bugün

/636
bencillik.
belli bir tanımı yoktur, kişiden kişiye değişir. bana göre söz konusu kişiyle birlikte olduktan sonra bir an önce yanından gitmesini istemiyorsan, hala yanında kalmasını, hiç gitmemesini istiyorsan ve bu istek sonsuza dek devam edicek gibiyse sen aşıksın arkadaş.
kesinlikle bencillliktir. hayatın anlamıdır. katıla katıla gülmek, denizler boyu ağlamaktır. şiir yazabilme yetisine haiz olmaktır, bir çiçeğe, bir böceğe, bir çocuğa nemli gözlerle bakabilmektir. hayatı anlamak, farklı pencereler keşfetmektir. kendini tanımaktır aşk. aşk acıdır. kimi zaman sınırı olmayan ögürlük kimi zaman kapana kısılmaktır. soğuk sularda yüzmek, kaynar yağlarda yanmaktır. aşk birbirinden farklı milyonlarca duyguyu tek bir bakışla ya da bir dokunuşla hissetmektir. yenilgileri galibiyet sevinciyle yaşamaktır... aşk aşktır işte... ya yaşarsın ya ölürsün...
öyle bir bıçak ki saplananı da kanatır saplayanı da.
amına koyayım ben onun.
cinsiyetçi küfürlere maruz kalmış olandır.
.
aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna... *
(bkz: yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek)
hiç kimsenin açıklayamadığı, her faninin mutlaka yaşadığı, çoğunun kavuşamadığı, kavuşanın başına illa bir şey geldiği, alkol yada uyuşturucu bağomlısı olmaya sebebiyet verdiği bilinen, dünyanın belkide en manyak durumudur.
şimdi buralardaydı deyipte bir türlü bulunamayandır.
aşk ona baktığında, kendini görebilmendir.
nefes almayı unutturan ama dünyada, insanA nefes aldıran tek duygudur.
Aşk, iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktir. Beklentidir.
Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir sey yapmama hakkini teslim etmektir. Saygidir.
Aşk, zaaflariniz oldugunu ortaya çikarir. Kabullenmektir.
Aşk, simdi zamani degil diye beklemeyi bilmektir. Sabirdir.
Aşk, saçlarda baslayip topuklarda biten bir gezintidir. Kesiftir.
Aşk, Seviselim demeden sevismek, yanindakinin ne istedigini bilmektir. Anlasmaktir.
Aşk, baglandigini sandiginda, karsindakine hayir deme sansini tanimaktir. Inceliktir.
Aşk, korumaktir. Sorumluluktur.
Aşk, ciddi bir tokalasmayi kikirdamaya dönüstürmektir. Mizahtir.
Aşk, durma yoksa seni öldürürüm lafini duymaktir. Şehvettir.
Aşk, evinizdeki her seyin yerinin degistirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir.
Aşk, sevgilinizin ne oldugunu bütün çiplakligiyla görmektir. Gerçektir.
Aşk, saatin kaç oldugunu bilip aldirmamaktir. Neşedir.
Aşk, sizi kucaklayan kollarin, gittikçe daha çok sarilmasidir. Mutluluktur.
Aşk, gecenin bir vaktinde sen uyu, benim gitmem gerek dediginizde, uyanik kalip seni biraz daha görmeyi tercih ederim cevabini almaktir. Sicakliktir.
Aşk, tanidiginizi zannettiginiz insanin yeni yanlarini kesfetmektir. Tazeliktir.
Aşk, uyandiginizda rüyanizi yaninizda bulmanizdir. Düslerin gerçek olmasidir.
Aşk, kocaman yatagin üçte birine sikismaktir. Yakinliktir.
Aşk, evin anahtarkidan bir kopya daha yaptirmaktir. Güvendir.
Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilasacagini bilmektir. Kaderdir.
Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir.
Aşk, ecza dolabini açtiginda, dismacunu kapagini kapatilmamis bulmaktir. Uyumdur.
Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilasacagini bilmektir. Kaderdir.
Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir.
Aşk, ecza dolabini açtiginda, dismacunu kapagini kapatilmamis bulmaktir. Uyumdur.
Aşk, pencereden disariya baktiginda kiminle oldugunu hatirlamaktir. Düsüncedir.
Aşk, rüzgarin agaçlarin arasinda dolasirken çikardigi sesi dinleyip sevgilisinin yaninda olmadigina hayiflanmaktir. Yalnizliktir.
Aşk, asla anlatilmayacak hikayelerdir.

alıntıdır.

(bkz: vay be aşk neymiş orhan abi oku oku)
"overrated." derdi john milton rolündeki al pacino, 1997 yapımı "the devil's advocate" filminin en can alıcı sahnelerinin yer aldığı sonlarında...
Dirilmek yeniden
Yerin uyanması gibi kımıldaması gibi toprağın
Bulutları yarması gibi gün ışığının
Yağmurun ansızın boşanması
Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması
Erimesi gibi karların ve buzulların
Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların

Dirilmek yeniden
Yüzyıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi
Kandan kinden öfkeden
Üstümüze bir sağnak boşanmış gibi
Sürekli lekelendiğimiz çözülmeye terkedildiğimiz
Bir bataktan çıkar gibi.

Yürürken otururken yatarken
Hep çürümek durumunda kalmış
Duyduklarımızdan dolayı kulaklarımız
Gördüklerimizden ötürü gözlerimiz
Dokunduklarımız için ellerimiz.

Belli bir bozgun yaşamışız
Her şeye ölüm dadanmış sanki
Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar
Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar
Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar
Çocukluk kalkmış dünyadan gibi
Her çocuk antik çağ filozoflarından bir kalıntı sanki.

Aşkın son saltanatını yaşamak içinmi ey kalbim
Ruhun serüvenine bir kale olmak için mi?
Bu başkaldırma kanatlanma.

Durmadan geçiyordu o zamanlar
Üstümüzden tanklar toplar binler tonluk arabalar
Boğuk bir ses madeni bir böğürme
Bir metropol devinin içimiz titreten iniltisi
Ta uzaklarda şehirlerin üstünde kımıldayan
Bir korkunun yüreğimizde biriken tedirginliği
Bir sam yeli gibi bedenimizi yüzümüzü saçlarımızı
Yalayarak
Çekiyordu bizi ve herkesi.

Ama sen uzaklardaydın ey kalbim
Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı
Ayın ve yıldızların çağlayarak
Berrak şelaleler yaparak
Coşku içinde aktığı
Bir yerlerdeydi.

Hani bir gün bir çobana rastlamıştık
Kavalıyla bir sümbülü emziriyordu
Adı ferhat mıydı neydi
Koyunların kurtların böceklerin ve çiçeklerin
Sadakatten mest oldukları
Her birinin gözlerinde
Kaybolur gibi kayar gibi
Dalıp gittiğimiz o saadet evreni
Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç
Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan.

Yaslan göğsüme sevdiğim
Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir
Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir toprak gibidir
Sen ki bulut gibisin
Ay gibisin güneş gibisin bazan.

Usul usul inen
Yağmur tıpırtılarını
Dinler gibi
Dalıp gitmiştik
Sen konuşuyordun
ipil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun
Onlar ki konuklarımızdı
Adları Keremdi Yusuftu Kaystı
Hepsi de ezelden tanıdıktı dosttu.

Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım
Her gelişin bir taze haberdi unutmadım

Aşktı alıp verilen altın bir vakitti yaşadığımız
Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki
unutmadım

Can oynanırdı evlerde yollarda meydanlarda
Can alınıp can verilirdi hiç unutmadım

Sen uyurdun uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi
Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki unutmadım

Ah sevgili ! Hayat görünürdü kapından, bir çırpınış
yüreklerimizde
Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde
unutmadım

Toprağa düşen tohum onda gizlenen renk şekil koku
Senin için biçimlenirdi renklenirdi kokardı senin için
unutmadım

Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri
istemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah
unutmadım

O dirildi O dirildi diye birden çalkalanan sokaklar
Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı hiç unutmadım
Ey aşk ey dirilik soluğu ey evrenin hareket kaynağı
Nasıl unuturum nasıl unuturum hiç unutmadım.

Haydi gel sevgilim
Uzanalım toprağın altına
Çiçekler mayalansın göğsümüzde
Bu akıp giden bu kör gidip yol giden
Kalabalıkları bu insanları
Ezen çiçekleri, bir kere bile farkına varmayan
Dökülen bu yıldızları yağmur birikintilerine
Çiğneyerek geçen bu adamları ve kadınları
Uyarmak için bir an durdurmak için
Bu bizi terkeden, bacaları öksüz ve boynu bükük
içimizde sonsuzluk kavislerinden izlerini taşıdığımız
Ama şimdi kendimizi zorlasak da
anımsayamadığımız tasarlayamadığımız o kırlangıçları
Ah tekrar dönülebilir mi? yaşayabilirmiyiz ?
Uzansak yerin altına ve toprak olsak.

Haydi gel sevgilim
Bir daha deneyelim
Bir kere daha kesmek için yolunu kalabalıkların
Yüreğimizden gönlümüzün derinliğinden
Vermek hep vermek için
Çünkü dağıttıkça çoğalır bizim zenginliğimiz
Aşkın bir adı da berekettir
En iyi anlatandır o
Hirada bir mağarada
Gözden döküleni
Gönülden geçeni.

Ah hep o kelimeyi bulmak için bütün bu
Çabalarım
Seni çağıracak olan.

Nasıl da unuttuk
Oysa daha anar anmaz adını
Ansızın patlayan bahara bir pencere açmışız gibi
Kış ortasında çıkıveren güneş gibi
Birden sıyrılıverip bulutlardan
Üryan görülen can gibi
Doldururdun içimizi
Ve eviçlerimizi.

Ah oruçlu bir ağustos vaktinde
Bir kayanın dibinden kaynayan
Soğuk ve berrak sulara
Uzanıp kana kana
Avuç avuç alıp
Yüzümüzde içimizde
Duyduğumuz
Gibi
Aşk.

Ah bir yalnızlık vaktinde
Herkesle birlikte olduğumuz
Gene de yalnız olduğumuz
Bir parkta
Ta uzaklardan gelir gibi
Bir tamburdan bir ezginin
Bizi bizden ve herşeyden
Alıp götürdüğü gibi
Aşk.

Haydi gel sevgilim gene arayalım
Makam-ı ibrahimde rastlanan ayak izlerini
Dedesinin elinden tutup Kubays dağına götürdüğü
Yüzüsuyu hürmetine yağmur istediği
Yeryüzünün bereketlenip çiçeklerle bezendiği
Develerin coşarak çöllerde
Ayak sesleriyle şiirler bestelediği
O vakitleri.

Haydi gel bir daha bir daha
Arayalım
Herkesin ve herşeyin uykuya vardığı
Bir vakitte
Gürül gürül
Bardaktan boşanır gibi
Yeryüzünü ve gökyüzünü
Dünyanın bu yüzünü ve öbür yüzünü
Geceyi ve gündüzü
Dolduran
Yüreğimizi kuşatan
O kitaptan
Okunanı.

Yaşamak, avını gözleyen
Sessiz gergin
Soluk soluğa
Bir atmaca
Sağ elimin
Parmakları ucunda.

Ve ölüm
Bir güvercin
Beyaz
Süzülen masmavi gökten
Berrak sulara.

Bir yıldız kayıyor kayıyor kayıyor
Bir dal uzuyor uzuyor
Bir gül kanıyor bir seher vaktinde
Yanıyor bir ateş için için
içimde içimin de içinde
Bir ezgi dönüyor dönüyor dönüyor
Bir ney eriyor dudaklarımda

Aşkın bir adı da yorulmamaktır.
yalan olandır. gerçek olan sevgilinin yanında olması. gerisi bomboştur. ne hissedersen hisset...
kendimi durduramadiğim şey. yani bu senenin başında üzülmeme neden olan da şimdilerde sevincimi katlayan da yine bu şerefsiz. bi de flörtöz olmam sebebi ile sürekli aşık modu, sürekli aşık etme modu. aşkı seviyorum ben bi de, değişik bi durum.
açılmamış bir şarap şişesiydim
ki öyle kaldım
acımı köpürtmedim
içime sağdım
gözyaşlarımı göstermedim
ki sildim
özgürlüğüm beni tutsak düşürdü
başaramadım
içimde kara kara bulutlar sallandı
ki sallandılar
dışarı yağamadım
ve yenildim ve sustum.
(z)amansız yakalnamıştım çünkü...
yapışkan bir gölgedir, kaçtıkça daha fazla takip eder.

acıtır, insanlığınızı alır.

geriye toplayacak parçanızı bile bulamayacak kadar, siler süpürür hayatınızı.

en önemlisi de asla elinizde olmayan bir duygudur.

size geleyim mi? diye sormayacak kadar da bencildir.
kapanmayan sinsi bir yaradır. zira yıllar geçse bile bir gün aniden karşınıza dikiliverir. sadistlik ve mazoşistliktir.
karşılıklı olanından yaşamadığımdan sadece tahmin edebiliyorum, eğer birini seversem ve o da beni severse, aramızda oluşacak enerjiden suyu yakmakta faydalanabileceğimi düşünmeme neden olan tuhaf bir duygu.
ataol behramoğlu'na göre 2 kişiyle yaşanandır.
adamı mal eden sacma olduğu kadar da güzel olan önüne geçilemeyen duygu çeşidi.
bir şarkı başlar. kızmışsınızdır hep bu zamana kadar kendilerine bir şarkı ithaf edenlere.
bu şarkı başkadır ama size bir anda yıllar öncesini hatırlatır.sevgisinden hiç emin olamamışsınızdır bir o kadarda inanmışsınızdır aşka onunla.arkada o şarkı çalarken yaptığınız bir telefon görüşmesi aklınıza gelir. özledin mi diye sorar, utangaçsınız dır ve saflığınıza küfredersiniz o ara. birden seni çok özledim diyemeyecek kadar korkaksınız dır dalgaya alırsınız. o ciddidir karşıda sesi biraz daha buğulu çıkar özledin mi der. özledim dersiniz fazlasıyla özledim. oda söyler hayatta duyduğunuz en dokunaklı ses tonuyla sonra telefonu kapatır. bir an bunları düşünürken gözlerinizin yaşardığını fark edersiniz.ve hala gözyaşlarından utananlardansınızdır.birden arkanızdan birinin geldiğini hissedersiniz size sesleniyordur. görmesin istersiniz hemen yalandan bir hapşırırsınız burnunuzu silersiniz. "biraz üşütmüşümde dersiniz . yine küfredersiniz bu halinize unutur gidersiniz sonra bilmem kaç zaman sonra aklınıza gelince yine gözleriniz yaşarır ve yine saklarsınız gözyaşlarınızı bu sefer derin bir esnemeyle..
Hissetmediğin zamanda hissetmediklerini hissetmek AŞKTIR...
Alışveriş merkezinin klozetinde,sıçarken sönen fotosel zulmü.
aşk...
yokken isyanlara sebep olur...
varken ağlatır, üzer, sevindirir, sorun yaratır...
ama işte aşk bu... ne onla ne onsuz oluyor...
© copyright 2005 - 2026