bugün
- sözlükte kavga olmayacak hissi14
- kiraz cicegi kolonyasi30
- ekmeği ayaklar altında çiğnemek5
- kars kaşarı vs izmir kaşarı5
- kendini çok önemli sanan yazar14
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı77
- bazı insanların birbirini kırmaktan zevk alması5
- közmatik3
- flört4
- türkiye nin girişine yazılması gereken söz8
- uyanıp ilk iş mustafa yıldızdoğan açmak3
- ben troll üm3
- tarhana kurutmak2
- fenerbahçe biraz sert biraz katı14
- beyaz giyince kesin üstüne yemek dökmek6
- ekşi sözlük7
- ağırlık kaldıramayan erkek5
- tai lung'un sürekli yanlış bilgi vermesi4
- üst geçit3
- pisa ortalamasında avrupaya çakmamız5
- üniversiteli eskort kadınlar10
- hiç yalan söyleyememek ister miydin5
- şahin siyonistle islamcı kardeştir6
- sikerim böyle hayatı deyip ibo show izlemek2
- yalanlarla yaşıyorum3
- e r'e k t o r6
- rüyamda intihar ettim2
- kedi sevmeyen insan5
- yazılımcıların flört edememesi2
- türk kızı6
- porno sitelerine hükmeden katolik milyarderler2
- temel oran safsatası2
- karsın barı türküsü2
- uludağ sözlük için öneriler2
- online listesi2
- burun sıkmak2
- fikir paylaşma günü6
- format at düzelir3
- galatasaray'ın aslında osimhensaray olması7
- pisa 2025 sonuçları3
- sivas3
- adel taarabt2
- modern çağın insanı3
- bütün dövmeli kızlar patlaktır7
- bir insanı tanımak5
- nineteen ninety four5
- woke2
- orta doğu teknik üniversitesi2
- türkiye'yi ışid zihniyeti yönetseydi nasıl olurdu4
- şehrin bağırsaklarını sevmek5
sevdiği entry'ler
görsel
Fotoğraf, sihirli bir şey gerçekten de... Michel Foucault, "işini baştan sağlam tutacaktın kardeşim. Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin. Kusura bakma, şimdi hiiiiç ağlamayacaksın," dediği bir anda sonsuza kadar donup kalmış mesela.
Fotoğraf, sihirli bir şey gerçekten de... Michel Foucault, "işini baştan sağlam tutacaktın kardeşim. Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin. Kusura bakma, şimdi hiiiiç ağlamayacaksın," dediği bir anda sonsuza kadar donup kalmış mesela.
Umarım kızlar şikayetçi olmuştur.
Yaşa hürmet denen saçmalıktan tiksiniyorum. Herkes duracağı yeri, haddini, hududunu bilmeli.
Yaşa hürmet denen saçmalıktan tiksiniyorum. Herkes duracağı yeri, haddini, hududunu bilmeli.
Karadeniz yemekleri.
Salın hamsiyi.
Salın hamsiyi.
Maaş alıyorum,
Ah be beni eskilere götüren şarkı..
neyse ki hissi geçmiş. Önceden her dinlediğimde zaman geçmesine rağmen o hisler bir anda geliyordu sanki yeniymiş gibi. Şarkıyı hemen değiştirirdim. Şimdi dinleyebiliyorumsjdn.
neyse ki hissi geçmiş. Önceden her dinlediğimde zaman geçmesine rağmen o hisler bir anda geliyordu sanki yeniymiş gibi. Şarkıyı hemen değiştirirdim. Şimdi dinleyebiliyorumsjdn.
Ve yine bir sabah daha uyandım. Belki sıcak belki soğuk bir gündü; bilmiyorum, pek de umurumda olmamıştı zaten.
Her sabah yaptığım gibi aynaya baktım. Neden baktığımı bilmeden... uzun uzun baktım ve o gün, diğer günlerin aksine yansımamda kendimi göremedim. Gerçi diğer günlerde de doğrudan kendimi göremezdim ama sanki belli belirsiz seçebildiğim o izler de yok olmuş gibiydi.
Neydi, nedendi ve o güne kadar ortaya çıkmayan bu his neden tam da her şey düzelmiş gibi hissederken bana selam vermişti?
Bilemedim.
Sonra fark ettim ki ulaşmam gereken noktadan o kadar uzaklaşmışım ki. Yolumu o kadar uzatmış ve yalnızca uzatmakla kalmamış engebeli, zorlu yerlerden geçmeye çalışmışım ki... Bu yol beni yormuş.
Tek kelime: yorgunluk.
Hayır, ekliyorum: unutmak.
Unutmuşum. Öyle zorlaştırmışım ki işimi, nereye varmam gerektiğini bile unutmuşum. Ne için çabaladığımı, yol aldığımı unutmuşum.
Umarsızca yol almışım elbet bir yere varırım diye ama... gerçekten de varmak mı önemliydi? Bunu hesaba katamadım. Katmamışım.
Eğer kötü bir başlangıca varacaktıysam neden o kadar yol aldım? Neden kendime bile yabancılaşacak kadar yordum kendimi, uzaklaştım benliğimden?
Bilemedim.
Hadi her şeye yabancı hisseden ben, neden kendime yabancı hissettim aniden bir sabah? Neden tam o noktada durmadım, gerisine yetemedim?
Bilemedim.
Buna sebep oldum ve hiç de akıl erdiremedim.
Ya da yetti de... Bir yabancıya yaraşır şekilde kendime açıklamaya çekindim.
Öyle işte.
Her sabah yaptığım gibi aynaya baktım. Neden baktığımı bilmeden... uzun uzun baktım ve o gün, diğer günlerin aksine yansımamda kendimi göremedim. Gerçi diğer günlerde de doğrudan kendimi göremezdim ama sanki belli belirsiz seçebildiğim o izler de yok olmuş gibiydi.
Neydi, nedendi ve o güne kadar ortaya çıkmayan bu his neden tam da her şey düzelmiş gibi hissederken bana selam vermişti?
Bilemedim.
Sonra fark ettim ki ulaşmam gereken noktadan o kadar uzaklaşmışım ki. Yolumu o kadar uzatmış ve yalnızca uzatmakla kalmamış engebeli, zorlu yerlerden geçmeye çalışmışım ki... Bu yol beni yormuş.
Tek kelime: yorgunluk.
Hayır, ekliyorum: unutmak.
Unutmuşum. Öyle zorlaştırmışım ki işimi, nereye varmam gerektiğini bile unutmuşum. Ne için çabaladığımı, yol aldığımı unutmuşum.
Umarsızca yol almışım elbet bir yere varırım diye ama... gerçekten de varmak mı önemliydi? Bunu hesaba katamadım. Katmamışım.
Eğer kötü bir başlangıca varacaktıysam neden o kadar yol aldım? Neden kendime bile yabancılaşacak kadar yordum kendimi, uzaklaştım benliğimden?
Bilemedim.
Hadi her şeye yabancı hisseden ben, neden kendime yabancı hissettim aniden bir sabah? Neden tam o noktada durmadım, gerisine yetemedim?
Bilemedim.
Buna sebep oldum ve hiç de akıl erdiremedim.
Ya da yetti de... Bir yabancıya yaraşır şekilde kendime açıklamaya çekindim.
Öyle işte.
bir tekrar ile daha doğan güneşe açılan her yeni günde yeni insan olma durumudur.
Değişmek, farklılaşmaktır. Yıllar dokunamamış denilen insanın bile değişmesidir.
Yeni bir insanla tanışmıyorum, tanışamıyorum da ne demek? Aynaya her baktığında gördüğün kendin tanıştığın yeni bir sendir.
Değişmek, farklılaşmaktır. Yıllar dokunamamış denilen insanın bile değişmesidir.
Yeni bir insanla tanışmıyorum, tanışamıyorum da ne demek? Aynaya her baktığında gördüğün kendin tanıştığın yeni bir sendir.
Yaşama hevesim kalmadı. Aslında yaşama hevesinden çok hayatın bir boş gelmesi durumu ama uzun zaman sonra böyle bir hissin aniden yoklaması beklenmedikti ve beklenmedik şeyler beklenmedik sonuçlar getirir. Hep getirdi.
Gitmek istiyorum. Dünyada yer edinmemiş gibi hissederken bile gitmek istiyorum. Oysa gitmek, önce bir yere ait olmayı gerektirir ve ben bunu bile başaramadım. Yahut izin vermediler.
Oysa öyle bir gitmek hissiyle doluyum ki defter. Neresi olduğunu düşünmeden, bir planlama içerisinde bulunmadan... Sadece gitmek işte. Ait olduğumu hissetmediğim bu ortamdan ve hatta sadece ortamdan değil de içimdeki o benden göçmek.
içim kaçmak, dışım uzaklaşmak.
Hepsi gitmek işte, hepsi gitmek.
Öyle bir var değilmişim gibi hissediyorum ki üstelik; bana dair bir emare bırakmasın diye acımı, üzüntülerimi bile yük olsa dâhi kendimle götürmek istiyorum.
Bu denli sessiz gitmek istemek olur mu defter, hiç var olmamış gibi?
Yok olmak istiyorum.
Boğazım acıyor defter. Sessiz kalmaktan boğazım acıyor.
Sırtım kamburlaştı defter. Kimsenin yardımı olmadan dik duracağım diye sırtım kamburlaştı.
Ellerim titriyor defter. insanları üzmemek için sıktığım ellerim bizzat boğazımı sıkar oldu.
Ve bu denli gitmeyi isterken bile bunu dâhi başaramıyorum.
Gidememek bana kendimden gitmeyi öğretti ve ben sadece gitmek nedir biliyorum.
Hayır, bilmiyorum defter. Yarım biliyorsan bir şeyi, bilmiyorsundur hiçbirini.
Sadece kendinden gidecek kadar gitmek nedir biliyorum defter.
Sıcak bir yaz günü aniden kar yağmış da incecik kıyafetlerle kalmış gibi hissediyorum defter.
Hava pek bir sıcak ama öyle bir üşüyorum ki. Ait olmadığım bir yerde olduğumu iliklerime kadar öyle hissediyorum ki. Kalın giyinsem olmaz, ince giyinmeye de ne ruhum ve ne de bedenim kabul. Bilmiyorum defter. Çaresi nedir bu ait olamamanın? Ya konu bir "yer"den ibaret değil de benden kaynaklanıyorsa? Ne yapacağım defter?
Boş gelen bu yaşamda anlam bulmam gereken o şey ne?
Bilmiyorum.
Gitmek istiyorum. Dünyada yer edinmemiş gibi hissederken bile gitmek istiyorum. Oysa gitmek, önce bir yere ait olmayı gerektirir ve ben bunu bile başaramadım. Yahut izin vermediler.
Oysa öyle bir gitmek hissiyle doluyum ki defter. Neresi olduğunu düşünmeden, bir planlama içerisinde bulunmadan... Sadece gitmek işte. Ait olduğumu hissetmediğim bu ortamdan ve hatta sadece ortamdan değil de içimdeki o benden göçmek.
içim kaçmak, dışım uzaklaşmak.
Hepsi gitmek işte, hepsi gitmek.
Öyle bir var değilmişim gibi hissediyorum ki üstelik; bana dair bir emare bırakmasın diye acımı, üzüntülerimi bile yük olsa dâhi kendimle götürmek istiyorum.
Bu denli sessiz gitmek istemek olur mu defter, hiç var olmamış gibi?
Yok olmak istiyorum.
Boğazım acıyor defter. Sessiz kalmaktan boğazım acıyor.
Sırtım kamburlaştı defter. Kimsenin yardımı olmadan dik duracağım diye sırtım kamburlaştı.
Ellerim titriyor defter. insanları üzmemek için sıktığım ellerim bizzat boğazımı sıkar oldu.
Ve bu denli gitmeyi isterken bile bunu dâhi başaramıyorum.
Gidememek bana kendimden gitmeyi öğretti ve ben sadece gitmek nedir biliyorum.
Hayır, bilmiyorum defter. Yarım biliyorsan bir şeyi, bilmiyorsundur hiçbirini.
Sadece kendinden gidecek kadar gitmek nedir biliyorum defter.
Sıcak bir yaz günü aniden kar yağmış da incecik kıyafetlerle kalmış gibi hissediyorum defter.
Hava pek bir sıcak ama öyle bir üşüyorum ki. Ait olmadığım bir yerde olduğumu iliklerime kadar öyle hissediyorum ki. Kalın giyinsem olmaz, ince giyinmeye de ne ruhum ve ne de bedenim kabul. Bilmiyorum defter. Çaresi nedir bu ait olamamanın? Ya konu bir "yer"den ibaret değil de benden kaynaklanıyorsa? Ne yapacağım defter?
Boş gelen bu yaşamda anlam bulmam gereken o şey ne?
Bilmiyorum.
Bırakıp gitmek, kaçmak; kalıp savaşmak, çabalamaktan daha kolay geliyor.
on birinci nesil yazar.
düşünmesi bile ürkütücü...
Ona yıldız Tilbe sözleriyle seslenmek isterim.
Ama evlisin, benim değilsin.
Yıllar önce nerdeydin çok geciktik sevgilim...
Ama evlisin, benim değilsin.
Yıllar önce nerdeydin çok geciktik sevgilim...