sevdiği entry'ler

meksika açmazı macerası

sinek ve feriştah karşı karşıyaydı. feriştah, sinek as'ı baştan aşağı süzdü, bir kahkaha patlattı ve kemiklerinin sesini duymaya hazır mısın diye sordu.

gel bakalım dedi sinek as bıyıkaltı gülümseyerek. feriştah asla adil dövüşmezdi, bundan hiç haberi yoktu. tam saldırıya geçmişken, feriştah elbisesinin içindeki jartiyer bantlarında gizlediği keskin 2 bıçağı seri bir hareketle çıkarıp yere eğilerek, kendisine koşan sinek as'a fırlatmıştı. tam isabet! bıçaklar sinek as'ın her iki baldırına birden saplanmıştı!

bağırarak dizlerinin üstüne çöken as'a ani bir atak yapan feriştah, önce göğsüne sonra tam boğazının ortasına attığı sert tekmeyle nefesini kestiği sinek as'ı, dizleri geriye doğru katlanmış bir şekilde yere yığmıştı. kafayı yere sert çarpan sinek fena afallamıştı.

feriştah sertçe göğsüne oturdu, sinek as'ın yana açılmış kolları feriştah'ın dizlerinin altındaydı. sinek as'n kafasından tutarak baş parmaklarıyla gözlerine bastırmaya başladı. söyle nereye gittiler, kimsin sen diye bağırıyordu. sinek acıdan cevap vermeye bile fırsat bulamıyordu. defalarca sordu feriştah, asla cevap vermiyordu. o sırada fetiştah'ın adamları geldi ve onlara bakarak: bu herif işimize yarar, paketleyin dedi.

gina ve mıktanıs nefes nefese, nereye gittiklerini bile bilmeden caddede koşuyorlardı. ceplerini kontrol eden mıknatıs, eyvah telefonum yok dedi. neyse ki gina'nın telefonu cebindeydi. bekle dedi gina, koşarak bir yere varamayız. mıknatısın omzundan çekti ve bir restorana girdiler hiçbir şey yokmuş gibi. önce oturup adam akıllı plan yapmaları gerekiyordu ama ceplerinde beş kuruşları yoktu. tüm eşyaları otel lobisinde kalmıştı. farkında olmadan çok daha kötü bir şey yapmışlardı. telaşla içeri daldıkları restoran, kaçtıkları kartele aitti...

meksika açmazı macerası

Tam kavga başlamadan önce bir flashback yayınlanır.

- flashback -

Sene: 1997
Yer : maçaçuset Amerika

7 haftalık takibin ardından JSOC (Joint Special Operations Command) ajanı sinek as, Hamas askerlerini bir mc Donald’s restoranında köşeye sıkıştırmıştır. Ancak tam baskın yapmak üzereyken, beyaz saraydan son anda gelen bir telefonla operasyonun iptal edilmesi istenir. Emri dinlemeyen sinek as, tüm Hamas askerlerini orada öldürür fakat beyaz saraya karşı geldiği için, rütbesi delta force ‘dan, Case Officer a düşürülür. Gözden uzak bir yerde emekliliğini beklesin diyerek, boktan bir uyuşturucu karteli operasyonunu araştırması için meksika’ya sürgün edilir. Operasyon boyunca sinek asın gizli kimliği, bir otelde Housekeeping çalışanı olacaktır.

- flashback biter, maceraya devam -

meksika açmazı macerası

bölüm 10:

gina'yı kapının önünde o halde gören mıknatıs, hemen kolundan tutup onu içeri aldı ve ne yapacağız şimdi diye sordu. gina odanın içinde, bilmiyorum bilemiyorum diyerek turlamaya başladı. lütfen sakin ol dedi mıknatıs; hemen kendini topla, önce başka bir otele yerleşmeliyiz. haklısın dedi gina, burada kalmamız artık çok tehlikeli.

aslında en başta fark etmedikleri bir şey vardı. başlarına gelen bu olayın sebebi, otele ilk giriş yaptıklarında mıknatısın keçeli kalemle arkadaşlarının koluna çizmiş olduğu ''el turco'' dövmesiydi. meksika'daki el turco adlı çetenin, en tehlikeli kartellerden biriyle olan iç savaşından haberleri bile yoktu. bu dövme onları el turco çetesi üyesi gibi gösteriyordu.

gina ve mıknatıs hemen toparlanıp lobiye yöneldiler. lobiye indiklerinde resepsiyonist, size bir zarf var efendim dedi. gina zarfı açtı ve okumaya başladı: selam kızlar, arkanıza bakmaya ne dersiniz?

gina ve mıknatıs göz göze geldiler. resepsiyonist'e baktıklarında, onlara adeta joker gibi gülümsediğini görünce sağlam bir tonganın içine düştüklerini fark ettiler. arkalarına döndüklerinde ise manzara şu şekildeydi: https://shortlink.win/1yQwc

gina ve mıknatıs aniden sağa sola savruldu. kızın ilk atışı kendi kartelinden olan resepsiyonistin kafasını patlatmıştı, ortalık kan revan içindeydi. kız, 2. atış için gina'ya doğru çevirdi tüfeğini. o sırada mıknatısın ağzından şaşkınlıkla birlikte tek bir kelime çıktı: feriştah…

ferişah tam gina'ya ateş etmek üzereyken, ona doğru havada uçan bir erkek gördü. erkek, sinek as'ın ta kendisiydi! uçan tekmesiyle ferişah'ın elindeki tüfeğin yönünü tek hamlede değiştirmiş, feriştah yere savrulmuştu. sinek as, gina ve mıknatısa dönerek ''çabuk kaçın'' diye bağırdı. o sırada ferişah yerden kalkmıştı.

sinek as, ferişah'a dönerek tek bir hareket yaptı: https://shortlink.win/1EDWw

ferişah ayakkabılarını çıkarıp fırlattı, belli ki sağlam dövüşeceklerdi. sinek as kızlara dönüp ''ne duruyorsunuz, kaçın dedim size'' diye tekrar bağırdı. gina ve mıknatıs yerden kalkıp, kapıya doğru koşmaya başladılar…

hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor

enayimiknatisii: https://ibb.co/cBjJG5S

karalama defterlerini sana teslim ettim, öyle düşün. kolay gele! *

whalefall

denizin dibinde babasının anısını ararken dev bir balina tarafından yutulan bir gencin, oksijeni bitmeden balinanın içinden çıkmaya çalışırken yaşadığı bir saatlik ölüm kalım mücadelesini anlatacak olan roman uyarlaması filmmiş. romanı bilmiyorum ama böyle bir konsept yok, merak ettiklerimde zirveye yerleşti.

fragman: https://youtu.be/Dw-5ZGapGTQ?si=giVpmCXkvkXJbtpc

kedi restaurantı

Beykoz’da bulunan Hem otel hizmeti hem de restaurant hizmeti ile kedylerin ilgisini çeken güzel bir mekandır.

görsel

meksika açmazı macerası

Bölüm 8:

Bağımsızlık meleği olarak bilinen Monumento a la independence heykeline baktıkça büyülenmiştik.
Dilencinin bana verdiği zarfın üstünde tuhaf şekilli ve mistik bir mühür vardı. Ben yavaşça bu zarfı açmak isterken enayimiknatisii şöyle dedi:
+ burada açma gina! otelde bakarız. Takip ediliyor olabiliriz. Cebine koy şunu, hadi gidelim.

meksika açmazı macerası

Biz silvo ile ıstakoz ve şampanya yiyip içerken aklımıza bir anda mıknatıs nerde diye bir düşünce geldi.

Sonra dedim ki gina yanında kesin başlarına bir iş gelmiştir gina olmasa bir şey olmazdı dedim.

Silvo şampanya bitince çıkar bakarız dedi.

a tale of two cities

görsel

Charles Dickens’ın aynı adlı klasik romanından uyarlanan dizi...

Londra, 1782. Fransa ile Britanya arasındaki savaşta gerilim tırmanmaktadır. Olağanüstü bir genç kadın olan Lucie Manette'in hayatı, Paris'ten gelen bir haberle altüst olur: Neredeyse yirmi yıldır öldüğü sanılan babası aslında hayatta olabilir. Haberi getiren idealist bir Fransız göçmeni olan Charles Darnay tutuklanır ve vatana ihanetle suçlanır. Lucie, babasının izini sürmek üzere kendisini Paris'e götüreceği umuduyla Darnay'i kurtarmak için, zeki ama dengesiz bir genç avukat olan Sydney Carton'dan yardım ister. Lucie'nin Darnay ve Carton ile yollarının kesişmesi, güçlü ve karmaşık bir aşk üçgenini tetikler. Her iki adam da Lucie'nin aşkına layık olabilmek için mücadele ederken, Lucie de ikisi arasında bir seçim yapma konusunda ikileme düşer. Ancak fiziksel olarak birbirine çok benzeyen ama ruhsal açıdan taban tabana zıt olan bu iki adam, birbirlerinden kaçamazlar; aksine kendilerini zaferler, trajediler, evlilik ve cinayetlerle örülü bir kaderin içinde, yaşamda ve ölümde birbirlerine kenetlenmiş halde bulurlar.

https://www.beyazperde.com/diziler/dizi-26293/

https://www.primevideo.co...SQ1P35YH9KRK4B8BUA9VZODAH

vecihi 14

enteresan bir hikayesi olan uçaktır. vecihi bey onu ilk yaptığında istanbul'da kısa bir uçuş yapmış. akabinde istanbul'dan ankara'ya uçmuş. daha sonra uçağı için yetkili mercilerden uçuş izni belgeleri talep ettiğinde "uçağın fenni muayenesini yapacak imkanlar olmadığından" uçuş izni verilmemiş. hatta vecihi bey bu durum üzerine uçağı alıp ankara'dan "kaçmasın" diye uçağın başına jandarma dikilmiş. daha sonra epeyce girişimlerde bulunan vecihi bey, en sonunda uçağın imkanları olan yakın bir ülkede muayene ettirilmesi şartıyla izin verilebileceğini öğrenince uçağı söküp trenle çekoslovakya'ya götürmüş. burada tekrar monte edilen uçak, testlerden başarıyla geçip olumlu rapor almış. bundan sonra vecihi bey balkan ülkelerindeki havaalanlarına inişler yaptığı uzun bir uçuşlar serisi sonunda edirne'ye gelmiş ve açık bir araziye iniş yapmış. burada halkın büyük ilgisiyle karşılanınca bir gece misafir olmuş ve daha sonra uçağıyla istanbul'a doğru yoluna devam etmiş.

bir başarı hikayesine ve yurdum gerçeklerinin zorluklarına konu olmuş bir uçaktır efendim.

(bkz: vecihi hürkuş)

trakya'dan slovakya'ya gitmek

sofyada gündüz gezdikten sonra enayimiknatisii geceyi geçirmek için çevre köylerden birine gitmeyi önerdi. Böylece pahalı başkent yerine ucuz bir köyde konaklayacaktık.

rumeli’de çalıkkavak köyünde, bir “kefere” hanesinde konaklarken ve ateş karşısında istirahat ederken, kapıdan içeri saçı başı dağınık, çirkin yüzlü, yaşlı bir acuze kadın girer. çekinmeden gelip ateşin başına oturur ve kendi lisanında küfürler savurmaya başladı. Ben ve enayimiknatisii önce dışarıdaki adamlarının kadını kızdırmış olabileceğini düşündük ve adamlarını çağırtıp sual ettiğinde, “haşa bir şeyden haberimiz yoktur” cevabını aldık.
sonra bu acuzenin etrafına kızlı erkekli 7 çocuk gelip onlar dahi ateşin etrafını saralar ve hep birlikte “çağıl” “çağıl” bulgarca konuşmaya başlarlar. Biz ise “ne garip temaşadır” diyerek bunları seyre koyulduk.

gece yarısı olunca çıkan gürültü ve patırtılar enayimiknatisii'yi uykusundan hoplatır. acuze kadının kapıyı açıp içeri girdiğini ve ocaktan aldığı bir avuç külü fercine (üreme organı) sürdüğünü görür.
sonra küle bir efsun okuyarak ocak başında yatan bu 7 çocuğun üzerine saçar. yedisi birden iri piliçlere dönüşerek “civ”, “civ”, “civ“ demeye başlarlar.
hemen elinde kalan külleri kendi başına serpince o an büyük bir tavuğa olup “guruk”, “guruk” diyerek kapıdan çıkarı çıkar. piliçler dahi ardı sıra çıkarlar.

işte o an enayimiknatisii, “bre oğlan” diye feryat ettiğinde, ginamu hemen koşup gelir ve burnundan kan boşladığını görür. Enayimiknatisii ise gina ve han çalışanlarına,
“bu ne haldir bre, dışarı çıkın bakın hele bir kütürtüdür kopuyor” der.

dışarı çıkan adamlar görürler ki, tavuk ve piliçler atlar arasında gezinmekte, atlar ise birbirleri üzerine yarışıp kendilerini helak etmektedirler. köydeki kefereler (kafirler) ise durumdan haberdar olup, gelip hemen atları bağlarlar. cadı ve tavuklar ise bir tarafa gider.

trakya'dan slovakya'ya gitmek

enayimiknatisiiyle yapılan bir kış macerasıdır.
Schengen vizelerimizi aldıktan sonra otobüsle Bulgaristan'a doğru Yola çıkmıştık. Ve ilk durağımız başkent sofyaya ulaşmıştık...

2026 sonbaharında izmir

dario morenonun aşık olduğu şehirdeki sonbahardır.
Şu meşhur kot pantolon ve çıplak ayak kombini yapan sexy kız ve gece yarısı lüks villada yapılan gizemli ritüelin anlamı neydi?
Zaten çok geçmeden bu lüks Villa, araştırmacılar ve basın mensuplarıyla dolup taştı.
Ellerinde VLF Dedektörler ile arama yapan özel birimlerin yanındaki k9 köpekleriyle kapsamlı bir çalışma başlamıştı.
Peki burada neyi arıyorlardı?
Ve Bir sözlük yazarı, bu olay ile bağlantılı mıydı?

uludağ sözlük evreni

(#48067172) buradan devam ediyoruz.

soluksuz koşarken bir yandan sağa sola bakarak kendisine yardım edecek birilerini arıyordu koşturan yazar. artık bitap düşmeye başlamıştı. sokağı aydınlatan lambalardan başka hiçbir hayat emaresi yoktu, çıldırmak üzereydi. derken bir yol ayrımına geldi. sağa mı yoksa sola mı gitmeliydi? şaşkındı. ellerini kafasının arasına aldı, avazı çıktığı kadar ''hıııımmhh memeeeeeğğ'' diye bağırdı ve o sırada yol ayrımının ortasındaki ormanlıkta bir ışık süzmesi gördü. ışık tam karşısından yansımıştı. bağırması kesilince, ışık aynı anda kesilmişti. yoksa bu görünen ışık, ona gizliden bir meme sinyali miydi?

çılgınca koşturan yazar, doğrudan ışığın geldiği yöne gitmeye karar verdi. çalıların arasından geçerken batan dikenler acıtıyordu tenini, niiaa niaa demekten alıkoyamıyordu kendini. biraz yürüdükten sonra ışığı gördüğü yerin bir ev olduğunu fark etti. sinsi adımlarla ilerledi, kapıya dayandı ve sertçe vurmaya başladı.

ve yavaşça kapı açıldı... karşısında ince ve uzun boylu, gayet yakışıklı, çok şık giyinmiş, elinde meyveli sodası olan bir erkek vardı. koşturan yazar, kapıyı açan erkek yazarın yüzüne çaresizce baktı ve ''tut beni dü-şü-yo-ruğm, sakin ka-la-mı-yo-ruuğğm'' diyerek bir anda yere kapaklandı. erkek yazar hemen onu oturur pozisyona aldı ve içmesi için elindeki meyveli sodayı uzattı. bir yudum aldı koşturan yazar, sodayı ona geri uzattı. erkek yazar da ''soda sende kalsın ooooo, sana daha çok lazım oooo'' dedi ve adın ne diye sordu: fuşlettiş dedi koşturan yazar, fuşlettiş…

beraber eve geçtiler. çaresizce kendini koltuğa attı fuşlettiş. onun bitap halini gören erkek yazar, daha yeni yaptığı acıbadem kurabiyesinden ikram etmeye karar verdi. kurabiyeleri bir tabağa koydu ve sehpaya bıraktı. acıbadem kurabiyesini görünce titremeye başladı fuşlettiş. kurabiyenin görüntüsü memeyi andırıyordu! titreyerek inlemeye başladı: meeeme, memeee… erkek yazar hemen sakinleştirdi onu ve tabaktakilerin yiyecek olduğuna ikna etti. ''aay, fıttırmış bu fuşlettiş'' dedi erkek yazar içinden…

sonra şöyle bir süzdü fuşlettiş'i erkek yazar ve: üstünde bir şey yok, şortun mahvolmuş, terliklerin patlamış. bu şekilde yoluna devam edemezsin, ''gezme başka yerde bekle, erimiş yanmışın, koşmaaktaan'' diye uyardı.

alemin en ünlü terzisiydi erkek yazar. içeri doğru yöneldi. evinin bir odası kumaşlarla ve farklı farklı dikiş makineleriyle doluydu. hızlıca düşündü, kumaşları seçti. dünyanın en pahalı meyvesi olan yubari kral kavunlu sodasından bir yudum aldı ve fuşlettiş için koşarken rahat edebileceği kıyafetler dikmeye başladı. o sırada fuşlettiş koltukta sızmıştı.

hızlıca kıyafetleri dikiverdi yazar ve fuşlettiş'in yanına döndü. omzuna hafifçe dokunup onu uyandırdı: ''al bunlar senin için'' diyerek kıyafetleri uzattı. fuşlettiş uyku sersemi, ne dikildiğine bakmadan kıyafetleri üzerine geçirdi. ne yediğinin, ne yaptığının, nasıl göründüğünün tam olarak farkında bile değildi aslında; çünkü beyni tek bir şeye odaklanmıştı, tek derdi memeydi, ayna karşısına geçti fuşlettiş... artık çok rahat edecek, sokaklarda rahatça koşabilecek, göbeği ve memeleri hunharca sağa sola savrulmayacaktı. kendine bakarken çok mutlu hissediyordu. enerjisi resmen tavan yapmıştı ama aynada gördüğü illüzyonun hiç farkında değildi ve tam olarak bu haldeydi: https://ibb.co/TqhX7PSn

enayimiknatisi

(#48110749) bu bir işaret olabilir bak. ben bilmem :)

sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz

bugünki şımartılacak yazar enayimiknatisii.

https://vocaroo.com/1hmDqqupNWEL

lev nikolayeviç tolstoy

"Bütün mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır"

claudian clouds

görsel

claudian clouds

Öncelikle, teşekkür beklemek için teşekküre uygun bir üslup kullanmanız gerekiyor. Ben sadece misliyle mukabele ediyorum.

Ayrıca " banal" ne yahu? 60' lardan mı kaldınız bey amcacım? Sohbet konularınızı akranlarınızla müzakere ediniz...

claudian clouds

Sayın Enayican ben de sizi tanımıyorum. Sadece bir iki bilgi enteysi girdim, Profilim açık bakabilirsiniz. Tepkiniz çok banal.
© copyright 2005 - 2026