bugün
- türk müsün türkiyeli misin10
- türkiyeliyim doğruyum çalışkanım5
- ayrılık6
- sırtımı kaşıyan kızlardan hoşlanmam3
- ölüm5
- izmirli kızların met çukuruna düşmesi2
- rüyada nervio yu görmek8
- bu ülkeye başka erdoğan gelmez3
- oyum ak partiye3
- favori coldplay şarkınız4
- türkiyeliyim var mı bir sorun3
- rte'nin yürüme problemi yaşaması3
- sözlüğün canlanması için gerekenler3
- yazarların en son bitirdiği kitap6
- korku filmi izlerken sarılacak birisinin olmaması6
- beyaz keten iç çamaşırı belli ediyor14
- recep tayyip erdoğana sahip çıkalım3
- protein ağırlıklı beslenince yaşanan kabızlık14
- aylık 511 bin tl iyi para mıdır sorunsalı4
- gecenin güzel olması2
- ispanya daki göçmen krizi8
- cırcır böceklerinin hala ötmesi2
- ne mutlu türküm diyene3
- hırvatistan12
- puantiye modasının bokunun çıkması4
- insan olmaya yarim kala2
- akp ve mhp sol partilerdir3
- arkadaşlar sanki sözlükte birileri kavga ediyor2
- kele şaplak atmanın hazzı ve dayanılmaz istek3
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri8
- can kolukısa2
- beni özleyenler elime mum diksin15
- her gün alkol almak4
- yeni dünya düzeni4
- arkadaşlar hangi diziye başlasam4
- bu haftaki gammaz listesi2
- mutlu kalmak için öneriler6
- özgür özel3
- kadir mısıroğlu rum mu ermeni mi sorunsalı9
- donuzlamak2
- aylık 508 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- gotik erkek2
- ne mutlu türkiyeliyim diyene2
- sözlükteki derin yapılanma4
- noel gallagher vs liam gallagher2
- kaç yılda bir nesil atlıyoz sorusu2
- yapay zekaya entry yazdırmak5
- aldatmak mı aldatılmak mı2
- yunanistan29
- yeni gelin adayının çıldırtan talepleri6
1999'da Stephen King'in Yeşil Yol adlı romanından uyarlanan, yönetmenliğini Frank Darabont'un yaptığı ve Tom Hanks'in başrolunu oynadığı çok beğendiğim film geldi aklıma.
(bkz: the way)
(bkz: grup yol)
tek kelimeyle bir sinema başyapıtı...
mahkum mehmet salih'in, deniz kenarında karısından gelen mektubu okurken ki ruh hali, seyit ali'nin avluda düşünceli bir şekilde cigara içerken ki o unutulmaz bakışları, yakınlarından deli gibi mektup bekleyip, mektup yerine havasını alan mahkumlar, hiç susmayan anonslar, duyurular, firariler, iç gıcıklayıcı koğuş ortamı ve sonunda kapıya asılan bayram izinleri...
seyit ali'nin, karın kışın kıyametin ortasında zar zor ilerlemeye çalışan içi istiflenmiş insan dolu minibüsle köye gelişi, yol kenarlarındaki aç kurtlar, hiç susmayan çakal sesleri, bunaltıcı sahneler.. ve belki de bunlardan en birincisi, en zor olanı, en yıkanı, en parçalayanı, seyit ali'nin acı çeken atını vurduğu sahne.. bu sahne çekilirken tarık akan ata kıyamamıştır ve tetiği yılmaz güney'in yeğeni çekmiştir..
dikkat edilirse bu sahnede tetiği çekenin sırtı kadraja dönüktür. filmin sansürsüz halinde atın vurulma anı yer alırken, sansürden geçmiş halinde sadece kara fışkıran kanları görürüz.. ve tabi ki daha sonra atın leşine üşüşen çakallar, kurtlar..
ayrıca yıllar sonra karısı ile karşı karşıya gelen seyit ali'nin gözlerindeki acı ve nefret dolu bakışlar, zine'nin kocasına söylediği inanılmaz derecede muhteşem yazılmış diyaloglar tek kelimeyle binlerce kez izlenmeye değerdir.
ve o amansız yolculuk. zine, ayaklarına paketinden yeni açılmış, akrabasının yazlık pabuçlarını giyer. seyit ali yanına oğlunu da alır ve başlarlar karda yürümeye.. sözde amaç sancak'a ulaşmaktır. fakat çok geçmez zine yazlık pabuçlarla soğuğa dayanamaz, başlar yere yığılıp acıdan çığlık atmaya. seyit ali yerdeki zine'nin yanına gelir ve zine'nin söylediği tek bi cümle seyit ali'yi yıkmaya yeter de artar bile. ne kin kalır geriye, ne de öfke..
- sen eskiden ne kadar iyi bir insandın seyit ali, bana kaval çalardın. sen kaval çalınca ben ağlardım..
oğlunun donmasın diye anasına vurduğu kırbaçlar, seyit ali'nin zine'yi sırtına alıp koşmaya başlaması, pişmanlık, acı, gözyaşı ve delicesine birbirine giren duygular..
ve tabi ki son sahnede, tarık akan'ın trende hıçkıra hıçkıra ağlaması..
doğu'da ki asker kaçakçı çatışmaları, evladını nüfusuna alamayan aileler, o dönem yasaklı olan bülent ersoy'un posterleri ile kenan evren'in posterlerini yan yana satan işportacılar, trende linç edilen insanlar, abisinin karısı ile evlendirilmek zorunda kalan günahsızlar ve tabi ki o dönem takma bir isim kullanarak filmin müziklerini yapan zülfü livaneli..
not; film, fransa, abd ve bazı ülkelerde hemen vizyona girerken, türkiye'de 12 şubat 1999 tarihinde (17 yıl sonra) sansürlü haliyle sinemalarda gösterilmiştir..
mahkum mehmet salih'in, deniz kenarında karısından gelen mektubu okurken ki ruh hali, seyit ali'nin avluda düşünceli bir şekilde cigara içerken ki o unutulmaz bakışları, yakınlarından deli gibi mektup bekleyip, mektup yerine havasını alan mahkumlar, hiç susmayan anonslar, duyurular, firariler, iç gıcıklayıcı koğuş ortamı ve sonunda kapıya asılan bayram izinleri...
seyit ali'nin, karın kışın kıyametin ortasında zar zor ilerlemeye çalışan içi istiflenmiş insan dolu minibüsle köye gelişi, yol kenarlarındaki aç kurtlar, hiç susmayan çakal sesleri, bunaltıcı sahneler.. ve belki de bunlardan en birincisi, en zor olanı, en yıkanı, en parçalayanı, seyit ali'nin acı çeken atını vurduğu sahne.. bu sahne çekilirken tarık akan ata kıyamamıştır ve tetiği yılmaz güney'in yeğeni çekmiştir..
dikkat edilirse bu sahnede tetiği çekenin sırtı kadraja dönüktür. filmin sansürsüz halinde atın vurulma anı yer alırken, sansürden geçmiş halinde sadece kara fışkıran kanları görürüz.. ve tabi ki daha sonra atın leşine üşüşen çakallar, kurtlar..
ayrıca yıllar sonra karısı ile karşı karşıya gelen seyit ali'nin gözlerindeki acı ve nefret dolu bakışlar, zine'nin kocasına söylediği inanılmaz derecede muhteşem yazılmış diyaloglar tek kelimeyle binlerce kez izlenmeye değerdir.
ve o amansız yolculuk. zine, ayaklarına paketinden yeni açılmış, akrabasının yazlık pabuçlarını giyer. seyit ali yanına oğlunu da alır ve başlarlar karda yürümeye.. sözde amaç sancak'a ulaşmaktır. fakat çok geçmez zine yazlık pabuçlarla soğuğa dayanamaz, başlar yere yığılıp acıdan çığlık atmaya. seyit ali yerdeki zine'nin yanına gelir ve zine'nin söylediği tek bi cümle seyit ali'yi yıkmaya yeter de artar bile. ne kin kalır geriye, ne de öfke..
- sen eskiden ne kadar iyi bir insandın seyit ali, bana kaval çalardın. sen kaval çalınca ben ağlardım..
oğlunun donmasın diye anasına vurduğu kırbaçlar, seyit ali'nin zine'yi sırtına alıp koşmaya başlaması, pişmanlık, acı, gözyaşı ve delicesine birbirine giren duygular..
ve tabi ki son sahnede, tarık akan'ın trende hıçkıra hıçkıra ağlaması..
doğu'da ki asker kaçakçı çatışmaları, evladını nüfusuna alamayan aileler, o dönem yasaklı olan bülent ersoy'un posterleri ile kenan evren'in posterlerini yan yana satan işportacılar, trende linç edilen insanlar, abisinin karısı ile evlendirilmek zorunda kalan günahsızlar ve tabi ki o dönem takma bir isim kullanarak filmin müziklerini yapan zülfü livaneli..
not; film, fransa, abd ve bazı ülkelerde hemen vizyona girerken, türkiye'de 12 şubat 1999 tarihinde (17 yıl sonra) sansürlü haliyle sinemalarda gösterilmiştir..
henüz yazılmamasına şaşırdığım, 7:38 dakikalık harika replikas şarkısı
sözlerini yazayım da lak diye otursun** :
bir çiçek uzanır, kanlı bedenimden.
kıvrımlarında, kaybolur yalanın.
şahitler çift, gülen yüzünde.
kokun uzak, kalmıştı bizlerden.
nefesler yavaşça artıyor üzerimde,
sahipler belirsiz zaman yerlerde...
aaaaaahh...
sözlerini yazayım da lak diye otursun** :
bir çiçek uzanır, kanlı bedenimden.
kıvrımlarında, kaybolur yalanın.
şahitler çift, gülen yüzünde.
kokun uzak, kalmıştı bizlerden.
nefesler yavaşça artıyor üzerimde,
sahipler belirsiz zaman yerlerde...
aaaaaahh...
"1982, 114'', Türkiye-isviçre
Yönetmen: Şerif Gören
Senaryo: Yılmaz Güney
Görüntü Yönetmeni: Erdoğan Engin
Müzik: Sebastian Argol, Kendal
Kurgu: Yılmaz Güney, Elisabeth Waelchli
Yapımcı: Onet Keusch
Oyuncular: Tarık Akan, Şerif Sezer, Halil Ergün, Necmettin Çobanoğlu, Hikmet Çelik, Tuncay Akça "
bazı filmleri birden fazla izlemek gerekiyor. bence yol filmi de bunlardan biri. izledikçe gözden kaçan sahneleri yakalamak büyük mutluluk veriyor. örneğin seyyit ali'nin atla köye ilelediğ sahne, seyyit ali'nin oğluna veda edişi.
mevlüt'ün nişanlısı ile olan diyaloğu...
"25 yıl aradan sonra, Yılmaz Güney'in Yol'u kurgularken çalıştığı iki sinemacı Waelchli ve Keusch, filmin çekimlerinde aslında altı mahkum olduğunu ancak bu mahkumlardan birinin kurgu sırasında çıkarıldığını söyledi. Bu altıncı hikaye, Walechli ve Keusch tarafından 30 dakikalık bir film haline getirildi."
`
üçüncü uluslararası işçi filmleri festivali`'nde bu 30 dakikalık filmi izlemek de mümkün.
Yönetmen: Şerif Gören
Senaryo: Yılmaz Güney
Görüntü Yönetmeni: Erdoğan Engin
Müzik: Sebastian Argol, Kendal
Kurgu: Yılmaz Güney, Elisabeth Waelchli
Yapımcı: Onet Keusch
Oyuncular: Tarık Akan, Şerif Sezer, Halil Ergün, Necmettin Çobanoğlu, Hikmet Çelik, Tuncay Akça "
bazı filmleri birden fazla izlemek gerekiyor. bence yol filmi de bunlardan biri. izledikçe gözden kaçan sahneleri yakalamak büyük mutluluk veriyor. örneğin seyyit ali'nin atla köye ilelediğ sahne, seyyit ali'nin oğluna veda edişi.
mevlüt'ün nişanlısı ile olan diyaloğu...
"25 yıl aradan sonra, Yılmaz Güney'in Yol'u kurgularken çalıştığı iki sinemacı Waelchli ve Keusch, filmin çekimlerinde aslında altı mahkum olduğunu ancak bu mahkumlardan birinin kurgu sırasında çıkarıldığını söyledi. Bu altıncı hikaye, Walechli ve Keusch tarafından 30 dakikalık bir film haline getirildi."
`
üçüncü uluslararası işçi filmleri festivali`'nde bu 30 dakikalık filmi izlemek de mümkün.
Kalktılar. Yürümeyi yapıştırdılar demin yırttıkları yerden. Adam yola ettiği eziyeti inceliyor, kadın çok sevdiği ayakkabılarını birbirine değişik açılarda basarak kimbilir hangi dansı hangi adımları deniyordu. Çirkin beton bir elektrik direği geçti aralarından.
"Ne kadar yürünse ne olur bu yol?"
Adam adımlarını yavaşlattı. Kadın hızlanıyordu ve ardına bakmıyordu. Sanki uzun süredir birlikte yürümüyorlardı.
Adam durdu, kadın gidiyordu.
Adam karşı kaldırıma geçti, geri döndü. Sıfırdan başladı yürümeye.
Yol aynı yol, ısırganlar sanki daha sevecen.
Hem kundura boyacısı hem hüznünün işportacısı bir çocuk oturmuş yolun kıyıcığına gülümsüyordu;
- N'aber ?
- iyi !
- Gel oturalım şu çay bahçesine, parlat bakalım dul ayakkabılarımızı.
- Yenge n'oldu ?
- Yolu sevdi, yürüyor.
"Ne kadar yürünse ne olur bu yol?"
Adam adımlarını yavaşlattı. Kadın hızlanıyordu ve ardına bakmıyordu. Sanki uzun süredir birlikte yürümüyorlardı.
Adam durdu, kadın gidiyordu.
Adam karşı kaldırıma geçti, geri döndü. Sıfırdan başladı yürümeye.
Yol aynı yol, ısırganlar sanki daha sevecen.
Hem kundura boyacısı hem hüznünün işportacısı bir çocuk oturmuş yolun kıyıcığına gülümsüyordu;
- N'aber ?
- iyi !
- Gel oturalım şu çay bahçesine, parlat bakalım dul ayakkabılarımızı.
- Yenge n'oldu ?
- Yolu sevdi, yürüyor.
hayatının bir parçasından dişleriyle kopardığı deneyimlerinin yüreğinin kanıyla pişiren yılmaz güneyin muhalif başyapıtı. baş yapıttır zira insanlarınn ırklarından dolayı işkencelere, maruz kaldığı, öldürüldüğü 12 eylül döneminde başkalarının sesi ya da olmayanların(!) sesi olabilmiş ve bunu da evrensel pencereden bir saray edasıyla gösterebilmiştir. gerçektne marjinal bir hayat hikayesine haiz olan zat, burda marjinalitesini konuşturmuş, türk törelerinden cezaevi yapısına kadar yergi bombandırmanına tutmuş ve bu bombordımandan bir sanatsal bir zaferle çıkmıştır. bu filmi anlayanlar size öve öve bitiremeyecek, dalkavuklar anlamadan alkışlacak, sadece siyaseten gayrı düşenler ise yuhalayacaktır sadece. izlenilmediyse mutlaka edinilmesi gereken bir boş ucu dvd si olabilir rahatça. yılmaz güney'in türk sinemasına çizdiği yol'u genişletelim(!)
özlem tekin'in öz albümünden gaz bir parça. sözleri de şöyle:
Bir sis var önümde hiç bilinmeyen
Bir ses var içimde yolu gösteren
Bu hayat benim
Benimse eğer
Kimse karışmazsa yaşamaya dğer
Daha yol yakınken
Herşeyi kendine sor kendinden öğren
Yanlış senin tek hazinen
Daha yol yakınken
Kır zincirleri utansın cümle alem
Yarın senin tek hazinen
Daha yol yakınken
Bir sis var önümde hiç bilinmeyen
Bir ses var içimde yolu gösteren
Bu hayat benim
Benimse eğer
Kimse karışmazsa yaşamaya dğer
Daha yol yakınken
Herşeyi kendine sor kendinden öğren
Yanlış senin tek hazinen
Daha yol yakınken
Kır zincirleri utansın cümle alem
Yarın senin tek hazinen
Daha yol yakınken
David Lynch'in Kayıp Otoban filmi beni yoldan usandırmıştı. filmin yarısı yol seritleri üzerine. izlediğim en kötü filmdi. bu filmin hastaları var, kusura bakmasınlar.
cok hizli bir sekilde üzerinden gectiğimiz, geri dönü$ün olmadiği o acaip kulvar.
toplumsal gerçekçi bir yılmaz güney eseri.
eski bir arap atasözü, "yola çıkmadan önce arkadaşını seç" der...
unutma albümünde yer alan ilkay akkaya eseri.
ezgisiyle acı bir kıpırdanma yaratır yüreklerde...soluksuz dinlenir, dinletir kendini..."yolum, yoldaşım oldu" sözüyle de bam teline vurgun yapar özetler her şeyi...
Bahardım soldum uzun yıllar ardında
Turnalar geçti başımdan sokaklarımdan
Yollar akıp giderken yıllar geçip giderken
Yolum, yoldaşım oldu
Sokaklarda kan vardı
Ölüm vardı hatıramda
Kaybolurken genç ömürler
Zaman sustu beni yol tuttu
Sustum, kül içinde ateş
Soldum, gül içinde o düş
Yolum yoldaşım oldu
Düşlerin gülüşleri armağan bana
Kederi armağan bana yolculukların
Yollar akıp giderken yıllar geçip giderken
Yolum, yoldaşım oldu
Duvarlarda suret idim
Solup giden gülüş gibi
Düş olurken genç ömürler
Ateş sustu beni kül tuttu
Sustum, kül içinde ateş
Soldum, gül içinde o düş
Yolum yoldaşım oldu
Sustum, külde ateş idim
Soldum, gülde kızıl idim
Yolum, yoldaşım oldu.
ezgisiyle acı bir kıpırdanma yaratır yüreklerde...soluksuz dinlenir, dinletir kendini..."yolum, yoldaşım oldu" sözüyle de bam teline vurgun yapar özetler her şeyi...
Bahardım soldum uzun yıllar ardında
Turnalar geçti başımdan sokaklarımdan
Yollar akıp giderken yıllar geçip giderken
Yolum, yoldaşım oldu
Sokaklarda kan vardı
Ölüm vardı hatıramda
Kaybolurken genç ömürler
Zaman sustu beni yol tuttu
Sustum, kül içinde ateş
Soldum, gül içinde o düş
Yolum yoldaşım oldu
Düşlerin gülüşleri armağan bana
Kederi armağan bana yolculukların
Yollar akıp giderken yıllar geçip giderken
Yolum, yoldaşım oldu
Duvarlarda suret idim
Solup giden gülüş gibi
Düş olurken genç ömürler
Ateş sustu beni kül tuttu
Sustum, kül içinde ateş
Soldum, gül içinde o düş
Yolum yoldaşım oldu
Sustum, külde ateş idim
Soldum, gülde kızıl idim
Yolum, yoldaşım oldu.
türkiyede bi türlü becerilemeyen, üzerinde arabaların sarsılmadan, zıpmaladan, jant kapağını fırlatmadan gidebiliceği uzun ince düzlük...
...neyse-varsın sen; ve ben, elbet
bulacağım bir yol-varsa eğer bir yol
--ya da benim varsa, bir yol bulma
yeteneğim-yetersem buna. *
bulacağım bir yol-varsa eğer bir yol
--ya da benim varsa, bir yol bulma
yeteneğim-yetersem buna. *
töreleri ve 80 li yıllardaki darbe ortamını çarpıcı bir şekilde ortaya koyan, izlenmesi gereken bir türk filmidir...
hayatın ta kendisi.
önündeki bütün yollar yürünebilir olan birisi, kaybolmuş demektir.
(bkz: martin jol)*
çelik'in 2002 yılında çıkardığı albümünün adı.
tarikat kelimesinin anlamıdır
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar