bugün

/636
aşk yalnızca bir bakıştır. gerisi vesairedir.
Soyut, Varlığı duyularla algılanamayan.
insanın kendine yakışanı giymesidir.
dokunmak... ama öyle bir dokunmak ki yakacaksın dokunduğun yeri. göğsünün içindeki lime lime harlanan sızlayan duygu var ya onu süreceksin aya'na, parmak uçlarına. öyle dokunacaksın ki titreyecek yüreğin... bu sancılar alev alev gözlerine değecek öyle bakacaksın sonra. ama öyle bir bakmak ki gözlerinde kıvılcım kıvılcım oynaşan parıltılar sızlatacak onun gözbebeklerini, damla damla yaş olacak... öyle sarsacak öyle kor edecek o yüreği o bakışlar...

ama herpsinden önce aşık olacaksın aşık! öyle bir aşk ki dünyalar kopacak içinden!...
ayarsız enerji.
bulmaktan çok aramaktır.
acı çekmektir aşk. ne onla ne onsuzdur. kendini ısrarla ondan koparmaya çalışıp yine de uzağa gidemediğinizdir. arada 1000 km de olsa onu istemektir, her türlü.
2 den sonra ki sayıyı unutmaktır.
onun senin için yaratıldığına kendini inandırmaktır. eğer onu da inandırırsan mutluluk olur.
tek gerçek olanı allah için yaşanandır.
aşk... aşk! yüzyıllardır üzerine ne sözler söylendi, ne romanlar yazıldı, ne resimler yapıldı da hala anlatılmaya, ifade edilmeye devam ediliyor... felsefenin de, bilimin de, sanatın da konusu oldu, olmaya da devam edecek... ben de insanoğlunun yaşadığı bu en güzel hissi, duyguyu -tamamen bireysel izlenimlerime dayanarak- kendimce dillendirmeye çalışacağım. yüreğin daha hızlı çarpmasıdır aşk. sadece onu gördüğünüzde değil, onu düşündüğünüzde (aşıkken onu düşünmediğiniz bir an var mıdır acaba?), aklınıza her geldiğinde (aşıkken aklınızdan hiç çıkıyor mu acaba?), kapı çaldığında ya da telefon çaldığında yahut telefonunuza mesaj geldiğinde, 'acaba o mu geldi?' diye kapıya koşmak, 'acaba o mu arıyor?' diye yüreği güp güp ederek telefona sarılmak, 'acaba ondan mı mesaj geldi?' diye sabırsızlıkla mesajın açılmasını beklemek... aşık olduğunuzda, her ama her defasında aynı heyecanı duyumsar, aynı yürek atışını duyar, yüreğin heyecandan ağzına gelmesinin ne demek olduğunu birebir yaşayarak idrak eder, kan dolaşımınızın hızlandığını farkedersiniz. hele telefonda arayanın o olduğunu gördüğünüzde, ne kadar heyecanlı olsanız da, bunu belli etmemek için derin derin 1-2 nefes alarak kendinizi rahatlatmaya çalışır gene de telefonda sesinizin titreyerek çıkmasına engel olamazsınız. geceleri onsuz uyku tutmaz, sabahı edemezsiniz. sürekli onunla ilgili hayaller kurarsınız. gündelik yaşantınızda, aklınız bir karış havaya çıktığı için dalgınlaşır ve suratınıza yerleşen bir tebessüm ile dolaşır durursunuz. artık sabahları bambaşka bir dünyaya uyanırsınız. hayatı daha renkli ve sevgi dolu yaşarsınız. dokunmaya kıyamaz, onu öpmeye doyamazsınız. ilk ten temasını, elini ilk tuttuğunuz anı, onu ilk öptüğünüz anı unutmazsınız. onu koklar, koklakmaktan bitkin düşmek istersiniz. msn kullanıyor ise, işi gücü bırakır, online olmasını dört gözle bekler durursunuz. kimyanız tamamiyle değişir. siz artık eski siz olmazsınız, olamazsınız ki! hormonlarınız değişecek, yaşam alışkanlıklaınız değişecek, belki siz bunların farkında bile olmayacaksınız. kendinize daha dikkat edecek, kendinize özen göstermeye başlayacaksınız. artık hayatınızın anlamı o'dur. aşıksanız, gözünüz ondan başka kimseyi görmez. gerçekten... şarkılarda, şiirlerde, romanlarda, filmlerde onu bulursunuz. o'nun arama ihtimali ile cep telefonunu 24 saat açık tutmak, şarjı bitmesin diye iki pille dolaşmaktır aşk. yaşanması zor ama en güzel duygudur/çiledir. aşk gerçekten her ne kadar anlatılmaya, açıklanmaya çalışılsa da, ancak ve ancak yaşanarak anlaşılabilir...
aşk, bi merdivenin götürdüğü yere gitmektir. nereye gittiğini bilemezsin. eğer yolun sonu gözükmüyorsa yani yoksa, yorulursun. sonunda dinlenmek için bir tepe yoksa, ya aşağı anlayıp intihar edersin ya da beraber merdivenden çıktığın sana bi tekme koyarak aşağı iter.
aşk bir ışıktır, insanın hayatını ve kalbini aydınlatan. bir yanınca, bir daha kolay kolay sönmeyen. ve izleri, yürekten asla silinmeyen. *
aşk üzerinize giyindiğiniz şık bir kostüm gibidir. taşımayı bilirseniz doyumsuz bir tat verir ama taşıyamazsanız elbise üzerinizde kiralık gibi durur. bocalamaktır, bazen de anlamsız şeylerde anlam aramaktır.
fedakarlıktır; kişiliğinizden ödün vermek yıllarca taşıdığınız bedendeki ruhu değişime adapte edebilmektir. Ve en önemlisi aşk iki kişiliktir.
üzerine yorum yapmayan ya da tanımlamaya kalkmayan tek bir kişinin bile bulunmadığı tek kavram. asla eskimeyecek tek gündem.
bir kadin/erkek icin dunyadaki butun kadin/erkeklerden vazgecmektir.
bir süre sonra kimsenin inancının kalmadığı garip düzen.
bazen kara kara düşündürebilen şey. şey diyorum karmaşık biraz,evet evet karmaşık. bazen insanı kara kara düşündürebilen karmaşık duygu.
aşk;
2.00 metre boyundaki yeşil gözlü inanılmaz yakışıklı adamın kalbimdeki adıdır.
h.e.
o nedir ki cümlelere sığmaz.
kimyasal kökeninin açıklanabilirliği şu şekilde olan durum;

görsel

*yine ve yeniden çaldı kapımı!* ee o zaman hoşgeldin!*
aşk bir kargadır. siz kendi halinde dalında duran bir cevizken gelir koparır sizi ve çıkarır gökyüzüne, yükselir yükselir yükselir... uçtuğunuzu sanırsınız, hatta basbayağı da uçarsınız. ama çok sürmez... yeterince yükseğe çıktığında açar ağzını ve bırakır sizi. ne kadar yükseğe çıktıysanız, o kadar sert çakılırsınız yere ve o kadar kolay olur kırılmanız. sonunda bir akbaba gibi çöker üstünüze ve paramparça olmuş kabuklarınızı ayıklayıp, yer kalbinizi.

evet, cevizin kaderidir belki, kırılıp yenmek, bu bir doğa kanunudur belki. ama mühim olan insanca kırılıp yenmektir; sonunda akabaya dönüşen bir karga tarafından değil.

onun için siz siz olun, üstünüze doğru gelen karga kılıklı akbabalardan uzak durun.
aşk bir kuyudur, tüm duyguların içinde boğulup geriye umutsuzluğun kaldığı.
insanın hiç düşünmeden her türlü fedakarlıkta bulunma durumu.
En güzel duygu.
Sonunda çok acı çektiren duygu.
insanı ölüm ve yaşam arasında tutan tek öğedir.
© copyright 2005 - 2026