aşk

Günlerdir aşkı anlatabilecek tatminkâr sözler arıyorum. Bu şiddetin karşılığı hiçbir lügatta yok! Peki o zaman aşk ne demek? Kimdir? Neyin nesidir? Tutku mudur? Güven midir? Karnın karıncalanması mıdır? Huzur mudur? Masum mudur? Haşin midir? Kinci, intikamcı mıdır? Mağrur mu, mağdur mudur? Entrikacı mı yoksa tam bir aziz midir? Bağlılık mı, bağımlılık mıdır? Emniyetli sularda seyrelmek midir? iğneli fıçıda yüzmek mi? Onu deli deli hallenip histeri nöbetlerine girdiğimizde mi yoksa tam bir bebek kaygısızlığı içinde uykuya dalıp dinginliğini hissettiğimizde mi daha iyi tanırız. Kesin bir ilmi, ustası, çırağı var mıdır? ideal aşk hangisidir? Aşkın doğru ve kendine layık muhatabını saptayabileceğimiz bir kimlik taraması yapılabilir mi? Tabi ki bu beylik soruları kesin bir saptamayla "budur" diye yanıtlayabilecek biri henüz var olagelmedi. En aklıselim insana bile aşktan konuyu açtığınızda kafasının arkasında sizi anlamayan bir çift eşekkulağı görmeyeniniz var mı?
Aşk...Kimi ona inanmaktan korkar, kimi sadece iman eder, kimi koşulsuz tapınır. inkâr edenler bile umutsuzca aklın karanlık yanına zincirledikleri aşkın tılsımına ne ara teslim olduklarını anlayamazlar. Onu tanımadan önceki hayatın tam bir boşluk olduğuna inanmak uzun sürmez. isyan edip söverken bile tüm o hakaretler sarhoş bir oğlan çocuğunun ağlayarak tutturduğu şarkı gibi aslında acı bir şikâyetle çıkar ağızdan...
Onu bir bela mı yoksa armağan mı sayarız? Ya ona verdiğimiz mananın hepsi, muhatabı tarafından lüzumsuz bir gömlek gibi çıkarılıp atılıverirse? Eyvah! Aşkı kaybedenler hatta bulamayanlar bile nihayetinde aşkla bir ilişki kurmak zorunda kalırlar. Sonunda "bir şey" olmuşlardır. O şeyin adı düşmanlıktır.
Mutlu aşk sahiden yok mu ya da Rougemont'un dediği gibi mutlu aşkın yazılı bir tarihi mi yok! Bu düsturdan hareketle en azından mutlu aşkın gayrı resmi veya kayıtsız da olsa bir yerlerde yaşanmış olduğunu varsayabiliriz. Varsaymayabiliriz de. Ne de olsa bir umut işte neden olmasın! Ayrılıkları da sevdaya dahil edebilmek için illede şair olmak şart olmadığına göre; aşkı mutlu-mutsuz diye kutuplara çekmek, çekiştirmek midir akla yatkın olan yoksa tam da yapısı gereği bu kutuplar arasındaki gerilimin, çekimin, dizarmoninin tam ortasında, ancak ve ancak "hareket haindeyken" yaşayabileceği ihtimalini kabul etmek mi!
Cogito'nun aşk sayısında Enis Batur "Mutsuz aşk, aşk olarak yaşayıp gitme şansını taşımış; mutlu aşk, aşkın ölümünü hazırlamıştır" diyerek mutluluğu bizzat aşkın katili ilan ediyor. Hatta "Onlar ermiş muradına" kısmında an itibarıyla mutlu aşkın anlatılmaya değer hiçbir yanının bulunamadığını hatırlatıyor. Anlatılmaya, yazılmaya, çizilmeye, resmedilmeye layık görülen tüm o ilham veren aşkların mesafeyle, ayrılıkla, umutsuzluk, acı ve imkansızlık imgeleriyle beslendiğini kim inkar edebilir! Aşkı bir perişanlık, yıkılmışlık halinde sağaltan bir merhem, karanlığı yırtan bir ışık, bataklıkta boğulurken ayakların altına açılmış geniş bir yol gibi düşleyen yazara da söylenecek sözüm olamaz tabi.
Sarılan her kolda, sürtünen her bacakta aşkı aramanın bir anlamı yoktur ama yine de aralarında sadakatini sunabilecek birini aramak mümkün olamaz mı? Olabilir. Olmayabilir de...Yine de kulu olmayan tanrı, inananı olmayan peygamber tapınanı olmayan tanrıça olmadığına göre aşka da öyle inanmak, iman etmek gerekmez mi? Bir yerlerde ifade edilmemiş duygularını, zapt edilmiş düşüncelerini sizin için saklayan biri olduğunu düşlemek ne kadar fena olabilir ki! Başta kendim olmak üzere hepimize tutkunun gücünü, yaşamın zevkli yanlarını, YERYÜZÜNÜN BÜTÜN SIRLARINI ÖĞRETEBiLECEK bir aşk diliyorum. Elimizde bir tek "sevmek hakkı" kaldı. O hak artık bir kabiliyet meselesi haline dönüştüğüne göre, gözlerden yaş değil kan bile gelse boyun eğmek gerek...

http://www.modaheryerde.c...a-ask-hala-mumkun-mu.html
© copyright 2005 - 2026