bugün
- devşirmelik makamı13
- kadınlar neden aldatır12
- her türk kızını türbanlı zanneden gavur7
- askerlik7
- the god himself3
- sözlük erkekleri aranıyor mu8
- cebinde parası olmayan fakir erkek5
- sözlükteki üstü kapalı erkek nefreti9
- hiç ölmeyecek gibi yaşamak4
- selahattin demirtaş övücüsü halk tv6
- demirtaş'ın kılıçdaroğlu ile görüşmeyi reddetmesi4
- kumardan para kazanmak2
- ne yapıyorsunuz yakışıklı ve güzel dostlarım6
- sözlükteki zengin yazarlar4
- türk siyasetçiliği yapan araplar5
- 17 haziran 2026 avrupa parlamentosu'nun raporu5
- para mutluluk getirir mi getirmez mi sorunsalı2
- profiline kendi resmini koyan yazarın asıl amacı6
- spora vakit ayıramayan erkek oje sürsün7
- akrep kadını başak erkeği uyumu3
- biraz osursak mı2
- biz arap değiliz biz türk üz2
- kabullenince huzur veren gerçekler6
- eski sevgilinin 1 haftada yeni sevgili yapması8
- uzun zamandır kimsenin dut yememesi2
- türkiye'nin asla düzelemeyecek olmasının sebebi16
- orospum3
- red pill3
- kazıklı maria2
- kürtçüleri komünist sanmak2
- kadında güzellik aramayan erkek3
- bir oç her zaman kendini belli eder2
- kıskançlık2
- yaş ilerledikçe katlanılması zor şeyler4
- modern sanatın duvara muz bantlamak olması4
- ne sıkıcı bir gün2
- gocu yla bilek güreşi yapmak6
- aylık 379 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- donald trump4
- uludağ sözlük kazları2
- evlenmek için gereken minimum para6
- sözlüğe fotoğraf atmayanların özgüvensiz sanılması19
- 23 haziran 2026 ürdün cezayir maçı3
- dut ağacı5
- babanın ölmesi2
- iyi araba kullanan iyi sevişir3
- sözlük yazarlarının bileklikleri6
- sedat pekmez12
- sürekli esnemek3
- performans sanatçısı3
çok çok başarılı bir danny boyle filmi. tek mekan filmi hem yönetmen hem de oyuncu için zor bir türdür, sahnelerin birbirini tekrar etmemesini sağlamak, seyirciyi sıkmamak meziyet gerektirir. bu sebeple filmin süresi de ortalamanın altındadır. ama her yönüyle başarılı bir filmdir, senaryonun gerçek bir olaydan alınması da filmi çekici hale getiren başka bir unsurdur.
--spoiler--
şahsen en beğendiğim kısmı, kendi kendine sabah programı yaptığı sahnedir.
-oooops !!
--spoiler--
--spoiler--
şahsen en beğendiğim kısmı, kendi kendine sabah programı yaptığı sahnedir.
-oooops !!
--spoiler--
bu işle uğraşamların faaliyetden önce izlememesi gereken filmdir. * güzeldir.
çok başarılı bir film oscar'dan boş dönmesini hiç istemiyorum. james franco filmdeki çaresizliği, pişmanlığı çok güzel oynamış. filmde biraz into the wild havası sezdim asi bir genç var ailesinin dediklerini pek takmıyor ama into the wild'dan farkı kamera kullanıyor teknolojiye henüz küsmemiş. filmde into the wild'daki gibi herhangi bir toplum eleştiriside yoktu zaten sadece o doğa havası biraz andırıyor. filmde en çok etkilendiğim sahne aron'ın hayal gördüğü sahnelerdir o kadar deli başına buyruk bir insanın bile çaresiz bir duruma düşebileceğini hatırlatıyor. kamera'da kızların bikinili görüntülerini görüp içinden geçenleri yapıcakken sonradan ''don't do that'' deme kısmıda güldürdü. ve son olarak benim filmden aldığım çıkarım ailenize haber vererek delilik yapın ya da koy kıçını kanepeye tv izle bazen daha sağlıklı oluyor en azından kol gitmez.
izlemesi çok zor olan,bitene kadar insanı şekilden şekile sokan, james franco'nun döktürdüğü film.
james franco'nun resmen tek başına oynadığı film. güzeldir, akıcıdır.
danny boyle'nin yönetmenliğinde dağcı aron ralston'un başından geçenlerin gerçek hikayesinin anlatıldığı insanı kendine bağlayan filmdir.
