bugün
- arkadaşlar öldünüz mü10
- anal ilişki yaparsak hemoroid olur muyuz10
- keşke atatürk hiç doğmasaydı diye düşünen yobaz4
- atatürk'ün islam ile değil emevi diniyle savaşması4
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak18
- 43 bin yaşlının ölümünde ağır ihmal2
- müslüm gürses'i herkesin sevmesi4
- yapay zekayı destekleyen mallar4
- sabah menemen yaparken kış güneşi dinlemek3
- nemlendirici krem19
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek12
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri13
- clio klitorisin kısaltılmışıdır5
- nissan micra kullanan erkek11
- sabah erken kalkmanın erdem sayılması11
- src belgesi2
- öğretmenlerin teneffüse ihtiyacı olması5
- kadir mısıroğlunun yezid hayranlığı2
- güne jelatinli ananas suyu ile başlamak2
- nev18
- mustafa sarıgül'ün babanızla arkadaş olması2
- dabbe2
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat41
- kudüs üç semavi din için önemlidir3
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın9
- herkes hakkını helal etsin sözlüğü bırakıyorum6
- mony tontana birader2
- disco disco gezen insan8
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- türkiyenin insan haklarında dünya 143üncüsü olması17
- katatespizartmasi12
- zorunlu askerlik ve liberteryan itiraz2
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek24
- fon vurgunu56
- kedi tırnağı kesmek5
- askerde özlenen şeyler8
- borsa 10 000 lere gidebilir mi2
- israil alpen2
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- erlik4
- fon skandalının akp tabanındaki yankısı12
- cinler6
- hırsıza verilmeyen ceza hırsızı teşviktir2
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı55
- çocukluk arkadaşlığı11
- suavi yle çorba içmeye gitmek2
- günaydın arkadaşlar bugün nasılsınız11
- sadrazam torununun izmir'in üçte ikisini istemesi7
- from gold from dust34
- haklısın özür dilerim seni seviyorum diyen kadın4
yıllardır, hatta yüzyıllardır yaşamın anlamına varmaya çalışan düşünürler, yazarlar, şairler kendilerine özgü deyişlerle, aşkı anlattılar ve bir mesaj verdiler hep; "Ânı yaşayın!". içsel olarak bunun doğruluğunu hepimiz hissettik ama hayata geçirmekte daima zorlandık. zihnimiz bize engel oldu. ne geçmişin birikimlerini, ağırlığını atabildik üzerimizden ne de gelecekle ilgili kaygılarımızdan, beklentilerimizden sıyrılabildik. "Ânı" ya da "şimdi"yi düşüncelerin gölgelerinden kurtarıp, sadece olan haliyle yaşayıp hissetmeyi bir türlü beceremedik. bunu başardıklarını söyleyenler bile kendilerini kandırdılar; anı yaşama fikri hoşlarına gittiği için zoraki bir çabayla kendilerini anların içine sıkıştırmaya çalıştılar ve zoraki olan her şey gibi bu çaba da sahtelik yaratmaktan başka bir işe yaramadı.
bir tek aşıklar ânı hakkıyla yaşar bana göre. Ânı yaşama şuuru yalnızca aşıklarda vardır çünkü. dudaklarından dökülen her sözcük o ânın duygusuyla dökülür. ellerinin nemli sıcaklığı o ânın heyecanındandır. gözlerindeki çocuksu pırıltılar o ânın sevinciyle doludur. alıp verdikleri nefeslerde o ânın enerjisi vardır. ve bu enerjidir ânı an yapan, şimdiyi diğer zamanlardan ayıran, geçmişi ve geleceği unutturan.
oysa bizler, sancılar çekerek dolanıp duruyoruz hayatın kıyılarında. işığa üşüşen pervaneler gibi bilinçsizce dönüyoruz ânın ve aşkın etrafında. an geçti, aşk tükendi. boşlukta, yapayalnız buluveriyoruz kendimizi. Âna ve aşka olan inancımızı da yitiriyoruz. haftaların, ayların ve yılların bir akbaba gibi bizi didiklemesine göz yumuyoruz. eski aşkların açtığı yaraları sarmaya çalışırken yeni aşkların acılarıyla karşılaşıyoruz. aşktan da korkar olduk artık. sınırları koyan bizdik oysa. Ânı da, aşkı da indirgeyerek yaşadık, anlamlarını daralttık. Ânı uzatmayı bilemedik, aşkı genişletmeyi. bir âna geçmişin ve geleceğin sığabileceği hiç aklımıza gelmedi. o anda geçmişin temizlenip geleceğin ışıldayabileceğini düşünmedik bile. aşkı tek bir kişiyle sınırladık, aynı duyguyu gördüğümüz her şeye karşı hissedebileceğimiz gerçeğini bir ihtimal olarak dahi görmedik. bencilce saplandık kaldık anların ve aşkların bizi tutsak eden dar alanlarına. an, gündüzden geceye, haftalardan aylara, aylardan yıllara kadar uzanan geniş bir "şimdi" olabilecek kadar uzun olabilirdi aslında. ayaklarımızın altından gelip geçen anlara farkındalıkla serptiğimiz her güzel duyguyu arkamızda bıraktığımızı sanırken yeniden karşımıza çıktığını görebilirdik bir süre sonra. Ânı yaşarken geçmişi arındırdığımızı ve aynı zamanda geleceği de hazırladığımızı fark edebilirdik.
ve katıksız haliyle yaşadığımızda aşkı; yükselir ve yücelirdik.
