bugün

/636
bazı durumlarda seks yapmak için geçilmesi gereken duvar.
iki insan birbirini ve kavuşamazsa aşk olur.
sübliminal mesaj.
şarkılara konu olandır.
https://www.youtube.com/watch?v=87pkp29kv68
şairlerin, yazarların ekmek teknesi, garibanların ise en büyük derdi.
Günlerdir aşkı anlatabilecek tatminkâr sözler arıyorum. Bu şiddetin karşılığı hiçbir lügatta yok! Peki o zaman aşk ne demek? Kimdir? Neyin nesidir? Tutku mudur? Güven midir? Karnın karıncalanması mıdır? Huzur mudur? Masum mudur? Haşin midir? Kinci, intikamcı mıdır? Mağrur mu, mağdur mudur? Entrikacı mı yoksa tam bir aziz midir? Bağlılık mı, bağımlılık mıdır? Emniyetli sularda seyrelmek midir? iğneli fıçıda yüzmek mi? Onu deli deli hallenip histeri nöbetlerine girdiğimizde mi yoksa tam bir bebek kaygısızlığı içinde uykuya dalıp dinginliğini hissettiğimizde mi daha iyi tanırız. Kesin bir ilmi, ustası, çırağı var mıdır? ideal aşk hangisidir? Aşkın doğru ve kendine layık muhatabını saptayabileceğimiz bir kimlik taraması yapılabilir mi? Tabi ki bu beylik soruları kesin bir saptamayla "budur" diye yanıtlayabilecek biri henüz var olagelmedi. En aklıselim insana bile aşktan konuyu açtığınızda kafasının arkasında sizi anlamayan bir çift eşekkulağı görmeyeniniz var mı?
Aşk...Kimi ona inanmaktan korkar, kimi sadece iman eder, kimi koşulsuz tapınır. inkâr edenler bile umutsuzca aklın karanlık yanına zincirledikleri aşkın tılsımına ne ara teslim olduklarını anlayamazlar. Onu tanımadan önceki hayatın tam bir boşluk olduğuna inanmak uzun sürmez. isyan edip söverken bile tüm o hakaretler sarhoş bir oğlan çocuğunun ağlayarak tutturduğu şarkı gibi aslında acı bir şikâyetle çıkar ağızdan...
Onu bir bela mı yoksa armağan mı sayarız? Ya ona verdiğimiz mananın hepsi, muhatabı tarafından lüzumsuz bir gömlek gibi çıkarılıp atılıverirse? Eyvah! Aşkı kaybedenler hatta bulamayanlar bile nihayetinde aşkla bir ilişki kurmak zorunda kalırlar. Sonunda "bir şey" olmuşlardır. O şeyin adı düşmanlıktır.
Mutlu aşk sahiden yok mu ya da Rougemont'un dediği gibi mutlu aşkın yazılı bir tarihi mi yok! Bu düsturdan hareketle en azından mutlu aşkın gayrı resmi veya kayıtsız da olsa bir yerlerde yaşanmış olduğunu varsayabiliriz. Varsaymayabiliriz de. Ne de olsa bir umut işte neden olmasın! Ayrılıkları da sevdaya dahil edebilmek için illede şair olmak şart olmadığına göre; aşkı mutlu-mutsuz diye kutuplara çekmek, çekiştirmek midir akla yatkın olan yoksa tam da yapısı gereği bu kutuplar arasındaki gerilimin, çekimin, dizarmoninin tam ortasında, ancak ve ancak "hareket haindeyken" yaşayabileceği ihtimalini kabul etmek mi!
Cogito'nun aşk sayısında Enis Batur "Mutsuz aşk, aşk olarak yaşayıp gitme şansını taşımış; mutlu aşk, aşkın ölümünü hazırlamıştır" diyerek mutluluğu bizzat aşkın katili ilan ediyor. Hatta "Onlar ermiş muradına" kısmında an itibarıyla mutlu aşkın anlatılmaya değer hiçbir yanının bulunamadığını hatırlatıyor. Anlatılmaya, yazılmaya, çizilmeye, resmedilmeye layık görülen tüm o ilham veren aşkların mesafeyle, ayrılıkla, umutsuzluk, acı ve imkansızlık imgeleriyle beslendiğini kim inkar edebilir! Aşkı bir perişanlık, yıkılmışlık halinde sağaltan bir merhem, karanlığı yırtan bir ışık, bataklıkta boğulurken ayakların altına açılmış geniş bir yol gibi düşleyen yazara da söylenecek sözüm olamaz tabi.
Sarılan her kolda, sürtünen her bacakta aşkı aramanın bir anlamı yoktur ama yine de aralarında sadakatini sunabilecek birini aramak mümkün olamaz mı? Olabilir. Olmayabilir de...Yine de kulu olmayan tanrı, inananı olmayan peygamber tapınanı olmayan tanrıça olmadığına göre aşka da öyle inanmak, iman etmek gerekmez mi? Bir yerlerde ifade edilmemiş duygularını, zapt edilmiş düşüncelerini sizin için saklayan biri olduğunu düşlemek ne kadar fena olabilir ki! Başta kendim olmak üzere hepimize tutkunun gücünü, yaşamın zevkli yanlarını, YERYÜZÜNÜN BÜTÜN SIRLARINI ÖĞRETEBiLECEK bir aşk diliyorum. Elimizde bir tek "sevmek hakkı" kaldı. O hak artık bir kabiliyet meselesi haline dönüştüğüne göre, gözlerden yaş değil kan bile gelse boyun eğmek gerek...

http://www.modaheryerde.c...a-ask-hala-mumkun-mu.html
Aşk, alevli bir ateşe benzer yaklaşırsanız yanarsınız, bile bile ateşe yürürsünüz. Önce kalbinize bir kor düşer, sonra gözlerinizden yağmurlar yağdırırsınız. Zamanla bu kor küle dönmüştür,gönlünüzden kopan fırtınayla birlikte savrulup yok olur gider mazinizden.
kelebeklerin mideyle ilintisi.nasıl oraya iniyor ve yerleşiyorlar,gıpraşıyorlar falan?işviçreli bilim adamları bunu da araştırsın.
Yorumsuz...Tatmadığım bir duygu hakkında burda destanlar yazsam nolur?
her gece rüya gördürtüp kafayı duvarlara vurdurtan, bir kere görebilme uğruna kol bile kırdırtan, sızma halidir.
boş iştir can yakar..
Nasıl bir his olduğunu merak ettiğim duygudur.
Öznesine göre tanım değiştirdiği için henüz evrensel bir tanımlama geliştirilememiş, ancak faillerinde meydana getirdiği duygusal reaksiyonlar nedeniyle bir çeşit ''duygu bileşimi'' olarak kavramsallaştırılması mümkün olguya denir.
kakaosu fazla kaçmış tiramisu gibidir, biraz tatlı biraz acı... bazı ilişkilerin acısı yoğundur ama acından zevk alanda çoktur. ellerinize ağzınıza burnunuza hep bulaşır çıkması zordur, o tadı alınca bırakması dahada zordur.
terazinin kefeleridir. bi taraf hep daha az çeker ve aradaki fark arttıkça her zaman yoğunlukta artar. çünkü umutsuzluk, imkansıza ulaşma isteğinden beslenir.
iki insanin birbirini köleleştirme çabası.
(A)dam (Ş)ans (K)adın
beğendiğin bir bedeni, olmasını istediğin bir karaktere sokturan güç.
Aşk sadece bi kez yaşanır çünkü insan o kadar yoğun bi duyguyu başka bi kişiliğe bi kez daha aktaramaz diye düşünüyorum. Hani belkide sever, hatta çok sever ama 2.defa aşık olunmaz. Aşk bence, önüne kusursuz olan bi sürü şeyi, insanı, kişileri koyupta hiç birşeyi ona değişememektir."Dünyalara değişmem" misali. Aşık olduğun insanın çirkin olduğunu bile bile yüzüne baktığında dünyalar tatlısı bi insanmış gibi görürsün. Adını duyduğun zamanlar içini sıcacık bişeyin kaplaması ve yüzünde utanç bir ifadeyle gülümsemektir bence. Uyurken yastığına sarılmaktır bazen ona sarıldığını hissederek. O yanındayken aslında onca eksik olan şeylerin oldugunu bildiğin halde sanki herşeye sahipmişsin gibi hissetmektir. Hatta bazen onu tutup, kutuda saklamak istemek bence. Hiç kimsenin onun gözlerine bakmasını bile istemezsin. Tut bıçağı kes gözlerini ve kalbinde sakla. O derece kıskanmak işte. Aşk çok güzel fakat sonu hep acı. Henüz hiç acı bitmeyen bi sona rastlamadım çünkü. Ve birde, hoşlanıpta kendini aşık sanan insanlar beni ateşler arası hastalık hastası ediyor o derece sinir. Sen git "onu istiyoom ben ühühüğhğğ" dee. Sonra 2 gün geçsiin, "ya ben başkasına aşık oldum yeaaa" de. Alacaksın kalbini atacaksın. Bir boka yaramıyor zaten.
olsa da köpek gibi yaşasak. olsa da köpek gibi ölsek.
Tanrı gibi sadece inandıkça var olan duygu.
işin gücün yok mu kardeşim uğrama bana siktir git. kime bulaşırsan bulaş amk.
yersiz yurtsuz uykusuz kalmaktır.
Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır, ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. Her iki yolda da tek bir gerçek olacak; canın çok ama çok acıyacak.

mevlana.
Anlatılmayacak kadar güzel bir şey.
© copyright 2005 - 2026