bugün

/636
aşk, insanın gölgesidir. ondan ne kadar hızlı kaçarsan kaç, o daima senin bir adım önünden gider.
çoğu insanın düşünüp ancak bulamadığı bir şeydir.
karşı cinsi mükemmel görme halidir. geçicidir. bir süre sonra etkisi geçen,kısa süreli güzel bir histir. evlendikten sonra geçmesi, bazen travmalara yol açar.
aşk çabuk solan bir çiçektir. ilkbahar gibi cıvıl cıvıl başlar , sonbahar gibi hazin biter.
yüzyıllardır var mıdır yok mudur diye insanları peşinden sürükleyen fakat kanımca olmaması gibi bir ihtimal olmayan güzel şeyler sürüsü.
onun gözünde dünyanın en güzel kadını oldugunuzu bilmektir.
görmeyi,tatmayı, duymayı, dokunmayı ,hissetmeyi ssevdiğimiz her şey aşktır. bu yüzdende kalıcı değildir.
sevmekten öteye geçmektir; sevmekten öteye derken çok çok sevip kafayı bulmayı kastetmiyorum sadece, evet onu da kastediyorum ama sadece bu değildir aşk... aşk her/herhangi bir duygunun en yoğun hâlidir; hırs, ıstırap, acı, zulüm, sevgi, mutluluk... hepsi...
bir üniversite sırasında çok güzel tanımı yapılmış şeydir :

"aşk onun için derse girmektir..."
5'li albeni pakedindeki üç albeniyi ona vermektir.. hatta pişman olmamaktır
bulunması imkansız olan, ama aramaktan bıktırmayan duygudur.
sevişmenin daniskasıdır.
Aşk muhteşem bir felaket; duvara gireceğini bilmek ve gene de gaza basmak; dudaklarında tebessüm kendi yıkımına doğru koşmak; işin bokunun çıkacağı anı merakla beklemek. Aşk programlanmış tek hüsran, insanın yeniden yaşamak istediği tek öngörülebilir mutsuzluktur.
(bkz: frederic beigbeder)
(bkz: aşkın ömrü üç yıldır)
sınavda senden silgi istediğinde silgini bölüp büyük parçayı ona vermektir.

not: yaşanmıştır.
sırf o seviyor diye bütün gün flamenko parçalarına maruz kalmaktır.hatta dinlerken mutluluktan uçuyormuş gibi yapmaktır..içiniz kan ağlasa dahi.
aşkın başladığı yer mantığın bittiği yerdir felsefesiyle hayatıma girmiş kavram.
yav ben çocukkene sanırım ortaokula gidiyordum.. rober hatemo ilk kasedini çıkardı hani şu kırmızılar içinde olan..her neyse o kasedin içinde bir şarkı vardı ki hala aklımdan çıkmaz.. "ahh aşk ahh aşkk gökyüznün mavi renginde saklı güzelliğin, ahh aşk ahh aşk ay ışığı vurmasa bile sen süslersin geceleri" diye devam ederdi şarkının nakaratı.. ne güzelmiş.. ahh efkarlandım şimdi.. yak bi cugara..
romantik takılmak gerekirse, hayalin başladığı yerdir.

realist takılmak gerekirse, bedava seksin başladığı yerdir.
her yerde onu görmektir, o orda olmasa bile.
insanı nereye götüreceği hiç belli olmayan aslında belki var bile olmayan bir şey.
düşündüğüm, düşündüğüm en sonunda karşılıksız olduğuna karar verdiğimdir. basit bir örnek: ben galatasaray'a aşığım. ama o bana aşık mı? değil. galatasaray'dan büyük bir aşk da olmadığına göre gerisi - yani karşılıklı olanlar felan - teferruat gibi görünüyor. zaten onların sonunun olması en büyük eksileri... soğuma sebebi.
neye yahut kime olduğu önemli değil üstüne düşmemektir.ne zor yüklemlere ne eskimez öznelere sahip soyut allahın belası bi duygu!peygamber, allaha aşkından ne hallere düştü, üstüne düşmese kafası rahat bir vatandaş olacaktı ama ızdırabını çekmediği bir hayatı duyumsayacak mıydı pekala?
hayır yavan yavan yaşayacaktı, başına kimse çorap öremeyecek, ayağında nasırlar çıkmayacak, kimsenin düşmanlığını kazanmayacak...

''ben sana aşık olmasam senin ne önemin kalacaktı benim hayatımda'' demek nankörlük müdür? işte ben bunu bilmiyorum,ben aşık olan insanın aklının gittiğini bilirim.bir daha ne zaman geleceği bilinmeyen tayyarelerin gidişi buna benzerdi hep.hesaba vursam milyonlarca aklım kaybolmuş kimbilir ne zaman gelir geri.işte o akıl geldiğinde bu sancı biter, bazen yaranın üzerine dökülen tendurduyot nevraljisi gibi senelerce parmak yakar.bir rüya görürsün bir rüya daha... sabah bir kalkmışın ki parmakların yanık kokar, noldunu bilmediğin bir yanık kokusu vardır ellerinde. sonra rüyanda bir yıldızı parmaklarının arasında tuttuğun gelir aklına ''ha dersin ulaşılmayacak bir yıldızı parmaklarımın arasında sıkı sıkıya tutmuştum gökyüzüne yükselip.'' düşlerken acıtmayan ,uyandığında her tarafını saran yanık kokusu o....her gece o yıldızı parmaklarının arasında sıkmayı düşünmemelisin, bırak bazen o seni ışığıyla aydınlatsın, bazen o milyonlarca kilometre uzaklara götürsün seni düşünde...!

hiçliğin hüküm sürdüğü tenha coğrafyalara atılmış pet şişeler gibi sürüklenmektir susarak... allahın belası bir duygu işte adı aşk soyadı üstüne düşmemek...
ne olduğunu şıpsevdi sakızlarından öğrendiğimiz şey...
geldiğinde tadına doyulmayan...
gittiğinde keşke hiç gelmeseydi denilen...
yine de hep beklenen...
hep yolu gözlenen...
siyahı zindan beyazı aydınlık olan..

(bkz: beşiktaşk)
© copyright 2005 - 2026