bugün
- asimilasyon harika bir şey4
- hakkı yenen türkler de dağa çıksın3
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması14
- fenerbahçe10
- evliliğin anlamı5
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı18
- sarhoşken yapılmış en aptalca şey13
- saraca finch house2
- 16 ağustos 20262
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği6
- günaydın4
- gençlerbirliği6
- ağlayarak 31 çekmek2
- kadın olmanın avantajları16
- askerde 200 metre atışı yapmak15
- sözlükteki fenerbahçeliler9
- nervio22
- g i l d e d l i l y18
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler15
- yaşamak istenilen şeyler10
- hayatın kuralları9
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi19
- kadın sürücü görünce yapılması gerekenler11
- uludağ sözlük evreni10
- türkiye'ye geldim11
- hangi manifest kızı ile sevişmek isterdin6
- kurtar bizi müsavat16
- geceye bir şarkı bırak10
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı25
- fotoğraflarda bir türlü gülemeyen insan6
- bir bayan yazarın erkek yazarla kavga etmesi10
- penisi seks objesi olarak görmek7
- her şeyi açıklayan en kısa cümle8
- hiçbir hobisi olmayan düz insan5
- kankadan sevgili olur mu5
- fırçaya takılıp gelen tuvalet deliği kapağı4
- okan buruk10
- sözlükte kafa açıcı başlık olmaması9
- alevi kızların alev alev yanması13
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi10
- yazarların sevmediği insan türleri2
- damarsız tüysüz manisa yaprağı25
- anın görüntüsü30
- iremga31
- bir yazar entry ni beğenmedi4
- kürtsüz türkiye4
- friedrich hegel la bi cay icek7
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi20
- devran dönecek8
- ismail kartal4
insanın kendi kendine avutmasıyla söylenen laf ebesi.
ögrencez yavaş yavaş, saol desteğin için özel mesaj atamıyoruz bizde burdan yazıyoruz napalım kader utansın.
ibrahim tatlıses'in şarkısı.fakat bu şarkı müslüm gürses'e daha çok yakışmıştır.
Bu da geçer bu da geçer
Alışmalısın dayanmalısın
Hemen karar verme sabret
Bu da geçer alışmalısın
Böyle kalmaz zamanla
Düzelir elbet
Bu da geçer arkadaş
Bu da üzülme
Yarın başka bir gündür
Yarını bekle bu da geçer arkadaş..
Bu da üzülme
Bu da geçer alışmalısın...
Hayat gönlünce olmaz yanılıyorsun
Ömrün yaşlarla olmaz büyütüyorsun
Gül geç bir şeyin kalmaz ne duruyorsun
Bu da geçer arkadaş bu da üzülme...
Bu da geçer bu da geçer
Alışmalısın dayanmalısın
Hemen karar verme sabret
Bu da geçer alışmalısın
Böyle kalmaz zamanla
Düzelir elbet
Bu da geçer arkadaş
Bu da üzülme
Yarın başka bir gündür
Yarını bekle bu da geçer arkadaş..
Bu da üzülme
Bu da geçer alışmalısın...
Hayat gönlünce olmaz yanılıyorsun
Ömrün yaşlarla olmaz büyütüyorsun
Gül geç bir şeyin kalmaz ne duruyorsun
Bu da geçer arkadaş bu da üzülme...
bir teselli cümlesidir. elbette geçer, geçerken açtığı yaralar ne zaman geçer orası tartışma konusudur.
üzüntü yaratan şeyler için olduğu kadar mutluluk veren şeyler için de geçerli cümle.
"hadi yüreğim ha gayret,
hele sıkı dur, hele sabret.
başını eğme, dik tut,
bu bir rüyaydı, farzet... "
bu sertab erener şarkısının tanımını en güzel yaptığı cümle.
hele sıkı dur, hele sabret.
başını eğme, dik tut,
bu bir rüyaydı, farzet... "
bu sertab erener şarkısının tanımını en güzel yaptığı cümle.
super bir tatlises klasigi.
Mutlu anımda, her şeyin gelip geçici olduğunu bilip hayatın tadını çıkarmayı, anı yaşamayı öğretti. Mutsuz anımda ise bu istenmeyen anların da bir sonu olduğunu ve değişeceğini hatırlattı bana. Ancak hatırladığım sadece bu değildi, bir de hikâye vardı şimdi paylaşmak istediğim:
Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verebilecek birisi olup olmadığını sorar. Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyleyip ona Suphi beyin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş, onların anlattıklarından Suphi'nin bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zenginin ise Hasan adında bir başka çiftlik sahibi olduğunu da öğrenir anlatılanlardan. Derviş, Suphi'nin çiftliğine varır. Çok iyi karşılanıp çok iyi misafir edilir. Suphi de, ailesi de hem misafirperver hem de sevgi dolu insanlardır... Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Suphi'ye teşekkür ederken, "Böyle zengin olduğun için hep şükret" der. Suphi ise şöyle cevap verir: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bu da geçer..." Derviş, Suphi'nin çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Birkaç yıl sonra Derviş'in yolu yine aynı bölgeye düşer. Suphi'yi hatırlar ve ona uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülere sorunca onun artık fakir bir kişi olduğunu ve Hasan'ın yanında çalıştığını öğrenir. Derviş hemen Hasan'ın çiftliğine gider, Suphi'yi bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için, selden hiç zarar görmemiş ve daha da zengin olmuş Hasan'ın yanında çalışmak zorunda kalmıştır. Suphi ve ailesi üç yıldır Hasan'ın hizmetindedir. Suphi, bu kez Derviş'i son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır... Derviş, vedalaşırken Suphi'ye olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve şu cevabı alır: "Üzülme... Bu da geçer..."
Dervişin yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Hasan birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Suphi'ye bırakmıştır. Suphi, Hasan'ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söylerken yine aynı cevabı alır: 'Bu da geçer..." Yıllar sonra Derviş yine Suphi'yi arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Suphi'nin mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: "Bu da geçer". Derviş, "Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Suphi'nin mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi yok etmiş, Suphi'den geriye bir iz dahi kalmamıştır...
Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verebilecek birisi olup olmadığını sorar. Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyleyip ona Suphi beyin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş, onların anlattıklarından Suphi'nin bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zenginin ise Hasan adında bir başka çiftlik sahibi olduğunu da öğrenir anlatılanlardan. Derviş, Suphi'nin çiftliğine varır. Çok iyi karşılanıp çok iyi misafir edilir. Suphi de, ailesi de hem misafirperver hem de sevgi dolu insanlardır... Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Suphi'ye teşekkür ederken, "Böyle zengin olduğun için hep şükret" der. Suphi ise şöyle cevap verir: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bu da geçer..." Derviş, Suphi'nin çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Birkaç yıl sonra Derviş'in yolu yine aynı bölgeye düşer. Suphi'yi hatırlar ve ona uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülere sorunca onun artık fakir bir kişi olduğunu ve Hasan'ın yanında çalıştığını öğrenir. Derviş hemen Hasan'ın çiftliğine gider, Suphi'yi bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için, selden hiç zarar görmemiş ve daha da zengin olmuş Hasan'ın yanında çalışmak zorunda kalmıştır. Suphi ve ailesi üç yıldır Hasan'ın hizmetindedir. Suphi, bu kez Derviş'i son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır... Derviş, vedalaşırken Suphi'ye olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve şu cevabı alır: "Üzülme... Bu da geçer..."
Dervişin yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Hasan birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Suphi'ye bırakmıştır. Suphi, Hasan'ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söylerken yine aynı cevabı alır: 'Bu da geçer..." Yıllar sonra Derviş yine Suphi'yi arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Suphi'nin mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: "Bu da geçer". Derviş, "Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Suphi'nin mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi yok etmiş, Suphi'den geriye bir iz dahi kalmamıştır...
hayatı özetleyen bir laf öbeği.
serdar ortaç ın hit şarkısı. gay mey seviyorum adamı ya. hep aynı hareketler hep aynı müzik. ama coşturuyor. seviyorumm seniiiiiii. harbiden.
düzeltiyorum: gay değil biseksuel
düzeltiyorum: gay değil biseksuel
yaşama dair herşeyin, her duygunun, mutluluğun ya da hüznün sonsuza kadar kalıcı olmadığını ifade eden söz öbeği...
Sultan Mahmut bir gün tüm vezirlerini toplayıp, bana bir yüzük yaptırın ve üzerine öyle birşey yazdırın ki ona her baktığımda, hüzünlüysem neşeleneyim, neşeliysem hüzünleneyim diye buyurmuş... Vezirler toplanmışlar dört bir yana haber salmışlar. Sonunda bir gün bir yüzükle sultanın karşısına çıkmışlar, yüzüğü vermişler.
Sultan Mahmut tamam işte bu demiş... Yüzüğün üzerinde ;
"Bu da geçeR ya hu" yazıyormuş... Hattatlar bu lafı çok sevmişler ve eserlerinde sıkça kullanmışlar... Günümüzde bile latin harfleriyle yazılıp, duvarlara asılmıştır.
Sultan Mahmut bir gün tüm vezirlerini toplayıp, bana bir yüzük yaptırın ve üzerine öyle birşey yazdırın ki ona her baktığımda, hüzünlüysem neşeleneyim, neşeliysem hüzünleneyim diye buyurmuş... Vezirler toplanmışlar dört bir yana haber salmışlar. Sonunda bir gün bir yüzükle sultanın karşısına çıkmışlar, yüzüğü vermişler.
Sultan Mahmut tamam işte bu demiş... Yüzüğün üzerinde ;
"Bu da geçeR ya hu" yazıyormuş... Hattatlar bu lafı çok sevmişler ve eserlerinde sıkça kullanmışlar... Günümüzde bile latin harfleriyle yazılıp, duvarlara asılmıştır.
insanın zor anlarında kendisini rahatlatması gereken bir söz..nasıl olsa bu da geçicek öyle değil mi? acım hafiflesin azıcık..
çünkü bir hafta sonra o acı aynı şiddetinde kalmayacak..o zaman şimdide bu kadar üzülmenin bir anlamı yok..
çünkü bir hafta sonra o acı aynı şiddetinde kalmayacak..o zaman şimdide bu kadar üzülmenin bir anlamı yok..
murat kekilli'nin yeni albümünde hacklediği ibo parçası.
ama deler de geçer...
halkı tarafından sevildiği kadar sayılan, adil ve muktedir bir kral varmış. birgün saray erkanındaki bütün bilgeleri huzuruna çağırarak şöyle demiş: "garip bir ruh hali içindeyim. kafam karışık. sizden bana bir yüzük yapmanızı istiyorum. bu öyle bir yüzük olmalı ki, baktığımda duygularımı dengelemeli. mutsuz günlerimde beni neşelendirmeli, mutlu olduğumda da beni üzmeli." bilgeler kafa kafaya vererek günlerce düşünmüşler...en sonunda, kralın isteğine uygun bir yüzük icat etmişler. yüzüğün üstünde şöyle yazıyormuş: "bu da geçer."
alıntı
alıntı
murat kekilli çok güzel yorumlamıştır aslında lakin rap olayı işin içine zıçmış resmen.
murat kekilli'nin coveri ile oldukça iyi olmuş bir şarkıdır.
(bkz: bu da gelir)
(bkz: geçer ve geçirir)
öğrencinin 17 yıllık eğitim hayatında dilinden eksik etmediği tek cümledir.
zamanında bunun için anlatılan bir hikaye vardı.
--spoiler--
Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.
Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından, Şakir'in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir. Derviş, Şakir'in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır... Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir'e teşekkür ederken, "Böyle zengin olduğun için hep şükret." der. Şakir ise şöyle cevap verir: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer..."
