müslüman kimlikleriyle yaptıkları evlilikler ve boşamalar islam'ı her fırsatta eleştirenlerinde işine geliyor.
Dinimizce nikahı duyurmak ilan etmek meşruiyeti açısından fevkalade önemlidir. Eskiden resmi görevli nikah memurları olmadığı için (hem de geleneksel olarak) nikahı asırlar boyu imamlar kıyıyorlardı. Önemli olan dini ya da resmi olması değil, herkese duyurulmuş olmasıdır. Bir başka deyişle resmi nikah kıyıldığında zaten (konu şahitler huzurunda evliliğin gerçekleşmesi olduğundan) imam nikahı yerinede geçer. Fakat gizli kapaklı yapılan bir imam nikahı (ilân edilmediğinden) resmi ve makbul olmaz. Kişi istediği kadar kendisini kandırsın, herkesten saklanan bir nikah Allah katında kabul olmaz. Hem nefis ve hevesine tabi olup (varsa eşinden, çocuklarından utanmadan) böyle bir birlikteliğe soyunan erkeğin yaptığı beraberlik ciddi günahlara gebedir.
Çokeşlilik konusu istismar ediliyor. insanlar imam nikâhı adı altında gayrimeşru yaşıyor. islam'da gizli nikâh olmaz, tek evliliğe izin verilir. Çok önemli bir toplumsal olayda, erkekler ölüyorsa, kadınlar çocuklarıyla dul kalıyorsa ikinci evlilik gerçekleşebilir. [19]
Sadece evlilik konusunda da değil mesela bu tür hataların çokça yapıldığı yerlerde: Zinayı kadın yapınca namussuzluk oluyor. Erkek yapınca o erkektir yapar deniliyor.. yada olay örtbas ediliyor. Aynı şekilde, erkek arkadaşıyla uygunsuz yakalanan kızın gördüğü gerek fiziksel gerek psikolojik muamele ile, erkeğin gördüğü (pardon görmediği!) muamele arasında çok derin uçurum var.. Herkes bilir zina büyük günahlardandır. Hatta en büyük yedi kebâirden birisidir. Ama bir bakın, işin günah boyutunda ve kişinin ebedi hayatına vereceği zararda Allahu Teala kadın erkek ayrımı yapıyor mu!?.. Allah (cc) Nisâ Sûresi'nin 16. âyetinde şöyle buyuruyor: (Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.) Âyetteki incitip kınamak kişinin tevbe etmemesine ve ıslah olmaması (yaptığı yanlışı normal görüp, inatla savunması gibi) şartına bağlanmış. Zaten âyetin sonunda yazanda gayet açık olduğu halde bazı toplumlarda kadın ile erkek arasında büyük adaletsizlik yapılıyor.
Bu adaletsizliklerin sebebi babadan gördüğü her şeyi islam da var zanneden, kaynaksız ve tamamen yanlış bir din algısı. Artık cahillik mi dersiniz, işine geldiği gibi yorumlama mı dersiniz ne derseniz deyin.. Böyle yanlışlar maalesef ülkemizde ve bazı islam ülkelerinde yapılıyor. Kişisel yanlışlıkları ve hatalı uygulamaları islam dinine mal etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur, olamaz.
Sonuç olarak islami meselelerde bilmeden, araştırmadan eleştirmek insanın îmanına ve âhretine ciddi şekilde zarar verir. Bir mesele hakkında değerlendirme yaparken, dar bir çerçeveden bakarak peşin peşin karşı çıkmak basit insanlara mahsustur. Gerçekten öğrenmek isteyen, işin hakikatini merak edenler o konu ile alakalı bütün her şeyi değerlendirip analizini geniş daireden yapar. Allah akıl vermiş, boşuna vermemiş. Araştır, öğren cahiliye döneminin cehaletinden çık artık diye vermiştir.
Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. [20]
KAYNAKLAR:
1-) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Fazıl Üçer
2-) Sözcü Gazetesi Yazarı Ayşe Sucu 30.05.2011 Tarihli Köşe Yazısı
3-) Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kur an Dili tefsiri
4-) Türkiye istatistik Kurumu 2011 Verileri
5-) islam Tarihi, Asım Köksal
6-) Din işleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Saim Yeprem
7-) http://www.ilmedavet.com
8-) Nisâ Sûresi 3
9-) Nisâ Sûresi 129
10-) Mehmed Paksu, Çağın Getirdiği Sorular
11-) Marmara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Prof. Dr. ilyas Çelebi
12-) Bediüzzaman Said Nursi, Münazarat
13-) Diyanetin Bastığı islam Tarihi Ansiklopedisi
14-) http://www.sorularlaislamiyet.com
15-) Hadis-i Şerif Abbas Radıyallahu Anh. dan Rivayet
16-) http://www.facebook.com/IslamdaTesettur
17-) Risale-i Nur Külliyatı, Sözler
18-) Peygamberimizin Veda Hutbesi
19-) ilahiyatçı Yazar ismail Nacar
20-) Hadis-i Şerif (Tirmizî, Radâ', 11; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.)
Ahmet Zübeyr Yüce Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi 4. Sınıf Öğrencisi
bence de çok saçma. hemen yarın bırakıyorum.
çoğunlukla eğitimini internetten ( google den) tamamlayan kişilerin, laf attığı dindir.
not: kopyala- yapıştır yapmıyorum diyen biri varsa buyursun. bir soru soracağım.
not: kopyala- yapıştır yapmıyorum diyen biri varsa buyursun. bir soru soracağım.
tek gerçektir.
gerisi yalan ve illüzyon.
gerisi yalan ve illüzyon.
öyle bir din ki; hakkındaki gerçekleri tam olarak anlamadığınızda münafıklığa veya kafirliğe hızlı geçişinizi hazırlarsınız. öyle bir din ki; onun hakkında ciddi bir şekilde kafa yorduğunuzda, düşündüğünüzde feyiz ve bereketini yaşarsınız. öyle bir din ki; inanılmaz derecede bilimsel detayları barındırır ve içinizde iman kırıntısı varsa sizi samimiyetle kendisine bağlar.
En yüce dindir.
modern dünyanın bunalımı'na, batı tipi kalkınma ve yaşama biçimine tek alternatif. elan batı'nın içinde bulunduğu maddi sanılan ama kesinlikle manevi kriz olan bu kaosa karşı yegane reçete. hakkında ister olumlu, ister olumsuz konuşulsun, bütün bunlar bu dinin merak edilip araştırılmasına hizmet ediyor.
bu dine inanlar dünya da hiç bir zaman başarılı olamayacaklardır.
islam kısıtlama dinidir.
islam fakirlik, sefalet dinidir.
islam gelişemeyeceklerin dinidir.
islam kısıtlama dinidir.
islam fakirlik, sefalet dinidir.
islam gelişemeyeceklerin dinidir.
islam dini akıl dini değil vahiy dinidir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar