bugün

/638
herşeydir.
hayvanlarda çiftleşme öncesi gövde gösterilerine benzeyen, evlilik öncesi hazırlıktan ibaret bir "nesne"...
açlık gibi bir his. hep onu istemek, yanında olmadığı anlarda çıldıracak gibi olmak.
insanın basına ne gelecegini bilmeden kendini mutlu sanmasıdır.farklı ve özel bir duygu olmasına karsın üzücü ve can yakıcıdır cogu zaman da..
3 harfli başka birşey gibidir.. Dikkat, çarpabilir!!
bir ucu boklu bir ucu ballı değnek...
elif safak kitabidir. muhtesemdir, iki gunde bitirilir.
19,90 liradır.az ileride korsanı 5 lira olandır.siyah ve pembe renkleri mevcuttur.**elif şafak kitabı lan.
çarşı grubunun takımına beslediği duygunun harflerle ifade edilişi.

dn:ne oluyor lan bana akşam akşam.
iki ucu boklu değnektir.
(bkz: Yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal)
akıl sağlığı yerinde olmayan kişilerin "aaah çok güzel aşşk" diye aptal aptal ortalıkta gezinmesine sebep olan kavram. benim bildiğim kendiliğinden oluverir o, bir kişiye karşı hissedilir uzun süre. biter, onun etkisinden kurtulunduktan sonra başka bir kişi olursa, yine tekrarlanır.

affedersin ama siki kukusu açıkta kalınca milletin peşine düşenlerinkine aşk denmiyor.
tolstoy'a göre aşk, anlamsız nesnelerin anlam kazanmasıdır.

başlarken:

''gözünüze doğru herhangibir nesne yaklışırsa göz kapaklarınız ani bir refleksle kapanır ve sizi korur, ama
bir zaman olur ki size ihanet eder'' ....işte o zaman aralığından bahsetmek çabasındayım...

vakit aşk zamanı olunca, saatlerin hepsi durur, kum saatlerinde taneler asılı kalır, güneş saatlerindeki

gölge sabitlenir, kuş uçmaz denilen dağlara kuşlar karabulut gibi çöker, kervan geçmez tabusunu bir

insanın göremeyeceği büyüklükte bir kervan yıkar, o umarsız uğursuz saatte, işte tam da o vakitte,

gözünüze karşı yaklaşan o gözleri göz kapaklarınız engelleyemez

ve alır içeri...

elinde neler var? heybesinde neler gizli ?

hırlı mı hırsız mı? bakmadan sorgulamadan

damdan düşer gibi biraz,

yıldırım çarpar gibi çok,

hemenden daha az bir vakitte ,

ve bir anın yarısı kadar bir sürede olur herşey...

içeriye alınan bu yabancı karakteri ilk sorgulayan kalbiniz olacaktır çok iyi bir polis olduğu söylenemez

hemencecik kandırılabilir ve meseleyi ona bırakmak kabullenmekle ikiz kardeş sayılır, hal böyle olunca artık

onu atmak çok zordur, çünkü damarlarınıza kadar girip kalbe ulaşmıştır bir kere...ifadeler alınır ve her iki

tarafta kendi dilince yazdıkları anlaşmaları tercümesiz, anadili saygılı bir vaziyette imzalarlar ve mesele

savcılığa aktarılır...

savcı yine göklerdedir bir iş için deyip çıktığı ve kimsenin nereye gittiğini bilmediği o gizemli seyahetlerinden

birindedir uzun zamandır dönmemiştir, mekan ya gökyüzüdür ya da sonsuzluk kuyusudur bu kaide hiç

değişmez...yağmurla geldiğine göre gökyünde olmalıydı, eğer volkanla gelseydi mekanın rengi ve şiddeti

değişecekti...

gelir gelmez cesede selam verip meseleyi sordu, sonuçta hem savcı hem hakim hem de insanı insan yapan herşeydi o, asıl sorumlu son söz sahibiydi, RUHtu gelen....

dedi: yine ne yaptınız bu kim? ne işi var burda? her defasında yanlış kişiyi alıyorsunuz içeri ne zaman kimin

geleceğini ben size söyleyeceğimi ve ben burda yokken hiçbir yolcuya selam dahi verilmeyeceğini fi

tarihinden beri söylemiyor muyum???

atın bunu dışarı bir daha hata istemiyorum....

(aslında her şey göz kapaklarının suçuydu)

hamiş(not): bu yazıyı fatma hoca okusa lanet ederdi bana...

olası tepki:

+çok uzun cümleler

+antımda kopukluk

+bir dağıtmışsın konuyu toplayamamışsın

+ imgeler var ama aralarında bağlantı kurulmamış

+yani bazı iyi şeyler var ama olmamış be yeğenim dese ne gülerdim ama....
rus ruleti gibi bir şeydir. kaybeden tam kaybeder.
herkesin bildiği, ya da söyleyecek bir şeyleri olduğu duygudur.
şimdi bi tanım da ben yaparım ama ağlarsınız lan tipimi görseniz. doğru lan. ben ne anlarım aşktan. * *
(bkz: tipsiz fakir)
başına bişey geldiğini sanıp, gün boyu namaz kılarak, soğuk terler dökerek allah a yalvarmaktır. Öyle endişelenmektir ki telefonuna ulaşamayınca tir tir titremektir.

"herşeyimi al ama onun mutluluğuna dokunma" demektir.
hayattır, havadır, sudur, nefestir, ihtiyaçtır. kim ki aşka inanmam der, kendisine bile yalan söylüyordur. çünkü aşk vardır ve dünyanın sonuna kadar da olacaktır. inanmadığını söyleyenler aşkın var olduğunu bilse de, hiç yaşamadıkları için varlığını inkara kalkışanlardır. havayı göremiyoruz ama varlığını biliyoruz, değil mi? suyu görüyoruz, oksijeni ya da hidrojeni görmüyoruz ama suyun varlığını kabul ediyoruz, değil mi? aşk ta böyle bişeydir işte. belki herkese görünmez ama varlığı her zaman içten içe bilinir.
--spoiler--
aslı'yı sevdi kerem,
dağları deldi kerem,
aslı vermedi bi'kerem,
ben böyle aşkı s.kerem.
--spoiler--
elif şafak'ın 2009 yazına damgasını vuran romanının adıdır.
varlığınla yanında olamasan bile ruhunla her daim onun yanında olduğunu hissettirmektir, özlemdir.
duran topa var gücünle koşup düzgün vuramamaktır.
aşk kimilerine göre kimsenin örtünmesine yetmeyen bir kumaştır;
''bir çağda, bir ülkede biri aşktan bir kumaş dokumayı başardı. küçücük bir parça çıktı...
o kadar küçüktü ki, ne kadın örtünebildi ne de erkek.''
özdemir asaf
başlı başına bir dünyadır aşk. ya tam ortasındasındır, merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde.

(bkz: elif şafak- aşk)
bazen açığa vurulamayan, bir şehvet duygusudur.
ağzı kulaklarında, salak bir yüz ifadesiyle, duyanlardan küfür yiyeceğini bildiği halde; aşk çok güzel laylaylay aşk süper laylaylay aşk aşk aşk çok iyi laylaylay aşk mutluluk laylaylay, diye bağırmaktır. *
bazen konuşarak anlatamadığınız çoğu şeyi gözlerinizle anlatırsınız. belki bir gülüşünüzle yazarak sayfalarca anlatamayacığınız duygularınıza tercüman olursunuz...işte böyle bir şeydir 'aşk'...
© copyright 2005 - 2026