bugün

/636
sınırları çok keskin.. sanki sürekli içinde kalman gereken çember gibi.. o çizginin dışına çıktığın an, aşk, en çok korktuğun şeye dönüşüyor.. çıkmadığın zaman en sevdiğin şeye.. ama asıl sorun şu ki o çember sürekli daralıyor.. ve her geçen gün çizgiyi aşmamak daha da zorlaşıyor.. bu yüzden zor..
sanal duygu.
kimisi için mutluluk kapısı, kimisi içinse işkence odası kapısıdır.
(bkz: evlerden ırak)
(bkz: benden uzak bağdata sultan ol)
(bkz: defol)
https://www.youtube.com/watch?v=yViYdKcQ9Yo&feature=related
insanın hayatını değiştiren müthiş duygu.ya hayata tutunursunuz yada hayattan soğursunuz sayesinde.
--spoiler--
Senin aşktan yana nasibin
varsa;
Dokunsan da yanacaksın
dokunmasan da.
iyi bil ki;
Bazıları hasrette yanar bazıları vuslatta.
--spoiler--

(bkz: Hz Mevlana)
aşk var veya yok durumuna değil de karşılıklı aşk mevzusuna değinmek gerekirse aşk hiçbir çiftte %50 %50 eşit oranda değil kanımca. illa ki bir taraf daha çok sever ve sevilen taraf bunu hissettiğinde aşk bir kabusa dönüşür. kullanır çünkü seveni. tecrübeyle sabittir. ayrıca nice örneklerine de rastlanmıştır. aksini iddia eden varsa tartışmaya açığımdır...
artık varlığına inanmadığım duygudur.
"Aşk" adını unatacak kadar kaybetmektir kendini..
Hiç gitmeyecek zannettiğimiz insanlarla hiç bitmeyecek gibi yaşadığımız bir şeydi aşk belki.

Ya da alışkanlıkların ortaya çıkarttığı bir şeydi.

Nefes almayı bile ona bağlayan bu duygu, yoksa bağımlılık mıydı?

Onu uyurken izlediğin zamanlarda içini kaplayan şey miydi yoksa aşk?

Yanında kendini rahat hissetmen, kollarındayken hiç korkmamaktı belki de. Güven miydi acaba?

Başını omzuna yasladığında duyduğun huzur muydu?

Başkasının ona baktığını gördüğün anda içinde kabaran öfke, kıskançlık mıydı?

Çok sinirlendiğinde, bunu bana nasıl söyler dediğinde ortaya çıkan o kızgınlık mıydı?

Bunu nasıl yapar, nasıl hatırlamaz, beni nasıl anlamaz dediğindeki o hayal kırıklığı mıydı yoksa?

Tek bir vücut olmayı istediğinde, teninin tenine değmesine duyduğun özlem had safhaya çıktığındaki tutku muydu yoksa aşk?

O ağladığında çocuk gibi, içinin acıması mıydı?

Onun üzüntüsünü keşke ben çeksem dediğindeki ruh hali miydi?

Yoksa o üzüntüyü geçirmek için bir şey yapamayacağını anladığındaki çaresizlikle karışık hüzün müydü?

Hastalandığında ateşi düşsün diye başında beklemek miydi aşk?

Üstünü açtığında sanki annesi gibi tekrar örtmek miydi, şefkat miydi?

Onun için vazgeçtiğin, yeter ki o olsun dediğin şeyler miydi, fedakarlık mıydı yoksa?

Sesini duymayı, yüzünü görmeyi, nefesini, kokusunu özlemek, hasret çekmek miydi?

Onun için harcadığın onca şeyin toplamı mıydı, emek miydi?

Onu öptüğünde başının dönmesi, her gördüğünde midendeki o kramp mıydı, heyecan mıydı?

O konuştuğunda, dünya üzerinde başka canlı kalmamış, tek o varmış gibi bakmak mıydı, hayranlık mıydı?

Onu herkesten korumak istemek miydi, anaçlık mıydı yoksa?

O gittiğinde kalbini söküp çıkartmışlar gibi hissetmek miydi yoksa, acısı bile güzel diyebilmek miydi aşk?

Ve aşk biter miydi?

Bir kere sevdiysen, aşkına tutulduysan bu geçici bir şey olabilir miydi?

Hiçbir şey olmamış gibi davranabilir miydin?

Yeniden sevebilir miydin?

Yoksa bunların hepsi miydi aşk? Tek bir şeyde aramak yerine hepsinin içinde olduğu o sevdamız bilmeden aşk mıydı yani?

Neden bu kadar kolaydı peki vazgeçmesi, terk etmesi?

Pişmanlık da aşka dahil miydi?

Yoksa aşk sadece saf duyguların işi miydi?

Aşk bazı şeylerle başa çıkar mıydı yoksa bazı şeyler olduysa dönüp bakmadan gitmek mi gerekirdi o aşkı hala temiz tutmak için?

Aşk neydi, neden bu kadar yakmıştı canımızı?

Daha ne olduğunu bilmeden biz nasıl girmişti kalbimize, aşk neydi sahiden? Cevabı var mıydı, tarifi mümkün müydü?
öyle keskin kokar ki aşk, şöyle bir soluksuz kalırsın ,ölüm pahasına tutarsın son nefesi, o keskin koku bütün hücrelerini yakar. Dayanamaz bir nefes daha alırsın bir daha hiçbir şey aynı kokmaz!
kocaman bir takıntı.
--spoiler--
bulduğu her parayla bakkala koşan
bir çocuk olarak karşındayım, benim
aldığım en büyük hazzı seninle paylaşabilirim..
--spoiler--
toyluktur. yaşanmamışlıkların ilk olarak nefes bulduğu andır. belki deliliktir, belki heyecan. aşk ilk ve son olandır. hayatta bir kez yaşanandır. ellerin titremesi, dudakların kuruması, garip bir kıpırtıdır. sonrayı düşünememektir. arzulamak ve en önemlisi kavuşamamaktır. özlem duymak, ama bir türlü bu özlemi dindirememektir. belki tek taraflı hissedilendir, ki bu daha da acı veren, verdiği acıyla, garip bir zevke dönüşüp dolanmasıdır bedende. ne bileyim garip bişeydir aşk. ama bence ulaşamayacağını istemektir.
bazen ilk görüşte, bazen uzun zaman sonra fark edilen hem güzel hem çirkin pis bi şey işte!
Aşk en ilahi biçimiyle adalettir.
(bkz: Pierre Leroux)
bazen;
tüm anlamlı sözlerin, bütün özel şarkıların ikiniz için yazıldığını düşünmektir..
kitaplarda okudum, şiiirlerde söyledim, şarkılarda dinledim seni aşk.
çok acı çektiriyormuşsun uğradığına. bana hiç uğramadın ama. acı çekmemi mi istemedin yoksa?
tatlıymış senin acın, çekmeyen anlayamazmış. ben çekmedim. hiç bilmedim seni. ilgiler, hoşlantılar, takıntılar sarmış hep beni...yer açmamışım sana.
bak aslında suçlu benmişim. sana yer ayırmamışım ki! istememiş miyim yoksa seni? ya da korkmuş muyum senden? belki de bana ağır gelirsin sen. taşıyamam o küçük kalbimde, ezilirim ağırlığında.
nasıl bir şeysin ki sen, hem gel diyorum hem gelme!aklım karışıyor, gel diyorum galiba. tamam....tamam karar verdim gel o zaman bana.
ergenlerin ve bilimum zihni ergen kalmışların işidir. aşkla yatarlar aşkla kalkarlar, aşk bir boktur onlar için, sevilmek ve sevmek işte bunun etrafında döner dururlar. çünkü ne kendileri birey olabilmiştir ne de bu kişiliksizlerle "aşk" yaşama tasavvurlarına kendini kaptıran insancıklar birey olabilmiştir. tek dertleri bir başkasıdır. sevgilileridir, onların bıdı bıdılarıdır. aşkı da doğru dürüst bilmezler zaten, bilmedikleri gibi yanlış yaşarlar yanlış severler yanlış oyunlara girerler. bireysel nitelikleri sıfır olan bu arkadaşlar aşk adına sevdikleri insanlar adına milyonlarca içi boş salak kelimeler sarf edebilirlerken dünya hakkında, insanlık hakkında, varoluşları hakkında, tanrı hakkında bir sikim yazamaz çizemezler çünkü dünyaları bu kadardır! "x'i çok seviyorum", "x'i çok özlüyorum", "acaba x ne yapıyor", "acaba x de beni seviyor mu?", "acaba x'in gözü başka kadınlar da mı/erkeklerde mi)" işte günleri bu gibi soruların cevaplarını arama telaşesi içerisinde savrulup gider sonra kendilerine "sen salaksın ama şu şu şu nedenler yüzünden salaksın" dendiğinde ufak dünyalarında en küçük bir bilinç ve içgörü kırıntısı olmadığı için size düşman olurlar sizi kötü bellerler oysa siz sadece "kral çıplak" demişsinizdir o kadar.

ey yurdumun aptal kadını!
ey yurdumun aptal erkeği!

aç kulaklarını o kepçe kulaklarını dinle beni! söyleyeceklerim var!

aşk geçicidir bunu önce o ufak beynine kazı! sevgi de geçicidir bütün mutluluklar geçicidir hayata dair ne biliyorsan o ufak anlamlı şeylerin (ama sence büyük anlamı olan şeylerin) hepsi geçici! o erkek bir gün seni sevmeyecek o kadın bir gün seni sevmeyecek. bitecek ya da değişecek her şey gibi o da süsünü yitirip hayatın o acımaz o gerçek o soğuk sıradanlığını karşısında boynunu eğecek. bakın aptallar iyi okuyun! aşk kimyasal-nörolojik-hormonel bir aktivitedir başı ve sonu belli deneysel bir olgudur. bil bunu! öğren artık! güzel bir şey midir? evet aşkı boka batırmadan arabeskleştirmeden yaşayabilenler için gayet güzel bir şeydir ve elbette biten bir şey olduğunu kabul edenler için.

bak bana ve biraz anlamaya çalış!

sen vazgeçilmez değilsin hiç olmadın sen de bu milyarlarca insan içerisindeki herhangi bir canlıdan birisin ve ölümlüsün ve çürüyeceksin. o duygularının o düşüncelerinin o aptal kavgalarının o saçma hayallerinin o içi boş sevgi sözcüklerinin doğa ve zaman karşısında hiçbir anlamı olmadı! olmayacak da! o karanlık kuyunda -ki sen bunun farkında bile olmayacaksın- yaşayıp sefil bir beyinle ölüp gideceksin. sıradansın! unutma bunu sıradan kimse senin için canını vermek zorunda değil kimse seni ölesiye sevmek zorunda değil kimse senin için gözyaşı dökmek zorunda değil ve kimse senin vazgeçilmez olduğunu düşünmek zorunda değil bu insanın diğer insanlara karşı yapabileceği en cahilce ve barbarca istektir!

dinle bitmedi!

tarihin yaprakları bir bir yırtılırken sen bu aptal günlerine bakarken kendine götünle güleceksin (gülmüğyorsan bin kere daha yazık) ve o zaman bir diğer insanın kendi hayatında bu kadar yer kaplamasına buna bu kadar izin verdiğine kendi ufak beyninde bu kadar basitçe yaşadığına lanet edeceksin! bir gram dahi içgörün kalmışsa, bir an dahi olsa "ulan ben ne yapıyorum" diyebiliyorsan kendine gel ve biraz dik dur! sevebilirsin, sevilebilirsin, aşık olabilirsin, sana da aşık olabilirler ya da terk edilebilirsin ya da aldatılabilirsin, yalan da işitebilirsin, en yakın arkadaşım dediğin o aptal ilişki bile sana sırtını dönebilir bunlar o kadar sıradan basit şeyler ki sakın büyütme bu salak şeyleri. kafanda güzelce yaşa ve geç işte! fazla şey bekleme insanlardan, zira insanlar çıkarları doğrultusunda yaşarlar, severler ve aşık olurlar tıpkı senin gibi tıpkı benim gibi. annenin sevgisi bile bir çıkar sembolü ise sen nasıl hayattan bu kadar emin olacak kadar salak olabiliyorsun?

acılarını yaşamsını bil! acı çekmenin bile bir erdemi var ulan salak! kendini yiyip bitirme kendini yiyip bitireceksen git kendine hayatla ilgili daha çetin daha gerçek mücadeleler seç daha sahici dertler bul kendine. o zaman ben de sana saygı duyup dertlerine ortak olayım...

aşk bir ilüzyondur aptalların ipi bir türlü göremediği.

şimdi lütfen siktirip git şurdan ve insanın canını sıkma!

not: ve biliyorum ki asıl üzücü olan bu yazıyı bir kişi bile üzerine alınmayacak...
Aşk dediğin nedir ki?
Tenden bedenden sıyrık.
Çocukların içinde
Yaşadığı bir çığlık.

Aşk dediğin nedir ki?
Histen nefesten varlık.
Umutsuzluk içinde
Karanlığa son ıslık.

Ahmet Hamdi Tanpınar

bu da benim yorumum:

aşk içinde büyüyen zehirli bir sarmaşık. Bir gün mutlaka ölecek olan bir sarmaşık. Tek sorun ölüm zamanı. Eğer vaktinde öldürmezsen sende ölürsün onunla. Ağzına çalınan bir parmak bal misali tüketirken aşkı, yavaş yavaş zehirlersin kanını. En son öyle çaresiz, öyle aciz, öyle zavallı bir şekilde bırakıp gider ki seni bir bakmışsın kalbin paramparça. Ne o toz pembe hayaller, ne yıldızlardan beklenen dilekler kalmış avuçlarında.
suni sancı.
Geçici olarak, dünyadan kopma durumudur.
şaşı bakıp şaşırtmayan; şamşırık eden.
Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.

özdemir asaf.
© copyright 2005 - 2026