bugün
- öğretmenlerin teneffüse ihtiyacı olması4
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak14
- herkes hakkını helal etsin sözlüğü bırakıyorum6
- hırsıza verilmeyen ceza hırsızı teşviktir2
- nissan micra kullanan erkek11
- ab'nin birliğe almadan önce 15 yıl deneme süresi2
- nemlendirici krem17
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek10
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın9
- erlik6
- nev18
- oflamak3
- disco disco gezen insan8
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri10
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat41
- katatespizartmasi13
- haklısın özür dilerim seni seviyorum diyen kadın4
- türkiyenin insan haklarında dünya 143üncüsü olması17
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- askerde özlenen şeyler8
- eskileri özlemek3
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek24
- fon vurgunu56
- fon skandalının akp tabanındaki yankısı12
- sadrazam torununun izmir'in üçte ikisini istemesi7
- çocukluk arkadaşlığı11
- 2006'nın 20 sene önce olması8
- mokv yaşıyor mu6
- günaydın arkadaşlar bugün nasılsınız11
- teleferik6
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- sözlük yazarlarının yapay zeka fotoğrafları5
- ağzı kokan arkadaş5
- istanbul'da gezilebilecek en güzel yerler9
- bakın ne geldi6
- tabağın dibini ekmekle sıyıran kız6
- iri memeler6
- şu an ne isterdin14
- sophie dee'nin memeleri4
- kimsenin memleket takımı tutmaması18
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı55
- batı trakya müftülük atamalarına ankara tepkisi4
- from gold from dust34
- birbirine benzeyen ünlüler4
- babaların babası5
- dincilere laf anlatmakta çalışmak19
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı26
- parayı gazze için katlamak istedim4
- aziz yıldırım5
- piramitleri uzaylılar yaptı yalan söyleyen toptur12
yıllardır, hatta yüzyıllardır yaşamın anlamına varmaya çalışan düşünürler, yazarlar, şairler kendilerine özgü deyişlerle, aşkı anlattılar ve bir mesaj verdiler hep; "Ânı yaşayın!". içsel olarak bunun doğruluğunu hepimiz hissettik ama hayata geçirmekte daima zorlandık. zihnimiz bize engel oldu. ne geçmişin birikimlerini, ağırlığını atabildik üzerimizden ne de gelecekle ilgili kaygılarımızdan, beklentilerimizden sıyrılabildik. "Ânı" ya da "şimdi"yi düşüncelerin gölgelerinden kurtarıp, sadece olan haliyle yaşayıp hissetmeyi bir türlü beceremedik. bunu başardıklarını söyleyenler bile kendilerini kandırdılar; anı yaşama fikri hoşlarına gittiği için zoraki bir çabayla kendilerini anların içine sıkıştırmaya çalıştılar ve zoraki olan her şey gibi bu çaba da sahtelik yaratmaktan başka bir işe yaramadı.
bir tek aşıklar ânı hakkıyla yaşar bana göre. Ânı yaşama şuuru yalnızca aşıklarda vardır çünkü. dudaklarından dökülen her sözcük o ânın duygusuyla dökülür. ellerinin nemli sıcaklığı o ânın heyecanındandır. gözlerindeki çocuksu pırıltılar o ânın sevinciyle doludur. alıp verdikleri nefeslerde o ânın enerjisi vardır. ve bu enerjidir ânı an yapan, şimdiyi diğer zamanlardan ayıran, geçmişi ve geleceği unutturan.
