bugün
- soğuk duş almak5
- ciddi ilişki istemiyorum takılalım diyen kadın9
- milli takıma isim koyalım kampanyası9
- yaşlılığınız için insan biriktirin3
- lahmacunu elle yiyen kız4
- yazarların en sevdiği meyve4
- çipli kimlik kartları2
- türk kızlarına yürüyen turistin dayak yemesi7
- hawking'in uzaylılarla konuşmayın uyarısı3
- kas krampı3
- baba denince akla gelenler4
- özel okul öğretmenleri açlık grevinde2
- nolcak bu ulkenin hali3
- nasılsınız3
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi3
- zincir marketlere kısıtlama çağrısı4
- insanlara güvenin azalması3
- peki yazan kıza espri yapmaya devam etmek3
- asosyal olmanın sebepleri3
- yüzde 80 kakao içeren bitter çikolata2
- kimseyle tanışamamak8
- ankara sokaklarında yürümek2
- seni hayata bağlayan şey10
- milli takımın gruptan 3 çıkması senaryosu4
- 26 haziran 2026 türkiye'nin abd'ye döşeyeceği boru3
- 20 haziran 2026 hollanda isveç maçı5
- arda güler egosu7
- 5 litrelik suyla sınava giren öğrenci5
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı52
- başkan2
- başına belayı satın almak2
- anne ve babayı çocukları önünde vuran maganda3
- türkiye'deki yakışıklı erkek kıtlığı16
- bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey3
- okulda felsefe dersinin kaldırılması7
- fazla açıklama yapan insan2
- kanyon starbucks2
- hiç götü öpülmemiş kız siniri2
- yuzırların süper güçleri11
- bizim çocuklar'a alternatif slogan önerileri3
- enteresan beddualar9
- vincenzo montella'nın halen istifa etmemiş olması10
- türkiye a milli futbol takımı14
- güzellik merkezi2
- telegram vs whatsapp4
- 33 yaşında emekli hayatı yaşamak5
- türkiye'nin asla düzelemeyecek olmasının sebebi12
- erkeklere çekici gelen kadın meslekleri10
- dövmesi olan yazarlar6
- ankara mı istanbul mu9
on the beach, the blue cafe, josephine, the road to hell gibi muhteşem şarkıların sahibi, büyülü gitar tınılarının gizemli ismi, ingiliz sanatçı..
süper sese sahip, slide ustası müzisyen. sesi zaman zaman tom waits'i andırır gibi. julia şarkısıyla babamı özletmiştir kendisi, sağolsun; o ayrı konu.
(bkz: And you my love)
Gitar çalarken pena kullanmaz, belki de bu yüzden biraz mark knopfler'ı andırır. yolculukları unutulmaz yapacak derecede güzel yol şarkıları vardır.
(bkz: whiskey voice)
(bkz: whiskey voice)
(bkz: the road to hell)
harika bir ses, muhteşem bir gitarist ve uslanmaz bir romantik. işte chris rea...
kanseri atlattıktan sonra blue cafe albümünü çıkarmış slide guitar virtüözüdür, bence dünya yüzündeki en melodik blues rock müzisyenlerinden biridir. Otoritelere göre virtüözdür, ancak gitar çalmayı o kadar kolay bir şeymiş gibi gösterir ki sıradan bir gitarist sanılır.
hiç bir zaman yanlız bırakmaz yol arkadaşım.
yaz'ı arayan yüreklere soğuk bir bardak su ikram ediyor bu abimiz. eline sağlık.
mp3'ünü cd playera taktığınızda, istanbul'dan, erzurum'a kadar keyifli bir yolculuk yapmanızı sağlayacak şekilde tam bir seyahat şarkıları insanıdır. hatta eski kasetlerinden birinin kapağı da böyle bir yol ambiansıydı.
(bkz: looking for the summer)
bilinen bir otomobil tutkusu vardır, albüm kapaklarını bununla açıklayabiliriz.
saudade denen parçayı da, aryton senna'ya ithaf etmiştir.
let's dance parçası da middlesbrough için mixlenerek, kulübün maçlarında çalınmıştır.
saudade denen parçayı da, aryton senna'ya ithaf etmiştir.
let's dance parçası da middlesbrough için mixlenerek, kulübün maçlarında çalınmıştır.
kanserden donebilirsem
koklerime donecegim
der christopher
pankreasinin durumu cok ciddidir
ve ilik bir gununde
ikibinalti nisaninin
elveda turunun son konserinde
chris rea'yi
son kez dinlerken stern
kentte gozyasi yoktur
cunku huzunlu degildir elveda
cunku christopher artik blues yapacaktir
koklerime donecegim
der christopher
pankreasinin durumu cok ciddidir
ve ilik bir gununde
ikibinalti nisaninin
elveda turunun son konserinde
chris rea'yi
son kez dinlerken stern
kentte gozyasi yoktur
cunku huzunlu degildir elveda
cunku christopher artik blues yapacaktir
road to hell ve the blue cafe adlı eserleri yaratan arkasında mükemmel bir klavyeci olan davudi sesli gitarist abi..
yaptığı müziğin tarzına karar verebilmek için üç şarkısından fazlası bilinmelidir, ancak genelde üç şarkısı bilinir ve bu üç şarkı üzerinden yorum yapılır. hatta o şarkılar road to hell, auberge ve blue cafe olsa gerek.
neyse, bu adam bir çok müzisyeni etkilemiş, tarzının önde gelen adamlarından biri olduğundan, kendisinin ilgili camiadaki yeriyle ilgili konuşmadan önce konuyla ilgili biraz birikim sahibi olunmalıdır. lakin 30 milyonun üzerinde albüm satmış ve 1978-2005 yılları arasında 362 hafta boyunca ingiltere listelerinde yer almış.
klasik blues okullarının dışında bir tarzı olmakla birlikte, zamanında çıkardığı blues ansiklopedisi niteliğindeki blue guitars audio book albüm setinde -kitabını yazdığı yetmemiş, adını da kitap koymuş zaten herif- blues'un gelişimini başlangıcından bugüne kadar aptala anlatır gibi anlatmıştır. işte böyle kendi çapında müzik yapan naif bir adam.
neyse, bu adam bir çok müzisyeni etkilemiş, tarzının önde gelen adamlarından biri olduğundan, kendisinin ilgili camiadaki yeriyle ilgili konuşmadan önce konuyla ilgili biraz birikim sahibi olunmalıdır. lakin 30 milyonun üzerinde albüm satmış ve 1978-2005 yılları arasında 362 hafta boyunca ingiltere listelerinde yer almış.
klasik blues okullarının dışında bir tarzı olmakla birlikte, zamanında çıkardığı blues ansiklopedisi niteliğindeki blue guitars audio book albüm setinde -kitabını yazdığı yetmemiş, adını da kitap koymuş zaten herif- blues'un gelişimini başlangıcından bugüne kadar aptala anlatır gibi anlatmıştır. işte böyle kendi çapında müzik yapan naif bir adam.
maalesef, yeni keşfettiğim harika insan. dancing the blues away şarkısıyla canlandıran, windy town ile karmaşık hislere yönelten, loving you again parçasıyla da sevgi kelebeklerini göğüs kafesinize salan adamdır.
gitar tonu harikadır, şarkıları alır adamı götürür.
Türkiye hiç gelmez mi bu adam yahu?
road to hell şarkısıyla orgazma ulaştırır, zirve yaptırır, e tabi uzaklara da götürür.
yıllarca beklediğim, hayalini kurduğum konserine tatile çıkmış olduğum günlerde, kış soğuğunda ordan oraya gezerken Budapeşte'de 15.Şubat 2012'de kavuştuğum eşsiz ses ve slayt gitarın hüzünlü ustası...
Kaset dönemlerinden sesi beynimde o kadar yer etmişti ki o şarkıları hemen önümde yorgun görüntüsüyle çalıp söylemesi beni duygusal anlamda perişan etti. nerelere gittim, kimlerle oldum. ilk Farkettiğim grubu hep eski birlikte çalıştığı aynı müzisyenler. bas, klavye, org, 2.gitarı uzun yıllardır çalıştığı grup. Belki çok yoğun avrupa konser turnesi dahilinde olduğu, hergün bir başka şehirde çalacak olduğundan seyirciyle hemen hemen hiç diyaloğa girmeden seri bi şekilde ve genelde kendi istediklerini çalıp, adeta koşturup gidiverdi:( çok yorgun ve seriye bağlamış olmaktan da olabilir biraz donuk, yorgun ve sıkılmış görünüyordu.
bluecafeyi çalmadı, still beautifulu, fool'u da; ki en baba eski hiti. Genel olarak uzun sololar attığı blues şarkılar üzerineydi repertuar. Road to Helli full versiyon olarak çaldı. On The Beachi ise bambaşka sadeleştirdiği akorlar ve o meşhur intro solosu olmadan sahil gitarcısı havasında çaldı ve doğaçlama sözler ekledi. sahnede 3-4 farklı gitar kullanıyordu. neyse herşeye rağmen harika bir anı oldu. bu adamın şarkılarında sanki melodiden, sözleri çıkartabiliyor gibi oluyorsunuz, böyle bir sihiri var. yani çevirisine bakmadan nelerden bahsettiğini anlar gibi bir his veriyor. içinde sende saklı olan hikayeleri yazar gibi.
Kaset dönemlerinden sesi beynimde o kadar yer etmişti ki o şarkıları hemen önümde yorgun görüntüsüyle çalıp söylemesi beni duygusal anlamda perişan etti. nerelere gittim, kimlerle oldum. ilk Farkettiğim grubu hep eski birlikte çalıştığı aynı müzisyenler. bas, klavye, org, 2.gitarı uzun yıllardır çalıştığı grup. Belki çok yoğun avrupa konser turnesi dahilinde olduğu, hergün bir başka şehirde çalacak olduğundan seyirciyle hemen hemen hiç diyaloğa girmeden seri bi şekilde ve genelde kendi istediklerini çalıp, adeta koşturup gidiverdi:( çok yorgun ve seriye bağlamış olmaktan da olabilir biraz donuk, yorgun ve sıkılmış görünüyordu.
bluecafeyi çalmadı, still beautifulu, fool'u da; ki en baba eski hiti. Genel olarak uzun sololar attığı blues şarkılar üzerineydi repertuar. Road to Helli full versiyon olarak çaldı. On The Beachi ise bambaşka sadeleştirdiği akorlar ve o meşhur intro solosu olmadan sahil gitarcısı havasında çaldı ve doğaçlama sözler ekledi. sahnede 3-4 farklı gitar kullanıyordu. neyse herşeye rağmen harika bir anı oldu. bu adamın şarkılarında sanki melodiden, sözleri çıkartabiliyor gibi oluyorsunuz, böyle bir sihiri var. yani çevirisine bakmadan nelerden bahsettiğini anlar gibi bir his veriyor. içinde sende saklı olan hikayeleri yazar gibi.
kesinlikle rod to hell şarkısından ibaret değildir.
sololarının vucüda etkisi genelde ''çok iyi amına koyayım ya'' dır.
sololarının vucüda etkisi genelde ''çok iyi amına koyayım ya'' dır.
the blue cafe favorimdir.
o güçlü görünümünün altında, zamanında kadınlardan çok çektiği belli bir adamın hayalkırıklığı var aslında. onlar geri dönmeyecek ama hatıraları hep can yakacak.
(bkz: fool)
(bkz: fool)
curse of the traveller parçası benim için birinci sıradadır.
1 dakikalık bir flüt(sanırım) introsundan sonra hi-hat öyle bir tınlamaktadır ki beni benden alır.
gitarlara yorum bile yapmıyorum dinleyiniz, dinletiniz.
1 dakikalık bir flüt(sanırım) introsundan sonra hi-hat öyle bir tınlamaktadır ki beni benden alır.
gitarlara yorum bile yapmıyorum dinleyiniz, dinletiniz.
tam adı Christopher Anton Rea olan slide gitar* ustası müzisyen, gitarist, şarkıcı kişi. Zamanında the Road to Hell şarkısına duyduğum hastalıklı sevgim yüzünden ismi lazım değil bir müzikmarketten 10 küsur lira verip orjinal the Road to Hell albümünü almıştım. Çala çala cd kullanılmaz hale gelmese ve ilgili cd çaların lazer gözünü bozmasa belki bir o kadar daha zoraki hizmet verecekti. Başka bir geçmiş zaman da Auberge albümünün kasedini bir eskiciden almıştım. 2. el olmasına rağmen bana zamanında çok yarenlik etmiş reselli vermiştir. and you my love ve Auberge şarkısını sevdirmiş Red Shoes şarkısına eh işte dedirmiştir. Chris Rea bu cefakarlığımı bilse ne düşünürdü acaba.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar