bugün

sevdiği entry'ler

aylık 244 bin lira iyi para mıdır sorunsalı

kira olmadan, borç olmadan iyi paradır.

kanser

Atlattım, seni ve değişik türevini iki sefer öldürdüm. Sen başarısızsın bana göre. Senden ölmeyeceğim. Öleceğim ama sen uzaktan seyredeceksin.

çok sıkıcı olmanız

Kulaklarınız da kepçe.

6 yıl sözlüğe girmesem beni unutur musunuz

evet bir soru arkadaşlar. yoksa altı yıl sonra bile lan bi' gocu vardı, muhteşem bilgi içerikleri girerdi falan mı dersiniz?

sevgiliniz altına işese ayrılır mısınız

Kokar o ya. Sorry ama bu aşk biter.

başı açık sözlük yazarı

Bu “bne”. Seküleriz şükür.

hiç alkol içmemiş bahis oynamamış erkek

Alkol alıyorum bahis hiç oynamadım. Kumarla işim olmaz.

atatürk ve vedat uşaklıgil ilişkisi

Çok iyi dosttular.

vedat uşaklıgil in intiharının ardındaki sır

Laikliğe karşı çıkmış diyorlar.

ekonomiyi düzeltmenin yolları

1. Yolsuzluğu bitirmek.
2. Torpil ve adam kayırmacılığa göz yummamak.
3. Yerli üretimi teşvik etmek.
4. Ben ekonomistim havalarına girmemek.
5. Merkez bankasına karışmamak.
6. Kumarı ve pornoyu yasallaştırmak.
7. Enflasyonu düşürmek.

müjdat gezen

Onun yetiştirdikleri ;

Açelya Topaloğlu
Ahmet Saraçoğlu
Ahu Türkpençe
Sevil Akı Saner
Enis Arıkan
Aslı Enver
Aylin Coşkun

Berat Yenilmez
Berke Üzrek
Bilal Çatalçekiç
Burcu Kıratlı

Cansu Koç
Cem Cücenoğlu
Cem Uras
Ceren Erginsoy
Ceylan Ertem

Candaş Çetinkaya

Betül Demir
Derya Karadaş
Dilara Aksüyek
Dolunay Soysert

Ebru Karanfilci
Ece Ercan
Emir Öbge
Nur Erkul
Esra Kılıç
Evrim Akın
Ezgi Mola

Fatma Toptaş
Gaye Gürsel

Gonca Vuslateri
Gökçe Bahadır
Görkem Sevindik
Gülçin Hatıhan
Güliz Ayla
Günay Karacaoğlu
Güngör Gün

ilker Ayrık
incilay Şahin
irem Helvacıoğlu
irfan Kangı
ismail Hacıoğlu

Korhan Herduran
Ahmet Kural

Merve Altınkaya
Merve Anlağan
Merve Boluğur
Metin Türkcan
Murat Eken
Mustafa Üstündağ (oyuncu)

Nalan Kuruçim

Olgun Toker
Şükran Ovalı

Ömür Arpacı
Özgür Emre Yıldırım
Özlem Türkad

Pınar Özışık

Seçkin Özdemir
Selen Seyven
Serdar Orçin
Sevgi Berna Biber
Sevim Gözay
Sevtap Çapan

Şebnem Bozoklu
Şevket Çoruh
Şeyla Halis

Toprak Sağlam
Toygan Avanoğlu

Uğur Uludağ
Umut Kurt
Ü
Ümit Çırak

Yasemin Ergene
Yasemin Hadivent
Yıldız Çağrı Atiksoy

Zuhal Topal

gereksiz ama ilginç bilgiler

Ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti bizim niyazi sözünün hikayesi Manastır'a yakın bir kasaba olan Resne'de yaşayan Resneli Niyazi, 11 Haziran 1913 tarihinde Arnavutluk'un avlonya limanından istanbul'a gelmek üzereylken ittihat ve terakki korumaları tarafından vurularak öldürülür ve vuran kişilerin kim yada kaç kişi oldukları her zaman meçhul kalmıştır.

1648 kazak katliamları ve musevi direnişi

Kazaklar, başlangıçta “din değiştirmeye razı olan Yahudilerin bağışlanacağını” ilan ettiler.
Yüz binlerce kişi arasından çok azı bu teklifi kabul etti.

Tulchin Muharebesi’nde, Yahudilerin sözde müttefiki olan Polonyalı soylular, onları Kazak düşmanlarına sattığında, yüz elli Yahudi dudaklarında Şema Yisrael duasıyla can verdi. Hiçbiri Hristiyanlığı benimsemedi. Bu direnç Kazakları öfkelendirdi ve bunun sonucunda daha önce zorla din değiştirenlerin çoğu da katledildi.

Daha sonra Polonya Kralı, zorla Hristiyan yapılmış Yahudilerin atalarının dinine dönmelerine izin verdi. Çoğu döndü; hahamlar onları yeniden cemaate kabul edip, geçici “irtidatlarını” bağışladı.
Yine de bu kısa süreli ve trajik din değiştirme, ölüm karşısında sadık kalmış Yahudilerde kırgınlık yarattı bazıları dönen kardeşlerine karşı soğuk, hatta küçümseyici davrandı.

musevi halkının uzun sürgün tarihi aslında Kilise’ye bir gerçeği öğretmeliydi: Bal sirkeyle yakalanandan çok daha fazla sinek çeker.

Zira ölümle din değiştirme arasında kalan Yahudilerin çoğu her zaman ölümü seçmişti.
Bu, 3. ve 4. yüzyıl Roma’sında, 8. yüzyıl Suriye ve Mezopotamya’sında, 11–13. yüzyıllardaki Haçlı seferlerinde ve 15. yüzyıl ispanya’sında da böyle olmuştu. 17. yüzyıl Polonya’sı ve Rusya’sında da değişmedi.

Yalnız, daha sonraki çağlarda ölüm değil, “daha iyi bir yaşam” umuduyla asimilasyon teklifi geldiğinde çok sayıda Yahudi dininden uzaklaştı.
Kazakların bu tarihi dersi anlayıp anlamadığı ise bir varsayım meselesidir; çünkü Yahudilere olan nefretleri öylesine derindi ki, tüm halk topluca Hristiyan olsa bile, bu kıyımın gerçekleşmesini önleyemezdi belki sadece biraz hafifletirdi.

Böylece Yahudiler, 70 ve 135 yıllarındaki Roma fetihlerinden 20. yüzyıldaki Hitler dönemine kadar yaşanmış en büyük toplu katliamla yüz yüze geldiler.

Yahudiler kaçmaya çalıştılar; Polonya yollarında yüz binlercesi yollara döküldü.
Ama kuşatılmış şehirlerde veya açık arazide Kazak çeteleri arasında yakalananlar neredeyse hiç örgütlü direniş gösteremedi.

Eskiden Yahudiler yiğit savaşçılar olarak tanınırdı. Roma’ya karşı verdikleri savaşlar imparatorluk ordularını bile sarsmıştı. Korkaklık hiçbir zaman Yahudi özelliği olmadı; askeri maharetleri Ahit’ten beri bilinir.
Kazaklara karşı da, fırsat bulduklarında kahramanca savaştılar. Ostroh ve Lwow gibi tahkimli şehirlerde direnç güçlüydü; birçok Yahudi bu silahlı savunma sayesinde hayatta kaldı. Ama bu tür savunma fırsatları azdı.

Bununla birlikte, israil halkı her zaman şu gerçeğin farkındaydı:

“Kuvvetle, kudretle değil orduların Rabbi diyor ki, Benim Ruhum’la.” (Zekeriya 4:6)

Bu, onların gerçek parolasıydı.

Bitmek bilmez sürgün içinde, ezici düşmanlıklarla kuşatılmış bir çağda, özgürlük ve insan hakkının adı bile anılmazken, en iyi savunmanın savunmamaktan geçtiğine inandılar.

Eğilmiş baş, sessizlik, göze batmayan varlık ne kadar aşağılayıcı olursa olsun onların kalkanıydı.
Tanrı’nın inayetine ve “düşmanları karşısında sonsuza dek yaşayacağı” vaadine duyulan inanç bu tavrı pekiştirdi.

Yahudiler her fırsatta cesurca savaşacaklardı, ama yine de biliyorlardı ki dua, takva ve Tora bilgeliği, duvarlardan, tüfeklerden ve kılıçlardan daha sağlam bir siperdi.

Kurtuluş yolları kesilmişti.
Polonyalı savunucular bile Yahudilere ne yapacağını bilemiyordu.
Tek başlarına, umutsuz ve yalnız, şehitliğin kutsiyeti, insanlık dışı koşullarda sürdürülmüş bir hayattan daha az korkutucu görünmeye başladı.
Bu bir teslimiyet değil, kutsama eylemiydi cesaretin ve inancın son ifadesi.

Yahudilerin bu katliamlara verdiği tepkiyi şekillendiren bir inanç daha vardı:
Masum ve erdemli olanın ölümü, ulusun günahları için kefarettir.

ishak’ın kurban edilmesi, Nadav ile Avihu’nun ölümü, peygamberlerin “Rabbin acı çeken hizmetkarı” olarak yakubu betimlemesi ve Tapınak’taki kurban hizmetleri hepsi bu inancı beslemişti.

Bu yüzden, Yahudiler için ölüm bir kefaret ve arınma anlamına geldi.
Bu teolojik düşünce öylesine kökleşmişti ki, en sade, en eğitimsiz Yahudi bile bu dersi anlıyor ve hayatını, “daha iyi bir yarın” inancıyla feda ediyordu.

Rabbi Hanover’in kroniğinde şu sözlerle yankılanır bu ruh:

“Kutsal Olan, O’nun yüceliği eksilmesin, adaletsizce hükmeder mi?
Fakat diyebiliriz ki, Tanrı kimi severse onu sınar.
Çünkü Kutsal Tapınak yıkıldığından beri, her kuşakta doğrular, halkın günahları uğruna ölümle yakalanır.”

Hahamların Halkla Birlikte Çektiği Acı

Chmielnicki ile Polonyalılar arasındaki kısa süreli ateşkes, 1649 baharında bozuldu.
Kazak ordusu kuzeye yürüdü, Litvanya sınırına dayandı.
Ama ordu dağılmıştı, her cepheyi tutamıyordu.
Dahası, Tatar müttefikleri altın ve Polonya vaatleriyle taraf değiştirdi; Kazakları yüzüstü bırakıp Polonyalılarla birleşti.

Umutsuz kalan Chmielnicki, Polonyalılarla anlaşma yoluna gitti ve Zborow Antlaşması (1649) imzalandı.

1649’daki Nemirov Katliamı’nda 6.000 Yahudi öldürüldü; nehirler kana bulandı. Bunun anısına, 1650’de Dört Ülke Konseyi, 20 Sivan gününü ulusal oruç günü ilan etti.

Kazak isyanı 1651’de tekrar alevlendi ama Polonyalılar tarafından Beresteczko Muharebesi’nde bastırıldı.
Bu kez roller tersine döndü: galip Polonyalılar, Kazaklarla işbirliği yaptıkları iddiasıyla Yahudilerden öç aldı.

1652’de Tatarlar yeniden taraf değiştirip Chmielnicki’ye katıldılar; ardından veba Polonya’yı vurdu.
Yalnızca Krakow’da binlerce Yahudi hastalıktan öldü.

Beş yıl süren bu cehennem, Yahudi topluluklarını dağıttı.
Birçoğu Rusya, Litvanya, Almanya ve Balkanlara kaçtı.

O dönemin önde gelen hahamlarından biri Rabbi Yehoshua Heschel (1596?–1664) idi.
Halk arasında “Rebbe Reb Heschel” diye bilinir, Lublin’de büyük bir yeşiva yönetirdi.

1649’da Lublin’den kaçmak zorunda kaldı; ardından Krakow’da okulu yeniden kurdu ve sürgün Yahudiler için yardım toplamak amacıyla Viyana’ya kadar gitti.

En önemli öğrencilerinden Rabbi David HaLevi Segal, Şulhan Aruh üzerindeki ünlü Taz (Turei Zahav) yorumunun yazarıydı.

Ostroh’taki hahamlık görevinden kaçıp Moravya’ya sığındı, yoksulluk içinde yaşadı.
1658’de Lwow’a dönüp yeniden yeşiva açtı, ama 1664’teki pogromda iki oğlunu kaybetti. 1667’de öldüğünde, hem kendi acılarının hem kuşağının yasını tutuyordu.

Bir diğer büyük bilgin, Rabbi Shabsai Cohen (Shach) idi.
Henüz 24 yaşındayken Sifsei Cohen adlı halahik eserini yayımlamıştı.
Vilna’dan kaçarak Moravya’ya sığındı; 20 Sivan’ı anma orucu olarak kutsadı, dua ve ağıtlar yazdı.
Genç yaşta, köklerinden uzakta, kuşağının felaketleriyle yıpranarak öldü.

Bu büyük hahamlarla birlikte, Rabbi Ephraim Cohen, Rabbi Yaakov Zak, Rabbi Menachem Mendel Krochmal ve Rabbi Nathan Hanover da Moravya’ya kaçtı.
Hepsi kendi topluluklarında lider oldular ama büyük acılar yaşadılar.
Bu sürgün, Polonya Yahudiliğini Kazakların yenilgisinden sonra bile derinden zayıflattı.

yazarların okuduğu son kitap

Kitap okuyacak kadar enayi değiliz şükür.

gereksiz ama ilginç bilgiler

En ilkel deniz taşıtı sal, suyun kaldırma kuvvetinin keşfinden yüzlerce yıl önce keşfedilmiş.

gereksiz ama ilginç bilgiler

Annemin mezarına gittiğimde böyle bir tabloyla karşılaştım.
Ne çiçeği bu acaba deyip araştırdım.
Sonuç:

“Acı hıyar veya it hıyarı olarak da bilinir. Bu bitkinin taze meyvesi sıkıldığında, bitkinin tohumlarını da içeren mukus benzeri bir salgı fışkırtır. Bu özelliği nedeniyle, örneğin ingilizcede "squirting cucumber" (fışkırtan hıyar) olarak anılır. Meyvenin içindeki basınç 6 bar'a ulaşarak, içindeki tohumların kapsül patladığında 36 km/h ulaşmasını sağlar. Sinüzit tedavisinde kullanılabildiğine dair yorumlar olmasına karşın ciddi zararlara yol açabilir. Bu zararlar arasında mukoza tabakasında hasar, boğazda yanma, nefes almada güçlük sayılabilir. Uzman hekime danışılmadan kullanılması son derece tehlikelidir”

görsel

gereksiz ama ilginç bilgiler

PROTOKOL; dilimize eski Latince ve Yunanca'dan geçme bir sözcük imiş.

'Proto' ve 'Kolos' sözcüklerinin birleşmesinden türemiş olan bir deyim. Lügat anlamıyla;
Proto: ön, öndeki, demek.
Kolos ise ‘göt’ün çoğulu.

Sözcük anlamları birleştiğinde, deyimin tam anlamı olarak karşımıza 'Önde Gelen Götler’ çıkıyor.

"Protokolos" sözcüğünü Yunan halkı, tiyatroda önemli şahısların hep ön taraflara oturmasına gıcık olmasından mütevellit kullanmış. Tabii bir süre sonra çoğul eki olan ‘os’ deyimden atılınca da geriye kalmış sana 'Protokol' yani 'Önde Gelen Göt.'

gereksiz ama ilginç bilgiler

Sivrisineklerin dişleri vardır.
vicdanları yok şerefsizlerin.
© copyright 2005 - 2026