bugün
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı25
- kapıma beyaz toros gelseydi eğer10
- nasıl birisiniz15
- türk solcusu6
- osimhen lukaku vlahovic salah5
- sevgilisinden yeni ayrılanlara tavsiyeler4
- kadınınızı çalıştırır mısınız14
- miras davası5
- allah her şeyden çok tevhidi önemsiyor6
- g i l d e d l i l y28
- beybi leydi5
- velvet mi güzel g'i l d'e d l'i l y mi8
- tai lung mu güzel g'i l d'e d l'i l y mi6
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu25
- 185 ve üstü kadınların çok havalı olması7
- boşanma davası ne kadar sürer4
- güzel kızların mutsuz olması3
- game of thrones taki kerhaneci'nin annesi20
- cumhuriyet halk partisi3
- recep tayyip erdoğan3
- çekişmeli boşanma davası4
- duvara karşı3
- evlenmemek için bir neden söyle3
- nur sürer3
- diamond bosphorus2
- 195 boyunda 134 kilo minnoş kalpli erkek5
- eski sevgiliyle 50 yıl sonra karşılaşmak2
- dolar isterse 100 olsun38
- arkadaşlar ben mi selena gomez mi5
- ankara6
- iştirak nafakası2
- maden işçilerinin ankara direnişi3
- 170 erkek tatlılığı4
- kliniğe gittim klinikten geldim10
- anın görüntüsü18
- her işin maaşını araştıran tip2
- game of thrones taki kerhaneci16
- uzun boylu ve büyük ayaklı kadın tatlışlığı4
- gecenin şarkısı4
- kürtler5
- nah sana oy17
- orospu çocuğu abdullah öcalan19
- chp2
- işe gitmenin en zorlayıcı nedeni2
- yeni parti de bölünebilir10
- kızların ilgisini çalmak2
- victor osimhen20
- türklerle ruslar arasındaki fark2
- bu gece yıkıyoruz sözlüğü3
- erkek evi tek başına geçindirmek zorunda değildir6
entry'ler (69)
Finding is the first act,
the second, loss.
-
the bustle in a house
the morning after death
is solemnest of industries
enacted upon earth -
the sweeping up the heart
and putting love away
we shall not want to use again
until eternity -
-
selahattin özpalabıyıkları'ın çevirisi de önsözü gibi, samimi. sizi içine alıyor. emily dickinson - düşünüldüğünde öyle uzak coğrafyaların kadını olmadı, olamadı belki ama şiirlerindeki deniz ve öteler vurgusu öyle güçlü ki. kendi içerisinde gururlu bir ağırbaşlılık. hiçbir pişmanlığa, kötülüğe, haksızlığa göz açtırmadan öylece sessizliğe adanmış bir an. kendi dizesiyle;
soundless as dots -
the second, loss.
-
the bustle in a house
the morning after death
is solemnest of industries
enacted upon earth -
the sweeping up the heart
and putting love away
we shall not want to use again
until eternity -
-
selahattin özpalabıyıkları'ın çevirisi de önsözü gibi, samimi. sizi içine alıyor. emily dickinson - düşünüldüğünde öyle uzak coğrafyaların kadını olmadı, olamadı belki ama şiirlerindeki deniz ve öteler vurgusu öyle güçlü ki. kendi içerisinde gururlu bir ağırbaşlılık. hiçbir pişmanlığa, kötülüğe, haksızlığa göz açtırmadan öylece sessizliğe adanmış bir an. kendi dizesiyle;
soundless as dots -
- .. genç Bayan Zwida, deniz kabukları topluyor ve bunların resimlerini yapıyor; benim de yıllar önce yetişme çağımda güzel bir deniz kabuğu koleksiyonum vardı ama daha sonra hiç ilgilenmedim ve sınıflandırma, biçim bilgisi, değişik türlerin coğrafi dağılımı gibi bilgilerin tümünü unuttum; Bayan Zwida ile konuşursak söz kaçınılmaz bir biçimde deniz kabuklarına gelecekti ve ben o zaman nasıl bir tutum içine gireceğime karar veremiyordum: bu konuda kesinlikle cahilmiş numarası mı yapacaktım yoksa uzak geçmişte ve belirsizlik içerisinde yitip gitmiş bir deneyimden mi söz edecektim; bu deniz kabukları konusu, sonuçlandırılmayan ve yarı yarıya silinen şeylerden oluşan hayatımı yeniden gözden geçirmeme neden oluyordu, işte beni kaçmaya yönelten huzursuzluğum da bundan kaynaklanıyordu.
Buna ek olarak kızın deniz kabuklarını çizmesinde, dünyanın da ulaşabileceği, bu nedenle ulaşması gereken bir kusursuzluk arayışı içinde olması var; ben ise bir süredir bunun tam tersine kusursuzluğun ayrıntısal ve rastlantısal olarak üretildiğine, bu nedenle ilgi görmeyi hak etmediğine, nesnelerin gerçek doğasının yalnızca çöküntü durumunda ortaya çıktığına inanır oldum; Bayan Zwidaya yaklaştığımda onun resimlerine ilişkin birkaç yorum yapmam -görebildiğim kadarıyla son derece zarif çizim yapıyor- ve bu nedenle aslında ilk anda reddettiğim ahlaki ve estetik ülküye uygunluğunu dile getirmem gerekecek ya da ilk ağızda onu yaralamayı göze alarak duygularımı ortaya koyacağım. -
çünkü, Calvino, insanlarla konuşmak gerçekte de bu kadar zor.
ve bütün poetika bir yana Calvino, "i think i made you up inside my head". deliliğimden yüz bulup kalbimdeki tahribe bir suret uydursaydım, başka kim olabilirdi?
birileri seni bulmuş, birileri adını söylemiş, birileri okumuş seni ve sen aslında deliliği; bir oyun gibi, insanlığın kibri için sadeleştirmişsin de kimse, neye katıldığının farkına bile varmamış -zira insanlık bunun için fazla gururlu, fazla aptal!- ama herkesin aklına yatırmış, içimize sindirmişsin.
şişt, onlar daha deliliğin tanımını, kelimelerin yerini değiştirerek söylediğimizde yine de ayırt edemiyorlar. ama madem ki ilacı var - tanımını kim ne yapsın? benimki de laf.
ama kalsın böyle.
"böyle seviyorum."
(bkz: bir kış gecesi eğer bir yolcu)
Buna ek olarak kızın deniz kabuklarını çizmesinde, dünyanın da ulaşabileceği, bu nedenle ulaşması gereken bir kusursuzluk arayışı içinde olması var; ben ise bir süredir bunun tam tersine kusursuzluğun ayrıntısal ve rastlantısal olarak üretildiğine, bu nedenle ilgi görmeyi hak etmediğine, nesnelerin gerçek doğasının yalnızca çöküntü durumunda ortaya çıktığına inanır oldum; Bayan Zwidaya yaklaştığımda onun resimlerine ilişkin birkaç yorum yapmam -görebildiğim kadarıyla son derece zarif çizim yapıyor- ve bu nedenle aslında ilk anda reddettiğim ahlaki ve estetik ülküye uygunluğunu dile getirmem gerekecek ya da ilk ağızda onu yaralamayı göze alarak duygularımı ortaya koyacağım. -
çünkü, Calvino, insanlarla konuşmak gerçekte de bu kadar zor.
ve bütün poetika bir yana Calvino, "i think i made you up inside my head". deliliğimden yüz bulup kalbimdeki tahribe bir suret uydursaydım, başka kim olabilirdi?
birileri seni bulmuş, birileri adını söylemiş, birileri okumuş seni ve sen aslında deliliği; bir oyun gibi, insanlığın kibri için sadeleştirmişsin de kimse, neye katıldığının farkına bile varmamış -zira insanlık bunun için fazla gururlu, fazla aptal!- ama herkesin aklına yatırmış, içimize sindirmişsin.
şişt, onlar daha deliliğin tanımını, kelimelerin yerini değiştirerek söylediğimizde yine de ayırt edemiyorlar. ama madem ki ilacı var - tanımını kim ne yapsın? benimki de laf.
ama kalsın böyle.
"böyle seviyorum."
(bkz: bir kış gecesi eğer bir yolcu)
kısaca; the breakfast club = overrated
bazı noktalarda hakkını vermek de gerek - güldürüyor, düşündürüyor, üzüyor. hepsinden önemlisi önyargılarla ilgili ciddi bir eleştiri. birbiriyle hiç alakası yokmuş gibi görünen insanlar, bir şeyleri birlikte yaparak bile ortak alan yaratabilirler, buna amenna. ancak, özellikle sonlara doğru ciddi bir kopukluk var. örnek olarak, başlangıçta bender ve andrew arasındaki çekişme ya da o herkesin oturup bir nevi kendi hikayelerini anlattığı kısımda claire ve bender arasındaki hır gür bir noktada sıkıyor çünkü diyaloglar bir enerjik, pozitif, dostane iken birden tersine dönüyor. kurguyla ilgili bir hata diye düşünüyorum.
belki de içim çürümüştür benim - bu da mümkün.
güzel bir film ama 7,9'luk da değil. (bkz: imdb)
bazı noktalarda hakkını vermek de gerek - güldürüyor, düşündürüyor, üzüyor. hepsinden önemlisi önyargılarla ilgili ciddi bir eleştiri. birbiriyle hiç alakası yokmuş gibi görünen insanlar, bir şeyleri birlikte yaparak bile ortak alan yaratabilirler, buna amenna. ancak, özellikle sonlara doğru ciddi bir kopukluk var. örnek olarak, başlangıçta bender ve andrew arasındaki çekişme ya da o herkesin oturup bir nevi kendi hikayelerini anlattığı kısımda claire ve bender arasındaki hır gür bir noktada sıkıyor çünkü diyaloglar bir enerjik, pozitif, dostane iken birden tersine dönüyor. kurguyla ilgili bir hata diye düşünüyorum.
belki de içim çürümüştür benim - bu da mümkün.
güzel bir film ama 7,9'luk da değil. (bkz: imdb)
birtakım psikolojik rahatsızlıkları olduğunu okumuştum -disleksi, dispraksi?- ancak o şarkılar öyle sağlıklı bir insan tarafından yazılamazdı. söyleyecek pek bir şey de bulamıyorum aslında, o şarkıları dinlediğim zaman, insanın bu dünyanın üstesinden gelemeyeceği aşikar ama yine de bir şeyleri inşa etmek üzere insanın hiç iflah olmayan bir umudu var; işte o umuda dair bütün gelgitleri düşündürüyor bana welch. bunları böyle cüretkarca ifade edebilen ve sadece kelimeleri değil sesini de dize getirebilen yegane sanatçılardan.
(bkz: howl)
https://www.youtube.com/watch?v=ucFHDxhCVwE
(bkz: girl with one eye)
http://www.youtube.com/watch?v=OyKgx5S4Mv0
(bkz: howl)
https://www.youtube.com/watch?v=ucFHDxhCVwE
(bkz: girl with one eye)
http://www.youtube.com/watch?v=OyKgx5S4Mv0
santa esmeralda - dont let me be misunderstood (kill bill)
https://www.youtube.com/watch?v=HYJJC2wYTLo&hd=1
khaled mouzanar - Zaghloul el Hamam (caramel)
https://www.youtube.com/watch?v=tXMcY9SrWm8&list=PL5106C25B9FEC9640&hd=1
roxy - if there is something (flashbacks of a fool)
https://www.youtube.com/watch?v=FOHwuF3oD30
pirates of the caribbean - davy jones
https://www.youtube.com/watch?v=ZDIns7pDIio&hd=1
por una cabeza - scent of a woman'dan o muhteşem sahneyi de bir kez daha şöyle iliştirelim
https://www.youtube.com/watch?v=KXCiLub8DZg
blood diamond - i can carry you
https://www.youtube.com/watch?v=SCPccmYKpmI&hd=1
daha vardır muhakkak da ilk elden aklıma bunlar geliyor.
https://www.youtube.com/watch?v=HYJJC2wYTLo&hd=1
khaled mouzanar - Zaghloul el Hamam (caramel)
https://www.youtube.com/watch?v=tXMcY9SrWm8&list=PL5106C25B9FEC9640&hd=1
roxy - if there is something (flashbacks of a fool)
https://www.youtube.com/watch?v=FOHwuF3oD30
pirates of the caribbean - davy jones
https://www.youtube.com/watch?v=ZDIns7pDIio&hd=1
por una cabeza - scent of a woman'dan o muhteşem sahneyi de bir kez daha şöyle iliştirelim
https://www.youtube.com/watch?v=KXCiLub8DZg
blood diamond - i can carry you
https://www.youtube.com/watch?v=SCPccmYKpmI&hd=1
daha vardır muhakkak da ilk elden aklıma bunlar geliyor.
adamlar eski adamlar değil ne yazık
eskisi gibi ölseler de
-/-
seni seviyorum
bu bir yerde yanlış yapıyorumun arnavutçasıdır
furkan çalışkan
kabahatler kanunu
eskisi gibi ölseler de
-/-
seni seviyorum
bu bir yerde yanlış yapıyorumun arnavutçasıdır
furkan çalışkan
kabahatler kanunu
"Yaşam, belleği icat etmekle gaddarlık etmiş. En eski anılarını ayrıntılarıyla içlerinde taşıyan ihtiyarlar gibi, ölümün kıyısına gelmişken belleğim, güneşin çevresinde dönüyor ve neleri aydınlatmıyor ki o güneş! Her şey mevcut, hiçbir şey yitmemiş. Tıpkı size daha da canlılık verecek, içinizi acıyla zonklatan gizli bir güç gibi: Hiçbir gelecek olmadığının kesinliği karşısında geçmiş büyüyor, kökleri genişliyor, bendeki her şey bir köktabaka halinde, renkler her tabakada saydamlaşıyor, en ufak görüntü mutlaklaşma eğiliminde, yürek kreşendo atıyor."
(bkz: frida kahlo)
(bkz: aşk ve acı)
(bkz: frida kahlo)
(bkz: aşk ve acı)
2012 yapımı komedi-dram filmi. Başrollerinde Mary Elizabeth Winstead ve Aaron Paul oynuyor. Çok bilinmeyen, sakin, hafif bir haftasonu filmi olabilir. ilk başlardaki heyecanı ve ironiyi ilerde yakalayamıyorsunuz ancak gene de film sizi sıkmadan akıp gidiyor. Başka rehabilite filmlerine oranla farklı gibi başlayıp onların düzeyine iniyor. Büyük replikler, harika bir görsel de söz konusu değil. Öyleyken böyle.
Ama çalışmıyorum.
Zoot woman - memory.
Bir çocuk demiş.
Yoksa kurallarını mı bozuyoruz dünyanın zaten denge sıfır.
Ertan yılmaz.
Ertan yılmaz.
Bak bu olacak şey mi kömür beni vurdu.
Ayaklarım aldı başını gitti.
Ellerim kaldı duvarda.
Kalk ne olur pencereyi aç.
Uzun saçlar yakışırdı sana uzun yıllar,
Bir gökyüzü bitince öteki başlardı.
Arif damar
Ayaklarım aldı başını gitti.
Ellerim kaldı duvarda.
Kalk ne olur pencereyi aç.
Uzun saçlar yakışırdı sana uzun yıllar,
Bir gökyüzü bitince öteki başlardı.
Arif damar
ölü filozoflar kahvesi isimli kitabın ansiklopedik hali gibidir. bilemiyorum, felsefeye ilgisi olan insanlara çok şey katacağını sanmıyorum ama felsefeye başlamak için olabilir.
"moron değilseniz böyle bir dünyada iyi olunamayacağını bilirsiniz."
bir de benimkini espiri sanıyorlar, bildiğin şiir dizesi lan. ertan yılmaz şiiri hem de. oy.
özellikle sabahları güneş doğduğunda ışığa ayağını uzatışı, gündüzün her anını belleğinde sindirişi. franco'yu da nasıl severim hem!
hangi cümle?