6 dalda oscar'a aday olmuş çok başarılı bir film.en iyi müzik dalında zaten rakip tanımaz,alır götürür.hele hele son sahnede çalınan parça o kadar güzeldir ki kan dolaşımınız hızlanır, bi hareketlilik falan gelir hissedersiniz iliklerinize kadar o anı.
--spoiler--
kamerayı kayda alıp kendine moral vermeye çalışırken good morniiiing everyonee diye söze girdiği sahne ve akabinde yaşadığı çaresizlik,umutsuzluk kesinlikle izlenmeye değer.bu performansından dolayı james franco'ya en iyi aktör ödülü bal kaymak olur.
--spoiler--
olamaz mı ? olabilir. *
edit: olmamış sözlük.
--spoiler--
kamerayı kayda alıp kendine moral vermeye çalışırken good morniiiing everyonee diye söze girdiği sahne ve akabinde yaşadığı çaresizlik,umutsuzluk kesinlikle izlenmeye değer.bu performansından dolayı james franco'ya en iyi aktör ödülü bal kaymak olur.
--spoiler--
olamaz mı ? olabilir. *
edit: olmamış sözlük.
büyük bir yaşam savaşı örneği. gerçek, bunu bir an bile aklınızdan çıkartamıyorsunuz filmi izlerken... aman tanrım.
ciddi anlamda rahatsız edici bir film. bir an önce ne olacaksa olsun diye bekliyor insan.
hayata tek elle nasıl bağlanıldığını öğreten filmdir.
son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri. belki bir zaman sonra tekrar açıp izleyebilebileceğim bir film.
son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri. belki bir zaman sonra tekrar açıp izleyebilebileceğim bir film.
gerici ve bi'o kadar da güzel film. teknik olarak zaten danny boyle döktürmüş. soundtrack'ler desen şahane. yalnız bu filmin tek şanssız tarafı, buried'den sonra vizyona girmesidir. zira ikiside tek mekan tek kişi konseptli filmdir.
bu yüzden o yalnızlık hissini, kapana kısılmışlık duygusunu yarıya indiriyor. en azından buried'ı izlemişler için.
--spoiler--
filmin ilk başında açık bırakılan musluktan damlayan su, filmin sonuna doğru bende şelale etkisi bırakmıştır.
--spoiler--
bu yüzden o yalnızlık hissini, kapana kısılmışlık duygusunu yarıya indiriyor. en azından buried'ı izlemişler için.
--spoiler--
filmin ilk başında açık bırakılan musluktan damlayan su, filmin sonuna doğru bende şelale etkisi bırakmıştır.
--spoiler--
film anında ve sonrasında su içtiren filmdir.
''Çok gezenin ayağına bok bulaşır yavrııımm otur oturduğun yirde'' filmidir. Malum sahnelerde sırtımı koltuğa yapıştırıp oohhşşş oyyyyy ıyyyy duuurr bee evlaaadıımm napıosun dediğimdir ayrıca. yine de verdiği mesajlarla izlenesi.
james franco'ya en iyi erkek oyuncu oscarını kazandıracak filmdir. buraya yazıyorum.
film sırasında kalp krizi geçirmediğim için kendimi, kusmama engel olabildiğim için de önümde ve sağımda-solumda oturan insanları şanslı saymama sebebiyet veren film. başarılı mı, evet. amma, lakin ki, "ay ben kan göremaaaam" diyenlerin kesinlikle gitmemesini şiddetle tavsiye ediyorum. hiç gerek yok, oturun oturduğunuz yerde. öh be aklıma geldikçe hala fena oluyorum ne zayıf bünyem varmış.
o kadar zor durumdayken bile mastürbasyon yapmayı düşünebilmiş bir adamın hikayesi.
çok etkileyici bir film. hayatta mücadeleden vazgeçmemek gerekiyormuş. ama kolunun öyle kalmasına üzüldüm.
tüyleri diken diken eden, james franco'nun muhteşem perfonmansını sergilediği ve bir çok dalda oscar adayı olan filmdir.
filmin başındaki müzik çok güzeldir. "there must be some fucking chemical..." diye başlayan sözleri vardı sanırsam. birkaç gün dilime dolanmış ve tekrardan cd'yi takıp o kısmı dinlememe sebebiyet vermiştir.
--spoiler--
bu arada film başarılı, o göt kadar yerde geçen 127 saati beni sıkmadan nasıl anlatacaklar diye düşünmüştüm ama allahtan flaşbakınan kotarılmış. flashbacklerin tadında bırakılması da iyi gerçi, zira azı karar fazlası zarar.
--spoiler--
--spoiler--
bu arada film başarılı, o göt kadar yerde geçen 127 saati beni sıkmadan nasıl anlatacaklar diye düşünmüştüm ama allahtan flaşbakınan kotarılmış. flashbacklerin tadında bırakılması da iyi gerçi, zira azı karar fazlası zarar.
--spoiler--
evden çıkmadan önce not bırakacağım bundan sonra.*
2003 yılında aron ralston isimli amerikalı dağcının başından gecen olayları anlatan bir filmdir.
filmde oyunculuk mükemmel ama akıcılık yok ve sıkıyor.
bi an için kayalıkların arasından jigsaw ın çıkıp live or die make your choice diyeceğini sandığım film.
james franco'nun muhteşem oyunculuğu ile güzelleşmiş film. hayranlığım bu film ile artmıştır kendisine. izlerken su içmeye çekindim.
2010 yapımı, oscar a hem en iyi yönetmen hem de en iyi film dalında aday danny boyle filmi.
--spoiler--
danny boyle yönetmiş, james franco oynamış. danny boyle sıkmadan, derdini güzel güzel anlatmış. mesele; filmin baş karakteri aron ın 5 gün süresince bir kanyonda sıkışıp kalması. filmde aron, kolunu kesip kurtuluna kadar geçen 5 gün süresince geçmişine gidiyor ve yalnızlığının nedenlerini sorguluyor. cevabını da buluyor aslında, tamamen kendi seçimleri. yani, kafasına buyruk hayat tarzı onu en son tutup bir kanyonun içine sıkıştırıp bırakıyor. social network, yeni dünyanın genç erkeklerinin başlıca dertlerinden bahsederken, 127 hours, çok daha özel bir konuya eğiliyor. demek istediğim odur ki, social network daha genel bir mevzuyla boğuşurken, 127 hours çok daha özel bir konuyu anlatıyor. bana sorarsanız, social network işlediği konuyu, çok daha güzel anlatıyor ve neticelendiriyor. çok daha kişisel bir konuyu anlatan 127 hours ise biraz havada kalıyor. demek istediğini anlıyoruz ama azıcık yüzeysel mi oluyor ne. social network ile 127 hours u karşılaştırdım çünkü ikisi en iyi film dalında ve en iyi yönetmen dalında oscar a adaylar. nacizane fikrim, social network ve david fincher in ödülü daha çok hak eden taraf olduğudur. 127 hours ile ilgili son sözlerim de şunlardır; 127 hours sıkıcı olabilecek bir konuyu sıkmadan ama biraz içi boş bir şekilde anlatıyor. iyi film ama belki de seçilen konunun anlatımının sınırlılığının kurbanı oluyor.
--spoiler--
--spoiler--
danny boyle yönetmiş, james franco oynamış. danny boyle sıkmadan, derdini güzel güzel anlatmış. mesele; filmin baş karakteri aron ın 5 gün süresince bir kanyonda sıkışıp kalması. filmde aron, kolunu kesip kurtuluna kadar geçen 5 gün süresince geçmişine gidiyor ve yalnızlığının nedenlerini sorguluyor. cevabını da buluyor aslında, tamamen kendi seçimleri. yani, kafasına buyruk hayat tarzı onu en son tutup bir kanyonun içine sıkıştırıp bırakıyor. social network, yeni dünyanın genç erkeklerinin başlıca dertlerinden bahsederken, 127 hours, çok daha özel bir konuya eğiliyor. demek istediğim odur ki, social network daha genel bir mevzuyla boğuşurken, 127 hours çok daha özel bir konuyu anlatıyor. bana sorarsanız, social network işlediği konuyu, çok daha güzel anlatıyor ve neticelendiriyor. çok daha kişisel bir konuyu anlatan 127 hours ise biraz havada kalıyor. demek istediğini anlıyoruz ama azıcık yüzeysel mi oluyor ne. social network ile 127 hours u karşılaştırdım çünkü ikisi en iyi film dalında ve en iyi yönetmen dalında oscar a adaylar. nacizane fikrim, social network ve david fincher in ödülü daha çok hak eden taraf olduğudur. 127 hours ile ilgili son sözlerim de şunlardır; 127 hours sıkıcı olabilecek bir konuyu sıkmadan ama biraz içi boş bir şekilde anlatıyor. iyi film ama belki de seçilen konunun anlatımının sınırlılığının kurbanı oluyor.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar