bugün

şermin'in elifbesi

"elifbeni oku, cicim."
"elif, be, pe, te, se, cim, çim,
ha, hı, dal, zel, sin... yok, zel, re,
ze, je, sin, şin, sad, dad, tı, zı,
ayın, gayın, fe, kaf, kef, lam,
mim, nun, vav, he, ye; bir de lam...
yok lamelif; bir de gef var.
bir de üç noktalı kef var."

"hangi harfler kalındırlar?"
"ha, hı, sad, dad, tı, zı, ayın,
gayın." "peki." "bir de kaf var.
en kalını ayın, gayın.

"hangileri bitişmiyor
kendisinden sonrakine?"
"hoca yedi harf var, diyor:
elif, dal, zel, re, ze... nine,
ben yoruldum artık!" "peki,
yalnız söyle: hemze nedir?"
"hemze... hemze... evet, o bir
jüçük ayın başıdır ki
e okunur, i okunur,
bazen eliflere konur."

"harf-i imlâ hangileri?"
"nilmiyorum!" "yok, bilirsin"
"elif, vav, he, ye değil mi?..
artık, nine, bana izin."

"peki, yavrum, haydi oyna;
koca bir aferin sana!"

----- not: harf-i imlâ: sesli harf.
hediye

bugün benim bayram günüm,
fakat ablama küskünüm,
gelip demeliydi, şermin,
bir yaş daha aldın, sevin

bakınız, ben değil, ablam
yabancı olsa duramam
kardeşçe, dostça, insanca
hatrımı sormayınca

lâkin şu cici şey de ne?
oo, oo! "sevgili şermin'e"
bir hediye... ne de güzel!..
mutlaka şehper'dendir. oh, gel,

cici şev, gel kucağıma,
sürün biraz dudağıma!..
ablam da böyle bir kutu
veriverse ne olurdu?

benim melek şehperciğim!..
fakat acele etmeyin,
hakikaten bu ondan mı?
boşuna yerdim ablamı

içim ne kadar aldanmış,
güzel kutu ablamdanmış,
zaten şermin'in bayramı
şehper'in umurunda mı?

beni ablam sever ancak.
böyle başka kim anacak?
melek ablacığım benim
sen benimsin, ben seninim!

tevfik fikret
umacı

şermin, umacıdan korkar
zannedenler yanılırlar
hayır, şermin'de doğrusu
yoktur umacı korkusu

eskiden o da korkarmış
onu da korkuturlarmış
"umacı geliyor!" diye
çocuk, aldanır her şeye

lakin artık yüreğini
oynatmıyor ne ecinni,
ne cadı, ne dev, ne şeytan
çünkü... çünkü hepsi yalan!

ona her şeyi öğreten
ağabeyi, bilmem nerden,
bir gün bir kutu getirir,
kutuyu şermin'e verir

"oynat şu mandalı biraz"
mandal oynar oynamaz
kutu, çocuğun elinden
fırlar, korktuğunu gören

ağabeyi der ki; "şermin,
"seni titreten şu hain,
"şu korkunç şey ki, kutudan
"çıkıverdi, bir kuzudan

"koparılmış bir avuç yün,
"biraz kağıt, biraz da dün
"sana verdiğim tel yok mu,
"işte, ondan ibaret... bu

"seni titretti, çünkü sen,
"yazık, böyle boş şeylerden
"titreyecek kadar boşsun!
"tekmil cadı'n koncoloz'un

"işte böyle boştur" şermin,
o gün korkmamaya yemin
etti; artık yalan dolan
çarşamba karılarından

cadılardan titremiyor
"hep kutuda onlar!" diyor
aklı başında insanlar
yalnız fenalıktan korkar.

tevfik fikret
muhallebim ve mektebim

ninem sordu, şermin, kimi
çok seversin? - oo, ninemi!
- başka? - babamı şüphesiz,
- daha? - izin verirseniz

sayayım, muhallebimi,
sütlacımı, şekerimi,
hep şekerlemelerimi,
biraz da gevrek severim

fakat en çok mektebimi,
mektebimi pek severim.
âlî bina!
neler öğretir o bana

tam bir hafta oluyor ki
biliyorum; dünya iki
ayrı ve büyük parçadır
avrupa, asya, afrika

bunlar eski,
evet, bunlar eski dünya,
öteki de amerika
ve adalar... neydi ismi?

avustralya, değil mi?
eve, o; avustralya
bunlar yeni dünya... demek
toprağımız beş kıt'adan

birçok karayla, adadan
ve, denizlerden ibaret
karaların isimleri
işte hatırımda, kendim

kitabımı dünden beri
karıştırdım ve öğrendim
birkaç büyük deniz... elbet
hocalarımız bugün onlardan

bize bahsedecek ve ben
sayacağım ezberimden
bahr-i siyah, bahr-i sefîd,
bahr-i muhît-i atlasî

iki de bahr-i müncemid
bahr-i umman... işte hepsi
yok, daha vardı lâkin
hatırımdan çıkmış, demin

biliyorum... kalın kafa!
insan öğrendiği şeyi
daha iyi
öğrenmeli... şimdi bana

bıldır iyi bellediğim
hafızamdan çıkmaz, çıkar
fakat onlar dikkatsizce
öğrendiğim şeylerdir hep

bugün ders alırım, gece
hazırlanırım, yarın mektepte dinleyin
------- bilmiyorsam
eğer hepsini tastamam
sizin olsun muhallebim
bana yetişir mektebim!

t. fikret

not: bıldır: geçen yıl. âlî: yüksek, yüce.
keman

piyanoyu sever babam,
o da nineciğim gibi
piyanodan pek anlamam,
bana ağabeyim gibi
tesir eden keman sesi
do re mi fa - fa sol la si
onun o latif nağmesi
do re mi fa - fa sol la si

bazı ağlar için için
bazı gülmekten kırılır
geliyor ağabeyimin
odasından derin, ağır

boğuk bir dua nağmesi
do re mi fa - fa sol la si
ah! o derin keman sesi
do re mi fa - fa sol la si

ağabeyim iyi çalar,
bana da meşk ettirecek
onun birkaç kemanı var
birini bana verecek

hepsinin de güzel sesi
do re mi fa - fa sol la si
kulaklarımda nağmesi
do re mi fa - fa sol la si

t.f.
Alman tanki sherman in %100 yerli ve milli versiyonu. Ama motoru yok. Bekliyoruz disaridan.
siyah bacı

benim bir siyah bacım var,
adı leyla
gözü şehla
kollarında, ellerinde,

saçlarının tellerinde
pullar, inciler parıldar
dilber bacı!
anber bacı!

yatayım, akşam olsun da
siyah bacımın koynunda
akşam gelir, sabah gider
anber bacı!

dilber bacı!
bilmem gündüz nerelerde,
hangi dağlar, derelerde
gizli gizli seyran eder

gözü şehla
adı leyla...
yatayım, akşam olsun da
dilber bacımın koynunda.

siyah bacım süse mecbur
adı leyla
gözü şehla
bazı akşam bir ay iğne

revnak verir kakülüne,
o zaman pek mağrur olur
anber bacı!
dilber bacı!

yatayım akşam olsun da
anber bacımın koynuda
bacımı pek seviyorum
dilber bacı!

anber bacı!
bana şimdi rahat haram,
bacımın koynunda akşam
fakat rahatça uyurum

adı leyla
gözü şehla
yatayım akşam olsun da
siyah bacımın koynunda

t.f.
"Ezan" adlı şiiri okurken çocuk aklıyla anlam verememiştim; o tokat ne içindi, o sorular ne içindi, Şermin neden o kadar korkmuş ve utanmıştı?

Şimdi o kadar iyi anlıyorum ki tevfik Fikret'i.

"Babacığım geçen sabah
Beni çağırdı, dedi ki;
“Nedir ‘Hayya alel-felah?”
“Ezan,” dedim. “Ezan peki;
Ezan nedir, bilir misin?
Bakıyordum hazin hazin
Babam, niçin bilmem güldü,
Tekrar etti: “Nedir ezan?”
Başımdan buzlu su döküldü
Bana babam, her zaman
Böyle şeyler sorarsa çok,
içeride bir soğukluk,
Hissederim, bütün kanım
Damarımda donar birden.
Soruyordu o: “A canım,
Hiç ezan duymadın mı sen?”
Duymadım mı? Sabah, alşam
Dinliyorum; büyük babam
Bana abdest aldırdı da
Camiye bile götürdü.
“Ya ne yaptın sen orada?”
“Namaz biraz uzun sürdü
Uyuya kalmışım ben de
Maksurenin köşesinde.”
“Camide hiç uyunur mu?”
Dedi babam dargın dargın
Anlatamam o korkumu
Titriyordum… Hâlâ bakın
Nasıl çarpıyor yüreğim
Hep bildiğim, bellediğim
“Allahümme Salli’leri
Sayıyordum, çünkü tokat
Mini minicikten beri
Hiç de hoşuma gitmez… Çat!
işte indi… Of, yanağım!
Şimdi babam adım adım
Söylenerek gidiyordu,
Uzaklaştı artık sesi
Benim de göz yaşım durdu.
Çünkü ezan meselesi
O adımlarla beraber
Uzaklaşıp gitti: “Eğer,”
Diyordum, bey baba şimdi
“Ezan nedir?” diye tekrar
Gelip dikilirse… “Haydi
Sen de,” dedim, bu ne kadar
Korku? Baban canavar mı?
Onun gibi baba var mı?
Fakat tokat yanağımda
Sızlıyordu; o gün, bu gün
O dargın ses kulağımda
Ezan okur; ben büsbütün
Uykudan geçmedimse de
Maksurenin köşesinde
Gözlerim uyku görmüyor.
Zaten büyük baba artık,
Camiye de götürmüyor
Onu da aldı mezarlık.
Şimdi o cennet bağında;
Nineciğim sağında.
Ona da bir taş dikildi
Dün görünce mezarını
O tokadı hatırladım
Yanağım yandı, ağladım.
Babam hemen koşup sildi,
Gözlerimin yaşlarını."
bir kedim olsa ismi kesinlikle bu olurdu.
Teyfik Fikret'e ait bir çocuk kitabının ismidir.
okuduğum tek şiir kitabı.

o zaman baya çocuktum tabii.
utangaç, mahcup.
rahmetli annemin ismi ama annem pek de utangaç biri değildi, sosyal biriydi.
istemsizce nermin ismini hatırlatır.
ilkokulda sevmediğim bir kız arkadaşımın ismi. 'Şer' i vardı 'min' i eksikti. ahahah
© copyright 2005 - 2026