"katıksız" diyorum üstüne basa basa, akıl aşkın gücünü keser kimi zaman; mantık, sevincini yok eder; hesap, saflığını götürür; zaman, büyüsünü inişli çıkışlı yapar. bu durumda an, aşkın koruyucu meleğidir; gerçek aşıklar, derinlik sarhoşluğu içinde âna hak ettiği değeri verirler. kurmak ile hayal kurmak, düzüşmek ile sevişmek, oyalanmak ile yaşamak arasındaki fark gibi, büyük bir fark yaratır bu. saniyeleri kalp atışlarında hissetmenin, bir saat zili yerine heyecanla uyanmanın ne demek olduğunu ancak gerçek aşkı paylaşanlar anlarlar. diğerleri ise, sarkaça tutunup bıkkın bir halde oradan oraya gidip gelmeyi sürdürürler. gerçek aşk aramak değil, bulmak; susmak değil, bağırmaktır. bir eriyip bir donmaktır. acı ve hazdır. ayrılmak ve barışmaktır. ağlamak ve gülmektir. öfkelenmek ve yatışmaktır. anlaşmak değil, belki de hiçbir konuda anlaşamayıp yine de ölümüne yakın olabilmek ve şairin dediği gibi, bir öpücük için hayatının kavgasını verebilmektir. gerçek aşk, her türlü duyguya karşın doyumsuz kalmak ve durmadan yaratmak, üretmektir. nihayetinde de karşısındakiyle birlikte kendini de sever hale gelmektir.
bir tek aşıklar ânı hakkıyla yaşar bana göre. Ânı yaşama şuuru yalnızca aşıklarda vardır çünkü. dudaklarından dökülen her sözcük o ânın duygusuyla dökülür. ellerinin nemli sıcaklığı o ânın heyecanındandır. gözlerindeki çocuksu pırıltılar o ânın sevinciyle doludur. alıp verdikleri nefeslerde o ânın enerjisi vardır. ve bu enerjidir ânı an yapan, şimdiyi diğer zamanlardan ayıran, geçmişi ve geleceği unutturan.
oysa bizler, sancılar çekerek dolanıp duruyoruz hayatın kıyılarında. işığa üşüşen pervaneler gibi bilinçsizce dönüyoruz ânın ve aşkın etrafında. an geçti, aşk tükendi. boşlukta, yapayalnız buluveriyoruz kendimizi. Âna ve aşka olan inancımızı da yitiriyoruz. haftaların, ayların ve yılların bir akbaba gibi bizi didiklemesine göz yumuyoruz. eski aşkların açtığı yaraları sarmaya çalışırken yeni aşkların acılarıyla karşılaşıyoruz. aşktan da korkar olduk artık. sınırları koyan bizdik oysa. Ânı da, aşkı da indirgeyerek yaşadık, anlamlarını daralttık. Ânı uzatmayı bilemedik, aşkı genişletmeyi. bir âna geçmişin ve geleceğin sığabileceği hiç aklımıza gelmedi. o anda geçmişin temizlenip geleceğin ışıldayabileceğini düşünmedik bile. aşkı tek bir kişiyle sınırladık, aynı duyguyu gördüğümüz her şeye karşı hissedebileceğimiz gerçeğini bir ihtimal olarak dahi görmedik. bencilce saplandık kaldık anların ve aşkların bizi tutsak eden dar alanlarına. an, gündüzden geceye, haftalardan aylara, aylardan yıllara kadar uzanan geniş bir "şimdi" olabilecek kadar uzun olabilirdi aslında. ayaklarımızın altından gelip geçen anlara farkındalıkla serptiğimiz her güzel duyguyu arkamızda bıraktığımızı sanırken yeniden karşımıza çıktığını görebilirdik bir süre sonra. Ânı yaşarken geçmişi arındırdığımızı ve aynı zamanda geleceği de hazırladığımızı fark edebilirdik.
ve katıksız haliyle yaşadığımızda aşkı; yükselir ve yücelirdik.
"katıksız" diyorum üstüne basa basa, akıl aşkın gücünü keser kimi zaman; mantık, sevincini yok eder; hesap, saflığını götürür; zaman, büyüsünü inişli çıkışlı yapar. bu durumda an, aşkın koruyucu meleğidir; gerçek aşıklar, derinlik sarhoşluğu içinde âna hak ettiği değeri verirler. kurmak ile hayal kurmak, düzüşmek ile sevişmek, oyalanmak ile yaşamak arasındaki fark gibi, büyük bir fark yaratır bu. saniyeleri kalp atışlarında hissetmenin, bir saat zili yerine heyecanla uyanmanın ne demek olduğunu ancak gerçek aşkı paylaşanlar anlarlar. diğerleri ise, sarkaça tutunup bıkkın bir halde oradan oraya gidip gelmeyi sürdürürler. gerçek aşk aramak değil, bulmak; susmak değil, bağırmaktır. bir eriyip bir donmaktır. acı ve hazdır. ayrılmak ve barışmaktır. ağlamak ve gülmektir. öfkelenmek ve yatışmaktır. anlaşmak değil, belki de hiçbir konuda anlaşamayıp yine de ölümüne yakın olabilmek ve şairin dediği gibi, bir öpücük için hayatının kavgasını verebilmektir. gerçek aşk, her türlü duyguya karşın doyumsuz kalmak ve durmadan yaratmak, üretmektir. nihayetinde de karşısındakiyle birlikte kendini de sever hale gelmektir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar