bugün

/636
sevgilinin ruhunda eriyip, onunla beraber yeniden dünyaya gelmektir. istemsiz ve zamansız değişime, sevgilinin gözlerinde teslim olmak ve yeniden ruh bulmaktır.
sanılanın aksine mutlulukla uzaktan yakından alakası olmayan bir tür duyguların ve algıların çatışmasıdır
şöyle ki
zamanının çok büyük bir bölümü onu düşünmekle geçer ki saatlerce tek bir objeye odaklanmak beynin hiç de alışık olduğu bir davranış biçimi değildir.
günde bilmem kaç kez gaipten sesler duymaya başlarsın telefon mu çalıyor diye
ha gerçekten çalıyorsa eline alışın ve arayan kişinin ismini görene kadar ki geçen süre içerisinde kalp atış hızın tavan
yapar
yol da yürüyen insanların bilmem kaçını ona benzetirsin
şu ana kadar anlatılanlar genelde malum kişi ile sevgili olmanın öncesinde yaşanan genel vaziyettir...
eğer ki taraflardan biri ilişkiye başlamayı kabul etmezse reddedilen kişi muhtemelen suçu fiziksel görünüşünde
arayacaktır ki bu da aynalarla daha fazla zaman geçirmek anlamına gelmektedir
gerçekten sevmişse eğer sol taraftaki ağrının ne kadar sürede geçeceği kişiden kişiye değişiklik gösterir...
şayet ilişki başlamış ise 2. ve 9. satırda yazılanlara ek olarak bu sefer bir kaybetme korkusu almıştır kişiyi

herşey bu kadar güzel giderken ya bitiverirse?
hadi bir gün başkasını benden daha çok severse?

tekrar şöyle bir düşünülür işte o zaman malum kişiyi memnun edebilmek adına bay(an) mükemmel kostümü giyilir ki
bir an için unutulur öyle birinin olmadığı...
eğer ki evlilikle sonuçlanmazsa ayrılık demektir otomatik olarak
2. ve 9. satırda yazılanlara ek olarak onunla ettiğin kavgaların bin mislini kendinle etmeye başlarsın
ve keşkelerle başlayan cümleleri daha fazla kullanmaya başlarsın kabul etmesende...
en iyi ihtimalle malum kişiyle evlenirsin
işte o zaman (bkz: evlilik aşkı öldür mü)

herşeye rağmen yaşamaya değer mi?
deneme kabinleri sağ tarafta efendim...
kalbin tatlı tatlı kaşınmasıdır. ve fakat kaşıyacak kişinin bundan haberinin olmaması.
diyelim ki biliyor; kaşıdıkça kanayan bir organdır kalp.

annem kızıyor sonra tüm gömleklerin leke diye.
(bkz: does not exist)
''aşk nedir?'' diye bir deliye sordum. öyle bir gülüş güldü ki korktum. dedi ki ''ben neden deli oldum?''..
bazen de karşılıklı nispete dönüşür. hanımın çiftliğinde olduğu gibi.
(bkz: aşk yanlış insanı sevmektir)
deprem anında sımsıkı birbirine sarılmaktır..
yaşadığın evin yolunu bulamamktır.
sürekli bir histeri hali. doğallığı; yaygınlığı dolayısı ile kabul edilmiş en sık rastlanan psikolojik rahatsızlık. anksiyete, saplantı, kişilik bozukluğu. gönüllü delilik; iki kişilik.
Aşk deliliktir, sarhoşluktur, unutuştur.
ıssız zamanlarda yine ağdalı laflar ederek son zamanlarda kendisine yaklaşmaya çalıştığım his.
sevmektir, ama en çok sevmektir, fiili sadece bir kişiye yüklemektir.
bir kişiye yükleyince de diğer herkes az sevilir.
Yalnızlaştırır aslında aşk. ama aşık yanındaysa yalnız değilsindir.
hiç kimse onun kadar mutlu edemez. tabii hiç kimse de aşık olunan kadar mutsuz edemez.
nesinin sevildiği bilinmez aşık olunanın. mantık aranmaz. hissedilir, tüm hücrelerle.
içtenlikle, bütün masumiyetle sevmektir.
asırlardır uğramamış bir yürek olayıdır.
hakkinda bu kadar cok entry girilmesi gereksizdir. olmayan bir seyi varmis gibi göstermeye gerek yok.
aşk, sevdiğinin adını dillendirmemektir..
hayatın anlamıdır, dolayısı ile hep aranmaktadır.
kırmızı bir fonda siyah beyaz şarkılardır.
aşk'a aşık olmak benimkisi. merdivenleri koşa koşa çıkıp cama fırlamak son kez görmek için giderken. aşk onun adı benim için. acısıyla tatlısıyla sevinciyle mutluluğuyla heycanıyla hasretiyle özlemiyle vazgeçilmezimsin sen benim. soğuk günlerin sıcaklığı, sıcak günlerin serinliği var yüreğinde.
gideceksin ya uzaklara korkma sakın, döndüğünde bir bu kadar daha büyütücem aşkını, aşkı, aşkımızı.
yazdın ya sen beni kendine bende seni yazdım ömrüme. çoktan hemde...
artık gerçekten varolduğuma dair inancımı yavaş yavaş kaybettiğim, ayaklar altına alınmış, kirletilmiş, gerçek anlamını yitirip; basitleşmiş kavram.

soruyoum size;

"yalnız kalmayayım, en güzel yaşlarımı boş geçirmeyim, bi de bununla deneyeyim, hayatıma renk gelsin, oyalanayım" gibi saçmasapan nedenlerle; bedeninizi ya da egonuzu tatmin etmek için, hayatınıza soktuğunuz kişilere gerçekten aşık mısınız yoksa yalnızca, kendinizi mi kandırıyorsunuz?
serdar ortaç ve demet akalın şarkılarındaki gibi basit ve yüzeysel aşk anlayışınız, saçmasapan çarpık ilişkilerinizle sadece kendi ruhlarınızı kirletmekle kalmayıp; aşkı da kirlettiniz, alın sizin olsun... orda, burda yiyişerek doya doya yaşayın aşkınızı...
derlerki eğer gururunu karşıdakine olan sevginden geride tutuyorsan aşıksındır; yalan amına koyayım, bazen öyle bir an gelirki deli gibi sevsen dahi ona geri dönüpte "bak köpek gibi geldi" dedirtmemek için gitmezsin, yalvarmazsın, unutmaya çalışırsın sonrada aşk denen zırva azalır ve biter. belki hayatında aynı şekilde ikinciye aşık olmayacaksındır; fakat olsundur gitsindir. sonunuda klişe bir lafla kapatmak istiyorum affınıza sığınarak. ben gideni değil giden beni kaybetmiştir.
hayatta başa gelebilecek en güzel şey aşk. her anı bir başka güzel. tohumunun atılması, fışkırması, filizlenmesi her şeyiyle çok güzel, huzur verici... bazen derler ya ölümsüz aşk yoktur. aslında aşk ölümsüzdür bitse bile elinde binlerce anı vardır. bu yüzden bitmez aşklar. sadece yollar ayrılır. yollarını ayıranlar da zaten aşkın değerini hakketmemiş olanlar değil midir?
"Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin."

der büyük üstad...*
tolstoy der ki: aşk üremek için bir bahanedir.
hani mustafa kemal'in bir lafı vardır'' geldikleri gibi giderler'' diye, aşk da böyle işte, gittiiği gibi geliyor da...
© copyright 2005 - 2026