bugün
- öbür sözlükten gelen yazarlar7
- yakışıklı olmayan ve kassız erkekler niye var7
- güne acı bir gerçek bırak4
- oyum ak partiye3
- memesiz kızlardaki özgüvenin kaynağı10
- kız görünce değişen erkek2
- asrın soygunu11
- ispanya'nin terör bitirme formülü41
- devlet bahçeli'nin öcalan'a selam göndermesi47
- evli bir adama aşık oldum sözlük19
- sözlüğün manyak dolu olması5
- from gold from dust28
- 2 ekim 2026 belçika türkiye maçı16
- ona bir cümle bırak2
- uzak durulması gereken insanlar2
- meksika açmazı macerası6
- fiziği güzel sözlük kızları56
- yapay zeka moderatör tatlişliği2
- recep tayyip erdoğan30
- izmir'in akp'ye geçmesi20
- damarsız tüysüz manisa yaprağı11
- birine aşık olup kafayı yemek9
- ara sıra kadın gibi hissetmek15
- fatma betül sayan kaya69
- senin aklini alirimin mürdüm rengi kazağı8
- sevgililer2
- 0 0 7 abime ayarlayacağım manita16
- kadının en öpülesi yeri11
- senin aklini alirim9
- iki çıplak erkeğin arkadaşça aynı yatakta uyuması10
- çok fena hardcore seks döndüğü düşünülen yerler8
- ilk buluşmaya kocam yazan pastayla gitmek11
- kuran da namazın olmaması12
- sözlük yazarları mutlu olmak için neler yapıyor9
- sözlük yazarları köfte ekmeği nasıl tercih ediyor12
- şampuan yerine saç kremi almak6
- ismet'in gereksizliğe adanmış hayatı8
- bir kızın şemsiyesinin altına sığınmak12
- sabahın köründe işe giden ezik13
- akp'nin kürdistan'a hazırlanıyor olma ihtimali13
- sydney sweeney'in memeleri6
- memeleri kafam kadar kız24
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak17
- ups boobs ve diğer sözlük kızları5
- gs'nin 8 şampiyonluğu iptal edilecek5
- 3 kere üst üste 31 çekmek16
- ilk adımı kızdan bekleyen erkek12
- özel uçak alacaklara tavsiyeler8
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye43
- uğurcan çakır8
vicdanın dört alt birimi vardır Bunlar: 1- irâde, 2- Zihin ve akıl, 3- His, 4- Lâtife-i Rabbâniyedir. Her birisinin de önemli gâyeleri vardır. irâdenin gâyesi Allaha isteyerek ibâdet etmektir. Zihnin ve aklın gâyesi Allahı bilmek, tanımak ve kavramaktır. His ve duyguların gâyesi Allahı içten sevmek ve derinden muhabbet duymaktır. Lâtîfenin, yani kalbin gâyesi de Allahı müşâhede etmek, yani Allahın isimlerinin varlıklar üzerindeki tecellîlerine şehâdet etmek, yani Allahın varlığına, birliğine ve varlıkları yaratışına şahitlik etmektir. Takvâ denilen kâmil ibâdet bu dördünü birden kapsar. Şeriat ise bunları hem besler, hem arındırır ve hem asıl gâyelerine sevk eder.
Akıl kuvvetinin kendi içinde üç hâli vardır: 1- Tefrit, yani eksiklik hâli, 2- ifrat, yani hîlekâr derecede sivrilik hâli, 3- Vasat, yani istikamet hâli. Aklın ifrat derecesini, kalpten uzaklaştığı hâl olarak tanımlamak mümkündür. Çünkü akıl bu mertebede kendi kalbi ile çelişir, kalbin kabul etmeyeceği tasarruflara girişir. Kalbinden gelen sesi ve doğru sinyalleri algılamaz, işitmez ve dinlemez. Aldatıcı zekâsı ile kendi başına yanlış bir yol çizer ve şaşırır. Hakkı bâtıl ve bâtılı hak görmeye başlar.
Demek, akıl kalpten uzaklaşırsa sapıtır, dalâlete düşer, hakkı ve istikameti kaybeder. Üstelik yanlışa düştüğünün farkında olmaz, bâtılı ve yanlışı hak diye benimsemeye başlar. Demek, kalbin nûru olmadan, aklın ışığı aydınlatamaz, karanlığı yırtamaz, kendisi de zulüm ve cehâletten kurtulamaz. Demek, dimağ haritasında kalbe yer verilmediğinde, ilim ve basîret de olmaz. Yani, kalpsiz akıl hakîkat ifâde etmez.
Kalp de akıldan uzaklaşırsa yanlışa düşer şüphesiz, en azından kontrol ve denetim mekanizmasını kaybeder. Fakat bu durumdaki kalp en azından sâfî niyetini muhafaza ettiğinden, yanlışında muaf sayılabilir ve affa uğrayabilir.
Kalp tek başına hareket etmeyip akıl, ruh, sır, nefis gibi mânevî merkezleri de kendisiyle birlikte ibâdete ve Allaha kulluğa sevk etmeyi başarırsa, dâiresini genişletmiş olur. Bu durumdaki kalp, kendisi bir kumandan olur; bütün diğer mânevî merkezlere kumanda eder, talimat gönderir, onları sevk ve idâre eder, onları yönlendirir ve onlarla birlikte mânevî maksadına kahramanlar gibi yürür.
işte böyle bir kalbin mânevî gözü açıktır, basireti uyanıktır, ferâseti yüksektir, alıcısı güçlüdür. Çünkü bütün duyguları ile birlikte bir mânevî güç ve kuvvet merkezi haline gelmiştir. Allahtan ilham alır, gelen ilhamları denetler ve şeytandan gelen vesveseleri kalbine almaz, aklı kontrol eder, kendisi kontrolden çıkmaz, Allahın Samed âyinesi olduğunu bu birliktelikle gösterir ve Allahın tecellîsine ve feyzine zevkle mazhar olur. ihtar kalbe gelir. Çünkü kumandan kalptir.
işte Risâle-i Nûrun alt yapısında, böyle bir mazhariyet vardır. Üstad Hazretlerinin birçok yerde kalbe geldi, kalbe ihtar edildi tarzındaki ifâdeleri bu hakîkati gösterir.
alıntıdır.
Akıl kuvvetinin kendi içinde üç hâli vardır: 1- Tefrit, yani eksiklik hâli, 2- ifrat, yani hîlekâr derecede sivrilik hâli, 3- Vasat, yani istikamet hâli. Aklın ifrat derecesini, kalpten uzaklaştığı hâl olarak tanımlamak mümkündür. Çünkü akıl bu mertebede kendi kalbi ile çelişir, kalbin kabul etmeyeceği tasarruflara girişir. Kalbinden gelen sesi ve doğru sinyalleri algılamaz, işitmez ve dinlemez. Aldatıcı zekâsı ile kendi başına yanlış bir yol çizer ve şaşırır. Hakkı bâtıl ve bâtılı hak görmeye başlar.
Demek, akıl kalpten uzaklaşırsa sapıtır, dalâlete düşer, hakkı ve istikameti kaybeder. Üstelik yanlışa düştüğünün farkında olmaz, bâtılı ve yanlışı hak diye benimsemeye başlar. Demek, kalbin nûru olmadan, aklın ışığı aydınlatamaz, karanlığı yırtamaz, kendisi de zulüm ve cehâletten kurtulamaz. Demek, dimağ haritasında kalbe yer verilmediğinde, ilim ve basîret de olmaz. Yani, kalpsiz akıl hakîkat ifâde etmez.
Kalp de akıldan uzaklaşırsa yanlışa düşer şüphesiz, en azından kontrol ve denetim mekanizmasını kaybeder. Fakat bu durumdaki kalp en azından sâfî niyetini muhafaza ettiğinden, yanlışında muaf sayılabilir ve affa uğrayabilir.
Kalp tek başına hareket etmeyip akıl, ruh, sır, nefis gibi mânevî merkezleri de kendisiyle birlikte ibâdete ve Allaha kulluğa sevk etmeyi başarırsa, dâiresini genişletmiş olur. Bu durumdaki kalp, kendisi bir kumandan olur; bütün diğer mânevî merkezlere kumanda eder, talimat gönderir, onları sevk ve idâre eder, onları yönlendirir ve onlarla birlikte mânevî maksadına kahramanlar gibi yürür.
işte böyle bir kalbin mânevî gözü açıktır, basireti uyanıktır, ferâseti yüksektir, alıcısı güçlüdür. Çünkü bütün duyguları ile birlikte bir mânevî güç ve kuvvet merkezi haline gelmiştir. Allahtan ilham alır, gelen ilhamları denetler ve şeytandan gelen vesveseleri kalbine almaz, aklı kontrol eder, kendisi kontrolden çıkmaz, Allahın Samed âyinesi olduğunu bu birliktelikle gösterir ve Allahın tecellîsine ve feyzine zevkle mazhar olur. ihtar kalbe gelir. Çünkü kumandan kalptir.
işte Risâle-i Nûrun alt yapısında, böyle bir mazhariyet vardır. Üstad Hazretlerinin birçok yerde kalbe geldi, kalbe ihtar edildi tarzındaki ifâdeleri bu hakîkati gösterir.
alıntıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar