bugün
- yazarların fotoğrafları10
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz6
- soğuk gecelerde yatağı ısıtma sorunu13
- durduk yere tribe girmek5
- yemek yaparak sözlükten koca düşürmek16
- yakışıklı güvenlik4
- amedspor31
- arkadaşlar uyuyalım mı artık6
- psikologun aman buna da ağlama zırlak demesi3
- çoban salatasını çobanlar mı yaptı5
- korkudan patır patır altına yapmak4
- kadın tır şoförleri6
- kendini odada unutmak3
- sezar salatasını sezar mı yaptı4
- rahibin bu günahları çıkaramam demesi2
- xiaomi 17 pro max4
- kar soğuğu6
- aleksey batrakov29
- rahibin sen de ne köpekmişsin demesi2
- çoban salatasını ilk kim yaptı sorunsalı3
- bebek yağı bebekten mi olur sorunsalı4
- sevgiliyle saatlerce telefonda konuşmak9
- cumartesi gecesi6
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı21
- kanal 7 gelin dizisi5
- gece vardiyasındaki arkadaşlara nispet edip uyumak2
- şimdi ne yapsam acaba7
- bir sözlük yazarıyla şömine başında şarap içmek6
- van da tır ile minibüs çarpışması 9 ölü4
- mafyanın parasının fonda batması3
- sıra gecesi2
- bu ne hal yahu9
- 19 yaşındaki oğlum üvey annesiyle kaçtı10
- kaz eti4
- atalarınızdan duyulan şamanik bilgiler9
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim34
- ak parti4
- yarma şeftali7
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- sözlüğün en çok oylayan yazarı5
- gavurdağı salatası vs çoban salatası2
- ah be3
- manken gibi kadınla evlenmek5
- kanta'ı just cant diyen ingiliz2
- kim milyoner olmak ister5
- akşama ne yemek yapsam10
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur15
- bik bik'in mutfağına konuk olmak18
- aliyev'in parasının fonda batması2
- itici gelen davranışlar4
sevdiği entry'ler
bir kadına karşı duygularını belli eden erkek, duygu mezarlığından mezarını ve kefenini hazır etsin. Zira hiçbir kadın yoktur ki yanında güçsüz bir duygunuzu gördüğünde sizden vazgeçmesin.
El seven bir yazara benziyor. swh
morkreis; belirttiğim gibi, ince okşayıp sağlam geçiren bir yazarımız.(lütfen bu tespitimden dolayı beni vinçlemeye kalkmayın)
reis ince ince okşayıp sağlam çakıyorsun.
bir çeteye gireyim tek görünce tenhada kıstırmasınlar dedim.
sadece kadın yalıyorlarmış.
pardon. alıyorlarmış.
sadece kadın yalıyorlarmış.
pardon. alıyorlarmış.
Oturmuşum kendime çay içiyorum şurada.
geleni geçeni kanka.
(atabaka)
(atabaka)
neyle nasıl övündüğüne göre değişir.
mesela barmenlik yaparken yıllar önce türkçe okuma yazma bilmeyen kürt bir garsonum vardı okuma yazma öğretmiştim hayvan gibi övünürüm, üstünlükten falan değil cahillikle savaştık diye, o da 20 yaşında haliyle okuma yazma öğrenmişti onunla da ayrı övünürüm, mümkünse bu övüncümü kimse götünden anlamasın da cahillikle savaşımıza destek versin, onları da öveyim.
ama yok yakışıklıyım, yok oturmasını kalkmasını biliyorum, yok şöyle adamım demem, diyeni de sevmem, başkaları övsün beni.
mesela barmenlik yaparken yıllar önce türkçe okuma yazma bilmeyen kürt bir garsonum vardı okuma yazma öğretmiştim hayvan gibi övünürüm, üstünlükten falan değil cahillikle savaştık diye, o da 20 yaşında haliyle okuma yazma öğrenmişti onunla da ayrı övünürüm, mümkünse bu övüncümü kimse götünden anlamasın da cahillikle savaşımıza destek versin, onları da öveyim.
ama yok yakışıklıyım, yok oturmasını kalkmasını biliyorum, yok şöyle adamım demem, diyeni de sevmem, başkaları övsün beni.
eski yazarlardan birisi, kavga etmeye niyetli değilseniz oturup konuşabileceğiniz, anlaşacağınız birisi.
özellikle kavga aramıyorsanız ters düşülecek birisi gibi gözükmüyor.
sohbeti muhabbeti keyifli, belki kadıköy zirvesi vardır ufukta.
özellikle kavga aramıyorsanız ters düşülecek birisi gibi gözükmüyor.
sohbeti muhabbeti keyifli, belki kadıköy zirvesi vardır ufukta.
sen seni övme, el seni övsün demiş atalar. bununla birlikte bazen insanlara haddini bildirmek te gerekiyor.
geçen yıllardan birinde sigara içerken arkadaş ortamında dahil olan bir dalyaprak bana bir şey anlatıyor şöyledir böyledir diye, sadece gülümsedim konuşmadım. arkadaş dayanamadı, lan mal, bu adam zaten o anlattığın şeyin mevzuatını, prosedürünü yazan adam dedi. fazla tevazu bazen aptaldan nasihat almakla sonuçlanıyor.
insan bazen yaptığıyla, bazen de yapmadığıyla övünür, hatta övünmelidir.
konu ile teması olan şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim: https://eksiseyler.com/bi...yaptigini-kesfetme-oykusu
geçen yıllardan birinde sigara içerken arkadaş ortamında dahil olan bir dalyaprak bana bir şey anlatıyor şöyledir böyledir diye, sadece gülümsedim konuşmadım. arkadaş dayanamadı, lan mal, bu adam zaten o anlattığın şeyin mevzuatını, prosedürünü yazan adam dedi. fazla tevazu bazen aptaldan nasihat almakla sonuçlanıyor.
insan bazen yaptığıyla, bazen de yapmadığıyla övünür, hatta övünmelidir.
konu ile teması olan şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim: https://eksiseyler.com/bi...yaptigini-kesfetme-oykusu
amma ve lakin fazla tevazu da niteliksiz insandan nasihat almakla sonuçlanır.
şarkının ismi aslında bize anlatılmak isteneni özetler. specter, varlığı hissedilen fakat tam anlamıyla dokunulamayan, varla yok arasında kalan bir hayalettir. şarkıda bu imge, insanın hem dış dünyayla hem de kendi duygularıyla kurduğu bağın yavaş yavaş silinmesini temsil eder. insan hayatın akışında kendi yaşamını yalnızca uzaktan izleyen bir gölgeye dönüşebilir.
bu yüzden specter, sadece yalnızlığı değil, insanın kendi hislerine de yabancılaşmasını anlatır. iç dünyasında hiçbir şeye gerçekten temas edemeyen insan, kalabalığın ortasında hatta sevdiklerinin arasında bile görünmez kalabilir. şarkının asıl karanlığı da burada yatar.
geçmişten kaçmak ise bu kopuşu daha da derinleştirir. bastırılan duygular ve unutulduğu sanılan anılar hiçbir zaman tamamen yok olmaz. far ışığında aniden beliren hayalet imgesi, geçmişin insanı en beklenmedik anda yakalamasını temsil eder. o anda ne kaçmak ne de geçmişi değiştirmek mümkündür; geriye yalnızca insanın kendisiyle yüzleştiği o ağır an kalır.
şarkının en çarpıcı noktalarından biri de bu yüzleşmenin ardından gelen hissizliktir.
“do you feel love? i know i don't with no one to hold"
"do you feel love, love, love?"
"like a specter in your headlights on the road..."”
sözü, tam olarak bu kopuşa işaret eder. mesele yalnızca sevgisizlik değildir. insanın içinde sevginin hâlâ bir karşılığı olup olmadığını sorgulamasıdır. birey, acı çekmekten kaçınmak için kendini öyle bir duyarsızlaştırır ki, günün sonunda sevip sevemediğini bile anlayamaz hale gelir. hissizleşir. noah burada sevgiyi hissedememe durumunu bir eksiklikten ziyade bir gerçeklik olarak sunar.
müzikal yapı da bu ruh halini destekler. sakin ve atmosferik başlangıç, içe kapanmış zihni yansıtırken; ağır gitarlar ve yükselen ritimler bastırılmış duyguların yüzeye doğru çırpınışlarına dönüşür. sessizlik yerini kaosa bırakır. fakat bu kaos bir kurtuluş değil, uzun süre bastırılanların artık kontrol edilemez hale gelmesidir. sessizliğin sağır edercesine haykırışıdır.
belki de specterın en güçlü yanı budur: insan her zaman kendisini kaybettiğini fark ederek kaybolmaz. bazen hayatına devam eder, konuşur, güler ama tüm bunların içinde kendinden biraz daha uzaklaşır. dışarıdan bakıldığında yaşayan bir beden vardır. fakat içeride sadece kendi hayatının seyircisi olmuş, bir iz bırakamadan karanlığa karışan gölge bir ruh kalmıştır.
şarkı, insanın kendisinden uzaklaşmasını ve sonunda kendi hayatının içinde bir hayalete dönüşmesini anlatan soğuk fırça darbeleriyle ağır bir portre çizer.
şarkıyı bırakıp kaçıyorum.
https://youtu.be/EUe9UhcUtEI?si=4vtIqliuU_ZXYe3v
bu yüzden specter, sadece yalnızlığı değil, insanın kendi hislerine de yabancılaşmasını anlatır. iç dünyasında hiçbir şeye gerçekten temas edemeyen insan, kalabalığın ortasında hatta sevdiklerinin arasında bile görünmez kalabilir. şarkının asıl karanlığı da burada yatar.
geçmişten kaçmak ise bu kopuşu daha da derinleştirir. bastırılan duygular ve unutulduğu sanılan anılar hiçbir zaman tamamen yok olmaz. far ışığında aniden beliren hayalet imgesi, geçmişin insanı en beklenmedik anda yakalamasını temsil eder. o anda ne kaçmak ne de geçmişi değiştirmek mümkündür; geriye yalnızca insanın kendisiyle yüzleştiği o ağır an kalır.
şarkının en çarpıcı noktalarından biri de bu yüzleşmenin ardından gelen hissizliktir.
“do you feel love? i know i don't with no one to hold"
"do you feel love, love, love?"
"like a specter in your headlights on the road..."”
sözü, tam olarak bu kopuşa işaret eder. mesele yalnızca sevgisizlik değildir. insanın içinde sevginin hâlâ bir karşılığı olup olmadığını sorgulamasıdır. birey, acı çekmekten kaçınmak için kendini öyle bir duyarsızlaştırır ki, günün sonunda sevip sevemediğini bile anlayamaz hale gelir. hissizleşir. noah burada sevgiyi hissedememe durumunu bir eksiklikten ziyade bir gerçeklik olarak sunar.
müzikal yapı da bu ruh halini destekler. sakin ve atmosferik başlangıç, içe kapanmış zihni yansıtırken; ağır gitarlar ve yükselen ritimler bastırılmış duyguların yüzeye doğru çırpınışlarına dönüşür. sessizlik yerini kaosa bırakır. fakat bu kaos bir kurtuluş değil, uzun süre bastırılanların artık kontrol edilemez hale gelmesidir. sessizliğin sağır edercesine haykırışıdır.
belki de specterın en güçlü yanı budur: insan her zaman kendisini kaybettiğini fark ederek kaybolmaz. bazen hayatına devam eder, konuşur, güler ama tüm bunların içinde kendinden biraz daha uzaklaşır. dışarıdan bakıldığında yaşayan bir beden vardır. fakat içeride sadece kendi hayatının seyircisi olmuş, bir iz bırakamadan karanlığa karışan gölge bir ruh kalmıştır.
şarkı, insanın kendisinden uzaklaşmasını ve sonunda kendi hayatının içinde bir hayalete dönüşmesini anlatan soğuk fırça darbeleriyle ağır bir portre çizer.
şarkıyı bırakıp kaçıyorum.
https://youtu.be/EUe9UhcUtEI?si=4vtIqliuU_ZXYe3v
bence hesabı blok3 ödemeli.
ama şaka bi yana hala bunu eşitliğe bağlayanlar var. patlatmasınlar. biraz araştırarak ataerkil ve gelenekçi düşünce ile erkeklerin ödediğini görebilirler. günümüz için kadınların da iş dünyasında yer almasıyla bunların artık o kadar da önemi kalmıyor. eşitliği gerçekten savunan ya da bunları önemsiz gören biri zaten kendi hesabını da öder. masada hesabı erkeğin ödemesini bir "gurur meselesi" yapıp sonra bundan şikayet eden yine erkekler ya da "centilmen değil" diye triplenen kadınlar. herkes kafa yapısına göre birini bulsun işte. bi kahvenin lafı yapılıyorsa birbirinizle işiniz ne? ilişki mi arıyorsunuz, bankamatik mi? bana sorarsanız bunların hepsi boş iş. kimin ödediği cinsiyetle değil, nezaketle alakalıdır: kim yemeğe davet ettiyse o öder ya da herkes kendi yediğini öder. olay bu kadar basit. benim için fark etmez. ediyorsa da lafı uzatmaya gerek kalmaz.
ama şaka bi yana hala bunu eşitliğe bağlayanlar var. patlatmasınlar. biraz araştırarak ataerkil ve gelenekçi düşünce ile erkeklerin ödediğini görebilirler. günümüz için kadınların da iş dünyasında yer almasıyla bunların artık o kadar da önemi kalmıyor. eşitliği gerçekten savunan ya da bunları önemsiz gören biri zaten kendi hesabını da öder. masada hesabı erkeğin ödemesini bir "gurur meselesi" yapıp sonra bundan şikayet eden yine erkekler ya da "centilmen değil" diye triplenen kadınlar. herkes kafa yapısına göre birini bulsun işte. bi kahvenin lafı yapılıyorsa birbirinizle işiniz ne? ilişki mi arıyorsunuz, bankamatik mi? bana sorarsanız bunların hepsi boş iş. kimin ödediği cinsiyetle değil, nezaketle alakalıdır: kim yemeğe davet ettiyse o öder ya da herkes kendi yediğini öder. olay bu kadar basit. benim için fark etmez. ediyorsa da lafı uzatmaya gerek kalmaz.
% 100 katılmasam da , %89 oranında geçirgen ve tam isabet yorumları ve analizleriyle ortamı alevlendiren üstad ı writer. iyi ki burada , sözlüğün biraz da kelimeleri eğip bükerek onlarla raks edecek edebi akrobatlara ve yazı cambazlarına da kuvvetle ihtiyacı vardır diye düşünüyorum. kalemi sağlam.
Boş verin kaç kişinin online olduğunu? Yazıp çizdikleriniz kişi sayısına göre değişiyor mu? Benim için cevap hayır, değişmiyor. 50 değil de 80 kişi olsa farklı entryler mi yazacağım? Hayır.
Nicelik değil nitelik önemlidir diye düşündüm hep. Burada nitelik olmadığı konusunda sanırım hemfikiriz. O zaman yazın geçin işte.
Nicelik değil nitelik önemlidir diye düşündüm hep. Burada nitelik olmadığı konusunda sanırım hemfikiriz. O zaman yazın geçin işte.
itiraf başlığına yazdığı yazıları özellikle seviyorum, uzun ama anlamlı.
sözlükteki olaylarını bilmiyorum ama yazdığı yazılara denk gelmeyi sevdiğim birisi. kalabalık bi sessizlik, durgun bi gürültü sanki. yaptığı tespitler ve sorduğu sorularla olayları farklı bir bakış açısından görmemizi sağlayabiliyor. fikirleriyle düşündürüyor. umarım ruhundan katarak yazmaya devam eder kendisi.