bugün
- yeni parti52
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin4
- ekmeleddin ihsanoğluna oy vermiş olmak11
- çapulcuların kudurması3
- hikayeyi devam ettir54
- beşiktaş ve galatasaray'ın radarındaki futbolcu2
- büyük filmlerden büyük replikler3
- geceleri uyutmayan dertler4
- sokakta kavga teknikleri16
- mezoterapi12
- nickten isim tahmini yapmak72
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası37
- sözlük kızlarıyla tekne turuna çıkmak14
- anne4
- pilot bir erkekle sevgili olmak12
- arkadaşlar bakar mısınız28
- sözlük yazarlarının saatleri10
- çekirge7
- gününüz nasıl geçti bakalım9
- necip fazıl kısakürek2
- 31 yaş sendromu5
- enteresan neden kavga yok6
- kızlar gocu'ya mı güvenirsiniz yoksa bana mı14
- kaos show4
- kavganın kazananı yoktur6
- tai lung26
- tekne turu11
- üç harflilerden korkmak5
- sözlükte polemiğe girmek istemeyen yazar7
- kürk giyen erkek6
- ev işlerinde eşine yardım eden erkek9
- uysaljakoben17
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri9
- arkadaşlar iyi geceler4
- sokakta dayak yiyen kadına yardım etmek3
- geceye bir şarkı bırak14
- bir yazarın zekasına hayran olmak8
- köy evinde kahvaltı yapmak6
- katates'in yanlışlıkla ismini yazması8
- şampuan8
- türklerin islama göre yaşamaması5
- sigara 1000 tl olsa bile içerim4
- habire12 adamdır37
- kimse kalmamış lan sözlükte4
- 32 yaş sendromu3
- sedef adası4
- adalarda bisiklet sürmek4
- hayattan zevk alamamak17
- sapık olduğu için çaylak olan insan9
- islam medeniyeti diye bir şey yoktur8
stanley kubrick'in beyaz perdede yaptığı mastürbasyondur a clocwork orange. Şiddet teması ancak bu kadar güzel işlenebilirdi. Şiddetin hepimizin bir parçası olduğu gerçeği film boyunca anlatılıyor.
kitabı okunduktan sonra aman tanrım bi de kubrick bunun filmini yapmış hadi izleyeyim diye kıvrandığım, sonrasında filmde kitapta anlatılanlar gereğinden fazla rahatsız edici düzeyde vurgulandığı için hoşuma gitmeyen ancak konu olarak okunası-izlenesi kitap-film.
ingilteredeki suc oranını cıddı derecede dusuren kubrick filmi. Alex'in gozunu acık tutması ıcın yapılan işkenceler insanın içini urpertiyor. bu arada film hayatla ilgili bir gercegide ortaya koyuyor; Hic birşeyin karşılıksız olmadıgını. sıkıcı bir filmdir ama son derece guzel bir filmdir. bence herkesin de izlemesi gerekn bir filmdir.
şiddetin şiddet gibi anlatıldığı, izlendiği andan itibaren etkisine alan kubrick şaheseri.
(bkz: funny games)
freud'un "şiddet ve toplum" adlı manzumesine derin göndermeler yapan frisby. luxell overtüründe üstüne yoktur. filmin kahramanı alex'in a4tech tekniği filmden sonra çok meşhur olmuştur.
beyaz perdeden, sahnelere de aktarılmış. müzikalin galasından çıkanlar şiddetin etkisini bir süre üzerlerinden atamamışlar ayrıca.
bu ayki Empire dergisinin DVD'sini verdiği muhteşem film.
her yeri buram buram phallic symbol kokan anthony burgess romanı; stanley kubrick filmidir. en çarpıcısı da alex'in kadın kurbanını dev bir penis heykeli ile öldürmesidir.
(bkz: welly welly welly well)
(bkz: welly welly welly well)
burgess'in türkçeye çevrilmiş diğer kitapları için (bkz: bir elin sesi var) ve (bkz: piyanoçalanlar)
ilk bas kazayla ispanyolca izleyip,ne diye ispanyolca cekmislerki diye sasirtan sonra ogrenilip orijinal dilinde tekrar izledik ten sonra daha da bi sevilen stanley kubrick filmi...
1962'de Anthony Burgess tarafindan yazilmis, 1971'de Stanley Kubrick tarafindan sinemaya aktarilmis olan eser.
Bu roman Time dergisi tarafindan yuzyilin en iyi 100 romani arasinda gosterilmistir.
Bu roman Time dergisi tarafindan yuzyilin en iyi 100 romani arasinda gosterilmistir.
stanley kubrick'in deli ve ilginç bir hayalgücüne sahip olduğu gösteren izlenesi filmdir.
klasik müzik eşliğinde akıp giden ve şiddetin ne kadar içi boş ne kadar gereksiz olduğunu gösteren kubrick filmidir.
sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olup, dahi stanley kubrick'in gözbebeği olan yapıtıdır. kubrick kendisine yaptığı iş ve sinemayla ilgili sorulan "gelicek nesillere iyi bir miras bıraktığınızı düşünüyor musunuz" sorusuna, "otomatik portakal'ı bırakıyorum bundan daha fazla ne yapabilirdim ki" cevabını vermiştir.
stanley kubrick'in yaptığı en güzel film denilebilecek bir başyapıt. mükemmel senaryosu ve üstün oyunculuk performanslarıyla ta 1971 lerde yapılmış, aşmış bir film. gerek kullanılan müzikler, gerek yerinde sözler, oyuncuların duyguları bire bir yansıtabilmesi gerçekten çok etkileyici. sonu da öyle bi biter ki insanı derin düşüncelere bırakır.
--spoiler--
alex 4 kişilik çeteseyle her türlü pisliği yiyen bir heriftir. lanettir, kabızdır ama yakışıklıdırda (ağzı da laf yapar iki kızı aynı anda tavlayıp yatağa atabilir) neyse konuyu dağıtmadan, bu alex pisliği her zamanki gibi bir eve girip suç işlemek üzeredir. daha sonra girdiği evdeki kadını öldürür, arkadaşları da onu sevmemektedir bir kaç husumet yaşamışlardır. bu yüzden onu satarlar ve polisin ele düşmesine neden olurlar. bu alex hibinosu mapus damlarına düşer. daha sonra hükümetin uygulamaya çalıştığı bir formül vardır. suçluları bi şekilde hipnoz ederek (en yakın anlamda böyle söyleyebilirim) suçtan uzak tutmak ve asla suç işleyememelerini sağlamak. alex de mapus damından kurtulmak için bi nevi kendini kobay olarak kullandırır. daha sonra serbest bırakılır ve eskiden işlediği suçların cezasını çekmeye başlar ve film bu dakikalardan sonra daha da keyiflenir.* *
--spoiler--
kısacası arşivlik bir film olduğu kesin.
--spoiler--
alex 4 kişilik çeteseyle her türlü pisliği yiyen bir heriftir. lanettir, kabızdır ama yakışıklıdırda (ağzı da laf yapar iki kızı aynı anda tavlayıp yatağa atabilir) neyse konuyu dağıtmadan, bu alex pisliği her zamanki gibi bir eve girip suç işlemek üzeredir. daha sonra girdiği evdeki kadını öldürür, arkadaşları da onu sevmemektedir bir kaç husumet yaşamışlardır. bu yüzden onu satarlar ve polisin ele düşmesine neden olurlar. bu alex hibinosu mapus damlarına düşer. daha sonra hükümetin uygulamaya çalıştığı bir formül vardır. suçluları bi şekilde hipnoz ederek (en yakın anlamda böyle söyleyebilirim) suçtan uzak tutmak ve asla suç işleyememelerini sağlamak. alex de mapus damından kurtulmak için bi nevi kendini kobay olarak kullandırır. daha sonra serbest bırakılır ve eskiden işlediği suçların cezasını çekmeye başlar ve film bu dakikalardan sonra daha da keyiflenir.* *
--spoiler--
kısacası arşivlik bir film olduğu kesin.
Filmin mânâlı adı: kurulmuş insanoğlu'dur.
Şimdi altını çizerek şunu söylüyorum ki, kubrick kendi fikrini perdeye yansıtmıştır. Evet anarşizim serpilmiştir fikirlerine ama subjektif anarşizm ortaya çıkmıştır. Kubrick filmde* şiddetin olması gereken bir olgu olduğunu, silinmesinin doğru olmadığını(özellikle de yapay yollarla) vurgulamaktadır. içinde oldukça fazla ironi barındırır film: droog serserilere beyaz giydirilmiş, cat woman elinde beethoven heykeliyle alex'e saldırır, droogiesler kafa yapan süt içerler, alex hapishaneden çıkınca droogieslerinin polis olması(şiddeti yönlendirmişler. dayak atmayı seven polis oluyor ironisini yapmış) vs... Şiddetsizlik bireyde kişiliksizlik yapar. Öyle hükümet yalakaları çıkar ortaya demiş ayrıca(filmin sonu). Devlete de faşizan ve iki yüzlü bir profil çizmiş.
Kubrick şiddetin eleştirisini de yapar ayrıca(droogieslerin çötönk diye evlere birkaç tatlı laf sonrası girebilmesi). Özellikle 20nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren modernitenin ve proje olarak modern değerlerin bir simgesi konumunda olan, L.W. Beethoven'u Alex'in çelişkilerle dolu kişiliğini tamamlayan bariz bir imge olarak vermiş ve şiddetini Beethoven ile bağdaştırmıştır.
Ayrıca hapis alex gibiler için ıslah yeri değildir. onlar orada düzelmezler, çıktıklarında da aynı şeyi yapacaklar mesajını da çakmış. Demiş de demiş Kubrick abi.... izlemeye değer. Fakat tam anlamak için biraz araştırma yapmanızı gerektirecek bir film. Son olarak imgelere dikkat!
--spoiler--
Frank Alexander: She was very badly raped, you see! We were assaulted by a gang of vicious, young, hoodlums in this house! In this very room you are sitting in now! I was left a helpless cripple, but for her the agony was too great! The doctor said it was pneumonia; because it happened some months later! During a flu epidemic! The doctors told me it was pneumonia, but I knew what it was! A VICTIM OF THE MODERN AGE!! Poor, poor girl!
--spoiler--
Şimdi altını çizerek şunu söylüyorum ki, kubrick kendi fikrini perdeye yansıtmıştır. Evet anarşizim serpilmiştir fikirlerine ama subjektif anarşizm ortaya çıkmıştır. Kubrick filmde* şiddetin olması gereken bir olgu olduğunu, silinmesinin doğru olmadığını(özellikle de yapay yollarla) vurgulamaktadır. içinde oldukça fazla ironi barındırır film: droog serserilere beyaz giydirilmiş, cat woman elinde beethoven heykeliyle alex'e saldırır, droogiesler kafa yapan süt içerler, alex hapishaneden çıkınca droogieslerinin polis olması(şiddeti yönlendirmişler. dayak atmayı seven polis oluyor ironisini yapmış) vs... Şiddetsizlik bireyde kişiliksizlik yapar. Öyle hükümet yalakaları çıkar ortaya demiş ayrıca(filmin sonu). Devlete de faşizan ve iki yüzlü bir profil çizmiş.
Kubrick şiddetin eleştirisini de yapar ayrıca(droogieslerin çötönk diye evlere birkaç tatlı laf sonrası girebilmesi). Özellikle 20nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren modernitenin ve proje olarak modern değerlerin bir simgesi konumunda olan, L.W. Beethoven'u Alex'in çelişkilerle dolu kişiliğini tamamlayan bariz bir imge olarak vermiş ve şiddetini Beethoven ile bağdaştırmıştır.
Ayrıca hapis alex gibiler için ıslah yeri değildir. onlar orada düzelmezler, çıktıklarında da aynı şeyi yapacaklar mesajını da çakmış. Demiş de demiş Kubrick abi.... izlemeye değer. Fakat tam anlamak için biraz araştırma yapmanızı gerektirecek bir film. Son olarak imgelere dikkat!
--spoiler--
Frank Alexander: She was very badly raped, you see! We were assaulted by a gang of vicious, young, hoodlums in this house! In this very room you are sitting in now! I was left a helpless cripple, but for her the agony was too great! The doctor said it was pneumonia; because it happened some months later! During a flu epidemic! The doctors told me it was pneumonia, but I knew what it was! A VICTIM OF THE MODERN AGE!! Poor, poor girl!
--spoiler--
sadece adı güzel olan filmdir.
derinliğini anlamak için zeka gerektiren filmdir.
izledikten sonra "ulan ne kadar zeki bir insanım" gibi bir düşünce gelebilir. uzun süre geçmezse bir doktora görünmek tavsiye edilir.
izledikten sonra kafada ''ulan ne kadar zekiyim filmi çok iyi anladım.'' düşüncesi oluşturmayan film. kurtlar vadisi, maskeli beşler gibi filmlerden daha ileri seviyedeki filmleri anlayamayan ve beğenmeyen insanların bu eksikliklerini filme bok atarak kapatmaya çalıştıkları su götürmez bir gerçektir. elbette bu tarz filmlerden hoşlanmayanlar bu değerlendirmenin dahili kapsamına girmiyor. ama o zaman da ''bok gibi film lan bu'' demek de benmerkezciliktir, en üstün zevkler bana aitciliktir. ayrıca ilginçtir ki film bittiğinde genelde kurulan cümle ''vay be!'' türevinden şeyler olur. fakat dedim ya zeka lazım biraz. izlediğini, okuduğunu, duyduğunu anlamak için. çok değil, sadece biraz...
beğenerek izlemiş olanlara fazla yaklaşılmaması gereken filmdir. (bkz: ayar alıp öfke vermek)
anthony burgess e ait, ilk basımı 1973 yılında yapılan kitap.
kubrick öyle bir adamdır ki, nasıl zaman ilerledikçe insanların dili kullanımı değişiyorsa, gelecekte de çok farklı kullanımlar olacağını öngörüp, film için yeni terimler yaratmıştır. insan zaman zaman karıştırır ama gulliver'im ağrıyor'un, başım ağrıyor demek olduğunu zamanla anlar.
--spoiler--
filmin ilk yarısında ana karaktere sinirlenirsiniz, özellikle evdeki kadına tecavüz sahnesi, penis heykeli ile öldürme sahnesi sert sahnelerdir. ondan sonra nedense acımaya başlarsınız. benim en üzüldüğüm kısım, ailesinin yanına dönememesi ve üzerine eski arkadaşlarını polis olarak görüp, sağlam dayak yemesi.
öyle ki, acısını tahmin edebileceğimiz, tekerli sandalyedeki adamın bile ana karakteri yakalamasını istemeyiz. bende öyle oldu en azından.
--spoiler--
ayrıca filmin ilk 10-15 dakikası hakikaten karmaşık ve sıkıcıdır biraz, ama önemlidir anlatım bütünlüğü açısından, zaten 15.dakikaya kadar izlemişseniz sonra kaptırırsınız.
--spoiler--
filmin ilk yarısında ana karaktere sinirlenirsiniz, özellikle evdeki kadına tecavüz sahnesi, penis heykeli ile öldürme sahnesi sert sahnelerdir. ondan sonra nedense acımaya başlarsınız. benim en üzüldüğüm kısım, ailesinin yanına dönememesi ve üzerine eski arkadaşlarını polis olarak görüp, sağlam dayak yemesi.
öyle ki, acısını tahmin edebileceğimiz, tekerli sandalyedeki adamın bile ana karakteri yakalamasını istemeyiz. bende öyle oldu en azından.
--spoiler--
ayrıca filmin ilk 10-15 dakikası hakikaten karmaşık ve sıkıcıdır biraz, ama önemlidir anlatım bütünlüğü açısından, zaten 15.dakikaya kadar izlemişseniz sonra kaptırırsınız.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar