bugün

konya yöresinde yaşamış tasavvuf anlayışının öncülerinden olan yüce insan...
Mevlana'nin asil adi Muhammed Celaleddin'dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Mevlana ismi sems-i Tebrizi ve Sultan Veled'den itibaren Mevlana'yi sevenlerce kullanilmistir. Rumi, Anadolu demektir. Mevlana'nin, Rumi diye taninmasi, geçmis yüzyillarda Diyari Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya'da uzun müddet oturmasi, ömrünün büyük bir kisminin orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasindandir.
(bkz: mesnevi)
http://www.mevlana.com
(bkz: şeb i arus)
'Gene gel gene gel, her ne olursan ol gene gel.
Kâfir isen de, Mecusi isen de, putperest isen de gene gel.
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değil.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da gene gel!.

sözünü söyleyebilecek kadar yüce bir karaktere sahip insan.
mukemmel bir pide çeşidi...kaşar peynir soğan et ve karabiber....
(bkz: pidede mükemmeliyet)
mesnevi yi bile okumadan mevlana ya övgüler dizmeden önce edebi değil dini kisilğini anlamak için ahi evran la mücadelesini ve moğol istilası karsısındaki tutumunu iyi incelemek gereken şair. farsca sihirbazı.
Mevlana'nın asıl adı Muhammed Celaleddin'dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi, ona, daha pek genç iken Konya'da ders okutmaya basladığı tarihlerde verilir. Bu isim sems-i Tebrizi ve Sultan Veled'den itibaren Mevlana'yı sevenlerce kullanılmış; Adeta adı yerine sembol olmuştur.
Rumi, Anadolu demektir.
Mevlana'nın, Rumi diye tanınması, geçmiş yüzyillarda Diyari Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya'da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kismının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.
Mevlana'nın doğum yeri, bugünkü Afganistan'da bulunan, eski büyük Türk kültür beldesi Belh'tir.

Mevlana'nın Doğum tarihi ise (6 Rebiu'l Evvel, 604) 30 Eylül 1207'dır. Bazı araştırmacıların tespitine göre, O'nun doğum tarihi 1182'dir.
Asil bir aileye mensup olan Mevlana'nın annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmsahlar (1157 Dogu Türk Hakanlığı) hanedanından Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan'dır.
Babası, Sultanü'l-Ulema (Alimlerin Sultani) ünvanı ile tanınmış, Muhammed Bahaeddin Veled; büyükbabasi, Ahmet Hatibi oglu Hüseyin Hatibi'dir. Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmış Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrılmıştır.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuş burada tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmışlardır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etmiştir. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) gelip Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleşmişlerdir.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kalmışlardır. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlenmiş bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu olmuştur. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yapmıştır. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet edip ve Konya'ya yerleşmesini istemiştir.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (iplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.

Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etmiştir. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçilmiştir. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolunmuştur.

Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplanmış Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak görmüşlerdir. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, iplikçi Medresesi'nde vaazlar vermeye başlamıştır.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaşmıştır. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştür. Ancak beraberlikleri uzun sürmemiş Şems aniden ölmüştür.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü vefat etmiştir.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
*
tarihin en genis, en large babasidir. hosgoru demis baska bir sey dememistir. nasil biri olursan gel demistir. insani sevmek, dis gorunusu, yaptiklari demeden, sadece ve sadece insan oldugu icin sevebilmek. ne buyuk bir erdem.
bütün dünyanın hayran oldugu büyük düsünür,fenafillaha ulasmıs bir tasavvuf şairidir,allah dostudur.
''herkesin aynı şeyi düşündüğü yerde kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir'' * .mevlana
büyük islam düşünürü ve mevlevisi. mesnevisinde yazdığı 20 kadar gayri ahlaki kısa hikayeler ibret vermek içindir.ancak neden bu kadar pornografik anlatmış anlamak zor biraz.
vahdeti vücut ilkesini savunmuştur ama bu ilke insanı doğru yoldan saptırabilir de.
hemen hemen herkesin mevlana'yı çok sevdiği malum olmasına karşın hemen hemen hiçkimse kitaplarını okumaıştır ki; bu kişiler zaten sadece babaları mevlana'yı seviyor diye sevmektedir. okuyup anladığından değil.
Bu Gün Ahmet Benim

Bugün ahmet benim,
ama dünkü Ahmet değil.
Bugün anka benim,
ama yemle beslenen kuşcağız değil.

Enelhakkadehiyle
bir yudum içen sızdı
Tanrılık şarabından.
Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım,
ben, sultanların aradığı sultan.

Ben hâcetler kıblesiyim.
Gönlün kıblesiyim ben.
Ben cuma mescidideğilim,
insanlıkmescidiyim ben.

Ben saf aynayım,
sırım dökülmemiş, paslanmamışım.
Ben kin dolu bir gönül değilim,
Sinâ dağının gönlüyüm ben.

Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum,
benim sarhoşluğumun sonu yok.
Tarhana çorbası içmem ben,
can yemeği yerim,
içerim can şerbeti.

işte sarttı seni
bir gümüş bedenlininözlemi.
Altın haline geldin artık.
Sen altına âşıksın,
altın benim rengime âşık.

Gönlü saf sûfiyim ben,
benim tekkemâlem,
medresemdünya benim.
Değilim abalı sûfilerden.

ister yakarışeri ol sen,
meyhaneeri istersen,
bundan sanki ne çıkar?
Yok cumartesiymiş, yok cumaymış,
bence ne farkı var?

Gerçeğin tadını alan er
ne altına aldırış eder,
ne kalendar tacına bakar.
Ne tasası vardır, ne kini.

Ey Tebriz'li hak Şems'i,
yüzünü göstermediysen sen,
yoksul çaresiz kalırdı kulun;
ne gönlü olurdu, ne dini.

(bkz: Mevlana Celaleddin Rumi)
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.

Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (iplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.

Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.

Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, iplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir
Bir adamcagiz kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alir. Neden sonra, yaptiklarindan pisman olur ve hiç olmazsa iyi birsey yapmis olmak için bunu Haci Bektas
Veli'nin dergahina kurban olarak bagislamak ister. O zamanlar dergahlar ayni zamanda asevi islevi görüyordu. Durumu Haci Bektas Veli'ye anlatir ve Haci Bektas Veli helal degildir diye bu kurbani geri çevirir.
Bunun üzerine adam mevlevi dergahina gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatir Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam ayni seyi Haci bektas Veli'ye de anlattigini ama onun bunu kabul etmemis oldugunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana söyle der:
- Biz bir karga isek Haci Bektas Veli bir sahin gibidir. Oyle her lese konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üsenmez kalkar Haci Bektas dergahi'na gider ve Haci Bektas Veli'ye, Mevlana'nin kurbani kabul ettigini söyleyip bunun sebebini bir de Haci Bektas Veli'ye sorar. Haci Bektas da söyle der:
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nin gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayi o senin hediyeni kabul etmistir."
kendisi hakkında yazılanlar az kalır degerli,saygılı ve hosgorulu yuce bir insandır
evliyalerın ulu larındandır hemen hemen her turk genci tarafından derin bir saygı duyulur kitapları okunmaz dediklerine pek uyulmaz o da bizim ..sekligimiz affola
(bkz: kıyısız deniz)
ben mevlana değilim adam ol öyle gel
gibi bir şeye * alet olmuş bazılarının hazreti sıfatını yakıştırdıkları aşmış insan
''Sen Ne Kadar Bilirsen Bil, Senin Bildiğin Karşındakinin Anladığı Kadardır''
her gün bir yerden göçmek ne iyi.
her gün bir yere konmak ne güzel.
bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
dünle beraber gitti, cancağzım,
ne kadar söz varsa düne ait.
şimdi yeni şeyler söylemek lazım..
manisa da bir kuruyemişçi nin adıdır.
ege bölgesinde düğünlerde çalınan gayet eğlendrici ve neşeli bir oyun havası.
''cehennem de ateş yoktur,herkes ateşini bu dünyadan kendisi götürür''.
(bkz: mevlana celaleddin rumi)
(bkz: sahilsiz bir umman)
Mevlana,pazarda sarı,yeşil ve kara üzüm satan üç satıcıya rastlar yolda.Hepsi benimki daha iyi demekte ve kavga etmektedirler.Mutasavvıf,üç üzümü de alır ve ezerek suyunu çıkardıktan sonra ikram eder.Kalanı kabuk kavgasıdır.
Horasan'da doğmuş ünlü Türk mutasavvıfı. Babası "alimlerin sultanı" lakabını almış dönemin en önemli bilginlerinden biridir. Selçuklu Devleti döneminde yaşamış olan Mevlana günümüzde sade bir hümanist olarak tanıtılma şanssızlığını yaşamaktadır ancak Mevlana'yı gerçekten araştıranlar günümüzde salt insan sevgisiyle kendi fikri ve ilmi dünyasını tanımlayamayacak olduklarını göreceklerdir, en ünlü eseri Mesnevidir. Mesnevieserinin Abdülbaki Gölpınarlı tarafından yapılan tercümesi makbuldur, orjinali Farsça'dır.
(bkz: mevlana celaleddin-i rumi)
bir mürşid-i kâmil. ne olursan ol gel demiştir. dikkat edilirse bu sözünden sonra birçok kötü durumdaki insanı saymış, hiçbirini bu kötü sıfat sebebiyle kovmayıp, hoşgörü göstererek burası umutsuzluk kapısı değil, siz de gelin demiştir.

ancak yanılgıya düşülen yer şurası ki bu hoşgörü, herkesi yaptığı hatasını meşru kılar şekilde kabul etmek demek değildir. Mevlânâ kimseye hatalarını gel de benim dergâhımda devam ettir dememiştir.

gel de bu hatalarından irşad edilip arın, kurtul, Kur'ân-i Kerîm ile Peygamber(s.a.v.) ile ebedî saadete kavuş diyor Mevlânâ. gel de bu dergâhta islâm nuru ile nûrlan diyor. bana uymaz deme, benim yolum başka deme, umutsuz olma sen de gel diyor. Mevlânâ'nın hoşgörüsü ateşe atlamakta mutaasıb olan insanı kurtarmak için onları merhamet ile Allah'a, Peygamber(s.a.v.)'e, Kur'ân-ı Kerîm'e, ebedî saadete çağırmakdır. insanı felakete sürükleyen nefs ile cihada çağırmakdır.

bunun kanıtı müridlerinin Allah rızası için girdiği nefs mücadeleleridir. hikayeleri gerçek mevlevîlerin birçok kaynağında mevcuttur. Mevlânâ'nın hoşgörüsünü, islâm'a aykırılığı meşru kabul edici olmakla itham, Mevlânâ'ya yapılan en büyük ihanettir.

Mevlânâ buyurmuştur ki:

Men bende-i Kur'ân'em, eger cân dârem.
Ben hâk-i reh-i Muhammed Muhtarem. (s.a.v.)
Eger nakl kuned cüz in kes ez güftârem
Bîzârem, ez u vez an suhen bîzârem.

(Ben yaşadıkça Kur'ân'ın bendesiyim/ Ben Hz.Muhammed(s.a.v.)'in yolunun tozuyum/ Eğer biri benden, bundan başkasını naklederse/ Ondan da şikâyetçiyim, o sözden de şikâyetçiyim.)

Mevlânâ ile ilgili doğru bilgileri bulmak isteyenlere http://www.semazen.net'i ziyareti tavsiye ederim.
''dünle beraber gitti cancagızım,düne ait ne varsa,
bügün yeni şeyler söylemek lazım'' diyerek beni benden alıp başka diyarlara götürmüştür..
demiş ki:

"Onu hristiyanların haçında bulmaya çalıştım ama yoktu. Hindu tapınaklarına ve eski pagodalara gittim, ama onun bir izine rastlayamadım. Dağları ve vadileri gezdim fakat ne yüksekelrde ne de derinliklerde onu bulamadım. Mekkedeki kabeye gittim, ama orda da yoktu. Bilgelere ve filozoflara sordum fakat onların hafife aldıklarından daha büyüktü o. Sonra kalbime baktım ve o orda barınıyordu; o başka bir yerde değildi."
"aşk nedir?" sorusuna "ben ol ki bilesin" diye cevap vermiş yüce insan.
bir çok batı medeniyetindeki filozofun kendisinden copy-paste yaparak bulundukları yere gelmiş olduğunu gördüğümüzde bizi de gurulandıran* yüce insan.

bizim sözde aydınlarımız bir çok filozoftan alıntı yapmayı sever, halbuki hemen berilerinde bir mevlana duruken kafalarını çevirip ufak bir göz atmaya bile tenezzül etmezler.
(bkz: sözde aydın)
ölüm ve mezar hakkındaki düşünceleri şu şekildedir bu büyük allah dostunun:

Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit şüpheye düşme, bana ağlama, yazık yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem işte hayıflanmanın sırası o zamandır. Cenazemi görünce ayrılık ayrılık deme. O vakit benim buluşma ve görüşme zamanımdır. Beni kabre indirip bırakınca, sakın elveda elveda deme; zira mezar cennetler topluluğunun perdesidir. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşe ve aya batmadan ne ziyan geliyor ki? Sana batmak görünür, ama o, doğmaktır. Mezar hapis gibi görünür, ama o, canın kurtuluşudur. Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun? Hangi kova kuyuya salındı da dolu dolu çıkmadı? Can Yusuf u ne diye kuyuda feryad etsin?Bu tarafta ağzını yumdun mu o tarafta aç. Zira senin hayuhuyun, mekansızlık aleminin fezasındadır.
beni benden alarak eksiltip çoğaltandır...

Her zerrenin gönlünde bir saray vardır.Açmasını bilmezsen kapalı kalır sana...

Bir tane canım var ama, yüz bin bedenim.
Can neymiş? Neymiş ki beden? işte ben;im.
Bir başkası var ya: işte ben, ben! O, beni
Sevsin diye bir başkası oldum kendim.

Ben aşıkım aşka; aşk da sevdalı bana.
Aşık tene can-ten ise sevdalı cana.
Bazen dolarım boynuna ben kollarımı,
Bazen de sürükler beni canan yanına.
Bir insanın gerçek zenginliği, onun bu dünyada yaptığı iyiliklerdir.(#17302)
düşünürdür. kendi adı, adından geçinmek isteyenlere malzeme olmuştur.
(bkz: mevlana marketleri birliği)
şu an için google'a yazıldığında 1.510.000 sonuç içeren kelime...bilmem anlatabildim mi?

ayrıca

(bkz: http://www.ntvmsnbc.com/news/386018.asp)
''ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol''
2006 ramazan ayında iftar sonrası mevlana müzesini ziyaret etmek için arkaşımla gittiğimiz günden sonra "gel ne olursan ol gene gel" sözünü "gel ne olursan ol gene gel ama mesai saatlerinde" olarak hatırladığım büyük insan.
Bir katre olma, kendini deniz haline getir
Madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin...

(bkz: mevlana)
ismail nacar'ın "moğol ajanı" olduğunu iddia ettiği filozof.
efendim rivayet olunur ki (bkz: muhyiddin ibn-i arabi) anadolu'ya geldiği esnada; 'alimlerin sultanı' olarak adlandırılan babası bahaiddin veled'in ardından yürüyen mevlana'yı ömr-ü hayatında ilk -ve son- defa görmüş ve demiştir ki:

'şu kaderin cilvesine bakın ki, koskoca bir umman bir denizin ardında yol almakta'

ve gene rivayet olunur ki; hayatlarında tek bir kez karşılaşmış olan yunus emre ile mevlana'nın arasında mevlana'nın mesnevi'sini okuması için yunus'a vermesine müteakip şöyle bir diyalog vuku bulmuştur:

M: nasıl buldun ya Yunus?

Y: çok güzel yazmışsın ama sözü uzatmışsın üstadım, ben yerinde olsaydım:

'ete kemiğe büründüm,
yunus oluban göründüm' derdim sadece!

gene de kanımca, bir rivayetten ibaret olan bu hadise, yunus emre'nin farsça bildiğine dair elimizde güçlü veriler olmaması dayanarak, çok da olası bir ihtimal olarak görülmemektedir.

Gene 'Allah'ın hakkı üçtür' diyerek son bir rivayet ile sözümüzü noktayalım:

Efendim derler ki; malum-u vechiliniz, 'tebriz'in güneşi' olarak addettiğimiz mevlana'nın kader ve yol ortağı olan şems ve mevlana gene muhabbetlerinden birindedirler. ikisi gene uzun ve olabildiğine ateşli bir tartışmaya dalmışlartır, ama gelip görünüz ki; mevlana durmaksızın konuşmakta, şems ise sessiz ve tabir-i caizse babacan bir ifadeyle bıyık altından hafif bir gülümsemeyle dinlemektedir kardeşini. Bunun üzerine mevlana dayanamayarak şöyle buyurur:

'ya şems; ben onca tefekküre daldım; okudum, yazdım, e haliyle Allah'ın izniyle, kendimce bazı sonuçlara da hasıl oldum; benim ki ilim değil midir ki, sen ağzını açıp da tek bir söz olsun etmiyorsun onca söylediklerime?

şems-i tebrizi hazretleri, işte bunun üzerine ağzına açar.. Velhasıl iyi ki de açar; ki bu vesileyle bizi de asıl ilimle karşılaştırır:

'sende ki ilim ben de hal olmuştur ya mevlana, suskunluğum bu yüzdendir...'

efendim gene rivayet ederler ki; işte (bkz: ilmihal) kelimesi ilk kez bu olay üzerine insanlıkla tanışmış ve şems'in insanlığa bu güzel hediyesi günümüze kadar gelebilmiştir...

gökten gene her zaman ki gibi üç elma düşmüş; ve gene her zaman ki gibi nasibi olanlar bunları kapmışlardır. Ama gelin ufak bir değişiklik yapalım bu sefer; mesela nasibi dahilinde bu elmaları kapanlar bu sefer elmalarını o ilk dağıtımda nasibi olmayanlarla paylaşmak suretiyle, onları da, tabii ki gene Allah'ın izniyle, nasib dairesi içine soksunlar...

kimbilir belki böyle yaparsak sadece 'onlar' değil herkes erer muradına...

edit: efendim mevlana çoğunluğun yanıldığı üzere türk değildir. Kendisi acem yani farsi (günümüz iran'ı) olup tüm eserlerini de bu dilde vermiştir, çağdaşı olan (bkz: yunus emre) ile arasındaki en büyük fark da işte buradan doğar.

Velhasıl-ı kelam kendisinin türk veya acem olması gönlümüzdeki yerine hiçbir şekilde şerh düşürmemekle beraber gene de inceden 'keşke' ile başlayan bir iç geçirmeye de tabi kılmaktadır çoğumuzu, en azından şahsımı...
bizlerin mevlana celaleddin-i rumi, iranlıların mevlana celaleddin-i belhi, tüm dünyanın ise rumi adıyla tanıdığı mutasavvıf.
mesnevisi hakkında abartılmış ve saptırılmış itikadler türemiştir. aslolan onun edebi bir şaheser oluşudur. öyle ki farsça'nın doruğu kabul edilir ve iran'da orta öğretime kadar müfredatta yer alır.dini açıdan insanlara verdiği öğütler ve ibretler düşünüldüğünde kıymetli olduğu kabul edilen eser, ilahi kitaplar gibi kutsal addolunmamalıdır. mesneviyi abdestsiz ele almak günahkar yapmaz sizi. unutulmamalıdır ki mesneviyi güzel yapan şey ilhamını aldığı Kur'an' dır. bir de son zamanlarda masonik bir akım gibi görünen neye veya kime hizmet ettiği henüz anlaşılamamış "mevlana dini" diye bi inanç akımı zuhur etmiştir. umarım büyük mutasavvıfın mezarında kemiklerini sızlatmıyoruzdur.
bu yıl doğumunun 800. yılı olan yüce insan.

kendisiyle ilgili bazı çalışmalar yapılmaktadır ve 800. yıl etkinlikleri olacaktır.
http://www.sercotec.net/mevlana/
Ne güzel anlatmış kendini 800 yıl evvel
Anam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allahım aşk, Ben bir aşk çocuğuyum, Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim.
yaşamını "hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetler.
unesco' nun bu yıl için atfettiği kişidir. hakkında moğol ajanı gibi komik iddialar yer alsa bile * sağlam sözlerle ve kişiliğiyle tarihte yerini almıştır
hayatı ile örnek alınacak üstün şahsiyet ve Allah dostu.
can yücel şiiri:

"olduğun gibi görünme,
göründüğün gibi olma.
hz.mevlana'nın türbesine giden
şu muhteremlere baksana..."