oysa bizler, sancılar çekerek dolanıp duruyoruz hayatın kıyılarında. işığa üşüşen pervaneler gibi bilinçsizce dönüyoruz ânın ve aşkın etrafında. an geçti, aşk tükendi. boşlukta, yapayalnız buluveriyoruz kendimizi. Âna ve aşka olan inancımızı da yitiriyoruz. haftaların, ayların ve yılların bir akbaba gibi bizi didiklemesine göz yumuyoruz. eski aşkların açtığı yaraları sarmaya çalışırken yeni aşkların acılarıyla karşılaşıyoruz. aşktan da korkar olduk artık. sınırları koyan bizdik oysa. Ânı da, aşkı da indirgeyerek yaşadık, anlamlarını daralttık. Ânı uzatmayı bilemedik, aşkı genişletmeyi. bir âna geçmişin ve geleceğin sığabileceği hiç aklımıza gelmedi. o anda geçmişin temizlenip geleceğin ışıldayabileceğini düşünmedik bile. aşkı tek bir kişiyle sınırladık, aynı duyguyu gördüğümüz her şeye karşı hissedebileceğimiz gerçeğini bir ihtimal olarak dahi görmedik. bencilce saplandık kaldık anların ve aşkların bizi tutsak eden dar alanlarına. an, gündüzden geceye, haftalardan aylara, aylardan yıllara kadar uzanan geniş bir "şimdi" olabilecek kadar uzun olabilirdi aslında. ayaklarımızın altından gelip geçen anlara farkındalıkla serptiğimiz her güzel duyguyu arkamızda bıraktığımızı sanırken yeniden karşımıza çıktığını görebilirdik bir süre sonra. Ânı yaşarken geçmişi arındırdığımızı ve aynı zamanda geleceği de hazırladığımızı fark edebilirdik.
ve katıksız haliyle yaşadığımızda aşkı; yükselir ve yücelirdik.
"katıksız" diyorum üstüne basa basa, akıl aşkın gücünü keser kimi zaman; mantık, sevincini yok eder; hesap, saflığını götürür; zaman, büyüsünü inişli çıkışlı yapar. bu durumda an, aşkın koruyucu meleğidir; gerçek aşıklar, derinlik sarhoşluğu içinde âna hak ettiği değeri verirler. kurmak ile hayal kurmak, düzüşmek ile sevişmek, oyalanmak ile yaşamak arasındaki fark gibi, büyük bir fark yaratır bu. saniyeleri kalp atışlarında hissetmenin, bir saat zili yerine heyecanla uyanmanın ne demek olduğunu ancak gerçek aşkı paylaşanlar anlarlar. diğerleri ise, sarkaça tutunup bıkkın bir halde oradan oraya gidip gelmeyi sürdürürler. gerçek aşk aramak değil, bulmak; susmak değil, bağırmaktır. bir eriyip bir donmaktır. acı ve hazdır. ayrılmak ve barışmaktır. ağlamak ve gülmektir. öfkelenmek ve yatışmaktır. anlaşmak değil, belki de hiçbir konuda anlaşamayıp yine de ölümüne yakın olabilmek ve şairin dediği gibi, bir öpücük için hayatının kavgasını verebilmektir. gerçek aşk, her türlü duyguya karşın doyumsuz kalmak ve durmadan yaratmak, üretmektir. nihayetinde de karşısındakiyle birlikte kendini de sever hale gelmektir.
bir tek aşıklar ânı hakkıyla yaşar bana göre. Ânı yaşama şuuru yalnızca aşıklarda vardır çünkü. dudaklarından dökülen her sözcük o ânın duygusuyla dökülür. ellerinin nemli sıcaklığı o ânın heyecanındandır. gözlerindeki çocuksu pırıltılar o ânın sevinciyle doludur. alıp verdikleri nefeslerde o ânın enerjisi vardır. ve bu enerjidir ânı an yapan, şimdiyi diğer zamanlardan ayıran, geçmişi ve geleceği unutturan.
oysa bizler, sancılar çekerek dolanıp duruyoruz hayatın kıyılarında. işığa üşüşen pervaneler gibi bilinçsizce dönüyoruz ânın ve aşkın etrafında. an geçti, aşk tükendi. boşlukta, yapayalnız buluveriyoruz kendimizi. Âna ve aşka olan inancımızı da yitiriyoruz. haftaların, ayların ve yılların bir akbaba gibi bizi didiklemesine göz yumuyoruz. eski aşkların açtığı yaraları sarmaya çalışırken yeni aşkların acılarıyla karşılaşıyoruz. aşktan da korkar olduk artık. sınırları koyan bizdik oysa. Ânı da, aşkı da indirgeyerek yaşadık, anlamlarını daralttık. Ânı uzatmayı bilemedik, aşkı genişletmeyi. bir âna geçmişin ve geleceğin sığabileceği hiç aklımıza gelmedi. o anda geçmişin temizlenip geleceğin ışıldayabileceğini düşünmedik bile. aşkı tek bir kişiyle sınırladık, aynı duyguyu gördüğümüz her şeye karşı hissedebileceğimiz gerçeğini bir ihtimal olarak dahi görmedik. bencilce saplandık kaldık anların ve aşkların bizi tutsak eden dar alanlarına. an, gündüzden geceye, haftalardan aylara, aylardan yıllara kadar uzanan geniş bir "şimdi" olabilecek kadar uzun olabilirdi aslında. ayaklarımızın altından gelip geçen anlara farkındalıkla serptiğimiz her güzel duyguyu arkamızda bıraktığımızı sanırken yeniden karşımıza çıktığını görebilirdik bir süre sonra. Ânı yaşarken geçmişi arındırdığımızı ve aynı zamanda geleceği de hazırladığımızı fark edebilirdik.
ve katıksız haliyle yaşadığımızda aşkı; yükselir ve yücelirdik.
"katıksız" diyorum üstüne basa basa, akıl aşkın gücünü keser kimi zaman; mantık, sevincini yok eder; hesap, saflığını götürür; zaman, büyüsünü inişli çıkışlı yapar. bu durumda an, aşkın koruyucu meleğidir; gerçek aşıklar, derinlik sarhoşluğu içinde âna hak ettiği değeri verirler. kurmak ile hayal kurmak, düzüşmek ile sevişmek, oyalanmak ile yaşamak arasındaki fark gibi, büyük bir fark yaratır bu. saniyeleri kalp atışlarında hissetmenin, bir saat zili yerine heyecanla uyanmanın ne demek olduğunu ancak gerçek aşkı paylaşanlar anlarlar. diğerleri ise, sarkaça tutunup bıkkın bir halde oradan oraya gidip gelmeyi sürdürürler. gerçek aşk aramak değil, bulmak; susmak değil, bağırmaktır. bir eriyip bir donmaktır. acı ve hazdır. ayrılmak ve barışmaktır. ağlamak ve gülmektir. öfkelenmek ve yatışmaktır. anlaşmak değil, belki de hiçbir konuda anlaşamayıp yine de ölümüne yakın olabilmek ve şairin dediği gibi, bir öpücük için hayatının kavgasını verebilmektir. gerçek aşk, her türlü duyguya karşın doyumsuz kalmak ve durmadan yaratmak, üretmektir. nihayetinde de karşısındakiyle birlikte kendini de sever hale gelmektir.
karşı cinsteki imla hatalarını, aşırıya kaçan smiley kullanımını görmezden gelmektir..
leyla gelin oldu mecnun mezarda. Bekir Sıtkı Erdoğan. Budur
bazı bazı bir şiir kadar edebi, zaman zaman eller kadar zarif ve masum, zaman zaman tırnaklar kadar keskin, bazen de yürek kadar yumuşak ve affedici olan yüce duygudur.
$arkı yazdıran duydugur. elbet bir gün yok olacaktır. fakat hissedildiği o an insan bir $eyler olu$turmadan, yaratmadan, ortaya çıkarmadan duramaz. mesaj atmak ister, $arkı yazmak ister, $iir yazmak ister, arayıp seni seviyorum diye bağırmak ister. sonu dü$ünmeden hareket eder. duygusalla$ır, her ayrıntıya dikkat etmeye ba$lar. sadece sevgilisiyle değil, arkada$larıyla bile konu$urken $akala$ırken dü$ünmeden hareket eder.
a$k duygusunu hissettiği zaman ki$i her zamankinden daha çok yalnız kalır. en basiti ve en genelinden, metallica dinlerken, anathema dinleyeme ba$lar. athena' dan, emre aydın' a geçer. * yalnız kaldığı zamanlarda daha çok dü$ünmeye ba$lar. acaba burda hata mı yaptım, o lafı söyleyince alınmı$mıdır ya da o lafıma kırılmı$tır da belli etmemi$midir acaba diye. paranoya' ya ba$lar ki$i..
sonun geleceğini, güzel $eylerin elbet bir gün biteceğini hiç dü$ünmez. elindeki fırsatları sonuna kadar harcamaya çalı$ır. sonuna kadar kullanır da.. eline geçen $eylerin elbet bir gün anı olarak tekrar döneceğini, elbet bir gün o anıların canını acıtacağını bilmez. her $eyin sonsuza kadar güzel olacağını, her $eyin, kendi istediği gibi ya da hem kendisinin hem onun istediği gibi olacağını dü$ünür.
ayrılık, a$kın demir ba$ı gibi, hatta ilk günden beri korkulan, her zaman ki$inin kafasının bir yerlerinde olan durumdur. elindekini kaybetmek.. kendinden o kadar $ey vermi$ken, hatta cinsel ili$ki olmasa bile sadece sevdiğin için birlikte olsan bile elbet bir gün elinden kaçıracağını bilmek.. aslında bunu mantıklı dü$ünen herkesin bilmesi gerekirken, ki$i a$ık olduğu zaman bunu dü$ünmez..
hakkında binlerce yazı yazılmak istenir. hatta bunları kimsenin görmemesi istenir. en çirkin kıza a$ık olunsa bile, o dünyanın en güzel kızıdır. söz konusu duyguyu hisseden ki$iden, bu dü$ünceleri feri$tahı gelse yok edemez.
he birde $arkılar sürekli loop' a alınır. romantik olanları..
a$k duygusunu hissettiği zaman ki$i her zamankinden daha çok yalnız kalır. en basiti ve en genelinden, metallica dinlerken, anathema dinleyeme ba$lar. athena' dan, emre aydın' a geçer. * yalnız kaldığı zamanlarda daha çok dü$ünmeye ba$lar. acaba burda hata mı yaptım, o lafı söyleyince alınmı$mıdır ya da o lafıma kırılmı$tır da belli etmemi$midir acaba diye. paranoya' ya ba$lar ki$i..
sonun geleceğini, güzel $eylerin elbet bir gün biteceğini hiç dü$ünmez. elindeki fırsatları sonuna kadar harcamaya çalı$ır. sonuna kadar kullanır da.. eline geçen $eylerin elbet bir gün anı olarak tekrar döneceğini, elbet bir gün o anıların canını acıtacağını bilmez. her $eyin sonsuza kadar güzel olacağını, her $eyin, kendi istediği gibi ya da hem kendisinin hem onun istediği gibi olacağını dü$ünür.
ayrılık, a$kın demir ba$ı gibi, hatta ilk günden beri korkulan, her zaman ki$inin kafasının bir yerlerinde olan durumdur. elindekini kaybetmek.. kendinden o kadar $ey vermi$ken, hatta cinsel ili$ki olmasa bile sadece sevdiğin için birlikte olsan bile elbet bir gün elinden kaçıracağını bilmek.. aslında bunu mantıklı dü$ünen herkesin bilmesi gerekirken, ki$i a$ık olduğu zaman bunu dü$ünmez..
hakkında binlerce yazı yazılmak istenir. hatta bunları kimsenin görmemesi istenir. en çirkin kıza a$ık olunsa bile, o dünyanın en güzel kızıdır. söz konusu duyguyu hisseden ki$iden, bu dü$ünceleri feri$tahı gelse yok edemez.
he birde $arkılar sürekli loop' a alınır. romantik olanları..
aşk ,uykusuz kalmaktır.Uykusuz kaldıgın kisiyi düsünmektir.
aşk ,ekiz bilinmeyenli denklem gibidir.Hiç bir zaman çözemezsin
aşk ,ekiz bilinmeyenli denklem gibidir.Hiç bir zaman çözemezsin
(bkz: aşkın gözü)
şu zamanda gerçeğinin bulunması oldukça zorlaşan herkese göre tanımı değişik olay..
Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma...
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben
Ey dünyanın işinden haberi olmayan sen yoksun
Dünya esen yel üstüne kuruldu..
Varlığımız iki yokluk arasındadır
Çevrendekilerde hiçdir sen de bir hiçsin
Medresede söz vardır tekkede de hal
Fakat bu aşk sözden de dışarıdır halden de
ister şeriat müftüsü ol ister şehir vaizi
Aşk mahkemesine gelindi mi dilsiz kesilir
Bugün zevk etmek elindeyken zevkine bak
Yarını düşünmen beyhude bir heves
Bir çok kişiden arda kalanlar
Sana da kalmayacak sen de göçüp gideceksin...
ömer hayyam
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma...
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben
Ey dünyanın işinden haberi olmayan sen yoksun
Dünya esen yel üstüne kuruldu..
Varlığımız iki yokluk arasındadır
Çevrendekilerde hiçdir sen de bir hiçsin
Medresede söz vardır tekkede de hal
Fakat bu aşk sözden de dışarıdır halden de
ister şeriat müftüsü ol ister şehir vaizi
Aşk mahkemesine gelindi mi dilsiz kesilir
Bugün zevk etmek elindeyken zevkine bak
Yarını düşünmen beyhude bir heves
Bir çok kişiden arda kalanlar
Sana da kalmayacak sen de göçüp gideceksin...
ömer hayyam
Aşk tırmanılan duvarların en yuvarlağıdır ki etrafında döner durursun!
bağlayıcı vasfı olan fenomendir.
özgürlüğünden vazgeçmektir aşk.
aşka yakalanmadan önce iyi düşünmek gerek. özgürlüğünden vazgeçemeyen insan aşık olamaz.
kim günlük jargonuna "aşkım ve hayatım" kelimelerini sokmayı göze alıyor bakalım?
aşka yakalanmadan önce iyi düşünmek gerek. özgürlüğünden vazgeçemeyen insan aşık olamaz.
kim günlük jargonuna "aşkım ve hayatım" kelimelerini sokmayı göze alıyor bakalım?
aşkı aşk yapan onun tarifsiz oluşu değil mi? umarım aşkın tarifini sonsuza kadar bulamayız.
herkes için farklı anlam barındıran sözcüktür. leyla ve mecnun için kavuşamamaktır, tarihin belli dönemlerinde gerçek sevgi ve tutkudur. günümüzde ise varmış gibi lanse edilen genellikle başlangıçta uyumlu gibi görünseler de sonra uyumsuzluklarını farkeden çiftlerin hissettiği sızıdır. gerçi nedense bu sızı daha çok pişmanlık olmaktadır. sevgi nedense yerini bir tür nefrete bırakır bazı bünyelerde. bunun en büyük nedeni de toplumun gerçek sevgiyi ve ilgiyi
unutmuş olmasıdır. yoksa bunca insan neden mutsuz olsun. şöyle bir toparlanmamız, silkinmemiz gerekiyor. sevginin değerini bilmek gerek. aşkınsa asilliği bir başka olmalı. içine işlemeli insanın. değerini hiçbir şey yitirmemeli. acı çekmek, kandırmak ya da oyun olmamalı.
unutmuş olmasıdır. yoksa bunca insan neden mutsuz olsun. şöyle bir toparlanmamız, silkinmemiz gerekiyor. sevginin değerini bilmek gerek. aşkınsa asilliği bir başka olmalı. içine işlemeli insanın. değerini hiçbir şey yitirmemeli. acı çekmek, kandırmak ya da oyun olmamalı.
kesinlikle hormonal olan hadisedir. bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre: aşık olan insanlar da ''aşk'' hormonu adı verilen bir hormon salgılanıyormuş. bu hormonun salgılanma süresi ise en az 3 gün, en fazla 7 ay olarak bulunmuştur. *
nasıl bişeydir bu aşk? onu hisededebilmek için ferhat gibi dağları mı delmek gerek? yoksa aslı'yı bulmak için çölleri aşan kerem'in içinde bulunduğu durum mu? galiba aşk gözlerini kapattığında onun kokusunu hissedebilmektir.
bu devreyi atlatana kadar uyuyamazsınız, yediğinizden, içtiğinizden bişey anlamazsınız sonrası güzeldir zaten.
başlangıcı yeni doğmuş bir bebeğe sevinmek gibi, bitişi ise bir ölümün acısı gibidir... boktandır çok boktan yaşanmadan bilinmiyor*...
tüm benzetmelerin benzemediği duygu...
tek anlaşılır yanı hiçbir şey yokken tebessüm edişidir kişinin... *
tek anlaşılır yanı hiçbir şey yokken tebessüm edişidir kişinin... *
Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil! Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu.
Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor.
Peki bu neden böyle oluyor?
Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor.
Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk. Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk.
Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının... Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı.
Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı... Nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bugünün insanı.
Bugünün insanı aşkta da köşe dönmeci.
Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor.
Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor.
Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor.
Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor.
ilişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu.
Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler, bir gecelik sevişmeler aşk sanılıyor.
Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!!!!!!
Can Dündar
Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor.
Peki bu neden böyle oluyor?
Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor.
Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk. Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk.
Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının... Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı.
Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı... Nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bugünün insanı.
Bugünün insanı aşkta da köşe dönmeci.
Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor.
Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor.
Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor.
Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor.
ilişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu.
Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler, bir gecelik sevişmeler aşk sanılıyor.
Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!!!!!!
Can Dündar
'bir ömürlük'diyebiliyorsan sevdiğine aşk vardır hayatında.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar