/636
kakaosu fazla kaçmış tiramisu gibidir, biraz tatlı biraz acı... bazı ilişkilerin acısı yoğundur ama acından zevk alanda çoktur. ellerinize ağzınıza burnunuza hep bulaşır çıkması zordur, o tadı alınca bırakması dahada zordur.
Öznesine göre tanım değiştirdiği için henüz evrensel bir tanımlama geliştirilememiş, ancak faillerinde meydana getirdiği duygusal reaksiyonlar nedeniyle bir çeşit ''duygu bileşimi'' olarak kavramsallaştırılması mümkün olguya denir.
Nasıl bir his olduğunu merak ettiğim duygudur.
boş iştir can yakar..
her gece rüya gördürtüp kafayı duvarlara vurdurtan, bir kere görebilme uğruna kol bile kırdırtan, sızma halidir.
Yorumsuz...Tatmadığım bir duygu hakkında burda destanlar yazsam nolur?
kelebeklerin mideyle ilintisi.nasıl oraya iniyor ve yerleşiyorlar,gıpraşıyorlar falan?işviçreli bilim adamları bunu da araştırsın.
Aşk, alevli bir ateşe benzer yaklaşırsanız yanarsınız, bile bile ateşe yürürsünüz. Önce kalbinize bir kor düşer, sonra gözlerinizden yağmurlar yağdırırsınız. Zamanla bu kor küle dönmüştür,gönlünüzden kopan fırtınayla birlikte savrulup yok olur gider mazinizden.
Günlerdir aşkı anlatabilecek tatminkâr sözler arıyorum. Bu şiddetin karşılığı hiçbir lügatta yok! Peki o zaman aşk ne demek? Kimdir? Neyin nesidir? Tutku mudur? Güven midir? Karnın karıncalanması mıdır? Huzur mudur? Masum mudur? Haşin midir? Kinci, intikamcı mıdır? Mağrur mu, mağdur mudur? Entrikacı mı yoksa tam bir aziz midir? Bağlılık mı, bağımlılık mıdır? Emniyetli sularda seyrelmek midir? iğneli fıçıda yüzmek mi? Onu deli deli hallenip histeri nöbetlerine girdiğimizde mi yoksa tam bir bebek kaygısızlığı içinde uykuya dalıp dinginliğini hissettiğimizde mi daha iyi tanırız. Kesin bir ilmi, ustası, çırağı var mıdır? ideal aşk hangisidir? Aşkın doğru ve kendine layık muhatabını saptayabileceğimiz bir kimlik taraması yapılabilir mi? Tabi ki bu beylik soruları kesin bir saptamayla "budur" diye yanıtlayabilecek biri henüz var olagelmedi. En aklıselim insana bile aşktan konuyu açtığınızda kafasının arkasında sizi anlamayan bir çift eşekkulağı görmeyeniniz var mı?
Aşk...Kimi ona inanmaktan korkar, kimi sadece iman eder, kimi koşulsuz tapınır. inkâr edenler bile umutsuzca aklın karanlık yanına zincirledikleri aşkın tılsımına ne ara teslim olduklarını anlayamazlar. Onu tanımadan önceki hayatın tam bir boşluk olduğuna inanmak uzun sürmez. isyan edip söverken bile tüm o hakaretler sarhoş bir oğlan çocuğunun ağlayarak tutturduğu şarkı gibi aslında acı bir şikâyetle çıkar ağızdan...
Onu bir bela mı yoksa armağan mı sayarız? Ya ona verdiğimiz mananın hepsi, muhatabı tarafından lüzumsuz bir gömlek gibi çıkarılıp atılıverirse? Eyvah! Aşkı kaybedenler hatta bulamayanlar bile nihayetinde aşkla bir ilişki kurmak zorunda kalırlar. Sonunda "bir şey" olmuşlardır. O şeyin adı düşmanlıktır.
Mutlu aşk sahiden yok mu ya da Rougemont'un dediği gibi mutlu aşkın yazılı bir tarihi mi yok! Bu düsturdan hareketle en azından mutlu aşkın gayrı resmi veya kayıtsız da olsa bir yerlerde yaşanmış olduğunu varsayabiliriz. Varsaymayabiliriz de. Ne de olsa bir umut işte neden olmasın! Ayrılıkları da sevdaya dahil edebilmek için illede şair olmak şart olmadığına göre; aşkı mutlu-mutsuz diye kutuplara çekmek, çekiştirmek midir akla yatkın olan yoksa tam da yapısı gereği bu kutuplar arasındaki gerilimin, çekimin, dizarmoninin tam ortasında, ancak ve ancak "hareket haindeyken" yaşayabileceği ihtimalini kabul etmek mi!
Cogito'nun aşk sayısında Enis Batur "Mutsuz aşk, aşk olarak yaşayıp gitme şansını taşımış; mutlu aşk, aşkın ölümünü hazırlamıştır" diyerek mutluluğu bizzat aşkın katili ilan ediyor. Hatta "Onlar ermiş muradına" kısmında an itibarıyla mutlu aşkın anlatılmaya değer hiçbir yanının bulunamadığını hatırlatıyor. Anlatılmaya, yazılmaya, çizilmeye, resmedilmeye layık görülen tüm o ilham veren aşkların mesafeyle, ayrılıkla, umutsuzluk, acı ve imkansızlık imgeleriyle beslendiğini kim inkar edebilir! Aşkı bir perişanlık, yıkılmışlık halinde sağaltan bir merhem, karanlığı yırtan bir ışık, bataklıkta boğulurken ayakların altına açılmış geniş bir yol gibi düşleyen yazara da söylenecek sözüm olamaz tabi.
Sarılan her kolda, sürtünen her bacakta aşkı aramanın bir anlamı yoktur ama yine de aralarında sadakatini sunabilecek birini aramak mümkün olamaz mı? Olabilir. Olmayabilir de...Yine de kulu olmayan tanrı, inananı olmayan peygamber tapınanı olmayan tanrıça olmadığına göre aşka da öyle inanmak, iman etmek gerekmez mi? Bir yerlerde ifade edilmemiş duygularını, zapt edilmiş düşüncelerini sizin için saklayan biri olduğunu düşlemek ne kadar fena olabilir ki! Başta kendim olmak üzere hepimize tutkunun gücünü, yaşamın zevkli yanlarını, YERYÜZÜNÜN BÜTÜN SIRLARINI ÖĞRETEBiLECEK bir aşk diliyorum. Elimizde bir tek "sevmek hakkı" kaldı. O hak artık bir kabiliyet meselesi haline dönüştüğüne göre, gözlerden yaş değil kan bile gelse boyun eğmek gerek...

http://www.modaheryerde.c...a-ask-hala-mumkun-mu.html
şairlerin, yazarların ekmek teknesi, garibanların ise en büyük derdi.
şarkılara konu olandır.
https://www.youtube.com/watch?v=87pkp29kv68
sübliminal mesaj.
iki insan birbirini ve kavuşamazsa aşk olur.
bazı durumlarda seks yapmak için geçilmesi gereken duvar.
Allah kimseye vermesin aşk acısı, demek geldi lan içimden...
uzak durmanızı tavsiye ederim.
önünde 3-4 tane şeftali var. gözüne en güzel geleni eline alıp bir parça kesersin. kestiğin ilk parça şeftalinin en güzel tarafıdır. tadını mükemmel bir şekilde alırsın. o parça bitince başka bir tarafını çevirirsin ve bir parça daha kesersin. onu da büyük bir hazla yersin. fakat sona doğru yaklaştıkça şeftalinin güneş almamış, sert ve tatsız tarafı kalır. önünde hala başka şeftaliler olmasına rağmen o kestiğin şeftaliyi yemek zorundasındır. tatsız ve sert tarafını da yedikten sonra şeftali biter. o ilk görüşte gözüne oldukça güzel, tatlı ve sulu gelen şeftali bitmiştir fakat ağzında sert ve tatsız tarafın etkisi kalır. sıra diğer şeftalilere geldiğinde ise aklına hep o tatsız ve sert kısım gelecektir.
bence insanın hayatına anlam katan yegane duygu olan sevginin hiç ulaşamayacağı seviyesidir.
çünkü insan yaradılış gereği ulaşılmazı arzuladığı için hep ulaşılmaz olan aşk'ı isteyecektir.

eğer aşkın bir ölçüsü veya tanımı olsaydı, işte sunu yaptıysan asıksın yada sunu feda edebiliyorsan ulaşmıssın gibi, insanlar ulaştıgını varsayacak ve peşini bırakcaktı. böyle olunca da anlamını yitirecekti.
Kalbimin kapısına "buradan geçmek yasaktır" diye yazdım. Fakat aşk, gülerek geldi ve "ben her yere girebilirim" diye fısıldadı.

Herbert Shipman.
aşk elde edilemediği zaman imkansız oldukça muhteşem ve acı verici, elde ettiğinizde zirve de mükemmel ve bu yüzden bitmeye yakın. bu yüzden aşk 'ın tanımı nedir diye sorduklarına "karşılıksız" de.
düşsel bir yanılgıdan ibaret yalnızca "aşk" kavramı.
kendisini tuzaktan kurtardıktan sonra kafana sıçan kargadır aşk.
yemeyip yedirdiğin, saçını süpürge ettiğin sonra yaşlandın diye seni sokağa atan üvey evlat...
yokken de varken de bir halta benzemeyen uyduruk bir oyuncak...
aynı başlayan aynı engellerden oluşmuş aynı biten mario vari bir ilkel bilgisayar oyunu...
ve sen aşık adam/kadın!
sen; levhaya rağmen çukura düşen gerzek!
sen; lüzumsuzsa söndürü bir türlü anlayamamış mal!
sen ki bana dokunmayan yılan; bin yaşa emi!
solda belirdi gene; biri aşık olmuş belli.

- ne zaman görsem, gülümseyen bir hüzün çöküyor içerime; adın yetiyor her kelamı kifayetsiz eylemeye. ne menen bir şeysin ki herkes seni tarif etmek gayretinde? ah, aşk; bul bizi, bul ve bırakma...
Bol acısı ama şerbeti Gül olsun...

Tarifin kökü bu olsa gerek.
tedavisi olmayan bir garip hastalık.
© copyright 2005 - 2026