bugün

/27
''Yüreğim ıslaktır benim kuytularda ağlamaktan ve hafif uçuktur rengi kurusun diye kac kez güneşe asılmaktan...''
memleketlim olduğundan dolayı mutluluk duyduğum ender sanatçılardan biridir.. aziz nesin deyimiyle iki bok bilen şair kişisidir.
elma şekeri
sevgilim kızma sakın
ve lütfen yalnış anlama
kırmızı rujunu sürünce sen
küçükken paramın yetmediği
elma şekerleri geliyor aklıma.
giderim diye bir şiiri mi bir dörtlüğü mü beyiti mi ? artık neyse facebook şairlerini bir kez daha gaza getirmiştir.
önceki gaza gelmeler için ; (bkz: küçük iskender) (bkz: can yücel) (bkz: nazım hikmet) (bkz: nfk)
itiraf etmeliyim ki sunay akın'ın yazılarına nette rastlarken okurdum sadece, beğenirdim de ve kendisini bayan sanardım. Arkadaşımın elinde bir kitabına rastladım bir gün çok sever sunay akın yazılarını. Bana şu soruyu sormuştu;

- Sende okurmusun sunay akın? bitirdikten sonra verebilirim diye.
- Okumaz olurmuyum. Çok severim sunay ablanın kitaplarını yahu! (neden böyle bir cevap verdiysem artık)
yüzüme baktı ve gülümsedi...
- Abi demek istedin galiba dedi. Sunay akın bayan değil erkek. dedi.

ne çok utanmıştım...
"yine bir kömür
kütürdedi sobada
kayıp bir madencinin
kalbi rastgeldi
atıverdi sıcak odada"

evet, eski bir şair. cemal süreya'yı yanıltmamış, tıkanan şiire el atmıştır. günümüzde tıkandığını düşünüyorum.
ÇEKMECE

Büyüklerle ben yapamıyorum
çocuklar da almıyor beni oyunlarına
devlet dairesinde
yangından kurtarılmayacak
sıkışmış bir çekmece gibiyim
açılamıyorum sana

Kardeşiyle sokaklarda hep
bir örnek giydirilen sen
nasıl sevmezsin eşitliği
yürürken düşen çoraplarını
aynı hizaya getirmek için
annen değil miydi önünde diz çöken

Öpüşme sahnesinin tam ortasında
içeri girdiğin yazlık sinemanın
yer göstericisiyim
yürüyorsun fenerimin ışığında
yer: Kız Kulesi
ve sonu ayrılıkla bitecek
hüzünlü bir aşk filmini oynuyor
beyaz duvarında

Bir kez olsun çıkmazken ağzından
seni sevdiğimi
her gün söylememi yadırgama
bil ki bu şehirde
iskelenin verilmesini
beklemeden atlarım vapurlara

Son karesi gibi Red Kit'in
batan güneşe doğru
sürerken atımı
gitme kal demeni bekliyorum
ama yalnızca
rüzgar çekiştiriyor atkımı

SUNAY AKIN
Ayrılık

iki rayı gibiyiz
Bir tren yolunun
Yakın olması
Neyi değiştirir
Son istasyonun
Sunay Akın
ileride biri onu anlatırken alakasız bir yerden konuşmaya başlayıp cümlelerini " işte o adam sunay akın'dı. "diye bitirsin istediğim şairdir.
trabzonlu şairdir.
biraralar hayranlıkla okuduğum ancak daha sonra beni yazdıkları ile kendisine hayran bırakmış ''aa öyle miymiş, aaa bunu bilmiyordum bak, aaa vaaaa'' nidalarına beni gark etmiş kişilik olarak çok sevdiğim romantik yazardır. ancak daha sonra yazdığı hikayelerin birçoğunun şehir efsanesi olduğunu öğrendiğim ve beni yine şaşkına çevirmiş yazardır.
şeytan tüyü vardır kendisinde. yalancısın dolancısın ama seviyorum.
"giydikçe açılır" diyen tezgahtar, "uzadıkça şekil alır" diyen kuaför, ve "zamanla unutursun" diyen arkadaş... bunların hepsi aynı örgüte üye...
Kitaplarını okumaktan zevk aldığım yeni kitaplarını merakla beklediğim oyuncak sever. hikaye anlatmaya bayılan kalifiyeli bir yazardır. Ayrıca istanbul Oyuncak Müzesini Kurmustur,Antalya ya acılacak olan oyuncak müzesi için girişmlere başlamıstır.
Sana Yakın Şiirinden...
Bir hitit çanağıyım
toprağa gömülü
ve sen
ilk kazısını yapan
bir arkeolog ürkekliğiyle
ellerinin arasına
al beni
Tek dileğimdir çünkü benim
sana yakın bir Sunay Akın
Bir bavul dolusu cümle var defterimde. Yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim.Sen yollarına yirmi dokuz harfle acı döşeyen birine, "Yara" değil de, "Yâr" diyebilir misin? diyerek beni kendisine hayran bırakan son yılların en iyi şairlerinden birisi.
"Abc'yi onlar öğrettiler Che'yi biz öğrendik"

bu sözün sahibi insandır. ne de güzel söylemiştir...
ikimizde aynı şeyi düşünüyoruz, ben seni, sen kendini... sunay akın
bu sabah itibariyle 29 ekim i kutlamak için hisar okullarına teşrif etmiş ve yine herkese kendini dinlettirmiş garip insan.bi de gösteri biletleri tuzlu olmasa süper olacak.
Çay bardağında bırakılan dudak payı kadar uzak kalamadım gözlerine...
ilkokul birinci sınıfta okuyan çocuk, okuldan çıkar çıkmaz çırak olarak çalıştığı dükkâna gidiyor, yerleri siliyor, ustasına çay dolduruyordu. gece geç dönüyordu evine. avluya açılan bir kapı bir şato kapısından farksızdı. çocuk, ayak parmaklarının ucuna kalkıp mandala uzansa da dilini aşağıya çekecek güç cılız kollarında yoktu. yorgun çırak, kapının eşiğine oturuyor ve sokaktan kendisine yardım edecek bir gece bekçisinin ya da sarhoşun geçmesini bekliyordu. zaman makinesi icat ve bana tarihte yalnızca bir güne gitme hakkı verilse hiç düşünmeden o çocuğun önünden geçmek isterdim. beni görünce sevinecek ve şunları söyleyecektir. 'abi ben terzi çırağıyım. ustam işten geç bıraktı... gücüm yetmiyor... şu kapının mandalını açsana! ..' gülümserdim... saçlarını okşardım, diyeceğim ama başında mutlaka 5 numara traş vardır! .. açardım kapıyı... o da 'sağ ol abi' der ve yorgun bedeniyle avlunun karanlığında kaybolurdu gözden... ben de derdim ki ardından:

"sen sağ ol baba! .. hayatta bana açtığın tüm kapılar için sen sağ ol! .."

sunay akın
çok heyecanlı konuşan adam.kitaplarını okumuşluğum var,anlattıkları yalan mıdır bilmem ama güzel.

ayrıca türkmax kanalındaki programı da hoş.
ekşi sözlük'te her yazar sunay akın ile anılarını anlatıyor.sanki sunay akın bunları her pazar evine davet ediyor.yada maalesef bu üstad ile dalga geçiyorlar.
şahan gökbakar'ın tabiri ile tramvay abakan. ismini her duyguğumda ve her gördüğümde ''dursun bu hayasızca akın'' demekten kendimi alamıyorum.
hazerfan çelebi için yazdığı şu mısralar ile yardırmış kişidir.

sürgüne gönderildiği kentte
seyrederken istanbul’a
yelken açan gemileri
konuverdi masasına
üst üste
iki kelebek

yeni bir düşü vardı;
uçarken sevişmek
(bkz: oyuncak müzesi)
olamamış meddah ...

aksanı ise dilden, şiirden, türkçeden soğutur insanı.
© copyright 2005 - 2026