bugün
- gammazlık8
- true nickli yazar16
- erdoğan giderse akepe bürokrasisi ne olacak6
- arjantin'in 90 dakikada tek şutunun olmaması4
- dhalsim9
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı55
- hiç düzgün insanla tanışmamak2
- gocu27
- devrim muhafızları abd üssü vuruldu2
- çift taraflı testis kanseri teşhisi2
- yazar kızdırmak4
- arjantin18
- trafik açılınca şoförlerin deli gibi araç sürmesi2
- sabah uyanır uyanmaz duş almak2
- entry si silinen yazarın salya sümük ağlaması3
- hazret ktc7
- true nickli namussuz yazar15
- ispanya18
- yol tarif etmek2
- 2026 dünya kupası23
- lionel messi12
- futbol13
- dünya18
- uysaljakoben15
- 19 temmuz 2026 dünya kupası finali14
- haluk levent vs serdar ortaç7
- messi'ye bir teselli ballon d or'u verilsin7
- ona bir şeyler söyle2
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları37
- sütlü buz2
- korku evi2
- ispanya arjantin maçı kaç kaç biter7
- bir kızın poposunu tokatlayarak cezalandırmak6
- slavko vincic4
- ekonomi'nin 10 senedir berbat olması2
- resim hocaları5
- aşk hayatı4
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı11
- bugün sağlığın için ne yaptın13
- le cola'nın 67 tl olması5
- türklerin ileri olduğu konular21
- en pahalı internetin türkiye de olması2
- açık büfe olduğu halde tabağı doldurmamak9
- sözlükle olan anlaşmayı fesh ediyorum4
- türkiyede güzel içecek satılmaması3
- bir kadının en güzel bölgesi13
- sapık7
- gocu nerede8
- kemal kılıçdaroğlu7
- şehir kurma oyunları5
öğrettiklerinden sonraki edinilmişliklerle bir daha eski tadı biraz zor veren duygu.
istem dışı kas hakareti...
onu 5 saniye bile olsa izlemek tarifsiz bir zevk idi...
o'dur.
o'dur.
sadece allah la kul arasında yaşanılan, o an nirvanaya ulaşılan duygudur. allah aşkı tarifsizdir. yaşayan bilir. karşı cinsler arasındaki sadece basit bi sevgidir.
aşk: aynı hatayı defalarca yapmak ve bundan hiç ders almamaktır.
(bkz: intihar)
iki ucu boklu değnek.
aşk, çayın içinde eriyen şeker gibi yok olmaktır.
aşk, iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir.
birhan keskin
birhan keskin
Bu entryimi Touch adlı dizinin ilk sezonundaki 7.bölümünden aldığım ilhamla yazıyorum...Bölüm hakkında kısaca ön bilgi vermek gerekirse, bölümde kapalı bir üslupla bir insanın aşk için yapabileceklerinin sınırı -ya da deyim yerindeyse sınırsızlığı- anlatılıyor, bölümdeki onca gizemli ve sıradışı konunun arasında. Gerçekten aşk'a inanıyor musunuz? Var mıdır sizce böyle birşey? Sizce aşk, hayatınız yolunda gittiğinde size bir çelme takan eylem midir, yoksa hayatınız tepetaklak giderken sizi bir düzlüğe çıkaran eylem midir?
inanır mısınız, google'a Aşk yazarsanız 0, 11 saniyelik bir süreçte tam olarak 115 milyon sonuç alıyorsunuz! "Aşk nedir" yazarsanız da 1, 5 cevap bulursunuz aynı süreç içersinde. Demeye getirdiğim şey işe aşk'ın, aramada böylesine milyonlarca sonuç getiren birşeyin, aslında "tam, doğru, sabit, göreceli olmayan" bir tanımı olmadığı gerçeği. Şöyle diyelim bana göre aşk, yaşattıklarından ötürü bir faciaymış gibi gelebilir. Sana göre gelmez. tamamıyla göreceli bir gerçek yani. Kimisi aşk'ı cennet bahçesinden kaçırılmış olan bir meyve olarak tanımlar, ki hayatında acayip derecede mutludur -mutluluk için aşk'a şart yok tabi ki yeteri kadar özgüvenli ve çoğu şeyden mutlu olabilen bir insansanız-; kimisi ise gayya'dan -cehennemin en dibi, kuyusu olarak tanımlanır- şeytan tarafından kaçırılmış bir tür felaket olarak tanımlar. Tüm bu gerçek düşünceleri yaşadıklarınız belirler işte. Ama yönlendirilebilir bu görüşler. Şaşırtıcı olan bir gerçek var ki; onu yazımın sonlarına doğru söyleyeceğim. Ancak, konumuza dönecek olursak, hangimiz diğerine "hayır dostum hayır..sen yalan söylüyorsun, yok öyle birşey!" diyebilir ki ?
Hadi ama! "Herkesin yaşadığı kendinedir." diye bir laf var günümüz tabiriyle. Bu tabirde,
verilmek istenen mesaj aslında şudur; "Bak adamım, sen bişeyler yaşamıssın iyi veya kötü;tamam. Ancak, bunu aşırı derecede dillendirmeye başlarsan, beni de etrafındakileri de baymaya başlarsın. Bir süre sonra da uzaklaştırırsın kendinden." Anlatabiliyor muyum dostum? Kaldı ki; dünya veya hayat sadece insanların "korkutucu birşey" dedikleri için korkutucu bir hâl alıyor. Nasıl mı? Bir gün şu testi yapın- ama nolur bir seferde bırakın, sonradan vicdan azabı çekmek istemem!-; yataktan kalktığınızda "Hassktr, ne biçim uyandım, berbat bir gün olacak!" diyin ve bir gün boyunca bu düşünceyi aklınızın bir köşesinde tutup, hatırlayın. Sonucu size söylemek istemiyorum, az çok anlamışsınızdır!
Tam olarak aşk'tan-ilahi veya manevi- bahsedişim de bunda kaynaklı. Asıl siz ne düşünüyorsunuz ve ne umuyorsunuz? Aşk'ızı yaşamaya ayrılık düşüncesiyle mi başlarsınız, karşılıklı eğlenceli, neşeli ve rahat bir ilişki ümidiyle mi? Bunu bir düşünün ve kendinizi ona göre koşullandırın derim.. Şaşırtıcı olan gerçeğe dönecek olursak; hani bahsettiğim iki zıt tanımlama -cennetteki bir meyve ve gayya'dan kaçan felaket- vardı ya; işte onlar dostum...ikisi de doğru! Biraz acıtsa da, dünyada, her iyi birşeyin getirdiği acı vardır. Bir o kadar da her acının, derdin getirdiği bir mucize, umut ve iyi yanından bakabileceğiniz bir gerçek...Neyi, nasıl istersen öyle görürsün.
Entry sonunda, asıl soruya gelecek olursak; "Göreceli yaşadığımız dünyamızda, sizin aşk'a bakış açınız n'olacak?"
inanır mısınız, google'a Aşk yazarsanız 0, 11 saniyelik bir süreçte tam olarak 115 milyon sonuç alıyorsunuz! "Aşk nedir" yazarsanız da 1, 5 cevap bulursunuz aynı süreç içersinde. Demeye getirdiğim şey işe aşk'ın, aramada böylesine milyonlarca sonuç getiren birşeyin, aslında "tam, doğru, sabit, göreceli olmayan" bir tanımı olmadığı gerçeği. Şöyle diyelim bana göre aşk, yaşattıklarından ötürü bir faciaymış gibi gelebilir. Sana göre gelmez. tamamıyla göreceli bir gerçek yani. Kimisi aşk'ı cennet bahçesinden kaçırılmış olan bir meyve olarak tanımlar, ki hayatında acayip derecede mutludur -mutluluk için aşk'a şart yok tabi ki yeteri kadar özgüvenli ve çoğu şeyden mutlu olabilen bir insansanız-; kimisi ise gayya'dan -cehennemin en dibi, kuyusu olarak tanımlanır- şeytan tarafından kaçırılmış bir tür felaket olarak tanımlar. Tüm bu gerçek düşünceleri yaşadıklarınız belirler işte. Ama yönlendirilebilir bu görüşler. Şaşırtıcı olan bir gerçek var ki; onu yazımın sonlarına doğru söyleyeceğim. Ancak, konumuza dönecek olursak, hangimiz diğerine "hayır dostum hayır..sen yalan söylüyorsun, yok öyle birşey!" diyebilir ki ?
Hadi ama! "Herkesin yaşadığı kendinedir." diye bir laf var günümüz tabiriyle. Bu tabirde,
verilmek istenen mesaj aslında şudur; "Bak adamım, sen bişeyler yaşamıssın iyi veya kötü;tamam. Ancak, bunu aşırı derecede dillendirmeye başlarsan, beni de etrafındakileri de baymaya başlarsın. Bir süre sonra da uzaklaştırırsın kendinden." Anlatabiliyor muyum dostum? Kaldı ki; dünya veya hayat sadece insanların "korkutucu birşey" dedikleri için korkutucu bir hâl alıyor. Nasıl mı? Bir gün şu testi yapın- ama nolur bir seferde bırakın, sonradan vicdan azabı çekmek istemem!-; yataktan kalktığınızda "Hassktr, ne biçim uyandım, berbat bir gün olacak!" diyin ve bir gün boyunca bu düşünceyi aklınızın bir köşesinde tutup, hatırlayın. Sonucu size söylemek istemiyorum, az çok anlamışsınızdır!
Tam olarak aşk'tan-ilahi veya manevi- bahsedişim de bunda kaynaklı. Asıl siz ne düşünüyorsunuz ve ne umuyorsunuz? Aşk'ızı yaşamaya ayrılık düşüncesiyle mi başlarsınız, karşılıklı eğlenceli, neşeli ve rahat bir ilişki ümidiyle mi? Bunu bir düşünün ve kendinizi ona göre koşullandırın derim.. Şaşırtıcı olan gerçeğe dönecek olursak; hani bahsettiğim iki zıt tanımlama -cennetteki bir meyve ve gayya'dan kaçan felaket- vardı ya; işte onlar dostum...ikisi de doğru! Biraz acıtsa da, dünyada, her iyi birşeyin getirdiği acı vardır. Bir o kadar da her acının, derdin getirdiği bir mucize, umut ve iyi yanından bakabileceğiniz bir gerçek...Neyi, nasıl istersen öyle görürsün.
Entry sonunda, asıl soruya gelecek olursak; "Göreceli yaşadığımız dünyamızda, sizin aşk'a bakış açınız n'olacak?"
topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır, ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. *
gelmiş geçmiş milyarlarca tanımdan farklı hiçbir şey söyleyemeyeceğimi bildiğim halde büyük bir hadsizlikle yorumlamaya çalışacağım şeydir.
insan bir şekilde iyi, kötü, salak, hasta, sağlıklı, dahi doğar, biraz değişir sonra ölür.
bu arada iyi, kötü, salak, hastalıklı, mantıklı, dahice şeyler yapar.
bu arada yaptığı hiçbir şey-aşk haricinde hiçbir şey- doğduğunda veya öldüğünde başına gelen ruhuna kavuşma halini kişiye vermez.
aşk içinize ruhunuzu üfler. aşk, içinize, karşınızdaki iki gözü, bacakları, kulakları olan birinin suretinde tanrı tarafından hassasiyetle saklanmak üzere bırakılır.
kimi dünyayı görmez, içine bakar. kimi içini unutur, dünyaya bakar. yani kimi aşk olur, kimi de aşık olunan.
aşkı içinde saklayabilenlere; bu akşam sizin için kadeh kaldırıyorum! ruhunuza gurşun değmeye! bir gün bir yıldız olursunuz, biri de bakar dilek tutar.
insan bir şekilde iyi, kötü, salak, hasta, sağlıklı, dahi doğar, biraz değişir sonra ölür.
bu arada iyi, kötü, salak, hastalıklı, mantıklı, dahice şeyler yapar.
bu arada yaptığı hiçbir şey-aşk haricinde hiçbir şey- doğduğunda veya öldüğünde başına gelen ruhuna kavuşma halini kişiye vermez.
aşk içinize ruhunuzu üfler. aşk, içinize, karşınızdaki iki gözü, bacakları, kulakları olan birinin suretinde tanrı tarafından hassasiyetle saklanmak üzere bırakılır.
kimi dünyayı görmez, içine bakar. kimi içini unutur, dünyaya bakar. yani kimi aşk olur, kimi de aşık olunan.
aşkı içinde saklayabilenlere; bu akşam sizin için kadeh kaldırıyorum! ruhunuza gurşun değmeye! bir gün bir yıldız olursunuz, biri de bakar dilek tutar.
ah aşk! bir topluluğun fotoğraf çekildikten sonra dağıldığı an, der ah muhsin ünlü
biz sevdik, eller alsın efenim. * * *
biz sevdik, eller alsın efenim. * * *
Ask, ustunden ne kadar zaman gecerse gecsin o kisiye karsi hissettigin duygunun ilk gunki kadar taze kalmasidir.
tedavisi olmayan bir garip hastalık.
Bol acısı ama şerbeti Gül olsun...
Tarifin kökü bu olsa gerek.
Tarifin kökü bu olsa gerek.
solda belirdi gene; biri aşık olmuş belli.
- ne zaman görsem, gülümseyen bir hüzün çöküyor içerime; adın yetiyor her kelamı kifayetsiz eylemeye. ne menen bir şeysin ki herkes seni tarif etmek gayretinde? ah, aşk; bul bizi, bul ve bırakma...
- ne zaman görsem, gülümseyen bir hüzün çöküyor içerime; adın yetiyor her kelamı kifayetsiz eylemeye. ne menen bir şeysin ki herkes seni tarif etmek gayretinde? ah, aşk; bul bizi, bul ve bırakma...
kendisini tuzaktan kurtardıktan sonra kafana sıçan kargadır aşk.
yemeyip yedirdiğin, saçını süpürge ettiğin sonra yaşlandın diye seni sokağa atan üvey evlat...
yokken de varken de bir halta benzemeyen uyduruk bir oyuncak...
aynı başlayan aynı engellerden oluşmuş aynı biten mario vari bir ilkel bilgisayar oyunu...
ve sen aşık adam/kadın!
sen; levhaya rağmen çukura düşen gerzek!
sen; lüzumsuzsa söndürü bir türlü anlayamamış mal!
sen ki bana dokunmayan yılan; bin yaşa emi!
yemeyip yedirdiğin, saçını süpürge ettiğin sonra yaşlandın diye seni sokağa atan üvey evlat...
yokken de varken de bir halta benzemeyen uyduruk bir oyuncak...
aynı başlayan aynı engellerden oluşmuş aynı biten mario vari bir ilkel bilgisayar oyunu...
ve sen aşık adam/kadın!
sen; levhaya rağmen çukura düşen gerzek!
sen; lüzumsuzsa söndürü bir türlü anlayamamış mal!
sen ki bana dokunmayan yılan; bin yaşa emi!
düşsel bir yanılgıdan ibaret yalnızca "aşk" kavramı.
aşk elde edilemediği zaman imkansız oldukça muhteşem ve acı verici, elde ettiğinizde zirve de mükemmel ve bu yüzden bitmeye yakın. bu yüzden aşk 'ın tanımı nedir diye sorduklarına "karşılıksız" de.
Kalbimin kapısına "buradan geçmek yasaktır" diye yazdım. Fakat aşk, gülerek geldi ve "ben her yere girebilirim" diye fısıldadı.
Herbert Shipman.
Herbert Shipman.
bence insanın hayatına anlam katan yegane duygu olan sevginin hiç ulaşamayacağı seviyesidir.
çünkü insan yaradılış gereği ulaşılmazı arzuladığı için hep ulaşılmaz olan aşk'ı isteyecektir.
eğer aşkın bir ölçüsü veya tanımı olsaydı, işte sunu yaptıysan asıksın yada sunu feda edebiliyorsan ulaşmıssın gibi, insanlar ulaştıgını varsayacak ve peşini bırakcaktı. böyle olunca da anlamını yitirecekti.
çünkü insan yaradılış gereği ulaşılmazı arzuladığı için hep ulaşılmaz olan aşk'ı isteyecektir.
eğer aşkın bir ölçüsü veya tanımı olsaydı, işte sunu yaptıysan asıksın yada sunu feda edebiliyorsan ulaşmıssın gibi, insanlar ulaştıgını varsayacak ve peşini bırakcaktı. böyle olunca da anlamını yitirecekti.
önünde 3-4 tane şeftali var. gözüne en güzel geleni eline alıp bir parça kesersin. kestiğin ilk parça şeftalinin en güzel tarafıdır. tadını mükemmel bir şekilde alırsın. o parça bitince başka bir tarafını çevirirsin ve bir parça daha kesersin. onu da büyük bir hazla yersin. fakat sona doğru yaklaştıkça şeftalinin güneş almamış, sert ve tatsız tarafı kalır. önünde hala başka şeftaliler olmasına rağmen o kestiğin şeftaliyi yemek zorundasındır. tatsız ve sert tarafını da yedikten sonra şeftali biter. o ilk görüşte gözüne oldukça güzel, tatlı ve sulu gelen şeftali bitmiştir fakat ağzında sert ve tatsız tarafın etkisi kalır. sıra diğer şeftalilere geldiğinde ise aklına hep o tatsız ve sert kısım gelecektir.
uzak durmanızı tavsiye ederim.
Allah kimseye vermesin aşk acısı, demek geldi lan içimden...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar