bugün
- zincir marketlere kısıtlama çağrısı4
- baba denince akla gelenler3
- fazla açıklama yapan insan2
- türk kızlarına yürüyen turistin dayak yemesi6
- milli takıma isim koyalım kampanyası5
- asosyal olmanın sebepleri2
- kimseyle tanışamamak8
- 5 litrelik suyla sınava giren öğrenci5
- anne ve babayı çocukları önünde vuran maganda3
- bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey3
- kanyon starbucks2
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı52
- okulda felsefe dersinin kaldırılması7
- milli takımın gruptan 3 çıkması senaryosu3
- bizim çocuklar'a alternatif slogan önerileri3
- seni hayata bağlayan şey9
- türkiye'deki yakışıklı erkek kıtlığı16
- 26 haziran 2026 türkiye'nin abd'ye döşeyeceği boru2
- yuzırların süper güçleri11
- ciddi ilişki istemiyorum takılalım diyen kadın3
- güzellik merkezi2
- enteresan beddualar9
- vincenzo montella'nın halen istifa etmemiş olması10
- telegram vs whatsapp4
- türkiye a milli futbol takımı14
- iran'ın hürmüz boğazı nı kapatması2
- 33 yaşında emekli hayatı yaşamak5
- türkiye'nin asla düzelemeyecek olmasının sebebi12
- erkeklere çekici gelen kadın meslekleri10
- bugün ne yaptın2
- dövmesi olan yazarlar6
- 20 haziran 2026 almanya fildişi sahili maçı5
- ankara mı istanbul mu9
- kayahan'ın en güzel şarkısı12
- nuh tufanı olayı gerçek midir11
- erkeklerin akılsızlıkları9
- kadınların ilgisiz yaşayamaması13
- cumartesi gecesi intihar etmek5
- nervio'nun kedi kumu5
- yks'ye 30 saniye geç kalan öğrenci2
- berberlere zam gelmesi7
- aç olmak ama ne yemek istediğini bilmemek5
- termodinamiğin ikinci kanununu silkmek5
- göğsüne dilan polat yazdıran başörtülü bacı2
- eğilirken eliyle göğüs dekoltesini kapatan kız4
- treni kaçırmak5
- didem soydan2
- köyde gece tuvalete gitmek5
- 13 seçim kaybetmedim7
- istanbul trafiğini bir cümleyle anlatmak5
sevdiği entry'ler
sanat eseridir. ölüyü diriltir. diriyi titretir.
https://i.imgur.com/ORyIPix.jpg
http://i.imgur.com/B3ZD9Ec.jpg
http://i.imgur.com/vjKiT7d.jpg
http://i.imgur.com/9lK4ny0.jpg
http://i.imgbox.com/O2cg5sZU.jpg
http://i.picbit.org/7b178...ce3f930916824dddc2481.jpg
http://i.imgur.com/PkOhYTH.gif
http://i.imgur.com/MtRUe5S.jpg
http://i.imgur.com/Ldtoj4a.jpg
http://i.imgur.com/dbfdZJy.jpg
http://i.imgur.com/oV9r3is.jpg
http://i.imgur.com/CW9LjwZ.jpg
http://www.hecklerspray.c...wski-leaked-nudes-052.JPG
http://www.hecklerspray.c...wski-leaked-nudes-053.JPG
ek: burada 2-3 tane kezbanın bezelye memesine bakıp asılacağınıza, biraz meme görün lan. dürrükler.
https://i.imgur.com/ORyIPix.jpg
http://i.imgur.com/B3ZD9Ec.jpg
http://i.imgur.com/vjKiT7d.jpg
http://i.imgur.com/9lK4ny0.jpg
http://i.imgbox.com/O2cg5sZU.jpg
http://i.picbit.org/7b178...ce3f930916824dddc2481.jpg
http://i.imgur.com/PkOhYTH.gif
http://i.imgur.com/MtRUe5S.jpg
http://i.imgur.com/Ldtoj4a.jpg
http://i.imgur.com/dbfdZJy.jpg
http://i.imgur.com/oV9r3is.jpg
http://i.imgur.com/CW9LjwZ.jpg
http://www.hecklerspray.c...wski-leaked-nudes-052.JPG
http://www.hecklerspray.c...wski-leaked-nudes-053.JPG
ek: burada 2-3 tane kezbanın bezelye memesine bakıp asılacağınıza, biraz meme görün lan. dürrükler.
BAŞKANLIK sistemine "HAYIR" diyerek MHP GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞINDAN istifa eden ATiLA KAYA'dan CUMHURBAŞKANI'NA AÇIK MEKTUP
Sayın Cumhurbaşkanı; ikimiz de biliyoruz ki, ne sizin duymak istediğiniz ne de benim söylemek istediğim hitap budur. Sizin bir parti sözcüsü gibi meydanlarda dilendiğiniz “Devlet Başkanı” hitabıdır; benim gönlümden geçen ise, bağımsız Türk yargısının karşısına çıktığınız gün, onurlu bir Türk savcısının dudaklarından dökülecek olandır. Merak buyurmayınız; bulunduğunuz makamda halen AKP Genel Başkanı’ymış gibi davranmanıza dair söyleyecek sözüm yok.
Zira, üzerine aldığı görevi “tarafsızlıkla” yerine getirmek için namusu ve şerefi üzerine ettiği yemini zevkle çiğneyebilecek tıynette bir insana etki edecek kudrette bir söz yok.
Öte yandan; ‘Tarafsızlık’ı bir kavram olarak algılamanızı beklemek de -entelektüel düzeyiniz göz önünde bulundurulduğunda- size haksızlık olacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı; Başkanlık hırsını bir zırh gibi üzerine geçirmiş psikolojinizin size söylettiği garip sözler ve yaptırdığı garip işler vardır. Nedamet getirip bunlardan kurtulmayı dilerseniz, sarayınızda Saraçoğlu’dan farklı uzmanları danışman olarak istihdam etmenizi tavsiye ederim. Zira sağlığınızı tehdit eden haller, otlarla şifa bulacağınız türden değildir.
Bu kabilden bir hâl “Türk Tipi Başkanlık” lakırdısını dilinize pelesenk edişinizdir. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Sizin neyiniz “Türk tipi” ki, başkanlığınız da “Türk tipi” olsun! Ne oldu ki; bırakın sahiplenmeyi hatta söylemeyi- “Türk” sözünü duymaya bile tahammülü olmayan, Anayasa’dan “Türklüğü” çıkartmayı siyasi gayretlerinin baş hedefi gören siz, “Türk Tipi” bir yönetim modelinden bahseder oldunuz? Kalkmış, “bizim tarihimizde, genlerimizde, geleneğimizde başkanlık sistemi var” diyorsunuz. Siz değil miydiniz; Türk Milleti’ni 36 etnik parçaya bölen.
Şimdi, hangisinin tarihinden, geleneğinden bahsediyorsunuz? “Tarih”, “gelenek” yetmezmiş gibi bir de ırkçı duyguları okşamak için genlerden söz ediyorsunuz. Siz değil miydiniz onları ayakları altına alan. Biz sizi tanıyoruz. Siz, elinizden gelse, adında “Türk” geçiyor diye “türkü” bile söyletmezsiniz. Ama adadaki dostunuz ciddiye alırsa alınabilir, dikkat.Sayın Cumhurbaşkanı;“Bizim tarihimizde esas olan budur” dediniz ya…
Hani, söyleseniz de bilsek: sizin tarihiniz hangisidir?
Hangi milletin tarihidir?
Türk tarihinde de, bu tarihin belli bir döneminden itibaren iman ettiğimiz Kur’an’da da esas, yönetimin şekli değil dayandığı ilkeler olmuştur.
Bu ilkelerin uygulamaları da ne yazık ki- sizin eylemlerinizle örtüştürebileceğimiz türden değildir. Mesela, siz; Mete Han’ın, Attila’nın, Bilge Kağan’ın Türk Milleti’ni 36 etnik ve mezhebi parçaya ayırıp bunlardan bir kısmını aşağılayabileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; Sultan Alparslan’ın devleti 10 yıl gerçek Haşhaşîlere teslim edebileceğini, “ne istediler de vermedim” diyebileceğini, sonra da “saflığımdan yararlandılar” diye bir savunma geliştirebileceğini düşünebilir misiniz? Mesela, siz; Kılıçarslan’ın Haçlı Seferleri Projesi’nin eşbaşkanı olabileceğini, “kahraman haçlı askerlerin evlerine dönebilmeleri için dua ediyorum” diyebileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; Fatih’in “dindar ve kindar nesil” yetiştirmeyi hedefleyebileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; Yavuz’un “yargının vatana ihanetten başka derdi yok” diyebileceğini, Kanunî’nin yasalarla yap-boz oynayabileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; Abdülhamid’in “ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” diyebileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; Atatürk’ün Anzavur için veya Şeyh Said için “yani ne istendi de 12 yıllık Başbakanlığım döneminde verilmedi” diyebileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; iranlı dolandırıcı bir tıfılın, o dilinizden düşürmediğiniz Osmanlı’nızı rüşvetle esir alabileceğini, Dahiliye Nazırı’nın onun önüne yatmaktan çekinmeyeceğini, rüşvet ve yolsuzluğun fetvalarla meşrulaştırılabileceğini düşünebilir misiniz?
Yeri gelmişken; hani 21. Yüzyılın Kayserili Davud’u olduğunu düşünen birini Başbakanlık koltuğuna oturttunuz ya…
Mesela, siz; Orhan Gazi’nin 14. Yüzyılın Kayserili Davud’unu medreseden çıkartıp devlet işlerinin başına oturtacağını düşünebilir misiniz?
Yine yeri gelmişken; siz hiç Türk tarihinde vatan toprağını savaşmadan bırakıp da atasının türbesini sırtlayıp kaçan sonra bunun büyük bir zafer olduğunu söyleyen devlet adamı gördünüz mü?
Mesela, siz; emperyalist güçler ve yerli maşaları tehdit ediyor diye Medine kahramanı Fahrettin Paşa’nın böyle bir yola başvurabileceğini düşünebilir misiniz?
Sayın Cumhurbaşkanı; Bütün bu yapıp ettiklerinizin ardında hangi tarihten alınan ilham vardır?
Söyleseniz de bilsek Allah aşkına. Belli ki, bu Türk tarihi olamaz. Zaten şahsınız ve bağlısı bulunduğunuz zihniyetin varlığıyla ilgili temel sorun kendinizi Türk tarihine ait hissetmeyişinizdir.
Biliyoruz ki, ideolojik mensubiyetiniz buna engeldir. Sizin dâhil olduğunuzu düşündüğünüz şey, sömürgecilik sonrası Arap kimliği arayışından doğmuş olan ihvan’ın kurguladığı ideolojik bir tarih yorumu ve sınırları belirsiz ‘Dârü’l-islam’ kavramıdır. iktidarınız boyunca etkilerine açık olduğunuz liberalizmin “şirket olarak tasarlanmış devlet” anlayışını da eklemek gerek.
Bunları Türk tarihinde bulabileceğinizi sanmak en iyimser yaklaşımla Türk tarihine yabancılığınızın bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Sayın Cumhurbaşkanı; Bu millet ne yazık ki- ideolojik tercihlerinizin bedelini ödemek durumunda kaldığı gibi, kendisini dünyanın merkezinde gören egonuzun bedelini de ödemek durumunda kalmaktadır.
Siz her fırsatta bunun hazzını tadarken, millete acı sonuçlarına katlanmak düşmektedir. Örneğin; bir bürokratın vatanseverliğine kefil olup hatta edep sınırlarını zorlayarak- sahiplenirken bir başkasını vatana ihanetle itham etmek sizin harcınızdır ve ancak bu çerçevede anlamlıdır.
Terör örgütünün kontrolünde, vatan toprağını bırakıp sandukayı taşıdı diye birisine meydan muharebesi kazanmış komutan muamelesi gösterdiniz.
Bıraksaydınız bu kadarını Merkez Bankası bile yapardı. Oysa ondan diğerinin tırnaklarına gösterdiğiniz ilgiyi esirgediniz ve onu vatana ihanetle suçladınız.
Sayın Cumhurbaşkanı; “Vatana ihanet” sizin kullanmayı sevdiğiniz bir itham. Peki, kendi atadığınız kadrolardan bu kadar vatan haininin nasıl çıkabildiği sorusuna da verecek bir yanıtınız var mı?
Hem bu kadar isabetsiz atamalar yapıp hem de her şeyi en iyi bildiğinizi, ülkeyi en iyi şekilde yönetebildiğinizi nasıl savunabiliyorsunuz?
Eğer işbirliği içinde olduklarınızın gerçek yüzlerini anlamanız en az on yıl sürüyorsa, siz de güvende değilsiniz, ülke de sizden emin değil demektir.
Bu sorgulamaları yapanları “Ankara’dan kuru sıkı atmakla” eleştiriyorsunuz, her önünüze çıkana “delikanlılık” dersi veriyorsunuz ya, hadi siz -Kabe’yi bile bir orduyla tavaf edişinizde gördüğümüz- o dillere destan cesaretinizle cevap verin.
Sayın Cumhurbaşkanı; Sahip olmadığınız şeyin kıymetini bilemezsiniz. Siz hiçbir zaman ‘Tarih’ veya ‘Devlet’ bilincine sahip olmadınız.
Edindiğiniz ideolojik formasyon buna uygun değildi ve bu formasyonu koruduğunuz sürece de olamayacaksınız. Sizin gözünüzde ‘Ülke’, islam tarihi boyunca bile sınırları belirlenememiş olan muhayyel “Darü’l islam” olduğu için, kendinizce Müslüman gördüklerinizin ideolojik çıkarı uğruna onu kesip biçmekten çekinmeyeceksiniz.
Bu işe “çözüm süreci” demeye sadece diliniz varmayacak, gönlünüz de ona eşlik edecektir. Siz, başkanlığınızı ‘Millet’ kavramından türetemeyeceğiniz için, ‘Başkanlık’ kavramından millet türetebileceğinizi sanıyorsunuz.
Böyle yaparsanız, “milletiniz” sadece “evde zor tuttuklarınız” olacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı; ‘Tarih’ bilincine sahip olmayışınızla özlemini duyduğunuz “dindar ve kindar nesil” arasındaki ilişkiye dair de bir şey söylemek isterim: ‘Tarih’ bilinci olmayanda –‘Din’i tarihselliği içinde kavrayamayacaklarından- gerçek anlamda bir ‘Din Bilinci’ de olamaz.
insanları tarihlerine yabancılaştırıp hatta “düşman” kılarak “dindar nesil” yetiştiremezsiniz. Hz. Peygamber örneğinde gördüğümüz islam, Cahiliyye’ye bile böyle yaklaşmamıştır.
Çevrenizde bunları sorup öğrenebileceğiniz çok insan vardır.
Eğer günün birinde bu ülkede –kefen giymiş partizanlar değil de- gerçekten dindar bir nesil yetişirse; onların dilinde arzuladığınız şekilde anılmayacaksınız.
Zira onlar cihadın en üst derecesinin zalim sultan karşısında hakkı söylemek olduğunu bileceklerdir; onlar, Tanrı’nın, kullarının ellerinin dolu mu boş mu olduğuna değil, kirli mi temiz mi olduğuna baktığını bileceklerdir; onlar, haram yemenin fetvadan kılıfı olamayacağını bileceklerdir; onlar, bir devletin küfr ile değil zulm ile çökeceğini bileceklerdir; onlar, ‘Adalet’in en üst değer olduğunu ve sadece Müslümanlar için değil bütün insanlar için olduğunu bileceklerdir. Gerçekten “dindar” olan insanda “kin” bulunmaz; biz, sizin sözünüzü sadece maksadımızı anlatmak açısından kullanalım: Eğer, o görmeyi çok arzuladığınız “dindar ve kindar nesil” gerçekten dindar olursa, minnetinin değil kininin konusu olmayı da göze almış olmalısınız.
Sayın Cumhurbaşkanı; Günü geldiğinde hangi tarihte, nasıl anılırsınız bilemem ama Türk tarihinde utanılmayacak bir yer edinmek isterseniz, nedamet getiriniz. “Türk Tipi Başkanlık”ı savunmaya hakkınız olsun istiyorsanız, öncelikle siz “Türk Tipi” olmayı denemelisiniz. O müthiş egonuz milletin her ferdini kefen giymiş partizanlara dönüştürebileceğinizi düşündürtmesin size. Bakın, anlayasınız diye Osmanlıca söylüyorum:“Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten”.
- Atilla Kaya
Sayın Cumhurbaşkanı; ikimiz de biliyoruz ki, ne sizin duymak istediğiniz ne de benim söylemek istediğim hitap budur. Sizin bir parti sözcüsü gibi meydanlarda dilendiğiniz “Devlet Başkanı” hitabıdır; benim gönlümden geçen ise, bağımsız Türk yargısının karşısına çıktığınız gün, onurlu bir Türk savcısının dudaklarından dökülecek olandır. Merak buyurmayınız; bulunduğunuz makamda halen AKP Genel Başkanı’ymış gibi davranmanıza dair söyleyecek sözüm yok.
Zira, üzerine aldığı görevi “tarafsızlıkla” yerine getirmek için namusu ve şerefi üzerine ettiği yemini zevkle çiğneyebilecek tıynette bir insana etki edecek kudrette bir söz yok.
Öte yandan; ‘Tarafsızlık’ı bir kavram olarak algılamanızı beklemek de -entelektüel düzeyiniz göz önünde bulundurulduğunda- size haksızlık olacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı; Başkanlık hırsını bir zırh gibi üzerine geçirmiş psikolojinizin size söylettiği garip sözler ve yaptırdığı garip işler vardır. Nedamet getirip bunlardan kurtulmayı dilerseniz, sarayınızda Saraçoğlu’dan farklı uzmanları danışman olarak istihdam etmenizi tavsiye ederim. Zira sağlığınızı tehdit eden haller, otlarla şifa bulacağınız türden değildir.
Bu kabilden bir hâl “Türk Tipi Başkanlık” lakırdısını dilinize pelesenk edişinizdir. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Sizin neyiniz “Türk tipi” ki, başkanlığınız da “Türk tipi” olsun! Ne oldu ki; bırakın sahiplenmeyi hatta söylemeyi- “Türk” sözünü duymaya bile tahammülü olmayan, Anayasa’dan “Türklüğü” çıkartmayı siyasi gayretlerinin baş hedefi gören siz, “Türk Tipi” bir yönetim modelinden bahseder oldunuz? Kalkmış, “bizim tarihimizde, genlerimizde, geleneğimizde başkanlık sistemi var” diyorsunuz. Siz değil miydiniz; Türk Milleti’ni 36 etnik parçaya bölen.
Şimdi, hangisinin tarihinden, geleneğinden bahsediyorsunuz? “Tarih”, “gelenek” yetmezmiş gibi bir de ırkçı duyguları okşamak için genlerden söz ediyorsunuz. Siz değil miydiniz onları ayakları altına alan. Biz sizi tanıyoruz. Siz, elinizden gelse, adında “Türk” geçiyor diye “türkü” bile söyletmezsiniz. Ama adadaki dostunuz ciddiye alırsa alınabilir, dikkat.Sayın Cumhurbaşkanı;“Bizim tarihimizde esas olan budur” dediniz ya…
Hani, söyleseniz de bilsek: sizin tarihiniz hangisidir?
Hangi milletin tarihidir?
Türk tarihinde de, bu tarihin belli bir döneminden itibaren iman ettiğimiz Kur’an’da da esas, yönetimin şekli değil dayandığı ilkeler olmuştur.
Bu ilkelerin uygulamaları da ne yazık ki- sizin eylemlerinizle örtüştürebileceğimiz türden değildir. Mesela, siz; Mete Han’ın, Attila’nın, Bilge Kağan’ın Türk Milleti’ni 36 etnik ve mezhebi parçaya ayırıp bunlardan bir kısmını aşağılayabileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; Sultan Alparslan’ın devleti 10 yıl gerçek Haşhaşîlere teslim edebileceğini, “ne istediler de vermedim” diyebileceğini, sonra da “saflığımdan yararlandılar” diye bir savunma geliştirebileceğini düşünebilir misiniz? Mesela, siz; Kılıçarslan’ın Haçlı Seferleri Projesi’nin eşbaşkanı olabileceğini, “kahraman haçlı askerlerin evlerine dönebilmeleri için dua ediyorum” diyebileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; Fatih’in “dindar ve kindar nesil” yetiştirmeyi hedefleyebileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; Yavuz’un “yargının vatana ihanetten başka derdi yok” diyebileceğini, Kanunî’nin yasalarla yap-boz oynayabileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; Abdülhamid’in “ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” diyebileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; Atatürk’ün Anzavur için veya Şeyh Said için “yani ne istendi de 12 yıllık Başbakanlığım döneminde verilmedi” diyebileceğini düşünebilir misiniz?
Mesela, siz; iranlı dolandırıcı bir tıfılın, o dilinizden düşürmediğiniz Osmanlı’nızı rüşvetle esir alabileceğini, Dahiliye Nazırı’nın onun önüne yatmaktan çekinmeyeceğini, rüşvet ve yolsuzluğun fetvalarla meşrulaştırılabileceğini düşünebilir misiniz?
Yeri gelmişken; hani 21. Yüzyılın Kayserili Davud’u olduğunu düşünen birini Başbakanlık koltuğuna oturttunuz ya…
Mesela, siz; Orhan Gazi’nin 14. Yüzyılın Kayserili Davud’unu medreseden çıkartıp devlet işlerinin başına oturtacağını düşünebilir misiniz?
Yine yeri gelmişken; siz hiç Türk tarihinde vatan toprağını savaşmadan bırakıp da atasının türbesini sırtlayıp kaçan sonra bunun büyük bir zafer olduğunu söyleyen devlet adamı gördünüz mü?
Mesela, siz; emperyalist güçler ve yerli maşaları tehdit ediyor diye Medine kahramanı Fahrettin Paşa’nın böyle bir yola başvurabileceğini düşünebilir misiniz?
Sayın Cumhurbaşkanı; Bütün bu yapıp ettiklerinizin ardında hangi tarihten alınan ilham vardır?
Söyleseniz de bilsek Allah aşkına. Belli ki, bu Türk tarihi olamaz. Zaten şahsınız ve bağlısı bulunduğunuz zihniyetin varlığıyla ilgili temel sorun kendinizi Türk tarihine ait hissetmeyişinizdir.
Biliyoruz ki, ideolojik mensubiyetiniz buna engeldir. Sizin dâhil olduğunuzu düşündüğünüz şey, sömürgecilik sonrası Arap kimliği arayışından doğmuş olan ihvan’ın kurguladığı ideolojik bir tarih yorumu ve sınırları belirsiz ‘Dârü’l-islam’ kavramıdır. iktidarınız boyunca etkilerine açık olduğunuz liberalizmin “şirket olarak tasarlanmış devlet” anlayışını da eklemek gerek.
Bunları Türk tarihinde bulabileceğinizi sanmak en iyimser yaklaşımla Türk tarihine yabancılığınızın bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Sayın Cumhurbaşkanı; Bu millet ne yazık ki- ideolojik tercihlerinizin bedelini ödemek durumunda kaldığı gibi, kendisini dünyanın merkezinde gören egonuzun bedelini de ödemek durumunda kalmaktadır.
Siz her fırsatta bunun hazzını tadarken, millete acı sonuçlarına katlanmak düşmektedir. Örneğin; bir bürokratın vatanseverliğine kefil olup hatta edep sınırlarını zorlayarak- sahiplenirken bir başkasını vatana ihanetle itham etmek sizin harcınızdır ve ancak bu çerçevede anlamlıdır.
Terör örgütünün kontrolünde, vatan toprağını bırakıp sandukayı taşıdı diye birisine meydan muharebesi kazanmış komutan muamelesi gösterdiniz.
Bıraksaydınız bu kadarını Merkez Bankası bile yapardı. Oysa ondan diğerinin tırnaklarına gösterdiğiniz ilgiyi esirgediniz ve onu vatana ihanetle suçladınız.
Sayın Cumhurbaşkanı; “Vatana ihanet” sizin kullanmayı sevdiğiniz bir itham. Peki, kendi atadığınız kadrolardan bu kadar vatan haininin nasıl çıkabildiği sorusuna da verecek bir yanıtınız var mı?
Hem bu kadar isabetsiz atamalar yapıp hem de her şeyi en iyi bildiğinizi, ülkeyi en iyi şekilde yönetebildiğinizi nasıl savunabiliyorsunuz?
Eğer işbirliği içinde olduklarınızın gerçek yüzlerini anlamanız en az on yıl sürüyorsa, siz de güvende değilsiniz, ülke de sizden emin değil demektir.
Bu sorgulamaları yapanları “Ankara’dan kuru sıkı atmakla” eleştiriyorsunuz, her önünüze çıkana “delikanlılık” dersi veriyorsunuz ya, hadi siz -Kabe’yi bile bir orduyla tavaf edişinizde gördüğümüz- o dillere destan cesaretinizle cevap verin.
Sayın Cumhurbaşkanı; Sahip olmadığınız şeyin kıymetini bilemezsiniz. Siz hiçbir zaman ‘Tarih’ veya ‘Devlet’ bilincine sahip olmadınız.
Edindiğiniz ideolojik formasyon buna uygun değildi ve bu formasyonu koruduğunuz sürece de olamayacaksınız. Sizin gözünüzde ‘Ülke’, islam tarihi boyunca bile sınırları belirlenememiş olan muhayyel “Darü’l islam” olduğu için, kendinizce Müslüman gördüklerinizin ideolojik çıkarı uğruna onu kesip biçmekten çekinmeyeceksiniz.
Bu işe “çözüm süreci” demeye sadece diliniz varmayacak, gönlünüz de ona eşlik edecektir. Siz, başkanlığınızı ‘Millet’ kavramından türetemeyeceğiniz için, ‘Başkanlık’ kavramından millet türetebileceğinizi sanıyorsunuz.
Böyle yaparsanız, “milletiniz” sadece “evde zor tuttuklarınız” olacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı; ‘Tarih’ bilincine sahip olmayışınızla özlemini duyduğunuz “dindar ve kindar nesil” arasındaki ilişkiye dair de bir şey söylemek isterim: ‘Tarih’ bilinci olmayanda –‘Din’i tarihselliği içinde kavrayamayacaklarından- gerçek anlamda bir ‘Din Bilinci’ de olamaz.
insanları tarihlerine yabancılaştırıp hatta “düşman” kılarak “dindar nesil” yetiştiremezsiniz. Hz. Peygamber örneğinde gördüğümüz islam, Cahiliyye’ye bile böyle yaklaşmamıştır.
Çevrenizde bunları sorup öğrenebileceğiniz çok insan vardır.
Eğer günün birinde bu ülkede –kefen giymiş partizanlar değil de- gerçekten dindar bir nesil yetişirse; onların dilinde arzuladığınız şekilde anılmayacaksınız.
Zira onlar cihadın en üst derecesinin zalim sultan karşısında hakkı söylemek olduğunu bileceklerdir; onlar, Tanrı’nın, kullarının ellerinin dolu mu boş mu olduğuna değil, kirli mi temiz mi olduğuna baktığını bileceklerdir; onlar, haram yemenin fetvadan kılıfı olamayacağını bileceklerdir; onlar, bir devletin küfr ile değil zulm ile çökeceğini bileceklerdir; onlar, ‘Adalet’in en üst değer olduğunu ve sadece Müslümanlar için değil bütün insanlar için olduğunu bileceklerdir. Gerçekten “dindar” olan insanda “kin” bulunmaz; biz, sizin sözünüzü sadece maksadımızı anlatmak açısından kullanalım: Eğer, o görmeyi çok arzuladığınız “dindar ve kindar nesil” gerçekten dindar olursa, minnetinin değil kininin konusu olmayı da göze almış olmalısınız.
Sayın Cumhurbaşkanı; Günü geldiğinde hangi tarihte, nasıl anılırsınız bilemem ama Türk tarihinde utanılmayacak bir yer edinmek isterseniz, nedamet getiriniz. “Türk Tipi Başkanlık”ı savunmaya hakkınız olsun istiyorsanız, öncelikle siz “Türk Tipi” olmayı denemelisiniz. O müthiş egonuz milletin her ferdini kefen giymiş partizanlara dönüştürebileceğinizi düşündürtmesin size. Bakın, anlayasınız diye Osmanlıca söylüyorum:“Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten”.
- Atilla Kaya
TV8,5 FREKANS BiLGiLERi
Uydu : Türksat 4A
Frekans : 12346
Symbol Oranı : 9600
FEC : 3/4
Polarizasyon : Horizontal (Yatay)
Uydu : Türksat 4A
Frekans : 12346
Symbol Oranı : 9600
FEC : 3/4
Polarizasyon : Horizontal (Yatay)
doğaçlama müziğin Türkiye'deki ilk ve en önemli gruplarından biridir zen. buna rağmen pek bilinmez; doğaçlamayı kafaların pek kaldırmamasından olsa gerek. işin ilginci baba zula dinleyen kesimin bile büyük bir kısmı bilmez. 1988 yılında Boğaziçi müzik kulübü bünyesinde kuruluyorlar. demoları ardından 4 albüm yayınlıyorlar. bunlardan derya 1996 yılında "en iyi ve en az tanınan 10 albüm" listesine alıyor. aynı yıl newyork times "yılın es geçilen en iyi albümleri" listesine alıyor. Bakırköy akıl hastanesinde albümü hala kafamda soru işaretidir. mazhar osman isimli salonda verilen konserin nasıl bir ortamı vardı çok merak ediyorum. tan bul derdim anla derken, suda balık bu yol hiç bitmeyecek diyor. grup elemanlarından murat ertel, emre önel ve levent akman; tabutta rövaşata'nın film müzikleri için yan grup kurup baba zula oluyor, günümüze kadar geliyorlar.
mi kubbesi adli albumlerini edindigim gunden beri arsivimin derinliklerinde sakladigim, "bizden nasil boyle bi grup cikti?" ya da "nerde yanlis yaptik?" diye dusunmeme sebep olan muzik toplulugu. son zamanlarda edindigimiz haberlere gore yeni bir album kaydetmekteymisler.*
beyaz blues adamı. o kadar çok sigara içmesinin neden olduğu ağır, ağdalı ve koyu sesinin dikte ettiği melankoliye inat; bir neşe, bir vurdumduymazlık, bir hayata bağlılık... harika adam...
Etkileyici bir maupassant hikayesi. Yıllardır tekrar tekrar okurum bu hikayeyi. Her okuduğumda sanki önce okumamışım gibi bir etki bırakır.
--spoiler--
Onu çılgınca sevmiştim! insan neden sever? Dünyada sadece bir varlıktan başkasını görmemek, kafasında sadece bir düşünce olmak, yüreğinde sadece bir arzuyu hissetmek ya da dudaklarında sadece bir adın tekrarlanması tuhaf mı acaba? Bir pınarın sularının yeryüzüne çıkmasına benzer şekilde ruhun derinliklerinden dudaklara kadar yükselen, hep söylenen, tekrar söylenen, bir dua gibi her yerde hep fısıldanan bir ad.
Hikâyemizi anlatmayacağım. Aşkın sadece bir hikâyesi vardır ve o zaten hep aynıdır. Tanışmış ve birbirimizi sevmiştik. işte hepsi bu. Bir yıl boyunca, onun kollarında, onun şefkatiyle, sevgisiyle, giysilerinde, sözlerinde, bakışlarında, ondan gelen her şeye tutkun, ona bağlanmış ve hapsolmuş şekilde yaşamıştım. Her şey o kadar eşsizdi ki, gece miydi gündüz müydü, ölü müydüm, diri miydim, neredeydim, farkında değildim.
Ve işte öldü. Nasıl? Bilmiyorum, hiç bilmiyorum.
Yağmurlu bir gecede eve sırılsıklam döndü. Ertesi gün öksürüyordu. Yaklaşık bir hafta boyunca öksürdü ve yatağa düştü.
Ne olmuştu? Hiç bilmiyorum.
Doktorlar geliyor, yazıp çiziyor ve gidiyordu. ilaç getiriyorlar, hastabakıcı bir kadın da ilaçları ona içiriyordu. Elleri sıcaktı, alnı nemli ve yanıyordu, bakışları parlak ama hüzün doluydu. Onunla konuşuyordum, o da bana cevap veriyordu. Birbirimize neler anlatmıştık? Bilmiyorum. Her şeyi, evet her şeyi, her şeyi unuttum. Ölüp gitti; o son, o zayıf iç çekmesini çok iyi hatırlıyorum.
“Ah!” dedi hastabakıcı kadın. O an anladım! Artık hiçbir şey bilmiyordum. Hiçbir şey... “Metresiniz” diye konuşan bir papazı gördüm. Ona hakaret ediyor gibi geldi bana. Mademki ölmüştü o, artık bunu kimsenin söyleme hakkı yoktu. Papazı kovdum. Bir başka papaz geldi; iyi ve hoştu. Bana ondan söz edince ağladım.
Toprağa verme konusunda bir sürü soru sordular bana. Hiç hatırlamıyorum.
Bununla birlikte, tabutunu, onu içine koyup tabutun çivileri çakılırken duyulan çekiç darbelerinin sesini çok iyi hatırlıyorum. Ah Tanrım!
Gömüldü. Artık bu çukurun içindeydi! Birkaç kişi, birkaç arkadaş gelmişti mezarlığa. Kaçtım oradan, koştum.
Sokaklarda uzun süre yürüdüm. Sonra eve döndüm. Ertesi gün seyahate çıktım.
Dün Paris’e döndüm.
Odamı, odamızı, yatağımızı, eşyalarımızı, ölümünden sonra ondan geriye kalan her şeyin bulunduğu bu evi yeniden görünce, içimi öyle büyük bir üzüntü kapladı ki, az daha pencereyi açıp kendimi sokağa atacaktım. Ondan kalan her şeyi sarıp sarmalayan, onun bedeninden, soluğundan kalan her şeyi, binlerce zerreyi barındıran bu eşyalar, duvarlar arasında kalamazdım. Dışarı çıkmak için şapkamı aldım. Kapıyı varmadan önce, onun hole koydurduğu büyük aynanın önünden geçtim. Dışarı çıkmadan önce bu aynada tepeden tırnağa kendisine bakar, giysilerinin kendisine yakışıp yakışmadığını, giydiklerinin, saçlarının güzel olup olmadığını incelerdi.
Sık sık onun görüntüsünü yansıtan bu aynanın karşısında kalakaldım. Ayna onu o kadar sık yansıtmıştı ki, onun görüntüsünü de muhafaza ediyor olmalıydı.
Orada, gözlerimi cama dikmiş, düz, derin, boş aynanın önünde titreyerek duruyordum. Benim bakışlarım kadar sevdalı, benim kadar ona vurgun olan o ayna yine de tümüyle onu içinde saklıyor olmalıydı. O aynayı sevdiğimi anladım. Ona dokundum; soğuktu! Oh! Anılar, anılar! Bütün acıları çektiren o korkunç, o yaşayan, o ölü, o acı veren, yakan ayna! Bir aynada yansımaların kayması ve yok olması gibi sakladığı, gördüğü, önünden geçen her şeyi, sevgisine ve aşkına sığındığı her şeyi unutan yüreğe sahip insanlara ne mutlu! Ne çok acı çekiyorum. Sokağa çıktım, farkında olmadan, istemeye istemeye mezarlığa gittim.
Mezarını buldum. Üzerinde birkaç kelimenin yazılı olduğu ve mermerden bir haçın bulunduğu basit bir mezar. Üzerinde şöyle yazılıydı: “Sevdi, sevildi ve öldü”.
Oradaydı, o çukurun içinde çürümüştü! Bu ne korku! Alnım toprağın üzerinde, hıçkırıklara boğuluyordum.
Orada epey kaldım. Sonra akşam olduğunu farkettim. O anda, acayip ve delice bir arzu, umutsuz bir sevgilinin arzusu kapladı içimi. Geceyi, mezarında ağlayarak onun yanında geçirmek istiyordum. Ama beni görürlerse, mezarlıktan dışarı çıkarırlardı. Nasıl yapmalı?
Doğruldum ve bu ölüler diyarında başıboş dolaşmaya koyuldum. Yürüdüm, yürüdüm. Burası, yaşayanların diyarının yanında ne kadar da küçüktü! Bununla birlikte, ölülerin sayısı yaşayanlarınkine göre ne de çoktu. Bağların şarabını, pınarların suyunu içen, ovaların ekmeğini yiyen bize daha büyük binalar, sokaklar, daha çok yer gerekiyor.
Oysa bütün ölüler için, bize kadar ulaşan bütün ölüler için küçük bir toprak parçasından başka hemen hemen hiçbir şey gerekmiyor. Toprak onları alıyor, unutulmuşluk onları siliyor ve elveda!...
içinde dolaştığım mezarlığın sonunda terkedilmişlerin, yani çok önceden ölenlerin, toprağa karışmayı tamamlamış, artık haçları bile çürümüş olanların mezarlarına, yarın yeni ölenlerin gömüleceği mezarların bulunduğu bölüme geldiğimi farkettim. Burası, güllerle, uzun ve kara servi ağaçlarıyla dolu, kederli ve insan etiyle beslenen büyük bir bahçeydi.
Yalnız, yapayalnızdım. Bir ağaçta büzülüp kaldım. Karanlık ve kalın yapraklı dallar arasında tamamen gizlendim.
Ve alabora olmuş bir geminin enkazına tutunan bir kazazede gibi ağacın gövdesine sarılarak bekledim.
Gece iyice çöküp ortalık zifiri karanlık olunca, gizlendiğim yerden ayrıldım ve ölülerle dolu toprağın üzerinde yavaş ve sessiz adımlarla yürümeye koyuldum.
Uzun zaman aylak aylak dolaştım. Onun mezarını bulamıyordum. Kollarımı öne uzatmış, gözlerim iyice açık, ellerimi, ayaklarımı, dizlerimi, göğsümü hattâ başımı mezarlara çarpa çarpa yürüyor ama onu bulamıyordum. Dokunuyor, yolunu arayan bir kör gibi taşları, haçları, demir parmaklıları, solgun çiçeklerin bulunduğu çelenkleri ellerimle yokluyordum. Parmaklarımı harfler üzerinde gezdirerek isimleri okuyordum. Ne geceydi, ne geceydi o! Mezarı bulamıyordum!
Ay ışığı yoktu. Her yer karanlıktı. Korkuyordum; iki mezar dizisi arasında bulunan küçük yollarda içime berbat bir korku yayılıyordu. Mezarlar, mezarlar, mezarlar. Her yer mezarlarla doluydu. Sağda, solda, önümde, arkamda her yerde mezarlar vardı. Dizlerim tutmuyor, artık yürüyemiyordum. Mezarlardan birinin üzerine oturdum.
Kalbimin çarpıntısını işitiyordum! Başka şeyler de duyuyordum. Neydi bu? Adı koyulamayan karmakarışık bir gürültü! Nereden geliyordu? Sersem sepet olmuş kafamdan mı, karanlık geceden mi yoksa gizemli, insan cesetleriyle dolu toprağın altından mı? Çevreme bakıyordum!
Orada ne kadar kaldım, bilmiyorum. Korkudan kıpırdayamaz hale gelmiş, kendimden geçmiştim; bağırıp çağırmaya ve ölmeye hazırdım.
Birden, üzerinde oturduğum mermerden kapak taşı hareket ediyormuş gibi geldi bana. Evet, sanki biri onu kaldırıyormuş gibi kapak taşı yerinden oynuyordu. Bir sıçrayışta yandaki mezarın üzerine attım kendimi. Az önce üzerinde oturduğum taşın doğrulduğunu gördüm. Birdenbire ölü göründü, çıplak bir iskelet, kamburlaşmış sırtıyla kapak taşını atıverdi. Görüyordum, gece ne denli karanlık olursa olsun, onu çok iyi görüyordum. Haçın üzerinde şöyle yazıyordu: “51 yaşında ölen Jacques Olivant burada yatıyor. Ailesini, arkadaşlarını çok severdi, dürüst ve namusluydu, Hakkın rahmetine kavuştu”.
Ölü de, mezar taşının üzerindeki yazıları okuyordu. Sonra yoldaki bir taşı, keskin küçük bir taşı aldı ve yazıları özenle kazımaya koyuldu. Yazılanları yavaş yavaş tümüyle sildi, az önce kazıdığı yere boş gözlerle baktı ve bir zamanlar işaret parmağı olan kemiğin ucuyla parlak harflerle yazdı:
“51 yaşında ölen Jacques Olivant burada yatıyor. Acı sözleriyle, mirasına konmak istediği babasının ölümünü çabuklaştırdı, karısına işkence yaptı, çoluk çocuğuna eziyet etti, komşularını aldattı, fırsat buldukça çalmaktan geri kalmadı ve sefilce öldü”.
Ölü, yazmayı bitirince, hiç kıpırdamadan eserini hayranlıkla seyretti. Geriye dönüp bakınca, bütün mezarların açılmış olduğunu, bütün cesetlerin mezarlarından çıktığını, hepsinin, gerçeği kazımak için, aileleri tarafından mezar taşlarına yazılan yalanları sildiğini gördüm.
Ve hepsinin, bu iyi babaların, bu sadık kadınların, fedakâr oğulların, tertemiz lekesiz genç kızların, bu dürüst tüccarların, bu kusursuz olduğu söylenen erkeklerin ve kadınların aslında kendi yakınlarına işkence ettiklerini, kinci, namussuz, iki yüzlü, yalancı, dalavereci, iftiracı ve kıskanç olduklarını, çalıp çırptıklarını, aldattıklarını, utanç verici ve iğrenç her türlü işe karıştıklarını görüyordum.
Hepsi, sonsuz barınaklarının girişine, hayattayken hiç kimsenin bilmediği ya da bilmez göründüğü korkunç, zalim ve kutsal gerçeği aynı anda yazıyordu.
Sevgilimin de, kendi mezar taşına yazmış olduğunu düşündüm.
Artık korkmadan, yarı açık tabutların, cesetlerin ve iskeletlerin arasından onun mezarına koşmaya başladım; onu hemen bulacağımdan emindim.
Kefene sarılı yüzünü görmesem de, uzaktan tanıdım onu.
Biraz önce mermerden haçın üzerinde, “Sevdi, sevildi ve öldü” yazıyordu.
Şimdi okunanlar ise şöyleydi: “Bir gün, sevgilisini aldatmak için dışarı çıktı, yağmura yakalandı, soğuk aldı ve öldü”.
............................................... ..Gün doğarken beni bir mezarın yanından yarı cansız kaldırmışlar.
--spoiler--
--spoiler--
Onu çılgınca sevmiştim! insan neden sever? Dünyada sadece bir varlıktan başkasını görmemek, kafasında sadece bir düşünce olmak, yüreğinde sadece bir arzuyu hissetmek ya da dudaklarında sadece bir adın tekrarlanması tuhaf mı acaba? Bir pınarın sularının yeryüzüne çıkmasına benzer şekilde ruhun derinliklerinden dudaklara kadar yükselen, hep söylenen, tekrar söylenen, bir dua gibi her yerde hep fısıldanan bir ad.
Hikâyemizi anlatmayacağım. Aşkın sadece bir hikâyesi vardır ve o zaten hep aynıdır. Tanışmış ve birbirimizi sevmiştik. işte hepsi bu. Bir yıl boyunca, onun kollarında, onun şefkatiyle, sevgisiyle, giysilerinde, sözlerinde, bakışlarında, ondan gelen her şeye tutkun, ona bağlanmış ve hapsolmuş şekilde yaşamıştım. Her şey o kadar eşsizdi ki, gece miydi gündüz müydü, ölü müydüm, diri miydim, neredeydim, farkında değildim.
Ve işte öldü. Nasıl? Bilmiyorum, hiç bilmiyorum.
Yağmurlu bir gecede eve sırılsıklam döndü. Ertesi gün öksürüyordu. Yaklaşık bir hafta boyunca öksürdü ve yatağa düştü.
Ne olmuştu? Hiç bilmiyorum.
Doktorlar geliyor, yazıp çiziyor ve gidiyordu. ilaç getiriyorlar, hastabakıcı bir kadın da ilaçları ona içiriyordu. Elleri sıcaktı, alnı nemli ve yanıyordu, bakışları parlak ama hüzün doluydu. Onunla konuşuyordum, o da bana cevap veriyordu. Birbirimize neler anlatmıştık? Bilmiyorum. Her şeyi, evet her şeyi, her şeyi unuttum. Ölüp gitti; o son, o zayıf iç çekmesini çok iyi hatırlıyorum.
“Ah!” dedi hastabakıcı kadın. O an anladım! Artık hiçbir şey bilmiyordum. Hiçbir şey... “Metresiniz” diye konuşan bir papazı gördüm. Ona hakaret ediyor gibi geldi bana. Mademki ölmüştü o, artık bunu kimsenin söyleme hakkı yoktu. Papazı kovdum. Bir başka papaz geldi; iyi ve hoştu. Bana ondan söz edince ağladım.
Toprağa verme konusunda bir sürü soru sordular bana. Hiç hatırlamıyorum.
Bununla birlikte, tabutunu, onu içine koyup tabutun çivileri çakılırken duyulan çekiç darbelerinin sesini çok iyi hatırlıyorum. Ah Tanrım!
Gömüldü. Artık bu çukurun içindeydi! Birkaç kişi, birkaç arkadaş gelmişti mezarlığa. Kaçtım oradan, koştum.
Sokaklarda uzun süre yürüdüm. Sonra eve döndüm. Ertesi gün seyahate çıktım.
Dün Paris’e döndüm.
Odamı, odamızı, yatağımızı, eşyalarımızı, ölümünden sonra ondan geriye kalan her şeyin bulunduğu bu evi yeniden görünce, içimi öyle büyük bir üzüntü kapladı ki, az daha pencereyi açıp kendimi sokağa atacaktım. Ondan kalan her şeyi sarıp sarmalayan, onun bedeninden, soluğundan kalan her şeyi, binlerce zerreyi barındıran bu eşyalar, duvarlar arasında kalamazdım. Dışarı çıkmak için şapkamı aldım. Kapıyı varmadan önce, onun hole koydurduğu büyük aynanın önünden geçtim. Dışarı çıkmadan önce bu aynada tepeden tırnağa kendisine bakar, giysilerinin kendisine yakışıp yakışmadığını, giydiklerinin, saçlarının güzel olup olmadığını incelerdi.
Sık sık onun görüntüsünü yansıtan bu aynanın karşısında kalakaldım. Ayna onu o kadar sık yansıtmıştı ki, onun görüntüsünü de muhafaza ediyor olmalıydı.
Orada, gözlerimi cama dikmiş, düz, derin, boş aynanın önünde titreyerek duruyordum. Benim bakışlarım kadar sevdalı, benim kadar ona vurgun olan o ayna yine de tümüyle onu içinde saklıyor olmalıydı. O aynayı sevdiğimi anladım. Ona dokundum; soğuktu! Oh! Anılar, anılar! Bütün acıları çektiren o korkunç, o yaşayan, o ölü, o acı veren, yakan ayna! Bir aynada yansımaların kayması ve yok olması gibi sakladığı, gördüğü, önünden geçen her şeyi, sevgisine ve aşkına sığındığı her şeyi unutan yüreğe sahip insanlara ne mutlu! Ne çok acı çekiyorum. Sokağa çıktım, farkında olmadan, istemeye istemeye mezarlığa gittim.
Mezarını buldum. Üzerinde birkaç kelimenin yazılı olduğu ve mermerden bir haçın bulunduğu basit bir mezar. Üzerinde şöyle yazılıydı: “Sevdi, sevildi ve öldü”.
Oradaydı, o çukurun içinde çürümüştü! Bu ne korku! Alnım toprağın üzerinde, hıçkırıklara boğuluyordum.
Orada epey kaldım. Sonra akşam olduğunu farkettim. O anda, acayip ve delice bir arzu, umutsuz bir sevgilinin arzusu kapladı içimi. Geceyi, mezarında ağlayarak onun yanında geçirmek istiyordum. Ama beni görürlerse, mezarlıktan dışarı çıkarırlardı. Nasıl yapmalı?
Doğruldum ve bu ölüler diyarında başıboş dolaşmaya koyuldum. Yürüdüm, yürüdüm. Burası, yaşayanların diyarının yanında ne kadar da küçüktü! Bununla birlikte, ölülerin sayısı yaşayanlarınkine göre ne de çoktu. Bağların şarabını, pınarların suyunu içen, ovaların ekmeğini yiyen bize daha büyük binalar, sokaklar, daha çok yer gerekiyor.
Oysa bütün ölüler için, bize kadar ulaşan bütün ölüler için küçük bir toprak parçasından başka hemen hemen hiçbir şey gerekmiyor. Toprak onları alıyor, unutulmuşluk onları siliyor ve elveda!...
içinde dolaştığım mezarlığın sonunda terkedilmişlerin, yani çok önceden ölenlerin, toprağa karışmayı tamamlamış, artık haçları bile çürümüş olanların mezarlarına, yarın yeni ölenlerin gömüleceği mezarların bulunduğu bölüme geldiğimi farkettim. Burası, güllerle, uzun ve kara servi ağaçlarıyla dolu, kederli ve insan etiyle beslenen büyük bir bahçeydi.
Yalnız, yapayalnızdım. Bir ağaçta büzülüp kaldım. Karanlık ve kalın yapraklı dallar arasında tamamen gizlendim.
Ve alabora olmuş bir geminin enkazına tutunan bir kazazede gibi ağacın gövdesine sarılarak bekledim.
Gece iyice çöküp ortalık zifiri karanlık olunca, gizlendiğim yerden ayrıldım ve ölülerle dolu toprağın üzerinde yavaş ve sessiz adımlarla yürümeye koyuldum.
Uzun zaman aylak aylak dolaştım. Onun mezarını bulamıyordum. Kollarımı öne uzatmış, gözlerim iyice açık, ellerimi, ayaklarımı, dizlerimi, göğsümü hattâ başımı mezarlara çarpa çarpa yürüyor ama onu bulamıyordum. Dokunuyor, yolunu arayan bir kör gibi taşları, haçları, demir parmaklıları, solgun çiçeklerin bulunduğu çelenkleri ellerimle yokluyordum. Parmaklarımı harfler üzerinde gezdirerek isimleri okuyordum. Ne geceydi, ne geceydi o! Mezarı bulamıyordum!
Ay ışığı yoktu. Her yer karanlıktı. Korkuyordum; iki mezar dizisi arasında bulunan küçük yollarda içime berbat bir korku yayılıyordu. Mezarlar, mezarlar, mezarlar. Her yer mezarlarla doluydu. Sağda, solda, önümde, arkamda her yerde mezarlar vardı. Dizlerim tutmuyor, artık yürüyemiyordum. Mezarlardan birinin üzerine oturdum.
Kalbimin çarpıntısını işitiyordum! Başka şeyler de duyuyordum. Neydi bu? Adı koyulamayan karmakarışık bir gürültü! Nereden geliyordu? Sersem sepet olmuş kafamdan mı, karanlık geceden mi yoksa gizemli, insan cesetleriyle dolu toprağın altından mı? Çevreme bakıyordum!
Orada ne kadar kaldım, bilmiyorum. Korkudan kıpırdayamaz hale gelmiş, kendimden geçmiştim; bağırıp çağırmaya ve ölmeye hazırdım.
Birden, üzerinde oturduğum mermerden kapak taşı hareket ediyormuş gibi geldi bana. Evet, sanki biri onu kaldırıyormuş gibi kapak taşı yerinden oynuyordu. Bir sıçrayışta yandaki mezarın üzerine attım kendimi. Az önce üzerinde oturduğum taşın doğrulduğunu gördüm. Birdenbire ölü göründü, çıplak bir iskelet, kamburlaşmış sırtıyla kapak taşını atıverdi. Görüyordum, gece ne denli karanlık olursa olsun, onu çok iyi görüyordum. Haçın üzerinde şöyle yazıyordu: “51 yaşında ölen Jacques Olivant burada yatıyor. Ailesini, arkadaşlarını çok severdi, dürüst ve namusluydu, Hakkın rahmetine kavuştu”.
Ölü de, mezar taşının üzerindeki yazıları okuyordu. Sonra yoldaki bir taşı, keskin küçük bir taşı aldı ve yazıları özenle kazımaya koyuldu. Yazılanları yavaş yavaş tümüyle sildi, az önce kazıdığı yere boş gözlerle baktı ve bir zamanlar işaret parmağı olan kemiğin ucuyla parlak harflerle yazdı:
“51 yaşında ölen Jacques Olivant burada yatıyor. Acı sözleriyle, mirasına konmak istediği babasının ölümünü çabuklaştırdı, karısına işkence yaptı, çoluk çocuğuna eziyet etti, komşularını aldattı, fırsat buldukça çalmaktan geri kalmadı ve sefilce öldü”.
Ölü, yazmayı bitirince, hiç kıpırdamadan eserini hayranlıkla seyretti. Geriye dönüp bakınca, bütün mezarların açılmış olduğunu, bütün cesetlerin mezarlarından çıktığını, hepsinin, gerçeği kazımak için, aileleri tarafından mezar taşlarına yazılan yalanları sildiğini gördüm.
Ve hepsinin, bu iyi babaların, bu sadık kadınların, fedakâr oğulların, tertemiz lekesiz genç kızların, bu dürüst tüccarların, bu kusursuz olduğu söylenen erkeklerin ve kadınların aslında kendi yakınlarına işkence ettiklerini, kinci, namussuz, iki yüzlü, yalancı, dalavereci, iftiracı ve kıskanç olduklarını, çalıp çırptıklarını, aldattıklarını, utanç verici ve iğrenç her türlü işe karıştıklarını görüyordum.
Hepsi, sonsuz barınaklarının girişine, hayattayken hiç kimsenin bilmediği ya da bilmez göründüğü korkunç, zalim ve kutsal gerçeği aynı anda yazıyordu.
Sevgilimin de, kendi mezar taşına yazmış olduğunu düşündüm.
Artık korkmadan, yarı açık tabutların, cesetlerin ve iskeletlerin arasından onun mezarına koşmaya başladım; onu hemen bulacağımdan emindim.
Kefene sarılı yüzünü görmesem de, uzaktan tanıdım onu.
Biraz önce mermerden haçın üzerinde, “Sevdi, sevildi ve öldü” yazıyordu.
Şimdi okunanlar ise şöyleydi: “Bir gün, sevgilisini aldatmak için dışarı çıktı, yağmura yakalandı, soğuk aldı ve öldü”.
............................................... ..Gün doğarken beni bir mezarın yanından yarı cansız kaldırmışlar.
--spoiler--
her bölümünü, defalarca izlediğim ve izleyeceğim dizidir.
beni böyle derinden vuran bir başka dizi olur mu bilmem.
Ayrıca dizide çalan öyle şahane müzikler var ki...
iron&wine - passing afternoon
alanis morissette - not as we
the commodores - slippery when wet
michael penn - walter reed
sia - breathe me
beni böyle derinden vuran bir başka dizi olur mu bilmem.
Ayrıca dizide çalan öyle şahane müzikler var ki...
iron&wine - passing afternoon
alanis morissette - not as we
the commodores - slippery when wet
michael penn - walter reed
sia - breathe me
mükemmel bir özen, itina, günceli takip etme, sabır ve intizam gerektirir...
yıllarca uğraşmanız gerekse bile yılmazsınız. "ya olm bunlar internette var boşuna neden indiriyorsun mal mısın?" diyen arkadaşların aylar sonra "lan olm falanca site de kapandı şimdi nasıl izleyecez diyizi/filmi" demesini gülerek karşılamaktır.
kraba ve cümle arkadaş çevrenizin verdiğiniz mesaiyi bilmeden "lan bir iki film at yanlız geçen attığın o filmleri hiç beğenmedim" diyerek sinirlerinizi bozmasıdır. sanki para karşılığı yapıyormuşsunuz gibi önceden sipariş almaktır "la olm şu filmin bluray'i çıkınca benim için indir de izleyem..."
"evlendiğim zaman sevdiceğimle uzun kış geceleri a harfinden başlayıp z ye kadar ne kadar film varsa hepsini tek tek izlerim" diye tüm filmlerin bluray'ini indirmektir. hatta boktan ufacık ripler yerine büyük ripleri / bluray image'ları indirmektir.
ama en boktanı da;
4 sene emek verip bazen gece uyumayıp indirilen, altyazı aranan tam
- 362 full hd film
- 7 dizi (tüm sezonları)
- 4 dizi (yayınlanan tüm sezonları)
- 120 (yaklaşık) divx film (hd riplerini bulamadığım filmler ve türk filmleri)
- 90 gb + müzik (yaklaşık 40 sanatçının diskografisi, ayrıca konser kayıtları ve bir o kadar konser video kaydı)
toplamda yaklaşık 4 tb datayı
orospu çocuğu kimliği şaibeli olan bir hırsızın öğlen vakti kapınızı kırıp evi boş bulması ve film arşivinizi araklaması...
--
arşivin içinde bulunduğu 2 şer tb lık 3.5" lik iki hdd, bir adet ps2 bir adet ps3 bir laptop, bu pslerin joystikleri... ne var ne yok almış oç.
çalınan hiç bir şeye üzülmedim giden arşivime üzüldüğüm kadar. 3 gün yemek yiyemedim sinirimden...
şimdi tekrar, en başından başlamak için gün sayıyorum....
aha bu aşağıdakiler de hddleri çaldırmadan 3 ay önceki film listem :(
3 Idiots
10 Things I Hate About You
12 Angry Men
50 First Dates
300
A Beautiful Mind
A Clockwork Orange
Le fabuleux destin d'Amélie Poulain
American History X
Angels and Demons
Avatar
Back To The Future I
Back To The Future II
Back To The Future III
Bad Boys I
Bad Boys II
Batman Begins
The Dark Knight
The Dark Knight Rises
Battleship
Braveheart
Captain America
Cidade de Deus(City of God)
Constantine
Copying Beethoven
Dark Shadows
Dead Poet Society
Die Hard I
Die Hard II 58 Minutes Pour Vivre
Die Hard III With a Vengeance
Die Hard IV Live Free or Die Hard
Edward Scissorhan
Enemy of the State
Eternal Sunshine of the Spotless Mind
Fight Club
Forrest Gump
From Paris with Love
Gladiator
Gone in Sixty Seconds
Hancock
Harry Potter I The Sorcerer Stone
Harry Potter II The Chamber of Secrets
Harry Potter III The Prisoner of Azkaban
Harry Potter IV The Goblet of Fire
Harry Potter V The Order of the Phoenix
Harry Potter VI The Half-blood Prince
Harry Potter VII The Deathly Hallows Part 1
Harry Potter VIII The Deathly Hallows Part 2
Hitch
How To Train Your Dragon
I Am Legend
I Robot
Ice Age I
Ice Age II
Ice Age III
Immortals
Inception
It's A Wonderful Life
Jumanji
Kingdom Of Heaven
La Vita è Bella (Life is Beautiful)
Leon
Men In Black I
Men In Black II
Men In Black III
Mission Impossible I
Mission Impossible II
Mission Impossible III
Mission Impossible IV Ghost Protocol
No Strings Attached
Notting Hill
Pirates Of The Caribbean I The Curse of the Black Pearl
Pirates Of The Caribbean II Dead Man's Chest
Pirates Of The Caribbean III At World's End
Pirates Of The Caribbean IV On Stranger Tides
Pretty Woman
Psycho
Pulp Fiction
Real Steel
Rear Window
Red
Requiem For A Dream
Resident Evil I
Resident Evil II Apocalypse
Resident Evil III Extinction
Resident Evil IV After Life
Saving Private Ryan
Schindler's List
Se7en
Seven Pounds
Sherlock Holmes I
Sherlock Holmes II A Game of Shadows
Shichinin No Samurai (Seven Samurai)
Shrek I
Shrek II
Shrek III
Shrek IV Forever After
Sin City
Source Code
Spiderman I
Spiderman II
Spiderman III
Stranger Than Fiction
Surrogates
Taxi Driver
The American
The Avengers
The Big Lebowski
The Blues Brothers
The Blues Brothers 2000
The Bourne Identity
The Bourne Supremacy
The Bourne Ultimatum
The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader
The Curious Case of Benjamin Button
The Da Vinci Code
The Departed
The Dictator
The Expendables I
The Expendables II
The Fast And The Furious I
The Fast And The Furious II
The Fast And The Furious III
The Fast And The Furious IV
The Fast And The Furious V
The Fast And The Furious VI
The Fisher King
The GodFather I
The GodFather II
The GodFather III
The Good, the Bad and the Ugly
The Green Mile
The Hunger Games
The Illusionist
The Incredibles
The Kings Speech
The Last Airbender
The Lives of Others
Lord of the Rings I The Fellowship Of The Ring
Lord of the Rings II The Two Towers
Lord of the Rings III The Return of the King
The Man In The Iron Mask
The Matrix
The Matrix Reloaded
The Matrix Revolutions
The Mummy I
The Mummy II Returns
The Mummy III Tomb of the Dragon Emperor
The Pianist
The Prestige
The Pursuit of Happyness
The Raid Redemption (Serbuan maut)
The Shawshank Redeption
The Silence of the Lambs
The Sixth Sense
The Social Network
The Tourist
The Town
The Usual Suspects
Thor
Toy Story I
Toy Story II
Toy Story III
Training Day
Transformers I
Transformers II Revenge of the Fallen
Transformers III Dark Of The Moon
Tron Legacy
Unforgiven
Unstoppable
Up
V For Vendetta
Vanilla Sky
Wall-E
Wanted
Wrath Of The Titans
X-Men I
X-Men II X2
X-Men III The Last Stand
X-Men IV Origins Wolverine
X-Men V First Class
2012
Captain Philips
Dr. No
From Russia With Love
Goldfinger
Thunderball
You Only Live Twice
On Her Majesty's Secret Service
Diamonds Are Forever
Live And Let Die
The Man With The Golden Gun
The Spy Who Loved Me
Moonraker
For Your Eyes Only
Octopussy
A Wiew To Kill
The Living Daylights
Licance To Kill
Goldeneye
Tomorrow Never Dies
The World Not Enough
Die Another Day
Casino Royale
Quantum Of Solace
Skyfall
Rashomon
Riddick
The Day After Tomorrow
The Italian Job
22 Bullets
After Earth
Alice in The Wonderland
American Beauty
Beetle Juice
Black Hawk Down
Cars
Casablanca
Deep Impact
Despicable Me (I)
Despicable Me (II)
District 9
Elysium
Epic
Face Off
G.I. Joe Rise Of Cobra
G.I. Joe Retalition
Ghost Rider Spirit Of Vangeance
Game Of Death
Going The Distance
Goodfellas
Gran Torino
Inglurious Basterds
Intuchables
Ip Man
Ip Man (II)
The Legend Is Born Ip Man
Ip Man The Final Fight
Iron Man (I)
Iron Man (II)
Iron Man (III)
Jack The Giant Slayer
Kill Bill Vol.1
Kill Bill Vol.2
L.A. Confidential
Life Of Brian
Limitless
Lockout
Machete
Man Of Steel
Megamind
Memento
No Country For Old Men
North By Northwest
One Flew Over The Cuckoos Nest
Old Boy
Pacific Rim
Pearl Harbor
Percy Jackson & the Olympians: The Lightning Thief
Percy Jackson: Sea Of Monster
Police Academy
Police Academy (II)
Police Academy (III)
Police Academy (IV)
Police Academy (V)
Police Academy (VI)
Police Academy (VII)
Premium Rush
Ran
Redemption
Rescue Dawn
Pitch Black
Chronicles Of Riddick
Ronin
Safe
Sammy's Adventures
Shooter
Silver Linings Playbook
Slumdog Millionaire
Snow White And The Huntsman
Star Trek
Star Trek: Into Darkness
Star Wars I The Phantom Menace
Star Wars II Attack Of The Clones
Star Wars III Revenge Of The Sith
Star Wars IV A New Hope
Star Wars V The Empire Strikes Back
Star Wars VI Return Of The Jedi
The Boondock Saints
The Hangover (I)
The Hangover (II)
The Heat
The Hitchhikers Guide To The Galaxy
The Hobbit: Unexpected Journey
The Iternship
The Lone Ranger
The Man With The Iron Fists
The Mask
The Pacifier
The Terminal
The Tree Of Life
The Way Back
The Wolverine
The World's End
Total Recall
Troy
White House Down
Last Vegas
Modern Times
Rango
Reservoir Dogs
Rush
The Great Dictator
The Hunger Games Catching fire
Django Unchained
Blood Diamond
City Lights
Thor: The Dark World
The Kid
311 tanesini listelemişim o zaman, daha bitmemişti liste...
yıllarca uğraşmanız gerekse bile yılmazsınız. "ya olm bunlar internette var boşuna neden indiriyorsun mal mısın?" diyen arkadaşların aylar sonra "lan olm falanca site de kapandı şimdi nasıl izleyecez diyizi/filmi" demesini gülerek karşılamaktır.
kraba ve cümle arkadaş çevrenizin verdiğiniz mesaiyi bilmeden "lan bir iki film at yanlız geçen attığın o filmleri hiç beğenmedim" diyerek sinirlerinizi bozmasıdır. sanki para karşılığı yapıyormuşsunuz gibi önceden sipariş almaktır "la olm şu filmin bluray'i çıkınca benim için indir de izleyem..."
"evlendiğim zaman sevdiceğimle uzun kış geceleri a harfinden başlayıp z ye kadar ne kadar film varsa hepsini tek tek izlerim" diye tüm filmlerin bluray'ini indirmektir. hatta boktan ufacık ripler yerine büyük ripleri / bluray image'ları indirmektir.
ama en boktanı da;
4 sene emek verip bazen gece uyumayıp indirilen, altyazı aranan tam
- 362 full hd film
- 7 dizi (tüm sezonları)
- 4 dizi (yayınlanan tüm sezonları)
- 120 (yaklaşık) divx film (hd riplerini bulamadığım filmler ve türk filmleri)
- 90 gb + müzik (yaklaşık 40 sanatçının diskografisi, ayrıca konser kayıtları ve bir o kadar konser video kaydı)
toplamda yaklaşık 4 tb datayı
orospu çocuğu kimliği şaibeli olan bir hırsızın öğlen vakti kapınızı kırıp evi boş bulması ve film arşivinizi araklaması...
--
arşivin içinde bulunduğu 2 şer tb lık 3.5" lik iki hdd, bir adet ps2 bir adet ps3 bir laptop, bu pslerin joystikleri... ne var ne yok almış oç.
çalınan hiç bir şeye üzülmedim giden arşivime üzüldüğüm kadar. 3 gün yemek yiyemedim sinirimden...
şimdi tekrar, en başından başlamak için gün sayıyorum....
aha bu aşağıdakiler de hddleri çaldırmadan 3 ay önceki film listem :(
3 Idiots
10 Things I Hate About You
12 Angry Men
50 First Dates
300
A Beautiful Mind
A Clockwork Orange
Le fabuleux destin d'Amélie Poulain
American History X
Angels and Demons
Avatar
Back To The Future I
Back To The Future II
Back To The Future III
Bad Boys I
Bad Boys II
Batman Begins
The Dark Knight
The Dark Knight Rises
Battleship
Braveheart
Captain America
Cidade de Deus(City of God)
Constantine
Copying Beethoven
Dark Shadows
Dead Poet Society
Die Hard I
Die Hard II 58 Minutes Pour Vivre
Die Hard III With a Vengeance
Die Hard IV Live Free or Die Hard
Edward Scissorhan
Enemy of the State
Eternal Sunshine of the Spotless Mind
Fight Club
Forrest Gump
From Paris with Love
Gladiator
Gone in Sixty Seconds
Hancock
Harry Potter I The Sorcerer Stone
Harry Potter II The Chamber of Secrets
Harry Potter III The Prisoner of Azkaban
Harry Potter IV The Goblet of Fire
Harry Potter V The Order of the Phoenix
Harry Potter VI The Half-blood Prince
Harry Potter VII The Deathly Hallows Part 1
Harry Potter VIII The Deathly Hallows Part 2
Hitch
How To Train Your Dragon
I Am Legend
I Robot
Ice Age I
Ice Age II
Ice Age III
Immortals
Inception
It's A Wonderful Life
Jumanji
Kingdom Of Heaven
La Vita è Bella (Life is Beautiful)
Leon
Men In Black I
Men In Black II
Men In Black III
Mission Impossible I
Mission Impossible II
Mission Impossible III
Mission Impossible IV Ghost Protocol
No Strings Attached
Notting Hill
Pirates Of The Caribbean I The Curse of the Black Pearl
Pirates Of The Caribbean II Dead Man's Chest
Pirates Of The Caribbean III At World's End
Pirates Of The Caribbean IV On Stranger Tides
Pretty Woman
Psycho
Pulp Fiction
Real Steel
Rear Window
Red
Requiem For A Dream
Resident Evil I
Resident Evil II Apocalypse
Resident Evil III Extinction
Resident Evil IV After Life
Saving Private Ryan
Schindler's List
Se7en
Seven Pounds
Sherlock Holmes I
Sherlock Holmes II A Game of Shadows
Shichinin No Samurai (Seven Samurai)
Shrek I
Shrek II
Shrek III
Shrek IV Forever After
Sin City
Source Code
Spiderman I
Spiderman II
Spiderman III
Stranger Than Fiction
Surrogates
Taxi Driver
The American
The Avengers
The Big Lebowski
The Blues Brothers
The Blues Brothers 2000
The Bourne Identity
The Bourne Supremacy
The Bourne Ultimatum
The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader
The Curious Case of Benjamin Button
The Da Vinci Code
The Departed
The Dictator
The Expendables I
The Expendables II
The Fast And The Furious I
The Fast And The Furious II
The Fast And The Furious III
The Fast And The Furious IV
The Fast And The Furious V
The Fast And The Furious VI
The Fisher King
The GodFather I
The GodFather II
The GodFather III
The Good, the Bad and the Ugly
The Green Mile
The Hunger Games
The Illusionist
The Incredibles
The Kings Speech
The Last Airbender
The Lives of Others
Lord of the Rings I The Fellowship Of The Ring
Lord of the Rings II The Two Towers
Lord of the Rings III The Return of the King
The Man In The Iron Mask
The Matrix
The Matrix Reloaded
The Matrix Revolutions
The Mummy I
The Mummy II Returns
The Mummy III Tomb of the Dragon Emperor
The Pianist
The Prestige
The Pursuit of Happyness
The Raid Redemption (Serbuan maut)
The Shawshank Redeption
The Silence of the Lambs
The Sixth Sense
The Social Network
The Tourist
The Town
The Usual Suspects
Thor
Toy Story I
Toy Story II
Toy Story III
Training Day
Transformers I
Transformers II Revenge of the Fallen
Transformers III Dark Of The Moon
Tron Legacy
Unforgiven
Unstoppable
Up
V For Vendetta
Vanilla Sky
Wall-E
Wanted
Wrath Of The Titans
X-Men I
X-Men II X2
X-Men III The Last Stand
X-Men IV Origins Wolverine
X-Men V First Class
2012
Captain Philips
Dr. No
From Russia With Love
Goldfinger
Thunderball
You Only Live Twice
On Her Majesty's Secret Service
Diamonds Are Forever
Live And Let Die
The Man With The Golden Gun
The Spy Who Loved Me
Moonraker
For Your Eyes Only
Octopussy
A Wiew To Kill
The Living Daylights
Licance To Kill
Goldeneye
Tomorrow Never Dies
The World Not Enough
Die Another Day
Casino Royale
Quantum Of Solace
Skyfall
Rashomon
Riddick
The Day After Tomorrow
The Italian Job
22 Bullets
After Earth
Alice in The Wonderland
American Beauty
Beetle Juice
Black Hawk Down
Cars
Casablanca
Deep Impact
Despicable Me (I)
Despicable Me (II)
District 9
Elysium
Epic
Face Off
G.I. Joe Rise Of Cobra
G.I. Joe Retalition
Ghost Rider Spirit Of Vangeance
Game Of Death
Going The Distance
Goodfellas
Gran Torino
Inglurious Basterds
Intuchables
Ip Man
Ip Man (II)
The Legend Is Born Ip Man
Ip Man The Final Fight
Iron Man (I)
Iron Man (II)
Iron Man (III)
Jack The Giant Slayer
Kill Bill Vol.1
Kill Bill Vol.2
L.A. Confidential
Life Of Brian
Limitless
Lockout
Machete
Man Of Steel
Megamind
Memento
No Country For Old Men
North By Northwest
One Flew Over The Cuckoos Nest
Old Boy
Pacific Rim
Pearl Harbor
Percy Jackson & the Olympians: The Lightning Thief
Percy Jackson: Sea Of Monster
Police Academy
Police Academy (II)
Police Academy (III)
Police Academy (IV)
Police Academy (V)
Police Academy (VI)
Police Academy (VII)
Premium Rush
Ran
Redemption
Rescue Dawn
Pitch Black
Chronicles Of Riddick
Ronin
Safe
Sammy's Adventures
Shooter
Silver Linings Playbook
Slumdog Millionaire
Snow White And The Huntsman
Star Trek
Star Trek: Into Darkness
Star Wars I The Phantom Menace
Star Wars II Attack Of The Clones
Star Wars III Revenge Of The Sith
Star Wars IV A New Hope
Star Wars V The Empire Strikes Back
Star Wars VI Return Of The Jedi
The Boondock Saints
The Hangover (I)
The Hangover (II)
The Heat
The Hitchhikers Guide To The Galaxy
The Hobbit: Unexpected Journey
The Iternship
The Lone Ranger
The Man With The Iron Fists
The Mask
The Pacifier
The Terminal
The Tree Of Life
The Way Back
The Wolverine
The World's End
Total Recall
Troy
White House Down
Last Vegas
Modern Times
Rango
Reservoir Dogs
Rush
The Great Dictator
The Hunger Games Catching fire
Django Unchained
Blood Diamond
City Lights
Thor: The Dark World
The Kid
311 tanesini listelemişim o zaman, daha bitmemişti liste...