Derviş, Şakir'in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Birkaç yıl sonra, Derviş'in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir'i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir'den söz eder. "Haa o Şakir mi?" der köylüler, "O iyice fakirledi, şimdi Haddad'ın yanında çalışıyor." Derviş hemen Haddad'ın çiftliğine gider, Şakir'i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad'ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad'ın hizmetkârıdır. Şakir, bu kez Derviş'i son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır... Derviş, vedalaşırken Şakir'e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir'den şu cevabı alır: "Üzülme... Unutma, bu da geçer..."
Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir'e bırakmıştır. Şakir, Haddad'ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: "Bu da geçer..."
Bir zaman sonra Derviş yine Şakir'i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir'in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: "Bu da geçer." Derviş, "Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir'in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir'den geriye bir iz dahi kalmamıştır...
O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın... Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş'i bulup yardım isterler. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: "Bu da geçer" yazmaktadır.
Bu da geçer Ya Hû
'Bu da geçer Ya Hû' sözünün aslı bundan bin küsur sene önceye, Bizans dönemine uzanır. Bizanslılar, fena bir işe uğradıkları zaman 'Bu da geçer' mânâsına gelen 'k'afto ta perasi' demektedirler. ibare, Selçuklular zamanında iran taraflarına geçer; ama Farsçalaşıp 'in niz beguzered' olur; Osmanlılar devrinde Türkçe söylenip 'bu da geçer' yapılır. Derken, tekkelerde ve dergâhlarda da benimsenir ve sonuna 'Ya Allah' mânâsına gelen bir 'Ya Hû' ilave edilip 'Bu da geçer Ya Hû' haline gelir
--spoiler--
--spoiler--
Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.
Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından, Şakir'in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir. Derviş, Şakir'in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır... Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir'e teşekkür ederken, "Böyle zengin olduğun için hep şükret." der. Şakir ise şöyle cevap verir: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer..."
Derviş, Şakir'in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Birkaç yıl sonra, Derviş'in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir'i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir'den söz eder. "Haa o Şakir mi?" der köylüler, "O iyice fakirledi, şimdi Haddad'ın yanında çalışıyor." Derviş hemen Haddad'ın çiftliğine gider, Şakir'i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad'ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad'ın hizmetkârıdır. Şakir, bu kez Derviş'i son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır... Derviş, vedalaşırken Şakir'e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir'den şu cevabı alır: "Üzülme... Unutma, bu da geçer..."
Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir'e bırakmıştır. Şakir, Haddad'ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: "Bu da geçer..."
Bir zaman sonra Derviş yine Şakir'i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir'in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: "Bu da geçer." Derviş, "Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir'in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir'den geriye bir iz dahi kalmamıştır...
O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın... Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş'i bulup yardım isterler. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: "Bu da geçer" yazmaktadır.
Bu da geçer Ya Hû
'Bu da geçer Ya Hû' sözünün aslı bundan bin küsur sene önceye, Bizans dönemine uzanır. Bizanslılar, fena bir işe uğradıkları zaman 'Bu da geçer' mânâsına gelen 'k'afto ta perasi' demektedirler. ibare, Selçuklular zamanında iran taraflarına geçer; ama Farsçalaşıp 'in niz beguzered' olur; Osmanlılar devrinde Türkçe söylenip 'bu da geçer' yapılır. Derken, tekkelerde ve dergâhlarda da benimsenir ve sonuna 'Ya Allah' mânâsına gelen bir 'Ya Hû' ilave edilip 'Bu da geçer Ya Hû' haline gelir
--spoiler--
Hayat gönlünce olmaz yanılıyorsun,
Ömrün yaşlarla olmaz büyütüyorsun.
üzerine laf edeni sikerler.
Ömrün yaşlarla olmaz büyütüyorsun.
üzerine laf edeni sikerler.
sevinçleri hüzne, hüzünleri sevince dönüştüren müthiş bir formüldür.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar