bugün
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey11
- cenneti arzulayan örnek yaşam sürer5
- barbunya pilakisi seven bokkefali4
- samsak döveci9
- sözlüğün yeni tasarımı22
- keyif kaçıran şeyler3
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar7
- sözlük yazarlarının su bardakları6
- masterchef 20263
- memur olup sıradan bir hayatla geberip gitmek8
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi10
- tinto brass12
- opel vectra b4
- aponun villası9
- akp'nin kemalistleşmesi2
- italyan arabaları3
- holocaust2
- galatasaray amed operasyonu4
- pforzheim toplum mürşidi piizci ismed efendi2
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- kimseye ihtiyaç duymamak5
- rüyada hiç gitmediğin mekanı görmek4
- uludede ile hacca gitmek3
- paranın mutluluk getirmemesi7
- hayal garip2
- kötü bir insan mıyım ben5
- yaşadım demek için ne yapmalı7
- konuşurken anladın mı deyip duran tip6
- sense and sensibility2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- atatürk denilince akla ilk gelen takım2
- royal starla kuş pazarına gitmek2
- şikayet et butonunun çalışmaması2
- belediye ruhsat birimi3
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri4
- sözlüğün en ılık yazarı3
- hababam sınıfı3
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- terhis oluyorum sözlük21
- açık beğen2
- küfürlü atasözleri4
- kaçak akım rölesi3
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- günaydın kızlar4
- kendi yanağından makas almak3
- kafayı kıran geliyor3
- fatma betül sayan kaya28
- yaban arılarının ekstra stok yapması2
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
- aşk16
şarkılara konu olandır.
https://www.youtube.com/watch?v=87pkp29kv68
https://www.youtube.com/watch?v=87pkp29kv68
sübliminal mesaj.
iki insan birbirini ve kavuşamazsa aşk olur.
bazı durumlarda seks yapmak için geçilmesi gereken duvar.
Allah kimseye vermesin aşk acısı, demek geldi lan içimden...
uzak durmanızı tavsiye ederim.
önünde 3-4 tane şeftali var. gözüne en güzel geleni eline alıp bir parça kesersin. kestiğin ilk parça şeftalinin en güzel tarafıdır. tadını mükemmel bir şekilde alırsın. o parça bitince başka bir tarafını çevirirsin ve bir parça daha kesersin. onu da büyük bir hazla yersin. fakat sona doğru yaklaştıkça şeftalinin güneş almamış, sert ve tatsız tarafı kalır. önünde hala başka şeftaliler olmasına rağmen o kestiğin şeftaliyi yemek zorundasındır. tatsız ve sert tarafını da yedikten sonra şeftali biter. o ilk görüşte gözüne oldukça güzel, tatlı ve sulu gelen şeftali bitmiştir fakat ağzında sert ve tatsız tarafın etkisi kalır. sıra diğer şeftalilere geldiğinde ise aklına hep o tatsız ve sert kısım gelecektir.
bence insanın hayatına anlam katan yegane duygu olan sevginin hiç ulaşamayacağı seviyesidir.
çünkü insan yaradılış gereği ulaşılmazı arzuladığı için hep ulaşılmaz olan aşk'ı isteyecektir.
eğer aşkın bir ölçüsü veya tanımı olsaydı, işte sunu yaptıysan asıksın yada sunu feda edebiliyorsan ulaşmıssın gibi, insanlar ulaştıgını varsayacak ve peşini bırakcaktı. böyle olunca da anlamını yitirecekti.
çünkü insan yaradılış gereği ulaşılmazı arzuladığı için hep ulaşılmaz olan aşk'ı isteyecektir.
eğer aşkın bir ölçüsü veya tanımı olsaydı, işte sunu yaptıysan asıksın yada sunu feda edebiliyorsan ulaşmıssın gibi, insanlar ulaştıgını varsayacak ve peşini bırakcaktı. böyle olunca da anlamını yitirecekti.
Kalbimin kapısına "buradan geçmek yasaktır" diye yazdım. Fakat aşk, gülerek geldi ve "ben her yere girebilirim" diye fısıldadı.
Herbert Shipman.
Herbert Shipman.
aşk elde edilemediği zaman imkansız oldukça muhteşem ve acı verici, elde ettiğinizde zirve de mükemmel ve bu yüzden bitmeye yakın. bu yüzden aşk 'ın tanımı nedir diye sorduklarına "karşılıksız" de.
düşsel bir yanılgıdan ibaret yalnızca "aşk" kavramı.
kendisini tuzaktan kurtardıktan sonra kafana sıçan kargadır aşk.
yemeyip yedirdiğin, saçını süpürge ettiğin sonra yaşlandın diye seni sokağa atan üvey evlat...
yokken de varken de bir halta benzemeyen uyduruk bir oyuncak...
aynı başlayan aynı engellerden oluşmuş aynı biten mario vari bir ilkel bilgisayar oyunu...
ve sen aşık adam/kadın!
sen; levhaya rağmen çukura düşen gerzek!
sen; lüzumsuzsa söndürü bir türlü anlayamamış mal!
sen ki bana dokunmayan yılan; bin yaşa emi!
yemeyip yedirdiğin, saçını süpürge ettiğin sonra yaşlandın diye seni sokağa atan üvey evlat...
yokken de varken de bir halta benzemeyen uyduruk bir oyuncak...
aynı başlayan aynı engellerden oluşmuş aynı biten mario vari bir ilkel bilgisayar oyunu...
ve sen aşık adam/kadın!
sen; levhaya rağmen çukura düşen gerzek!
sen; lüzumsuzsa söndürü bir türlü anlayamamış mal!
sen ki bana dokunmayan yılan; bin yaşa emi!
solda belirdi gene; biri aşık olmuş belli.
- ne zaman görsem, gülümseyen bir hüzün çöküyor içerime; adın yetiyor her kelamı kifayetsiz eylemeye. ne menen bir şeysin ki herkes seni tarif etmek gayretinde? ah, aşk; bul bizi, bul ve bırakma...
- ne zaman görsem, gülümseyen bir hüzün çöküyor içerime; adın yetiyor her kelamı kifayetsiz eylemeye. ne menen bir şeysin ki herkes seni tarif etmek gayretinde? ah, aşk; bul bizi, bul ve bırakma...
Bol acısı ama şerbeti Gül olsun...
Tarifin kökü bu olsa gerek.
Tarifin kökü bu olsa gerek.
tedavisi olmayan bir garip hastalık.
Ask, ustunden ne kadar zaman gecerse gecsin o kisiye karsi hissettigin duygunun ilk gunki kadar taze kalmasidir.
ah aşk! bir topluluğun fotoğraf çekildikten sonra dağıldığı an, der ah muhsin ünlü
biz sevdik, eller alsın efenim. * * *
biz sevdik, eller alsın efenim. * * *
gelmiş geçmiş milyarlarca tanımdan farklı hiçbir şey söyleyemeyeceğimi bildiğim halde büyük bir hadsizlikle yorumlamaya çalışacağım şeydir.
insan bir şekilde iyi, kötü, salak, hasta, sağlıklı, dahi doğar, biraz değişir sonra ölür.
bu arada iyi, kötü, salak, hastalıklı, mantıklı, dahice şeyler yapar.
bu arada yaptığı hiçbir şey-aşk haricinde hiçbir şey- doğduğunda veya öldüğünde başına gelen ruhuna kavuşma halini kişiye vermez.
aşk içinize ruhunuzu üfler. aşk, içinize, karşınızdaki iki gözü, bacakları, kulakları olan birinin suretinde tanrı tarafından hassasiyetle saklanmak üzere bırakılır.
kimi dünyayı görmez, içine bakar. kimi içini unutur, dünyaya bakar. yani kimi aşk olur, kimi de aşık olunan.
aşkı içinde saklayabilenlere; bu akşam sizin için kadeh kaldırıyorum! ruhunuza gurşun değmeye! bir gün bir yıldız olursunuz, biri de bakar dilek tutar.
insan bir şekilde iyi, kötü, salak, hasta, sağlıklı, dahi doğar, biraz değişir sonra ölür.
bu arada iyi, kötü, salak, hastalıklı, mantıklı, dahice şeyler yapar.
bu arada yaptığı hiçbir şey-aşk haricinde hiçbir şey- doğduğunda veya öldüğünde başına gelen ruhuna kavuşma halini kişiye vermez.
aşk içinize ruhunuzu üfler. aşk, içinize, karşınızdaki iki gözü, bacakları, kulakları olan birinin suretinde tanrı tarafından hassasiyetle saklanmak üzere bırakılır.
kimi dünyayı görmez, içine bakar. kimi içini unutur, dünyaya bakar. yani kimi aşk olur, kimi de aşık olunan.
aşkı içinde saklayabilenlere; bu akşam sizin için kadeh kaldırıyorum! ruhunuza gurşun değmeye! bir gün bir yıldız olursunuz, biri de bakar dilek tutar.
topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır, ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. *
Bu entryimi Touch adlı dizinin ilk sezonundaki 7.bölümünden aldığım ilhamla yazıyorum...Bölüm hakkında kısaca ön bilgi vermek gerekirse, bölümde kapalı bir üslupla bir insanın aşk için yapabileceklerinin sınırı -ya da deyim yerindeyse sınırsızlığı- anlatılıyor, bölümdeki onca gizemli ve sıradışı konunun arasında. Gerçekten aşk'a inanıyor musunuz? Var mıdır sizce böyle birşey? Sizce aşk, hayatınız yolunda gittiğinde size bir çelme takan eylem midir, yoksa hayatınız tepetaklak giderken sizi bir düzlüğe çıkaran eylem midir?
inanır mısınız, google'a Aşk yazarsanız 0, 11 saniyelik bir süreçte tam olarak 115 milyon sonuç alıyorsunuz! "Aşk nedir" yazarsanız da 1, 5 cevap bulursunuz aynı süreç içersinde. Demeye getirdiğim şey işe aşk'ın, aramada böylesine milyonlarca sonuç getiren birşeyin, aslında "tam, doğru, sabit, göreceli olmayan" bir tanımı olmadığı gerçeği. Şöyle diyelim bana göre aşk, yaşattıklarından ötürü bir faciaymış gibi gelebilir. Sana göre gelmez. tamamıyla göreceli bir gerçek yani. Kimisi aşk'ı cennet bahçesinden kaçırılmış olan bir meyve olarak tanımlar, ki hayatında acayip derecede mutludur -mutluluk için aşk'a şart yok tabi ki yeteri kadar özgüvenli ve çoğu şeyden mutlu olabilen bir insansanız-; kimisi ise gayya'dan -cehennemin en dibi, kuyusu olarak tanımlanır- şeytan tarafından kaçırılmış bir tür felaket olarak tanımlar. Tüm bu gerçek düşünceleri yaşadıklarınız belirler işte. Ama yönlendirilebilir bu görüşler. Şaşırtıcı olan bir gerçek var ki; onu yazımın sonlarına doğru söyleyeceğim. Ancak, konumuza dönecek olursak, hangimiz diğerine "hayır dostum hayır..sen yalan söylüyorsun, yok öyle birşey!" diyebilir ki ?
Hadi ama! "Herkesin yaşadığı kendinedir." diye bir laf var günümüz tabiriyle. Bu tabirde,
verilmek istenen mesaj aslında şudur; "Bak adamım, sen bişeyler yaşamıssın iyi veya kötü;tamam. Ancak, bunu aşırı derecede dillendirmeye başlarsan, beni de etrafındakileri de baymaya başlarsın. Bir süre sonra da uzaklaştırırsın kendinden." Anlatabiliyor muyum dostum? Kaldı ki; dünya veya hayat sadece insanların "korkutucu birşey" dedikleri için korkutucu bir hâl alıyor. Nasıl mı? Bir gün şu testi yapın- ama nolur bir seferde bırakın, sonradan vicdan azabı çekmek istemem!-; yataktan kalktığınızda "Hassktr, ne biçim uyandım, berbat bir gün olacak!" diyin ve bir gün boyunca bu düşünceyi aklınızın bir köşesinde tutup, hatırlayın. Sonucu size söylemek istemiyorum, az çok anlamışsınızdır!
Tam olarak aşk'tan-ilahi veya manevi- bahsedişim de bunda kaynaklı. Asıl siz ne düşünüyorsunuz ve ne umuyorsunuz? Aşk'ızı yaşamaya ayrılık düşüncesiyle mi başlarsınız, karşılıklı eğlenceli, neşeli ve rahat bir ilişki ümidiyle mi? Bunu bir düşünün ve kendinizi ona göre koşullandırın derim.. Şaşırtıcı olan gerçeğe dönecek olursak; hani bahsettiğim iki zıt tanımlama -cennetteki bir meyve ve gayya'dan kaçan felaket- vardı ya; işte onlar dostum...ikisi de doğru! Biraz acıtsa da, dünyada, her iyi birşeyin getirdiği acı vardır. Bir o kadar da her acının, derdin getirdiği bir mucize, umut ve iyi yanından bakabileceğiniz bir gerçek...Neyi, nasıl istersen öyle görürsün.
Entry sonunda, asıl soruya gelecek olursak; "Göreceli yaşadığımız dünyamızda, sizin aşk'a bakış açınız n'olacak?"
inanır mısınız, google'a Aşk yazarsanız 0, 11 saniyelik bir süreçte tam olarak 115 milyon sonuç alıyorsunuz! "Aşk nedir" yazarsanız da 1, 5 cevap bulursunuz aynı süreç içersinde. Demeye getirdiğim şey işe aşk'ın, aramada böylesine milyonlarca sonuç getiren birşeyin, aslında "tam, doğru, sabit, göreceli olmayan" bir tanımı olmadığı gerçeği. Şöyle diyelim bana göre aşk, yaşattıklarından ötürü bir faciaymış gibi gelebilir. Sana göre gelmez. tamamıyla göreceli bir gerçek yani. Kimisi aşk'ı cennet bahçesinden kaçırılmış olan bir meyve olarak tanımlar, ki hayatında acayip derecede mutludur -mutluluk için aşk'a şart yok tabi ki yeteri kadar özgüvenli ve çoğu şeyden mutlu olabilen bir insansanız-; kimisi ise gayya'dan -cehennemin en dibi, kuyusu olarak tanımlanır- şeytan tarafından kaçırılmış bir tür felaket olarak tanımlar. Tüm bu gerçek düşünceleri yaşadıklarınız belirler işte. Ama yönlendirilebilir bu görüşler. Şaşırtıcı olan bir gerçek var ki; onu yazımın sonlarına doğru söyleyeceğim. Ancak, konumuza dönecek olursak, hangimiz diğerine "hayır dostum hayır..sen yalan söylüyorsun, yok öyle birşey!" diyebilir ki ?
Hadi ama! "Herkesin yaşadığı kendinedir." diye bir laf var günümüz tabiriyle. Bu tabirde,
verilmek istenen mesaj aslında şudur; "Bak adamım, sen bişeyler yaşamıssın iyi veya kötü;tamam. Ancak, bunu aşırı derecede dillendirmeye başlarsan, beni de etrafındakileri de baymaya başlarsın. Bir süre sonra da uzaklaştırırsın kendinden." Anlatabiliyor muyum dostum? Kaldı ki; dünya veya hayat sadece insanların "korkutucu birşey" dedikleri için korkutucu bir hâl alıyor. Nasıl mı? Bir gün şu testi yapın- ama nolur bir seferde bırakın, sonradan vicdan azabı çekmek istemem!-; yataktan kalktığınızda "Hassktr, ne biçim uyandım, berbat bir gün olacak!" diyin ve bir gün boyunca bu düşünceyi aklınızın bir köşesinde tutup, hatırlayın. Sonucu size söylemek istemiyorum, az çok anlamışsınızdır!
Tam olarak aşk'tan-ilahi veya manevi- bahsedişim de bunda kaynaklı. Asıl siz ne düşünüyorsunuz ve ne umuyorsunuz? Aşk'ızı yaşamaya ayrılık düşüncesiyle mi başlarsınız, karşılıklı eğlenceli, neşeli ve rahat bir ilişki ümidiyle mi? Bunu bir düşünün ve kendinizi ona göre koşullandırın derim.. Şaşırtıcı olan gerçeğe dönecek olursak; hani bahsettiğim iki zıt tanımlama -cennetteki bir meyve ve gayya'dan kaçan felaket- vardı ya; işte onlar dostum...ikisi de doğru! Biraz acıtsa da, dünyada, her iyi birşeyin getirdiği acı vardır. Bir o kadar da her acının, derdin getirdiği bir mucize, umut ve iyi yanından bakabileceğiniz bir gerçek...Neyi, nasıl istersen öyle görürsün.
Entry sonunda, asıl soruya gelecek olursak; "Göreceli yaşadığımız dünyamızda, sizin aşk'a bakış açınız n'olacak?"
aşk, iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir.
birhan keskin
birhan keskin
aşk, çayın içinde eriyen şeker gibi yok olmaktır.
iki ucu boklu değnek.
(bkz: intihar)
aşk: aynı hatayı defalarca yapmak ve bundan hiç ders almamaktır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com